Windows’un demirbaşlarından Internet Explorer için beklenen gün geldi çattı. İnternet tarayıcısı, 2020’de duyurulan iptal kararı sonrası saatler sonra bizlere veda edecek. 2003‘e dek yüzde 95’lik kullanım oranına zirvede yer alan, ancak rakiplerin artmasıyla gözden düşen tarayıcının iptal edilmesinin ardından nasıl bir süreç yaşanacak? İşte ayrıntılar…
Internet Explorer, bugün emekli oluyor
Windows kullanıcılarını internetle buluşturan Internet Explorer için beklenen gün geldi. En son 2013 yılında Internet Explorer 11 ile karşımıza çıkan tarayıcı, bugüne dek devamlı kan kaybetti. Gerek yavaşlığı gerekse hatalarıyla akıllarda yer edinen 27 yaşındaki internet tarayıcısıbugün bizlere sonsuza dek veda edecek.
Tabii tarayıcıiçin yolun sonu gelmesi, yeni bir haber değil. Zira Microsoft, iptal kararını ilk olarak 2020’de duyurdu. Hatta geçtiğimiz yıl Internet Explorer 11‘in Google desteği de sonlandırıldı. Ayrıca şirket, belirli aralıklarla yaptığı açıklamalarla kullanıcıların artık tarayıcıyı bırakması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.
HDD'ler yavaş yavaş geride kalmaya başlarken, Windows 11 hakkında yapılan bir iddia ise büyük yankı uyandıracak.
Microsoft, iptal kararı alsa da Edge’deki “Internet Explorer modu” sayesinde eski tarayıcının önemli özelliklerini kullanıcılara sunmaya devam edecek. Ancak yarından itibaren kendi başına bir tarayıcı olmayacak.
Microsoft‘un şu anki internet tarayıcısı Edge, günden güne yaygınlaşıyor. Zira StatCounter‘un raporuna göre pazarın yüzde 10,07’sine hakim durumda. Bu da kendisini yüzde 67’lik Google Chrome’un ardından en popüler ikinci internet tarayıcısı yapıyor. Üçüncü sırada da yüzde 9,61 kullanım oranına sahip Apple Safari karşımıza çıkıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yarın bizlere veda edecek tarayıcıyla ilgili görüşleriniz nedir? Yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Play Store’da yer alan uygulamalar, Google’ın Play Protect başta olmak üzere çeşitli güvenlik sistemleri tarafından kontrol edildiği için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Ancak nadiren de olsa, bazı kötü amaçlı yazılımlar Google’ı atlatmayı başarıyor ve Android markette kendine yer edinebiliyorlar.
Hydra ve Joker virüsü, Android telefonlara girdi
Son olarak bunun bir örneği daha keşfedildi. Hindistan merkezli siber güvenlik şirketi SecneurX ile D3Lab ve Kaspersky’dan Igor Golovin ve Tatyana Shishkova’nın iş birliğiyle yapılan yeni bir araştırma sonucunda, Google Play Store’da 6 tane kötü amaçlı yazılım bulundu.
Tespit edilen bu zararlı yazılımlar arasında, en tehlikelilerden biri olarak kabul edilen Hydra ve Joker virüsleri de bulunuyor. Uzmanlara göre virüsler ‘şekil değiştirerek’ yeniden canlandı.
Ortaya çıkan bir rapora göre, en fazla virüs barındıran işletim sistemi belli oldu. İşte en savunmasız işletim sistemi!
On binlerce kez indirilen bu virüsler saniyeler içinde kredi kartı bilgilerini, e-posta adreslerini / şifrelerini ve diğer kişisel bilgileri çalabiliyor. Bu uygulamalardan herhangi bir tanesi telefonunuzda yüklüyse derhal silmenizde fayda var.
– Android virüslerinden korunmak için hangi yöntemlere başvuruyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Koronavirüs pandemisi nedeniyle birçok şirket uzaktan çalışma modeline geçiş yaptı. Logitech tarafından düzenlenen etkinlikte video konferans cihazlarıyla ilgili yeni teknolojileri inceledik.
Logitech, video konferans alanındaki ürün gamını genişletiyor
Pandemi süreciyle birlikte başlayan uzaktan ve hibrit çalışma furyası, süreç yönetimi ve çevrimiçi toplantı gibi birçok konuda değişime sebep oldu. Gelişmiş özelliklere sahip video konferans ürünleri sunan Logitech, çevrimiçi toplantıların vazgeçilmezi haline geldi.
Hibrit çalışma dünyası şekillenmeye başladıkça, sanal toplantı ve beraberinde gelen iş birlikleri için video konferans çözümlerinin önemi, hem çalışanlar hem de kurumlar açısından giderek daha fazla anlaşılıyor. Bugün artık profesyoneller, çalışma hayatlarının büyük bir kısmında sanal olarak toplantı yapmaya özen gösteriyor. Video konferans sistemlerinin öne çıkmasının en önemli faktörlerini zaman ve maliyet tasarrufu oluştururken, aynı zamanda ekip olarak verimli çalışmayı sağlamasından dolayı bu sistemler tercih ediliyor. Yapılan araştırmalar, 2024 yılına kadar iş toplantılarının en fazla %25’inin yüz yüze gerçekleştirileceğini, video konferans sistemlerinin avantajları fark edildikçe bu oranın daha da azalacağını gösteriyor.
Sunduğu video konferans çözümleriyle kurumların ve çalışanların verimliliklerini artırmalarına yardımcı olan Logitech, seyahat gereksinimlerinin minimum seviyeye düşürülmesi, yönetim birimlerinin ve çalışanların zamanlarından tasarruf edilmesine olanak tanırken, iş seyahatlerinde ortaya çıkan atık üretiminin ve karbon salımının da önüne geçilmesine katkı sağlıyor.
SDN Kurucusu Hakkı Alkan'ın da jürisi olduğu Uğur Okulları U-MakerFest heyecanını öğrencilerle hep birlikte yaşadık.
Ülkemizde faaliyet gösteren birçok şirket, son dönemde hibrit çalışma modeline geçiş yapmaya başladı. Çalışanlar, pandemi etkisinin azalmaya başladığı için tekrar ofis ortamına dönüş yapmaya başladı.
Logitech, geliştirdiği ürünler ile video konferans sektöründe dünya liderliğini elde etmeyi başardı. Son 6 ayda hızla ivme kazanan Logitech, sürekli olarak yeni çözümler ile kullanıcıların karşısına çıkıyor.
