ASUS UL30A İnceleme

Dizüstü bilgisayarlar her geçen gün daha da yaygınlaşmaya devam ediyorlar. Tüm dünyada satışlara baktığımızda dizüstü bilgisayar satışlarının, masaüstü bilgisayar satışlarının önüne geçtiğini görüyoruz. İnsanlar artık bilgisayarlarını yanında taşımak ve her yerde kullanabilmek istiyorlar. Bu sebeple dizüstü modellerin gördüğü ilgi sürekli artıyor.

ULV sınıfı dizüstü bilgisayarlar pek fazla bilinmiyor

Ancak bir dizüstü bilgisayar almadan önce, alacağınız ürünü ne şekilde kullanacağınızı iyi düşünmelisiniz. Dizüstü bilgisayarlar kullanım alanlarına ve şekillerine göre çeşitli sınıflara ayrılmış durumdalar. Performanstan vazgeçip, çok hafif ve sadece çok basit işlemleri yapabilen bir model arıyorsanız netbook’lara, oyun oynamak, yüksek kalitede film izlemek istiyorsanız oyun dizüstülerine yönelmelisiniz. Oyun dizüstüleri pahalı geldiyse performanstan biraz ödün vererek uzun pil ömürlü ve netbook’lardan daha güçlü standart modelleri tercih edebilirsiniz. Ancak bunların da ağır olması, taşıma konusunda sıkıntı yaşatabilir.

{pagebreak::ULV sınıfının farkı}

ULV sınıfının farkı

Peki, hem hafif ve ince, hem de oyun oynayacak kadar olmasa da iyi performans veren bir dizüstü almak istiyorsanız ne yapmalısınız? Bunun cevabı ULV dizüstü modelleri olacaktır. Ultra Low Voltage’ın kısaltması olan bu üç harfi gördüğünüz zaman aklınıza incelik ve ortalama performans gelmeli.

Üründe Intel Core 2 Duo SU9400 işlemci yer alıyor

Intel’in bu sınıfa dahil işlemcilerinden çift çekirdekli Intel Core 2 Duo SU9400 işlemcisine sahip olan ASUS UL30A da bu bahsettiğimiz modellerden biri. 1,4 GHz’lik saat hızına sahip olan bu işlemciyle beraber 4 GB belleğe sahip olan ASUS UL30A’da grafik yongası olarak tümleşik Intel GMA X4500 MHD bulunuyor.

{pagebreak::PCMark Vantage}

PCMark Vantage

{GRAPH::372}

{GRAPH::373}

{GRAPH::374}

{GRAPH::375}

{GRAPH::376}

{GRAPH::377}

{GRAPH::378}

{GRAPH::379}

{pagebreak::Performans}

Performans

Sahip olduğu bu donanım sayesinde ürün, aynı sınıftaki rakiplerine kıyasla çok daha iyi performans sunuyor. Yaptığımız performans testlerinin hepsinde ASUS UL30A, diğer ULV sınıfı dizüstü bilgisayardan iyi performans verdi. Bazı alanlarda farklar göz ardı edilebilecek seviyede olsa da ürün liderliği hiçbir teste kaptırmayarak bizlerin beğenisini kazandı.

UL30A performans açısından türünün en iyileri arasında

Performanstan bahsedince aklınıza oyun oynamak gelmesin. Bu tip modellerle akıcı bir şekilde oyun oynamak imkansız. Genel olarak ince olmaları nedeniyle, içlerinde bulunan donanımın da bazı sınırları var. Ancak öte yandan film seyretmek, müzik dinlemek, ofis uygulamaları kullanmak, internete girmek gibi işlerde UL30A’nın performansı rakiplerinden bir adım ötede.

{pagebreak::İncelik ve pil ömrü dengesi}

İncelik ve pil ömrü dengesi

ULV sınıfı dizüstü bilgisayarların en önemli özelliklerinden biri küçük ve ince boyutlara sahip olmaları. Netbook modelleri kadar ufak boyutlarda değiller elbette fakat onlardan daha fazla performans veriyorlar. 32,2 x 23,3 x 1,48 cm boyutlara sahip olan ASUS UL30A’nın da pil ömrü konusunda çok muhteşem bir performans gösterdiğini söyleyemeyeceğiz. Battery Eater ile yaptığımız pil ömrü testinde üründe bulunan dört hücreli 2200mAH pil tam 154 dakika dayanabildi. ASUS’un, 12 saat dayandığını iddia ettiği pilin biraz daha uzun süre çalışmasını beklerdik.

Ürün şık ve ince

Tasarım konusuna gelecek olursak ASUS UL30A’nın dış görünüşünün gerçekten çok şık olduğunu söylemeliyiz. Parlak siyah rengin hakim olduğu ürünün dış görünümü gerçekten çok güzel olduğunu söylemek gerek. Bu renk, tasarım ve incelik ile birleşince ortaya çok daha hoş bir görüntü çıkarıyor. Ürünün pil dahil ağırlığı 1,5 kg. Bu sayede taşıma konusunda hiçbir zorluk yaşamıyorsunuz.

{pagebreak::Ekran ve klavye}

Ekran ve klavye

Ufak boyutlara sahip dizüstü bilgisayarlarda yaşanan en önemli sorunlardan biri klavyenin kullanışsız olmasıdır. ASUS UL30A ise bu konuda hiçbir sıkıntı yaşatmıyor. Tuşların boyutları gayet büyük ve basması kolay. Tuşların büyük ve kullanışlı olmasının götürüsü ise nümerik klavyenin kaldırılması olmuş fakat bu da fazla dert edilecek bir şey değil. Touchpad ise bizim görüşümüze göre çok kullanışlı değil. Tuşlara basmak biraz zor ve parmağınızın algılanmasında ara sıra sorunlar yaşanabiliyor.