Şirket için çalışan bireylerin kendi çalışma alanları için de ürün geliştiren şirket, video konferans konusundaki ihtiyaçları karşılama konusunda oldukça başarılı. Logitech Türkiye Video Konferans Kategori Yöneticisi Kürşat Fatih Masatçı, “Türkiye pazarında talep, pandemi döneminin başlangıcı ile aynı seviyede değil. Ancak uzaktan çalışma ve hibrit çalışma modellerinin trend haline gelmesiyle birlikte video konferans ürünlerine olan talep, pandemi öncesi döneme göre önemli oranda artış gerçekleşti.” ifadelerine yer verdi.
Yeni bir araştırmaya göre bilgisayar korsanları, sahte uygulamalar kullanarak insanların kripto para cüzdanı başta olmak üzere kişisel bilgilerini ve diğer verilerini ele geçiriyor. Burada özellikle popülerler arasına giren uygulamaların klonlar tarafından taklit edildiği keşfedildi.
Sahte uygulamalar, kripto para cüzdanı ve kişisel verileri hedef alıyor!
Sahte uygulamalar, genellikle kripto para cüzdanı ve kişisel verileri hedef alıyor. Fakat burada yoğunluklu olarak Coinbase, MetaMask, TokenPocket ve imToken ürünlerinin etkilendiğine dikkat çekiliyor. Aslında bu duruma karşı korunmak oldukça basit. Uygulamaları yalnızca marketlerden indirmeli ve YouTube veya WhatsApp gibi bilindik bir platform ise geliştiricisinin kim olduğuna bakmalıyız.
Ayrıca bilinçli bir şekilde kullanmıyorsak, mümkün olduğunca APK indirme sitelerinden de uzak durmakta fayda var. Zira burada indirdiğiniz dosyalar yalnızca uygulamayı barındırmıyor olabilir ya da klon bir yazılım ise tespitini yapmak oldukça zor olabilir.
Ünlü CEO, Elon Musk'tan sabaha karşı kripto para borsalarını karıştıracak bir Tweet geldi. Peki ya Musk, yaptığı paylaşımda ne demek istiyor?
Buna ek olarak, Dr. Web’in siber güvenlik araştırmacıları kısa bir süre önce Google Play Store ve güvenlik duvarı üzerinde bir takım testler gerçekleştirdi. Ortaya çıkan analiz sonuçları, dünyanın en popüler uygulama mağazasının trojen veya truva atı olarak da adlandırılan kötü amaçlı yazılımlar tarafından ele geçirildiğini ortaya koyuyor.
Kamuoyuyla paylaşılan analiz sonuçlarına göre, sayısız kötü amaçlı yazılım, güncellemeler ve eklentilerin içine gizlenerek kullanıcıların cihazlarına bulaşıyor. Özellikle de güvenliği ihlal edilen uygulamaların kripto para cüzdanları, yönetim ve yatırım uygulamaları ile klonları olduğu, ayrıca fotoğraf düzenleme uygulamalarında da sıkça rastlandığı belirtiliyor.
Dr. Web’in siber güvenlik araştırmacıları, Google’ın durumun farkında olduğunu ve kötü amaçlı yazılım bulunduran uygulamaların çoğunu da Play Store’dan kaldırdığını belirtiyor. Fakat kaldırılmayan Top Navigation gibi bazı uygulamaların hala kullanıcıların kişisel verilerini tehdit ettiğini söylüyor.
Kişisel verileri ihlal eden bir diğerinin ise Advice Photo Power isimli bir fotoğraf düzenleme uygulaması olduğu, 600 binden fazla indirildiği ve yorumlara bakılırsa zaten kullanıcıların hiç memnun olmadığı görülüyor.
Buna ek olarak, kötü amaçlı yazılımları Google güvenlik duvarı yakalamadan mağazada sergilemek oldukça zor olduğu için, uygulama geliştiricilerin internet siteleri ve sosyal medya platformları üzerinde çeşitli reklamlar vererek alternatif indirme kanalları üzerinden APK olarak kullanıcıların cihazlarına sızdığı belirtiliyor.
Bir diğer veri ihlali yapan uygulama türü ise WhatsApp türevleri. GBWhatsApp, OBWhatsApp veya WhatsApp Plus gibi pek çok uygulama orijinal uygulamaya ek olarak pek çok mod, dil seçeneği, widget’lar ve çağrı engelleme gibi özellik sunuyor.
Fakat bunların bazıları, mağazadan uygulamayı indirdikten sonra güncelleme için APK indirmenizi istiyor. İşte bu APK dosyasını yüklediğinizde cihazlara sızarak verileri ele geçiriyorlar. Yani diğer bir deyişle, Google’ın engel olduğu kötü amaçlı yazılımı cihazımıza biz davet ediyoruz.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın!
Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın çatı şirketi Meta, Giphy uygulamasını 400 milyon dolara satın almıştı. Ancak 2020 yılında gerçekleşen bu anlaşma İngiltere Hükümeti’nin engeline takıldı.
İngiltere’nin rekabet kurulu CMA, geçtiğimiz yıl Meta’nın Giphy’yi satın almasını rekabete zararlı olarak nitelendirmiş ve GIF platformunu satması gerektiğine karar vermişti. Kurula göre uygulamanın Facebook kontrolüne geçmesi, rakip sosyal medya şirketlerine karşı haksız bir avantaj sağlayabilir.
Meta, Giphy uygulamasını satmak zorunda kalabilir
Bir şirket sözcüsü ise konuyla ilgili açıklamasında “CMA’nın kanıtlarla desteklendiğine inanmadığımız ön bulgularına katılmıyoruz” diyerek, anlaşmanın rekabete zarar verdiğine dair yanlış algıyı ortadan kaldırmak için çalışacaklarını ifade etmişti. Bu kapsamda Meta, İngiltere rekabet kurulunun kararını temyize götürmüştü.
Temyiz mahkemesi kararını verdi. Meta’nın CMA’nın kararının temyiz edilmesi için sunduğu 6 gerekçenin 5’i reddedilerek oy birliğiyle rekabet kurulu haklı bulundu.
Öte yandan mahkeme, CMA’nın Snapchat’in Gfycat platformunu satın aldığından Meta’yı gereken sürede haberdar etmediğine hükmederek Mark Zuckerberg’in eline küçük de olsa bir koz verdi.
Avrupa Birliği deepfake için sosyal medya platformlarına ültimatom verebilir. İşte teknoloji şirketlerini bekleyen cezalar.
İngiltere’de sunulan bir ürün veya hizmet, ülkedeki pazarın yüzde 25’inden fazlasını kontrol ettiği takdirde CMA’nın satın alma üzerinde yaptırım yetkisi bulunuyor. Rekabet kurulunun bulgularına göre Meta, Giphy platformu sayesinde İngiltere’deki animasyonlu çıkartma paketi pazarının yüzde 80-90 kadarına hakim olacak.
Meta ile CMA, Giphy konusunda ortak bir karara henüz varamadı. Son olarak mahkemenin verdiği karar ise Meta’nın aleyhine ve şirket popüler GIF platformunu satmak zorunda kalabilir. Giphy’nin kaderi önümüzdeki günlerde netleşecek.
– Sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz? İngiltere rekabet kurulu, Meta’nın Giphy’yi satmasını istemekte haklı mı? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Baykar tarafından üretilen insansız hava araçları her gün hem sahada hem de testlerde kendini kanıtlamaya devam ediyor. Bugün de Bayraktar Akıncı, 340 kg’lik SİHA’lar için özel geliştirilen KGK-SİHA-82 kanatlı güdüm kiti ile gerçekleştirdiği ilk atış testini başarıyla tamamladı.
TUBİTAK SAGE tarafından geliştirilen ve ilk olarak 2021 yazında testlerine başlanan KGK-SİHA-82 kanatlı güdüm kiti, bugünkü SİHA denemesinde olduğu gibi hedefini 30+ km uzaktan vurabiliyor. Zira bir başarılı testi de geçtiğimiz yıl TUSAŞ Aksungur gerçekleştirdi.
Bayraktar Akıncı, KGK-SİHA-82 ile 900 km uçtu, hedefi vurdu ve geri döndü!
Bayraktar Akıncı, TB2 ve ANKA gibi SİHA’lardan KGK-SİHA-82 ve TEBER-82 gibi taşıyabildiği yüksek ağırlıktaki mühimmatlar sayesinde bir adım öne çıkıyor. Hatta bunların arasına SOM, BOZOK, GÖKDOĞAN ve BOZDOĞAN gibi füzeleri de ekleyebiliriz.
TÜBİTAK SAGE tarafından Akıncı ve Aksungur gibi SİHA’lar için KGK-82 üzerine geliştirilen bu yeni mühimmat, kullanılan kanatlı güdüm kiti sayesinde düşük irtifadan atıldığında 20 deniz mili (35+ km), yüksek irtifadan atıldığında ise 60 deniz mili (110+ km) kilometre menzile ulaşabiliyor.
ASELSAN, CATS sonrası yeni bir adım atarak özellikleri daha gelişmiş olan MEROPS isimli bir kamera sistemi geliştirdi.
Tabii paylaşılan bu verilerin F-16 ve F4 gibi yüksek süratli hava araçlarında elde edildiğini belirtelim. Yani SİHA’larda menzil daha düşük olacaktır. Fakat yine de her türlü hava koşulunda, 100 km üzerinde bir mesafeden atıldığında bile hassas vuruş yeteneğine sahip olduğu için oldukça ufak sapma payları ile hedefini vurabiliyor.
Buna ek olarak, Baykar’ın bugün yalnızca bir atış değil, aynı zamanda uçuş testi de gerçekleştirdiğini söyleyelim. Zira Çorlu yakınlarından kalkan Akıncı SİHA önce Gelibolu yarımadasına, sonra Marmara denizi üzerinden Gebze’ye, oradan da Zonguldak Ereğli üzerinden geçerek Sinop açıklarına giderek deniz üzerindeki hedefini 30 km’den vurup geri dönüş yaptı.
KGK-SİHA-82, diğer SİHA mühimmatlarından farklı olarak üzerinde yer alan kanatlar sayesinde düşük veya yüksek irtifada bırakıldıktan sonra direk olarak yere yönelmiyor. Bunun yerine havada süzülerek uçuş süresini ve menzilini artırabiliyor. Nitekim bugün yapılan testte de Akıncı tarafından bırakıldıktan sonra 30 km civarı bir uçuş gerçekleştirerek yüksek hassasiyet ile hedefini direkt olarak vurmayı başardı.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın!
Kendi yönettiğini bir blog sayesinde bağımsız bir içerik üreticisi olabilirsiniz ancak bu aynı zamanda kendi sistem kurulumu ve bakımınızla da ilgilenmeniz gerektiği anlamına gelir. Bu yazımızda size bu işlemlerin nasıl yapıldığını alan adından blog yapısına kadar adım adım göstereceğiz. İşte uygulamanız gereken tüm adımlar…
Adım 1: Domain seçin
İlk adımda blogunuz için en uygun alan adını bulmanız gerekir. İyi bir alan adını oluşturan birçok faktör vardır. Domain adınız özgün, anlaşılabilir, kısa ve öz olmalıdır. İyi düşünülmüş bir isim bile tek başına okuyucuları blogunuza çekmek için yeterli olacağından, bir alan adı ararken her zaman hedef kitleyi iyi analiz etmelisiniz.
Alan adının haricinde, alan adınızın uzantısı da domain ismini seçerken dikkat edilmesi gereken önemli bir faktördür. Birleşik Krallık için co.uk veya Meksika için .mx gibi ülkeye özgü domain uzantılarına ek olarak, ticari web siteleri ve bloglar için .com veya bilgi konuları için .info gibi genel domainler de bulunmaktadır.
Bu üst düzey alan adları (TLD) neredeyse internet tarihi kadar eski oldukları için çoğu durumda halihazırda başkaları tarafından alınmıştırlar. Bu yüzden bu tarz genel domain uzantıları alacaksanız, biraz fazla yaratıcı olmanız gerekir.
Yeni üst düzey alan adları
Yeni üst düzey domainler (nTLD'ler) söz konusu olduğunda seçim yapabileceğimiz alan daha geniştir. Burada kendi domain isminizi .online ya da .web gibi bazı değişik veya daha özel uzantılarla kombine edebilirsiniz. İpucu:
.blog uzantısı, bir blog oluşturmak istiyorsanız size mükemmel bir uzantı seçeneği sunar.
Bu nTLD’ler genellikle eski TLD'lere kıyasla biraz daha pahalıdır. Ancak birçok alan adı hala bakir bir şekilde alınmamış halde mevcuttur. Dolayısıyla farklı bir uzantı ile rakiplerinizden sıyrılma imkânınız daha olasıdır.