Klavyenin kullanımı oldukça rahat

ASUS UL30A’da bulunan 13,3 inçlik ekran en yüksek 1366 x 768 çözünürlüğe destek veriyor. Ekranın parlaklık seviyesi gayet tatminkar ve renkler gerçekten canlı yansıtılıyor. Bunların haricinde ürünün üzerinde üç adet USB girişi ve birer adet HDMI ve VGA çıkışı yer alıyor.

{pagebreak::Sonuç }

Sonuç

ULV sınıfı dizüstü bilgisayarlar kullanıcılar tarafından fazla bilinmiyorlar. Aslına bakılacak olursa bu sınıftaki ürünlerin sağladığı avantajlar oldukça fazla. Netbook’lara kıyasla biraz daha büyük olmalarına rağmen ULV dizüstü bilgisayarlar sunduğu performansla daha başarılı ürünler olarak göze çarpıyor. Netbook’ların performansından memnun değilseniz, incelikten ve hafiflikten ödün vermeden ULV sınıfı ürünlere yönelebilirsiniz.

UL30A bizlerin beğenisini kazanmayı başardı

Test merkezimizde konuk ettiğimiz ASUS UL30A ise bu sınıfta rastladığımız en iyi modellerden biri. Performans açısından benzerlerinden bir adım ileride olan UL30A tasarımı, hafifliği ve kullanışlılığı ile de bizlerin beğenisini kazanmayı başardı. Pil ömrü konusunda ise biraz geride kalan ürün yine de kendine yeni bir dizüstü bilgsayar almak isteyenlerin mutlaka düşünmesi gereken bir model.

{pagebreak::Teknik özellikler}

Teknik özellikler

ASUS UL30A

Dizüstü bilgisayar

İşlemci: Intel Core 2 Duo SU9400 (1,4 GHz)
Yonga seti: Mobile Intel GS45 Express
Bellek: 4 GB DDR3 1066 MHz
Ekran: 13.3″ (1366 x 768)
Grafik yongası: Intel GMA X4500MHD
Sabit disk: 2,5″ SATA 320 GB
Kart okuyucu: SD, MMC, MS, MS-Pro, XD
Kamera: 0,3 MP webcam
Pil: 4 hücre 2200mAh
Boyutlar: 32.2 x 23.3 x 1.48 cm
Ağırlık: 1.50 kg (pil dahil)
Giriş çıkışlar: 1 x Microphone-in, 1 x Headphone-out, 3 x USB 2.0, 1 x RJ45 LAN, 1 x HDMI, 1 x VGA

Bilgi için: ASUS Türkiye
Web: http://www.asus.com.tr/
Fiyat: –

:: ASUS’un bu modelini nasıl buldunuz?

Office 2010 Beta İnceleme

Microsoft‘un merakla beklenen program paketi Office 2010 Beta olarak yayınlanmaya başladı. Test süreci sırasında, programı kullanıp fikirlerinizi firmaya aktarıyorsunuz. Bu şekilde, esas sürümün gelişmesine yardımcı olacaksınız. Sizin için bu ofis paketinin içerdiği programları inceledik.

Windows 7‘ye benzerliğiyle dikkat çeken Office 2010’un en büyük özelliği, geliştirilmiş menüleri ve her programın farklı bir renkte çalışması. Mesela Word’ün dosya menüsü maviyken, Excel’in ki yeşil. İşte merak edenler için programın Professional Plus sürümüyle ilgili detaylar.

{pagebreak::2}

Word 2010

İşi yazıyla ilgili herkesin mutlaka kullandığı Word, Office uygulamaları içerisinde en popüler olanı. Programda ilk dikkat çeken şey, Windows 7’yi daha çok andıran Ribbon menü sistemi. Bir önceki sürümde de bulunan bu sistem, şimdi daha geliştirilmiş ve görsel olarak zenginleştirilmiş. Dosyalar başlığı altında bulunan menüler artık tam sayfa. Burada üzerinizde çalıştığınız yazının bir özetiyle karşılaşıyorsunuz. Ne kadar sürede yazdığınız, yazarın adı gibi bilgiler bulunuyor.

Yeni Baskı (Print) menüsü sayesinde, çıkartacağınız sayfanın özelliklerini düzenleyebiliyorsunuz. Bir yanda, baskı yapacağınız sayfanın önizlemesini görüyorsunuz. Yaptığınız ayarlar buradan izlenebiliyor.

Recent sekmesi altında ise, daha önce hazırladığınız yazılara ulaşabiliyorsunuz. Tıkladığınız yazılar özel bir pencerede açılıyor.

Share (Paylaş) kısmına tıklarsanız, Microsoft’un sosyal platformlarda daha etkili olmak için attığı adımları göreceksiniz. Bu menüden, yazdığınız dosyayı hemen mail olarak yollayabiliyorsunuz. Dosyaları, PDF, XPF olarak da kaydedebiliyorsunuz. Ayrıca, blog’unuza, SkyDrive ve SharePoint hesaplarınızı da dosyaya kolayca yükleyebiliyorsunuz.

 

{pagebreak::3}

Klasik “Kopyala/Yapıştır” özellikleri de yeniliklerden nasibini almış. Word‘ün üzerinde sağ tıkladığınız zaman, açılan “Yapıştır” sekmesinde, resim ve yazıları programa aktarabiliyorsunuz. Bu bölüm altında çıkan, simgelerin üzerine geldiğiniz zaman yapıştırma işleminin nasıl olacağına dair ufak bir önizleme izliyorsunuz.

Web sitelerinden bilgi kopyaladığınız zaman, Keep Source Formating (Kaynağın Düzenini Koru), Merge Formating (Sayfayı Olduğu Gibi Kopyala), Keep Text Only (Sadece Yazıyı Koru) seçenekleriyle karşılaşıyorsunuz.

Yeni eklenen Text Effects (Metin Efektleri) özelliği, yazılarında rutini kırmak isteyenlerin ilgisini çekecek. Bu sekmeye tıkladığınız zaman, yazdığınız cümleleri farklı renklerde ve efektlerde düzenleyebilirsiniz.

Daha önce bulunan resimleri düzenleme özelliği geliştirilmiş. Artık eklediğiniz fotoğraflara, farklı efektler verebiliyorsunuz.

{pagebreak::4}

Power Point 2010

Sunum hazırlamak isteyen öğrenciler ve çalışanların sık kullandığı Power Point‘de bazı yenilikler mevcut. Screenshot (Ekran görüntüsü) menüsü normalde başka programlarla yapılan bir özelliği aktif ediyor. Masaüstünde o an açık olan program ve sayfaları sunumunuza ekleyebiliyorsunuz.

Yaptığınız sunumları, Share (Paylaş) menüsündeki Broadcast Slide Show (Slide Gösterinizi Yayınlayın) seçeneğiyle, Microsoft server’larına yükleyebiliyorsunuz. Windows Live kullanıcı adı olanlar, verdiğiniz link’i girip Web tarayıcılarından sunumlarınızı o anda izleyebiliyor. Tabii bu yenilik için güçlü bir internet bağlantısı da gerekli.

 

{pagebreak::5}

Outlook 2010

Özellikle iş yerlerinde çok tercih edilen bu programın en ilgi çekici özelliği sosyal ağlara entegre olması. Şu anda beta sürümünde çalışmıyor olsa da, esas program piyasada olduğunda, elektronik postalarda gelen içerikleri kolayca Facebook ve Twitter hesabınıza aktarabileceksiniz. Posta yollayan kişileri ya da mail’de gelen adresleri de, hemen sosyal ağ hesabınıza ekleyebileceksiniz.

Posta atarken, kazayla rezil olduğunuz durumlar olmuştur. Microsoft çalışanları da bu durumdan ağızları çok yanmış olacak ki, artık Mail Tip (Posta Tüyoları) özelliği var. Postaya cevap verirken ya da onu başkasını yollarken, Outlook sizi uyarıyor. Özellikle çok yüklü bir dosya yolluyorsanız ya da patron gibi daha önceden belirttiğiniz kişilere mail atıyorsanız, program tekrar düşünmenizi söylüyor.

MSN‘deki profil penceresi gibi detaylı hale getirilmiş kişi bilgileri sayesinde, listenizdeki insanlar hakkında detaylı içeriklere ulaşıyorsunuz. Bu eski özellik, MSN yöntemiyle daha ilginç bir hale gelmiş. Gelen postanın üzerine çıkan kutucu kullanıcı profilini varsa resmini görmenizi sağlıyor.

Buradan, kişinin sosyal ağ profilinde yaptığı yenilikleri de görebileceksiniz. Ayrıca o kişiyle yaptığınız yazışmalar da bu kutucuktan ulaşabiliyorsunuz.

Exchange Server 2010 özellikleri sayesinde, sesli mesaj yollama ve alma gibi nitelikler de Outlook’a eklenmiş.

{pagebreak::6}

Excel 2010

Hesap dosyaları için kullanılan program, rakibi muhasebe yazılımlarıyla yarışmayı hedefliyor. Programın en ilgi çekici özelliği PowerPivot adını taşıyor. Buradan birçok farklı iş yaparken, bunların hepsini ayrı potalar halinde ayırabiliyorsunuz. Ayrıca network’ünüzde bulunan ya da daha önceden hazırlamış olduğunuz hesap bilgilerine de bu sistemle ulaşabiliyorsunuz.

Sparklings denilen özellikler sayesinde girdiğiniz bilgileri kısa yoldan tablolar haline getirebiliyorsunuz. Önce hangi hücrelerdeki bilgilerin bir tablo olması gerektiğini seçiyorsunuz. Daha sonra ise, bunların gösterilmesini istediğiniz hücreyi ve ne tarz bir tablo olması gerektiğini belirliyorsunuz. Sistem otomatik olarak onları toparlıyor ve size özel tablolar hazırlıyor.

Slicer adlı özellik, hazırladığınız pota tablolarını daha gösterişli ve yararlı hale getirmenizi sağlıyor. Buradan tasarladığınız hesapları, ana başlıklar altında toparlayabiliyorsunuz. Hazırladığınız dosyaları online olarak yayınlayabiliyorsunuz.

Office 2010 içerdiği online özelliklerle dikkat çekiyor. Ama tüm programlara tek tek baktığımız zaman, süslenmiş efektler ve dikkat çekici yenilikler dışında gerçekten devrim niteliği taşıyan bir şey göremiyoruz. Bazıları sadece, rakiplerinin önünü kesip Office’in çok daha yaygın bir program yapılması için hazırlanmış.