Adım 2: Web alanını kiralayın ve kaydedin
Gelelim hosting sağlayıcılarına. Eğer alan adı hala mevcutsa, öncelikle bu isme kayıt açmanız gerekmektedir. Sağlayıcınıza bağlı olarak web alanı, veritabanı ve alan adı maliyetlerini içeren birbirinden farklı tarifeler ve hosting paketleri bulabilirsiniz. Daha geniş özellikli, kapsayıcı paketlere ihtiyacınız olduğunda ise, ilgili sağlayıcıdan çeşitli araç ve yazılım çözümlerini bulabilirsiniz.
Teknik gereksinimler
Nihayetinde bir weblog yazılımdan başka bir şey değildir. Bu nedenle servera ya da web alanına yüklenmesi gereken bir weblog yazılımı ya da weblog yayın sistemi olarak adlandırılır. Blogunuzu oluşturmadan önce bazı teknik gereksinimlerin de karşılanması gerekmektedir bu yüzden. Bunlar, seçilen blog sistemine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir ancak en yaygın sistemler aşağıdaki üç ana gereksinime sahiptir:
Yeterli web alanı
Web alanı, bir blog sistemi dosyalarının, evinizdeki bilgisayarınızda bulunan yerel sabit diskteki yere benzer şekilde depolandığı yerdir. Örneğin bir blog sistemi olan WordPress, ham sürümde yaklaşık 30 megabayt alana ihtiyaç duyar.
Buna ek olarak, temalar, eklentiler, resimler vb. için de yer ayırmanız gerekir. Eğer bir seyahat blogu oluşturmayı ve buradan içerik üretmeyi planlıyorsanız, muhtemelen tatil fotoğraflarınızı yayınlamak istersiniz.
Bu nedenle seyahat blogu yazarlarının bu iş için çok fazla alana, ideal olarak en az 1 GB'a ihtiyacı vardır diyebiliriz. Ancak tabii bu alan ne kadar büyük olursa blog için o kadar iyi olacaktır.
PHP
PHP bir betik (scripting) dilidir ve çoğu blog için programlama temeli oluşturur. Her ne kadar bir bloggerın programlama bilmesi şart olmasa da sunucunun bu dili anlaması gerekir.
Böylece blog yorumları görüntüleme gibi farklı blog işlevleri yürütülebilir. Bununla birlikte, web alanının sadece programlama dilini desteklemesi de yeterli değildir; aynı zamanda doğru sürüm yüklenmelidir.
MySQL
Taslaklar, gönderiler ve yorumlar, sistem içindeki süreçlerin basit ve etkili bir şekilde yürütülebilmesi için yapılandırılmış bir halde saklanmalıdır. Uygun bir veri yapısı, bir tablo olarak düşünülebilir bir veritabanıdır. Her satıra bir gönderi (ilişkili bileşenler dahil) kaydedilebilir. Satırlarda, farklı sütunlar vardır, böylece gerçek blog metni bir sütunda saklanır.
Örneğin ilgili yorum bir sonraki sütunda kaydedilir. Bu, yorumların uygun gönderide görüntülenmesini çok kolaylaştırır. Doğru yorumların doğru gönderiye atandığını görmek için sadece gönderinin ilgili satırına bakmanız yeterli olacaktır.
MySQL, bu gibi veritabanları için açık kaynak yönetim sistemidir ve birçok dinamik web sitesinin temelidir. Blogunuzu oluştururken, çeşitli tablolar, belirtilen MySQL veritabanında arka planda otomatik olarak oluşturulur. Bu sayede veriler daha sonra da bu tablolarda saklanacaktır.
Adım 3: CMS Seçimi Yapın
Bu makalede WordPress‘ten çokça bahsettik ancak bir blog oluştururken bu platformu seçmek herkes için uygun olmayabilir. Bu nedenle, siz ve blogunuz açısından doğru platformu bulmak için farklı CMS programlarını karşılaştırmak mantıklı bir yöntem olacaktır. WordPress'in yanı sıra, Joomla’da bu alanda bittabi kullanılabilir.
Typo3 ve Drupal da ayrıca tanınmış ve bilinen içerik yönetim sistemlerindendir. Bu büyük açık kaynaklı çözümler, esas olarak ücretsiz genişleme olanaklarının sayısının çokluğundan ve sistemlerin daha da geliştirilmesi için sürekli çalışan aktif toplulukların olması nedeniyle kullanıcıları kendilerine çekmektedir. Bununla birlikte, daha küçük, aerodinamik CMS'ler de daha iyi bir seçim olabilir.
Gelin birlikte en iyi bilinen üç blog içerik yönetim sistemine kısa bir genel bakış atalım. CMS karşılaştırmamızı, karar vermenize yardımcı olacak kapsamlı bir genel değerlendirme sunmak için hazırladık.
WordPress blogu oluşturma
WordPress, ilk olarak 2003 yılında piyasaya sürülen b2/Cafelog tabanlı en popüler blog sistemidir. Kullanım kolaylığı ve seçeneklerin genişliği ile öne çıkmıştır. İlk sürümünün yayınlanmasından kısa bir süre sonra, bağımsız geliştiricilerden, yeni başlayanların bile kendi bloglarını oluşturmak ve işlevleri genişletmek için kullanabilecekleri çok sayıda eklenti geliştirilmiştir.
Bu eklentiler, bugün WordPress’in popülerliğine katkıda bulunan en önemli faktörlerden biridir. Ayrıca, bir WordPress blogu ile birlikte bir forum çalıştırmak ve herhangi
bir web tasarımı bilgisine ihtiyaç duymadan kendi blogunuzun görünümünü değiştirmek ve uyarlamak gerçekten çok kolaydır. WordPress hosting satın almak için https://www.niobehosting.com/hosting/wordpress-hosting/ adresinii ziyaret edebilir uygun fiyatlara hosting sahibi olabilirsiniz.
Drupal blogu oluşturma
Drupal blogu oluşturma WordPress ile Drupal karşılaştırıldığında, Drupal'da sunulan çok sayıda bitmiş tasarım ve uzantı seçeneği yoktur, ancak bu CMS kendi blogunuzu oluşturmak için hiç de fena bir seçenek değildir. Drupal ayrıca modüler bir yapıya sahiptir ve temel özelliklerin çalıştırılması çekirdek bileşenlerinde bulunabilir. Bu modüller sayesinde herhangi bir ek işlev de oluşturulabilir.
Drupal, topluluklar oluşturmak veya blogu birkaç kişiyle birlikte yürütmek istiyorsanız sizin için en uygun alandır diyebiliriz. Entegre rol ve doğru sistemler sayesinde, kullanıcıları yalnızca birkaç tıklamayla editör olarak kaydedebilirsiniz.
Böylece kullanıcılar makaleleri kendileri yazabilirler. Ayrıca, içeriği değiştirip silebilmeleri, ancak yeni içerik ekleyememeleri gibi birçok kaydetme seçeneği de vardır. Daha fazla bilgi almak ve Drupal’ı indirmek için ilgili web sitesine bu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.drupal.org.
Joomla! İle Blog Oluşturmak
Joomla! Mambo açık kaynak projesinden ortaya çıkmıştır. Yukarıda bahsedilen içerik yönetim sistemlerinde olduğu gibi işlevsel yapı, gerçek site içeriği ve düzen birbirinden ayrı olarak inşa edilmiştir. Blogun görünümünü şablonlarla ayarlamak ve eklentiler aracılığıyla işlevselliğini genişletmek de mümkündür.
Joomla! yeni başlayanlar için uygundur ancak WordPress’in aksine, kullanım açısından o kadar da kolay değildir. Kullanıcıların sistemi nasıl kullanılacağını anlaması için öncelikle biraz zaman geçirmeleri gerekir. İyi dokümantasyon ve harika topluluk desteği sayesinde, Joomla!, kişisel blogunuz için dikkate alınmaya değer bir CMS’dir. Daha fazla bilgi almak ve Joomla’yı indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Adım 4: Bir blog CMS’i yükleyin
Bir blog sistemine karar verdiniz, bloğunuzun adı da var ve artık kendi bloğunuzu oluşturmak için kendinizi hazır hissediyorsunuz. Artık bu noktada bloğunuzu yüklemenin zamanı gelmiştir. Sisteme aşina olmak veya farklı blog sistemlerini test etmek istiyorsanız, bunu bilgisayarınızda istediğiniz zaman yerel olarak yapabilirsiniz. Asıl kurulum ise daha sonra web ana bilgisayarı tarafından sağlanan web alanında yapılabilir.
Lokal kurulum
Yerel test ortamlarını kullanarak kendi blogunuzu bilgisayarınıza istediğiniz zaman yükleyebilir ve test edebilirsiniz. Ücretsiz XAMPP aracı tam olarak bu amaç için tasarlanmıştır. Apache sunucusu, MySQL ve PHP ile, ev bilgisayarınıza bir blog yüklemek için en önemli bileşenlere sahipsiniz. Yerel bir yüklemenin avantajı, blogunuza başka kimsenin erişememesidir.
Ayrıca çeşitli işlevleri çevrimdışı olarak deneyebilir ve test edebilirsiniz. Testler ücretsiz değildir, ancak sonuçtan memnunsanız, yerel verileri ve veritabanını kendi bilgisayarınızdan hosting sağlayıcınızın sunucusuna aktarabilirsiniz. Sanal makineler hakkında biraz bilginiz varsa ve işletim sistemi Linux hakkında da temel bilgilere sahipseniz, blogunuzu oluşturmak için önceden yüklenmiş CMS ile bir sanal makineyi de kullanabilirsiniz.
Portal aracılığıyla, Bitnami sayesinde istediğiniz ‘uygulamayı’ ücretsiz olarak indirebilir ve yalnızca birkaç tıklamayla kendi blogunuzu oluşturabilirsiniz. Blog oluşturmak için Bitnami uygulamalarına genel bakış (Kaynak: bitnami.com) İpucu: Yerel blog yazmanın bir diğer alternatifi de Docker yazılımıdır. Blog oluşturma, her bir alanın farklı bir bağımlılığa sahip olduğu hazır alanlara dayanmaktadır.
Bir WordPress blogu oluşturmak istiyorsanız, yalnızca WordPress kapsayıcısına değil, aynı zamanda bir MySQL kapsayıcısına da ihtiyacınız vardır. Docker ile, istediğiniz CMS’yi yüklemeniz gerekmez, ancak dezavantajı, kendinizi tanıtmak için biraz zamana ihtiyacınız olmasıdır. Docker ile daha önce ilgilenmediyseniz, sanal bir makine veya XAMPP ile bir blog oluşturmanız daha iyi bir fikir olabilir.
Tek tıkla yükleme
Tek tıklamayla yükleme, bir blogun kurulumunu ve kurulumunu kolaylaştırmak için web ana bilgisayarlarının sunduğu bir özelliktir. Sağlayıcı, teknik ve sunucu tarafındaki tüm sorumluluğu yüklenerek, blog oluşturmayı adeta bir çocuk oyuncağı haline getirir. WordPress, bloglar için açık ara en yaygın kullanılan CMS olduğundan, birçok sağlayıcı artık müşterilerine bu şekilde çözümler sunuyor. Sağlayıcılar genellikle basit bir tek tık sayesinde yükleme işlemi ile kurulabilen ek CMS’ler sağlıyorlar.
Manuel yükleme
Web teknolojileri konusunda halihazırda biraz deneyime sahipseniz ve teknik ayrıntılara girmeyi sorun etmiyorsanız, blogu istediğiniz zaman kendi web alanınıza yükleyebilirsiniz. Bu durumda, bir veritabanı oluşturmanız gerekir. Bu, hosting sağlayıcısının yapılandırma menüsünde bulunan birkaç tıklamayla yapılabilir.
Veritabanı oluşturulduğunda, veritabanı adı, veritabanı kullanıcı adı, veritabanı parolası ve veritabanı ana bilgisayarı (genellikle localhost, ancak bilgisayardan bilgisayara değişir) kesinlikle not edilmelidir. Bu noktada veritabanı arka planda otomatik olarak oluşturulur. Son olarak, seçtiğiniz blog sistemini geliştiricinizin sitesinden indirin ve FTP kullanarak verileri web alanına yükleyin.
Kaydedilen veritabanı bilgileri şimdi blog sisteminin yapılandırma dosyasına (veya WordPress durumunda wp-config.php dosyasına) girilmelidir. Böylece kurulum için veritabanına bir bağlantı kurulabilir ve blog yapısı için tablolar oluşturulabilir. Alternatif olarak, blogun bulunması gereken URL'yi de ziyaret edebilirsiniz. Burada kaydedilen veriler bulunabilir ve kurulum işlemi başlayabilir. Sadece birkaç dakika sonra blog oluşturulmuş olur ve bu haliyle kullanıma hazırdır.