:: Office 2010 sizce Windows 7 kadar başarılı olacak mı?

iPod Shuffle, Küçük Ama Zehir Gibi !

iPod serisine eklendiği andan itibaren Apple’ın en fırlama ürünü olarak tanınan iPod Shuffle, küçük yapısıyla dikkatleri üzerine çekiyor. iPod Shuffle, Mart 2009 itibariyle üçüncü nesil olarak tekrar piyasaya sürülmüştü. Peki iPod Shuffle’da neler değişti? Bir kere cihazın üzerindeki tuşlar tamamen kaldırıldı. Sadece kulaklık girişinin yanında cihazı açmaya, listeyi sıraya göre çalmaya ve karışık çalmaya yarayan bir tuş bulunuyor. Apple da bu kadar tuşun cihaz üzerinde yeterli olacağını savunuyor. Bu iddiasını da yeni Shuffle’da gerçekleştirmiş. Zira cihaz bu şekilde bile oldukça işlevsel bir hale getirilmeyi başarmış.

iPod’ların ses kalitesinden bahsetmeye gerek var mı? Kalite gerçekten de çok üstün. Özellilke iPod ile birlikte gelen kulaklıklardan daha kaliteli kulaklıklar kullanıldığında, bu kadar temiz sesi ancak canlı konserlerde duyabiliyoruz. Fakat bu noktada üçüncü nesil iPod Shuffle küçük bir dezavantaja sahip. Cihaz ile birlikte gelen kulaklığın üzerinde bir aparat bulunuyor ve bu aparat, ses düzeyini değiştirmeye, şarkıyı durdurmaya/çalmaya, bir sonraki/önceki şarkıya geçmeye, şarkının en başına gitmeye yarıyor. Yani ufacık bir aparatta birçok fonksiyon mevcut. Dolayısıyla daha kaliteli bir kulaklık kullanmak akıl karı bir iş olmuyor.

{pagebreak::Kullanım Kolaylığı}

Kullanım Kolaylığı

Küçüklüğü ve sadeliğiyle dikkatleri üzerine çeken iPod Shuffle‘ın, boyutları ise sadece 45.2 x 17.5 x 7.8 mm. Tüm o bangır bangır ses bu ufacık boyutların içerisinden geliyor. 2GB ve 4GB modellere sahip Shuffle, gümüş, açık kırmızı, yeşil ve mavi renklere sahip. Bu ürünü diğer mp3 çalarlardan ayıran bir özellik daha var. O da, bu iPod Shuffle’ın sizinle konuşuyor olması! Evet yanlış duymadınız, iPod Shuffle sizinle konuşuyor. Tabii ki bu konuşma diyalogtan çok, monolog gibi oluyor. Zira konuşmadan kasıt, cihazın size şarkının adını söylemesi oluyor. Tabii bunun için, cihazı iTunes üzerinden senkronize ederken, klasörleri ve şarkı listelerin düzgün tutmalı ve her birini eksiksiz girmelisiniz.


3. nesil iPod nano (solda), 3. nesil iPod Shuffle (sağda)

Ufacık boyutlara sahip olmasının bir avantajı da, cihazın tüm ceplere rahatlıkla girebilmesi diyebiliriz. Aynı şekilde, cihazın arkasında yer alan ataçı sayesinde çanta askınıza ya da benzeri yerlere iPod Shuffle‘ı ataçlayabilir, kolayca kullanabilirsiniz. Bu aşamada iPod Shuffle’ı pantolonunuzun cebine koymanızı tavsiye etmiyoruz. Zira (özellikle uzun boylu biriyseniz) kulaklığın kablosu biraz kısa gelebilir. E diğer kulaklıklarla da standart kulaklıktan alınan verim alınamayacağı için bu kulaklığa ekstradan önem göstermeniz gerekiyor. Pantolonunuzun ön cebine koyduğunuz Shuffle, kısa kalan kulaklığı yüzünden zor anlar yaşayacak ve belki de kulaklık zarar görecek.

{pagebreak::Hareketler}

Hareketler

iPod Shuffle, iTunes üzerinden bilgisayarınıza senkronize edilirken, şarkının verilerini inceleyerek albüm adını, şarkının adını saklıyor ve kulaklığın üzerindeki aparata basılı tuttuğunuzda size bunu söylüyor. Üstelik iTunes üzerinden bu konuşma dilini değiştirebiliyorsunuz. Sıkı durun, türkçe de desteklenen diller arasında yer alıyor! Kulaklık üzerinde yer alan aparata bir kez basınca şarkı duruyorken, iki kere basınca bir sonraki şarkıya geçiyor. üç kere basarsanız, ilk saniyelerde bir önceki şarkıya geçerken, sonraki saniyelerde şarkının başına geliyor. Eğer aparata bir kere basıp ikincisinde basılı tutarsanız, şarkı ileri alınıyor. Aynı şekilde, iki kere basıp üçüncüde basılı tutarsanız bu sefer geriye alınıyor.


Birçok hareketi, kulaklık üzerinde bulunan bu aparat üzerinden yapıyorsunuz

Tüm bu hareketler başta zor ve karışık gibi gelse de, 1 saatlik bir kullanımdan sonra bile eliniz alışıyor. Bir süre sonra da bu hareketleri otomatik yapmaya başlıyorsunuz. Apple bunu nasıl başarmış bilemiyoruz fakat iPod Shuffle, tüm özellikleri tek bir yere toplamasına rağmen kolay bir kullanıma sahip.

Cihazın 4GB modeli 99$‘a satılırken, 2GB modeli 79$‘a satılıyor. Eğer MP3 çalarınızda uzun uzun müzik aramak istemiyorsanız, sadece play’e basıp kendinizi müziğin ahengine bırakmak istiyorsanız iPod Shuffle’ı edinmek isteyebilirsiniz. Diğer bir yandan, sabırsız biriyseniz ve sizin için yolda müzik dinlemek, sadece sizin istediğiniz müzikleri dinlemek ise, iPod Shuffle size göre değil diyebiliriz. Ayrıca iPod Shuffle ile birlikte, kulaklığa da mahkum oluyorsunuz, bu da birçok kullanıcının tepkisini çeken bir kriter.

:: iPod Shuffle sizin ilginizi çekiyor mu?

Devlet, Google Yapabilir mi?

19

Tolga Örnek‘in hem yazıp hem de yönettiği “Devrim Arabalarıfilmini hatırlayacaksınız. Darbe ile başa gelen yeni hükümet, dışa bağımlılığı azaltmak için milletin sahip olduğu bir araba yapmak üzere kolları sıvıyordu.

Kısa sürede bitirilmesi gereken bu projeye ait ekibin hikayesinden oluşan filmi izlemeyenler varsa mutlaka tavsiye ederim.

48 Sene Sonra Aynı Proje

O zaman takvimler 1961‘i gösteriyordu. Arada 48 sene geçti. Şimdi devlet, dışa bağımlılığı azaltmak için milli arama motorunu yapmak istiyor.

Bunun için de üniversitelerden yardım istiyor. Arama motoru yapmak, araba motoru yapmaya benzer mi görceğiz.

 


Yerli arama motoru ile yerli araba motoru arasındaki farkı göreceğiz.

Anadolu Ajansı‘na açıklama yapan Bilgi Teknolojileri Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, yerli arama motoru, her vatandaşa ücretsiz e-posta gibi farklı uygulamalardan bahsetti.

{pagebreak::Yapar mıyız?}

Yapar mıyız?

Her şeye muhalefet etmek yerine, bu projenin gerçekten yapılıp yapılmayacağını işe olumlu taraftan bakarak kısaca gözden geçirelim. Önce dünyaya bakalım.

Başarılı bir arama motoru yapmak gerçekten kolay mı? İsteyince Google‘ı deviren bir yetenek kolay oluşuyor mu? Maalesef bu soruya olumlu yanıt vermek zor.

 


Microsoft, arama motoru projesi için inanılmaz kaynaklar ayırıyor.

Google‘ın hemen karşısında Microsoft var. Arama motoru projesine milyarlarca dolar akıtıyor ama Google‘ın yarısı kadar olamıyorlar. Microsoft, bu alanda biraz daha güç kazanmak için Yahoo‘yu bile satın almak istedi ama olmadı.

Dünyanın en çok kazanan ve en iyi yönetilen şirketlerinden biri, bu kadar kaynak ayırdığı halde bu işte beklediği sonucu bulamıyorsa, hedefleri biraz daha inandırıcı yapmak gerekiyor.

{pagebreak::Madem Türksün!}

Madem Türksün, Göster…

Bir Türk dünyaya bedeldir diyerek açılımı hafiften zedeleyecek bir söz sarf ederek işin ne kadar zor olduğunu bir kenara bırakalım ve kendimize bir bakalım. İnternet servisleri konusunda devletimiz ne durumda?


Sınav zamanında çalışmayan sitelerden biri.

Yakın zamanda açıklanan e-devlet projeleri, yeterli olmasa da umut verici. Bu gelişmelerin yanında ciddi sorunlar da yok değil. Mesela ne zaman bir ÖSS sonucu açıklansa devlet siteleri çalışmıyor ve çöküyor.

Aynı durumu KPSS, KEY ödemeleri ve diğer açıklamalarda da hatırlayacaksınız. Aktarılan onca kaynağa rağmen alınan sunucular maalesef istenen işlemleri yerine getiremiyorlar ve çöküyor.

{pagebreak::Devlet Ne Yapmalı?}

Google’a Göbekten mi Bağlanalım?

Peki bu kadar olumsuzluk varken Google‘a ve diğer yabancı internet servislerine bağımlı mı kalalım? Tabii ki hayır. Bunu en çok isteyenlerden biri de benim. Ancak bu işin mutfağında devlet olursa başarısızlıkla sonuçlanacağını düşünenlerdenim.

Devlet, olması gerektiği yeri bilmeli. O yer, işin mutfağı değil. Devlet, girişimcileri destekleyerek bu işin altından kalkabilir.

Türkiye’de bir internet şirketi kurmak için neler yapılması gerektiğini, hangi zorluklara katlanıldığını iyi bilenlerden biriyim diyebilirim. 20 kişinin çalıştığı bir internet şirketini kurmak ve sürekliliğini sağlamak için yapmanız gerekenler, kolay şeyler değil.

Bundan iki yıl önce KOSGEB‘in desteğinden faydalanarak bir içerik yönetim sistemi (Content Management System) geliştirmek istediğimi bildirmiştim. Aldığım cevap şu oldu; “Elle tutamayacağımız bir şeyi üretmen için seni destekleyemeyiz“.

Şimdi, elimizde tuttuğumuz şeyin haşmeti nedeniyle yerel arama motoru yapma telaşına düştük.

:: Devlet, yerel arama motoru yapabilir mi? Tıklayın, forumda tartışalım.

Kadınlara Sorduk Wii Dediler

Oyun dünyasındaki, yaygın inanış kadınların bu işe fazla bulaşmadığını iddia eder. Ancak araştırmalar olayın hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Reggie Fils-Aime‘in oyunlarla haşır neşir 117 milyon kız kullanıcı üzerinde yaptığı anket ilginç sonuçlara sahip.