Adım 5: Blogun yapısını oluşturun
Artık kendi blogunuzu oluşturmayı başardınız ve artık blogunuzu içeriklerle doldurmaya hazırsınız. Başlamadan önce, bir blogun temel yapısına da aşina olmalısınız. Buna göre bir blogun temel bileşenler şunlardır:
Kontrol paneli
Blog oluşturup oturum açtıktan sonra göreceğiniz ilk şey kontrol panelidir. Kontrol paneli, blogunuzun komut merkezidir. Burada yeni blog gönderileri oluşturabilir, içeriklerinizi editleyebilir veya silebilir, blogun tasarımını değiştirebilir ve hatta yeni eklentiler yükleyebilirsiniz. Bu aktiviteler, blogun sahip olduğu özelliklerin sayısını genişletir. Ek eklentiler, doğrudan kontrol paneli ana sayfasında blogunuzla ilgili önemli verileri ve analizleri görüntülemenizi sağlar. Bu sayede neler olduğunu asla unutmazsınız!
Kullanıcılar
Blogu oluşturduğunuzda, ilk blog kullanıcısını da aynı anda oluşturmuş olursunuz. Bu kullanıcı, blogun tüm haklarına sahip olan yöneticidir. Ancak, blogu tek başınıza çalıştırmak istemiyorsanız, istediğiniz zaman bloga ek kullanıcılar ekleyebilir veya bloga kaydolma olanağı verebilirsiniz. Basit kullanıcı yönetimi sayesinde, bu kullanıcıya farklı roller ve haklar atayabilirsiniz. Blog sisteminde rol ve işlev yönetimi yoksa, bu özellik bir eklenti ile elde edilebilir.
Eklentiler
Eklentiler, oluşturulduktan sonra blogunuza birçok yararlı özellik ekleyebilen yazılım uzantılarıdır. Çoğu eklenti harici geliştiriciler, yani üçüncü parti kişiler tarafından sunulur ve birkaç tıklamayla kolayca yüklenip eklenebilir. Şu anda WordPress için 45.000’den fazla eklenti vardır. Güvenlik eklentilerinden forum eklentilerine ve antispam eklentilerine kadar, eklemek istediğiniz hemen hemen her özellik için ilgili bir eklenti vardır.
Temalar/şablonlar
Temalar veya şablonlar blogunuzun görünümünü oluşturur. Her blog sistemi, varsayılan ayarlardan seçebileceğiniz birkaç tema içerir. Blogunuzu oluştururken, doğrudan ayarlardan bir şablon seçebilirsiniz. Daha geniş bir seçimi tercih ederseniz, diğer tasarım sitelerinden ücretsiz (ve ayrıca Premium, yani ücretli temaları) indirebilir ve eklentilerde yaptığınız gibi yalnızca birkaç tıklamayla blogunuza ekleyebilirsiniz. Sanatsal alanda yeteneğiniz varsa ve biraz programlama yapabiliyorsanız kendi temalarınızı oluşturabilir ve blogunuza daha fazla kişisel dokunuşlar yapabilirsiniz.
Yorumlar:
Okuyucularınızın sizinle iletişime geçmesi için yorum sistemini kullanabilirsiniz. Varsayılan olarak, okuyucular giriş yapmadan içeriklere yorum, düşünce ve öneri bırakabilirler. Bunlar daha sonra makalenin altında görünürler. Aynı zamanda geri izleme veya pingback olarak da adlandırılır. Bunlar, blogunuzdan başka bir blogda bahsedilip bahsedilmediğini bildiren otomatik bildirimlerdir.
Akış
Çoğu blog sisteminde, okuyucuların güncel tutulduğundan emin olmak için bir web yayını veya haber akışı vardır. Okuyucular bu akışa abone olabilir, böylece blogda yeni bir gönderi yazılıp yayınlanmışsa otomatik olarak bir bildirim alırlar.
Permalinks (Kalıcı Bağlantılar)
Blogu oluşturduktan hemen sonra ve ilk gönderiyi yayınlamadan önce, kalıcı bağlantıları uyarlamalı ve kontrol etmelisiniz. Kalıcı bağlantılar, her blog gönderisinin altında dosyalanan URL'nin yapısını tanımlar. Bir gönderi yazdığınızda otomatik olarak oluşturulurlar, böylece onlarla kendiniz uğraşmak zorunda kalmazsınız. Gönderinin URL’sine tarihini veya konusunu eklemek istiyorsanız, kalıcı bağlantı ayarını kullanarak bunu ayarlayabilirsiniz.
Ayarlar
Blog, oluşturma aşamasını tamamladıktan sonra kullanıma hazır olsa da, size sürekli olarak kişiselleştirme imkanı sunar. Gösterge tablosunda 'Ayarlar'ı seçmeniz yeterlidir, bu da blogun dilini, saat dilimini ve görünürlüğünü tanımlamanızı sağlar. Örneğin; sitenizin Google'da bulunmasını istemiyorsanız, blogu 'özel' olarak ayarlayarak WordPress aracılığıyla bu durumu değiştirebilirsiniz.
Adım 6: Blogu kurun
Artık bu aşamadan sonra her şey blogu kişiselleştirmekle ilgili. Daha önce de belirtildiği gibi WordPress, Joomla! ve Drupal açık kaynaklı sistemlerdir. Bu, ücretsiz CMS kurulumunun yanı sıra aynı zamanda çok sayıda ücretsiz temaya, eklentiye ve diğer uzantılara da erişebileceğiniz anlamına gelir. Tasarım, bireyselleşmenin doğal bir parçasıdır ve farklı temalarla belirlenebilir. HTML ve CSS bilgisi sayesinde blogunuzu daha da kişiselleştirebilirsiniz. Bir sonraki adım, teknik çerçeveyi ayarlamak ve temel kurulumu genişletmektir. Temel uzantılar arasında çeşitli güvenlik eklentileri, yedekleme çözümleri ve çevrimiçi pazarlama araçları da bulunur.