Bu sonuçlara göre, Nintendo Wii yüzde 80’lik oranla, bayanlar tarafından en tercih edilen oyun konsolu. Ankette Microsoft’un Xbox 360 konsolu yüzde 11’lik tercihle ikinci olurken, Sony PlayStation 3 yüzde 9’la listenin sonuncusu oldu.

:: Kadınların oyunlara olan eğilimi ilginizi çekiyor mu?

FIFA 10 PS3 İnceleme

Puan: 10/8.8

Daha önce PC sürümünü incelediğimiz FIFA 10‘un bu kez PlayStation 3 versiyonunu mercek altına aldık. Futbol oyunu fanatiklerinin, bilgisayarda umduğunu bir türlü bulamadığı FIFA isminden konsollarda da köşe bucak kaçmasına gerek yok. Zira yeni yapım, PC’dekinden çok daha gelişmiş ve çok daha başarılı!..

PC sürümüyle benzer bir menü tasarımına sahip olan PS3’deki FIFA 10’da ilk dikkat çeken, arka planlarda yer alan görseller. Üzerlerinde bulunan futbolcu modellemeleri siz menülerde gezindikçe değişiyor. Ayrıca yanıp sönen “New” ibareleri de bir başka dikkat çekici özellik. Geçmiş FIFA’larda da yer alan bu uyarı, yenilenen başlıkları işaret ediyor.

{pagebreak::Manager Mode}

Manager Mode

Oyunun kariyer modu olan Manager Mode yenilenmiş. Geliştirilen özellikleri sayesinde artık daha detaylı olan bu bölüm, derli toplu görünüyor. Siz sol tarafta menülerde dolaşırken, sağda içerik resmediliyor. Eklenen Board Difficulty ile, kariyerinizin ne kadar zorlu geçeceğini belirliyorsunuz. Zira zorluk seviyesine göre, aldığınız başarısızlıklarda yönetimin size tahammül etme oranı değişiyor.

Manager Mode’da ayrıca Virtual Pro‘da yarattığınız futbolcunuzu da takımınıza katabiliyorsunuz. Tabii Virtual Pro’yu açıklamakta yarar var. PC sürümünde Be A Pro adı verilen bu bölümde, saçlarından kramponuna, yeteneklerinden göz rengine kadar bir futbolcu tasarlıyorsunuz. İsterseniz onu bir takıma koyabilir ve orada kariyerine başlatabilirsiniz. Ayrıca antrenmanlarda gol atarak, özelliklerinin gelişmesini de sağlamanız mümkün…

{pagebreak::Kendi Yüzünüzü Ekleyin}

Kendi Yüzünüzü Ekleyin

Virtual Pro’ya eklenen bir yeni özellik de, oyuna kendi yüzünüzü koyabiliyor olmanız. Bu bölümün içinden Download Game Face‘e tıkladığınızda, internete bağlanarak, kendi resminizi EA’nin bu amaç için hazırladığı web sitesine yükleyip, oradaki işlemden geçirdikten sonra oyuna indiriyorsunuz.

Bu sayede kendi modellemenizi oyunda yarattığınız futbolcunun yüzünde görebiliyorsunuz. Live Season 2.0, oyundaki bir başka yenilik içeren bölüm. Burada internet üzerinden gerçek kullanıcılarla sezona başlıyorsunuz. Belirli zamanlarda oynanan maçlar neticesinde, online bir ligde başarılı olmaya çalışıyorsunuz…

{pagebreak::Sahaya Çıkma Vakti}

Sahaya Çıkma Vakti

Futbolsever oyuncuların en çok merak ettiği an, şüphesiz ki FIFA 10’un saha içinde neler sunduğudur. Öncelikle yükleme ekranlarında bir futbolcuyu (Başta Rooney) kontrol ederek şut denemeleri yaptığımız bölüm, geçmiş yıllardakinden daha başarılı olmuş. Zira maça başlamadan önce karşımıza gelen son yükleme ekranında da devreye giren bu bölüm, ilk etapta antrenman sahasında (Değiştirilebilir) başlıyor olsa da, birkaç saniye içinde maçın oynanacağı stadın atmosferi ekrana geliyor.

İşin güzel yanı, bu anı hiçbir yükleme hissetmeden yaşıyorsunuz. Birden karşınızdaki kalenin ardındaki ağaçlar, takımınızın seyircileriyle tıka basa dolu bir stadyumun tribünlerine dönüşüyor… Bu geçiş FIFA 10’da çok başarılı bir şekilde hazırlanmış. Zaten uzun sürmeyen yükleme ekranları, EA’nin bu icadıyla son yıllarda azap olmaktan çok uzak.

{pagebreak::Başlama Vuruşu}

Başlama Vuruşu

Gelelim oynanışa. FIFA 10’un PC sürümü bu alanda ne kadar basitse, PS3 sürümü de aksine bir hayli başarılı… Zaten saha ekrana geldiğinde, öncelikle genişliğiyle kullanıcıyı etkiliyor. Paslar, şutlar, ortalar ve benzeri topla girilen etkileşimler gayet başarılı. Futbolcuların meşin yuvarlak ile iletişimi de, animasyonlar bazında gayet gerçekçi görünüyor. PC sürümündeki gibi ani yön değiştirme anında, gerçekçilikten uzak görseller ortaya çıkmıyor.

Gol atmak alışana kadar bir hayli zor. Özellikle kaleci ile karşı karşıya kaldığınızda, tıpkı PES 2010’daki gibi FIFA 10’da da çoğunlukla kaçırıyorsunuz. Şut ayarı biraz hassas olduğu için, en iyi futbolcularla bile dağlara taşlara bolca atış yapmanız olası. Adam geçmek de biraz zor olduğundan ötürü, paslı oyun sistemini tercih etmek daha doğru gözüküyor. Ancak şu da bir gerçek ki, FIFA 10 yeni başlayanlar için bile kolay. Yıllardır FIFA oynamasınız bile, serinin yeni yapımını en zor seviyede deneyebilirsiniz. Zira birkaç maç yenilseniz dahi, kısa sürede skoru berabere getirecek şekilde oynamaya başlayacaksınız. Ardından ise galibiyet serileri gelecektir…

{pagebreak::Grafikler Ve Sesler}

Grafikler Ve Sesler

Görsel açıdan FIFA 10, serinin geldiği en iyi noktayı resmediyor. Saha atmosferi çok başarılı. Hele ki öğleden sonra maçı oynuyorsanız, zeminin güneşli bölümü ve gölge olan tarafı arasındaki fark, ayrıca futbolcuların bu iki alan arasındaki parlaklık değişimleri çok gerçekçi gözüküyor. Yapımın PC sürümünde, göze hiç hoş görünmeyen bir parlaklık vardı. Özellikle mat olması gereken formalar bile parıldıyordu. PlayStation 3 versiyonunda ise, ışık ve gölge efektleri gayet kaliteli gözüküyor.

Surat modellemelerine dikkatli baktığımızda, yurt dışındaki bilindik oyuncuların gerçeğine birebir benzetilmesine karşın, Türk futbolcularda aynı özenin gösterilmediğine şahit oluyoruz. Türkiye’de oynayan Roberto Carlos gibi yabancılar bile bir hayli özensiz görünüyor. Sanki birkaç yıl önceki modellemeleriyle ekrana geliyorlarmış gibi… Sesler açısından FIFA 10’un atmosferi yeterli derecede başarılı. Gerek tribünlerin sesleri olsun gerek ise saha içi efektler olsun, kulağınıza batan hiçbir şey yok. Keza müzikler de gayet yeterli.

{pagebreak::Bitiş Düdüğü}

Bitiş Düdüğü

FIFA 10’un PlayStation 3 versiyonu, PC sürümünden çok daha kaliteli olmuş. Yapımcı EA, FIFA’yı konsollara “yeni nesil” olarak geliştirdiğini açıklamıştı. Gerçekten iki platform arasında dağlar kadar fark var. PlayStation 3’deki ve Xbox360’daki FIFA 10 oyunları, son derece kaliteli olmuş. Aynı platformlardaki PES 2010 ile yarışacak ve içerdiği lisans anlaşmaları ve lig sayılarıyla geçecek kadar başarılı olan FIFA 10’u türün müdavimlerine tavsiye ederim.

:: FIFA 10’un PlayStation 3 versiyonu için düşüncelerinizi bizimle paylaşın.

Microsoft’tan Facebook Uygulaması!

Microsoft, geçtiğimiz hafta içerisinde gerçekleştirilen PDC 2009‘da SilverFace adlı bir Facebook uygulamasını basına tanıtmıştı. SilverFace halen daha indirilebilir hale gelmeden Microsoft, Fishbowl adındaki bir uygulamayı indirilmeye müsait hale getirdi. Aslen bir WPF masaüstü uygulaması olan Fishbowl, Facebook stream API‘lerini kullanarak Facebook’a sade ve etkileyici bir arabirim sunuyor. Kısacası: Facebook’u masaüstünüze getiriyor! Windows 7 uygulaması olarak hazırlanan Fishbowl ile Facebook arabirimi değişiyor ve çok daha sade oluyor.

Arabirim üzerinde birçok Facebook özelliği yer alıyor ve çoklu dokunma teknolojisini destekliyor. Birkaç parmak hareketiyle fotoğraflar arasında gezinebilir ve Facebook’u dokunmatik kullanabilirsiniz. Fishbowl’un teknik önizleme uygulamasını bu adresten deneyebilirsiniz.

:: Bu uygulama hakkındaki görüşlerinizi forumda bizimle paylaşın

İki Ekranlı Netbook

Dual Screen DZ olarak adlandırılan bu yeni konsept sayesinde iki adet LED aydınlatmalı LCD ekran yan yana çekilerek 1024×600 piksel çözünürlüğüne ulaşıyor. Alışılagelmiş Intel platformuna sahip olmayan bu Netbook, düşük güç tüketimi ile kendisinden söz ettiren 1.6 GHz AMD Athlon Neo MV-40 işlemcisi kullanıyor. AMD işlemci ile birlikte AMD S780MN yonga seti ve ATI Radeon HD 3200 grafik işlemci Dual Screen DZ’ye ayrı bir güç katıyor.

1 GByte kapasiteli belleğe sahip olan bu Netbook, istenildiği zaman 4 GByte’a kadar yükseltilebiliyor. 160 GByte sabit disk üzerinde barındıran bu cihaz 802.11b/g/n ve Bluetooth 2.1 kablosuz haberleşme standartlarını destekliyor.

 

Dual Screen DZ, Japonya’da yaklaşık 750 Euro’dan satışa sunulmuş durumda.

 

İki adet USB 2.0 girişine sahip olan bu ürün, kart okuyucu ve 1.3 Megapiksel’lik bir Webcam’e sahip. Linux ve Windows 7 işletim sistemlerle satılacak olan Dual Screen DZ, adaptörsüz kullanımda 4.5 saat çalışabiliyor.