Adım 7: Yapı ve planlama ile blogunuza son halini verin
Blogunuz yayına hazır! Artık sayfanızı içerikle doldurmaya başlayabilirsiniz. Bununla birlikte, kabaca bir yapıya karar vermek ve bir plan geliştirmek en iyisi olacaktır. Odak noktanız kategoriler, sayfalar ve etiketler gibi temel yapılar olmalıdır. Başlangıçta, muhtemelen hakkında yazmaya can attığınız birçok konu olacaktır ancak önce tematik odağınızı tanımlamanız ve bu alanda ilerlemeniz daha iyidir. İdeal bir süreçte; bir niş bulmanız ve belirli bir alanda uzman olmanız, sadık bir okuyucu kitlesi oluşturmanız ve uzmanlığınızı başkalarına aktarmanız beklenir. Bu yapı ve planla ilerlemek en profesyonel seçenek olacaktır.
İster iOS ister Android olsun, yeni bir akıllı telefon satın alındığında bir sürü uygulama önceden yüklü geliyor. Bu noktada bazı üreticiler kullanıcıyı özgür bırakarak gereksiz uygulamaları silme imkânı tanırken, bazı telefonlar ise buna müsaade etmiyor.
Apple, iOS 10 işletim sistemiyle birlikte iPhone’larda yerleşik uygulamaların kaldırılmasına izin vermişti. İlk etapta sınırlı sayıda uygulama silinebiliyorken, şirket zamanla bu sayıyı artırdı ve şu anda FaceTime’dan Kişiler’e, Harita’ya kadar toplamda 27 tane program kaldırılabiliyor. Yeni iOS 16 sürümüyle bu sayı 30’a çıktı.
iOS 16 ile Bul ve Saat uygulamaları silinebilecek
WWDC22 etkinliğinde tanıtılan iOS 16 işletim sistemiyle beraber Apple’ın Bul, Saat ve Sağlık uygulamaları iPhone’dan kaldırılabilecek. Halihazırda bu üç uygulamadan biri sadece ana ekrandan silinebiliyor ancak uygulama arşivinde kalmaya devam ediyor. Eğer ihtiyacınız yoksa artık telefondan tamamen kaldırabileceksiniz.
Tabii bu uygulamaların silinmesi, telefonun özelliklerini etkilemeyecek. Örneğin Bul’u kaldırsanız dahi “iPhone’u Bul” işlevi çalışmaya devam edecek. Ancak Apple Kimliğinizle ilişkilendirmiş olduğunuz AirTag ve diğer cihazların konumunu bulamayacaksınız. Bunun için Bul’u App Store üzerinden tekrar yüklemeniz gerekecek.
Apple, geçtiğimiz günlerde iOS 16 işletim sistemini tanıttı. Android kullanıcıları, iOS 16 ile ilgili ankete katıldı.
Aynı şekilde Saat’i kaldırdığınızda iPhone’un saat işlevi hala çalışacak. Ancak alarm ve kronometre gibi özellikleri sıkça kullanıyorsanız bu uygulamaya ihtiyacınız var. Aynı şekilde, sağlık verilerinizi takip etmek ve varsa Apple Watch ile eşzamanlı kullanabilmek için de Sağlık uygulamasını kaldırmamanız gerekiyor.
Yine de bu uygulamaların hiçbirine ihtiyacınız olmadığını düşünüyorsanız, iOS 16’yı yükledikten sonra telefonunuzdan silebilirsiniz. Bu arada iOS 16 alacak telefonlar şu şekilde:
Türksat 5B uydusu, Elon Musk’ın SpaceX şirketine ait Falcon 9 roketi ile ABD’nin Florida eyaletinde yer alan Cape Canaveral üssünden (geçtiğimiz Aralık ayında) başarıyla uzaya fırlatıldı. Yaklaşık 6 ay önce roketten ayrılan uydu, nihayet yörüngede yerini aldı.
TÜRKSAT 5B uydusu hizmete girdi!
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu tarafından sosyal medyada paylaşılana göre, 42 derece doğu yörüngesinde hizmet verecek TÜRKSAT 5B uydusu bugün saat 14:00 itibariyle yörüngeye yerleşti ve tam güçte çalışmaya başladı.
ROKETSAN, Mikro Uydu Fırlatma Sistemi için geliştirilen roketin motoru için farklı bir alana yöneldi. İşte detaylar...
Türksat 5B uydusu neler getiriyor?
Türksat 5B’nin uzaya fırlatılmasıyla beraber Türkiye’nin aktif haberleşme uydu sayısı beşe, toplam uydu sayısı ise sekize ulaşmış oldu. Sabit sınıf uydulara göre 20 kat daha fazla kapasite verimliliği sağlayan yeni uydu, Yüksek Verimli Uydu sınıfında değerlendiriliyor.
Türksat 5B, aktif bir şekilde çalışmaya başladıktan sonra Orta Doğu’nun tamamı, Basra Körfezi, Kızıldeniz, Akdeniz, Kuzey ve Doğu Afrika, Nijerya, Güney Afrika ve yakın komşu ülkelerine ait bölgelerde hizmet sağlayacak. Ka-Bant yüküyle toplamda 55 Gbps’den fazla veri iletimi gerçekleştirecek.
Ka-Bant veri iletimi sayesinde diğer uydularla karşılaştırıldığında, 15 katın üstünde daha fazla veri akışı sunacak olan Türksat 5B uydusu; özellikle de havacılık ve denizcilik sektörlerinde büyük rol oynayacak. Aynı zamanda karasal altyapı ile erişilemeyen yerlere ulaşım sağlanarak daha geniş bir internet altyapısı kurulmasına katkıda bulunacak.
4,5 ton fırlatma ağırlığına sahip Türksat 5B, 15kW güç kapasitesi ve yeni nesil elektrikli itki sistemine sahip. 35 yıldan fazla ömür biçilen uydu için Türkiye’nin üç ilinde yer istasyonu yer alacak. Ankara, İzmir ve Van’da kurulan Ka-Bant yer istasyonları, uydu yörüngeye yerleştikten hemen sonra hizmete başlayacak.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? görüşlerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın!
Kripto para piyasalarındaki dalgalanma tüm hızıyla devam ediyor. Bitcoin ve Ethereum da dahil neredeyse her birimde düşüş trendi sürerken, yatırımcılar da endişeyle ne yapacağına karar vermeye çalışıyor. Son olarak konuyla ilgili bir açıklama da Elon Musk cephesinden geldi.
Yaptığı Twitter paylaşımlarıysa sık sık adından söz ettiren Elon Musk, açıklamalarıyla yeniden gündeme geldi. İşte milyarder Tesla ve SpaceX CEO‘sunun yaptığı kafa karıştıran paylaşım.