:: Bu konsept başarılı olabilecek mi?

Web İşletim Sistemli Mini Dizüstü

1.6 GHz Atom işlemcisine sahip olan bu Netbook, 1 GByte kapasiteli belleği sayesinde 720p videoları 12.1 inç LCD ekranında gösterebiliyor. Webbook olarak adlandırılan bu ürünün bir özelliği, 360 derece dönebilen LCD ekranına sahip olması. Tablet PC gibi duran ama daha çok bir dijital çerçeve gibi işlev gören Webbook ne yazık ki dokunmatik teknolojisine sahip değil. 360 derece dönen ekranı kontrol edebilmek için Scroll tekerleğini kullanmak gerekiyor.


Ürünün fiyatı yaklaşık 700 Dolar civarı. İsteyen kişiler bu ürüne bir uzaktan kumanda da alabiliyorlar.

 

HDMI arabirimine sahip olan Webbook, iki adet USB 2.0 ve kulaklık girişinin yanı sıra 802.11 b/g kablosuz standardı ile haberleşiyor. Ürünün üzerinde bulunan toplam kapasite 2 Gbyte. Bu da demek oluyor ki, Webbook’un kullandığı Web işletim sistemi sayesinde daha çok Web uygulamaları için geliştirilen bir cihaz olması.

:: Sadece internet’e gezinmek için bu tür bir cihazı tercih eder misiniz?

Hem SSD, Hem USB 3.0

7-10 Ocak tarihleri arasında ABD, Las Vegas’ta düzenlenecek olan CES (Consumer Electronics Show) birçok teknoloji firmasının en yeni ürünleri ile gövde gösterisi yapacağı bir arena olacak. Yüksek hızlı depolama ve bellek ürünleri ile bilinen OCZ de CES’te en son teknoloji ürünlerini tanıtmayı planlıyor.

CES’te tanıtılacak modelin, mevcut SSD’lerden on kat daha hızlı olacağı söyleniyor

Firmadan yapılan açıklamaya göre CES’te USB 3.0 arayüzünü kullanan bir SSD tanıtılacak. USB 2.0 kullanan modellerden yaklaşık 10 kat daha hızlı olduğu iddia edilen bu modelin 5 GB/sn gibi inanılmaz veri transfer hızlarına ulaşması bekleniyor. Symwave‘in USB 3.0 depolama kontrolcüsünü kullanan ürünün 2010 yılı içinde piyasaya sürüleceği de söylenenler arasında.

:: Ürünün iddia edilen hızı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ringlerden Kemik Sesleri Gelecek!

Geçtiğimiz yaz satışa sunulan Fight Night Round 4 için bir ek içerik paketinin yayınlandığını daha önce duyurmuştuk. Vladimir Klitschko, Vitali Klitschko, Oscar De La Hoya, George Foreman ve James Toney‘i yapımın kadrosuna katan DLC için bir güncelleme yayılandı. Oynanışa yeni özellikler getiren bu güncelleme, Xbox Live ve PSN üzerinden ücretsiz olarak indirime sunuldu. Bu kadarla da kalmayan yapımcılar, DLC için geliştirilen bu güncelleme için bir trailer da hazırladı. Aşağıdaki player’dan videoyu izleyebilirsiniz:

#http://trailers-ak.gametrailers.com/gt_vault/10537/t_fightnightr4_decemberdlc_blarg_v2.flv#

Oyuna, Old School Rules ve Ring Rivalries adlı iki yeni mod ekleyen bu update ile, boksörlerin kondisyon değerleriyle ilgili bir dizi düzenleme getirildi…

:: Fight Night Round serisinde en çok hangi boksörü tercih ediyorsunuz?

Dünyanın İlk Adult Uygulama Mağazası

Mobil üreticileri yahut mobil cihazlara özel yazılım geliştiricileri, kendi uygulama mağazalarını kullanıcılarının hizmetine sunarak, kendi ürünlerini maksimum sayıda kullanıcıya ulaştırmayı amaçlıyorlar. Bu durumun böylesine popüler olmasındaki en büyük etken ise hiç şüphesiz Apple. Ancak bu kez yazımıza konu olan uygulama mağazası, biraz farklı bir yapıda olmasının yanı sıra, tahminleri yalanlarcasına iPhone’a değil Android’e hizmet ediyor.

Mağaza, sadece yetişkinlere özel içerik sunuyor Bu yüzden de sayfaya giriş ve yazılımları kullanabilmek için 18 yaşının tamamlamış bir yetişkin olmanız gerekiyor. MiKandi, böyle bir yazılım mağazası açma fikrinin, uygulama mağazalarındaki kısıtlamalardan doğduğunu belirtiyor ve hemen ekliyor “Kısa sürede diğer mobil işletim sistemleri için de içerik sağlamaya başlayacağız.”.

Geliştiricilerin yazılımlarını ücretli veya ücretsiz olarak sergilemesine izin de veren MiKandi, bu konuda da bir uygulama mağazasından farkı olmayan imkânlar tanıyor. Geliştiriciler, uygulamalarını tanıtmak için kendi hesapları üzerinden ekran görüntüleri ve videolar yükleyebiliyor, kullanıcılarla bire bir iletişim kurabiliyorlar. Henüz çok yeni olsa da şimdiden büyük ses getiren MiKandi’ye Android’li akıllı telefonlar üzerinden mikandi.com adresinden erişilebiliyor.

:: Ne dersiniz yakın gelecekte adult içerik sektörünün asli mekanı mobil cihazlar olur mu?