Elon Musk, kripto para piyasalarını hareketlendirecek mi?
Ünlü CEO Elon Musk, sabah 3 sularında yalnızca “Cryptonight” yazdığı bir Tweeti paylaştı. Yaptığı paylaşım İngilizce olarak farklı anlamlara gelirken, paylaşımının altında her zaman alışık olduğumuz gibi teoriler üretilmeye başlandı.
Musk’ın yaptığı paylaşım “Crypto night” olarak da “Crypto tonight” olarak da baktığımızda ise “Kripto gecesi” veya “Bu gece kripto” anlamlarına geliyor. Öte yandan bir diğer anlamının ise Cryptonight isimli bir madencilik algoritmasından da söz ettiği düşünülüyor.
Yapılan Twitter paylaşımı, 138 binden daha fazla beğeni alırken, paylaşımının altında “Kripto para borsasının sonu mu gelecek” diye sorular artarken, kullanıcılarının çoğu yatırımlarının Musk’ın ellerinde olduğunu belirtti.
Bitcoin son 18 aydaki en düşük değeri olan 22 bin dolar seviyelerine hızlıca gerilerken, Ethereum ise yaklaşık olarak yüzde 8.9’luk bir düşüş ile 1100 dolar seviyelerine düştü. Cardano (ADA), XRP, SOL, DOGE ve SHIB gibi coinlerde de düşüş var. Kasım ayında 70 bin dolar seviyesinde olan BTC, uzmanlar tarafından yorumlandığında bu sert düşüşlerin sebebi, küresel gelişmeler, enflasyon, faizler ve yaşam pahalılığı olarak yorumlanırken ilerleyen süreçte bizi neler beklediğini bilmek pek de mümkün değil.
Türk Telekom, Babalar Günü’ne özel yeni bir kampanya başlattı. Türk Telekom’da 12 ay kalma sözü veren müşteriler, kampanya ile Apple, Samsung ve Oppo marka akıllı telefonları ve yeni nesil aksesuarları indirimle satın alma imkanından yararlanıyorlar.
Türk Telekom’da telefonlarda 3 bin TL’ye varan indirim
Kampanya kapsamında Türk Telekom mobil müşterileri, iPhone 11 64 GB ve iPhone 11 128 GB modelleri için peşin kontrat alımlarında 1.300 TL indirime sahip olabiliyorlar. iPhone 11 64 GB 13.699 TL’ye satışa sunulurken, iPhone 11 128 GB model akıllı telefonlar ise 14.699 TL’ye satın alınabiliyor.
Samsung’un amiral gemisi telefonlarından birisi olan Galaxy S22 128 GB ise 1.500 TL indirimle 14.499 TL’ye, Samsung Galaxy S22 +128 GB ise 2.000 TL indirimle 19.999 TL’ye satışa sunuluyor. Ek olarak Samsung Galaxy S22 Ultra 128 GB ise 3.000 TL indirimle 22.999 TL’ye satılıyor.
iPhone 11 Uzun Kullanım Testi UKT videosu ile karşınızdayız. Bu videomuzda 'iPhone 11 özellikleri ile neler sunuyor ve iPhone 11 alınır mı?' sorularına yanıt veriyoruz...
Samsung'un yeni amiral gemisi Galaxy S22 tanıtıldı. İşte merak edilen tüm detayları ile Samsung Galaxy S22 özellikleri ve fiyatı!
Daha düşük bütçeye sahip olanlar için kampanya ile Samsung Galaxy A13 ve Oppo A16 32 GB model akıllı telefonlar 2 taksiti Türk Telekom’dan olmak üzere 12 ay taksit avantajıyla satışa sunuluyor.
Türk Telekom müşterileri, Samsung Galaxy A13’ü ayda 499 TL taksitle toplam 4.990 TL’ye, Oppo A16 32 GB model cihazları ise ayda 399 TL taksitle toplam 3.990 TL’ye ulaşabiliyorlar.
Ağustos ayında resmiyet kazanması beklenen Galaxy Z Flip 4 geçtiğimiz ay Snapdragon 8+ Gen 1 işlemcisi, Android 12 işletim sistemi ve 8 GB RAM’i ile performans kıyaslama sitesi Geekbench’te görülmüştü.
Şimdi de Galaxy Z Fold 4, Geekbench’e uğradı. Samsung’un geçtiğimiz yıl tanıttığı katlanabilir akıllı telefonu Galaxy Z Fold 3’ün devamı niteliğindeki model, edinilen bilgiye göre Qualcomm Snapdragon 8+ Gen 1’den güç alıyor. Şimdiye kadar cihazla alakalı pek çok detay sızdırılmıştı ve temel özellikleri doğrulandı.
Samsung Galaxy Z Fold 4, Geekbench puanı belli oldu
1 adet 3,19 GHz hızında çalışan Cortex-X2, 3 adet 2,75 GHz hızında çalışan Cortex-A710 ve 4 adet 1,8 GHz hızında çalışan Cortex-A510 olmak üzere 8 çekirdekli bir yapıya sahip olan Snapdragon 8 Plus Gen 1; SM-F936U numaralı Samsung Galaxy Z Fold 4 cihazında çalışırken tekli çekirdekte 1351, çoklu çekirdekte ise 3808 puan aldı.
Android 12 işletim sistemiyle kutudan çıkacak katlanabilir telefon, elbette Android 13 sürümüne de kavuşacak. Ayrıca 12 GB RAM kapasitesine sahip olacak. Bazı kaynaklar 16 GB RAM’li bir varyantı olacağını da söylese de, bunu doğrulayan somut bir bilgi henüz ortaya çıkmış değil.
Akıllı telefon pazarında 2022 yılının ilk çeyreğini lider kapatan Samsung, bu durumu yeni modelleri ile pekiştirme niyetinde.
RAM kapasitesi aynı kalsa da, depolama tarafında büyük bir sıçrama bekleniyor. Hatırlanacağı üzere Galaxy Z Fold 3, 512 GB’a kadar dahili hafıza desteği sunuyordu. Z Fold 4’te ise bu kapasitenin 1 TB’a çıkacağı öne sürülüyor. Öte yandan 4.400 mAh bataryaya sahip Z Fold 4’ün önceki modelden daha hafif olacağını da eklemekte fayda var.
– Peki ya sizler Galaxy Z Fold 4’ten neler bekliyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlar kısmında paylaşmayı unutmayın.