Apple, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı ve iPhone 16e modelinde ilk kez kullandığı kendi mobil veri modemini (C1 çipi), iPhone 17 Air’de de kullanmaya hazırlanıyor. Bu çipin Qualcomm’un mevcut modemleriyle karşılaştırması merak edilirken, Ookla’nın yaptığı yeni bir araştırma, iki modem arasındaki performansı ayrıntılı olarak ortaya koydu. İşte detaylar.
Ookla’nın hız testi sonuçları: Apple C1 vs. Qualcomm
Ookla’nın Speedtest.net verileri kullanılarak yapılan bu yeni çalışma, her iki modem çipinin farklı ağlarda nasıl performans gösterdiğini gösteriyor. Araştırma, Qualcomm modemli iPhone 16 ile Apple’ın kendi C1 çipli iPhone 16e modellerini karşılaştırıyor.
Test sonuçları ise şöyle:
Farklı Ağlarda Farklı Performans: ABD’deki T-Mobile gibi taşıyıcı birleştirme (carrier aggregation) özelliğini kullanan ağlarda iPhone 16 daha iyi performans gösterdi. T-Mobile’da iPhone 16’nın ortalama indirme hızı 317.64 Mbps iken, iPhone 16e’nin hızı 252.80 Mbps oldu. Bunun nedeni, Qualcomm’un dört taşıyıcıyı birleştirme desteği sunarken, Apple’ın C1 modeminin üç taşıyıcıyla sınırlı olması.
Uluslararası Karşılaştırma: Uluslararası alanda ise, Çin ve Suudi Arabistan gibi gelişmiş 5G ağlarına sahip ülkelerde iPhone 16’nın daha iyi performans gösterdiği gözlendi. Ancak çoğu ülkede iki cihazın hızları birbirine çok yakındı.
Zayıf Bağlantılarda Apple Üstünlüğü: Araştırma, C1 çipinin zayıf bağlantı koşullarında daha iyi performans gösterdiğini de vurguluyor. Bu durum, Apple’ın nihai hızdan ziyade güvenilirliğe odaklandığını düşündürüyor.
iPhone 17 serisinin pil kapasitesi belli oldu. eSIM'li versiyonlarda, az da olsa daha yüksek bir kapasite olacak.
Önceki testlerin birinde Qualcomm’un önde olduğu görülse de, bu testin şirket tarafından finanse edilmesi güvenilirlik konusunda soru işaretleri yaratmıştı. Ancak Ookla’nın son bağımsız araştırması, her iki çipin de farklı koşullarda güçlü ve zayıf yönleri olduğunu gösteriyor. Apple, kendi modemini geliştirirken, özellikle güvenilirliği ve stabil bağlantıyı önceliklendirmiş gibi görünüyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Bursa merkezli Tofaş Türk Otomobil Fabrikası A.Ş., Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı bildirimle, Stellantis Grubu ile yürüttüğü görüşmelerin başarıyla sonuçlandığını ve üretim sözleşmesinin imzalandığını açıkladı. Bu anlaşma, Tofaş’ın üretim kapasitesini ve marka çeşitliliğini önemli ölçüde artıracak dev bir adım olarak kayıtlara geçti.
256 Milyon Euro’luk Yatırım, 150 Bin Araçlık Kapasite
Anlaşma kapsamında Tofaş, Stellantis’in popüler “K9” modelinin hafif ticari ve “Combi” versiyonlarını üretecek. Çoklu enerji platformunda geliştirilecek olan bu araçlar, farklı yakıt tiplerine uyumlu olabilecek.
Proje için toplamda 256 milyon Euro’ya varan bir yatırım yapılması planlanıyor. 2026 yılının üçüncü çeyreğinde başlaması hedeflenen üretimle birlikte, fabrikanın yıllık 150.000 adetlik ek üretim kapasitesine ulaşması öngörülüyor.
Üretimin %80’i İç Pazara Sunulacak
Projenin en dikkat çekici detaylarından biri ise üretim hedefi oldu. Tofaş, 2034 yılının sonuna kadar demonte parçalar (CKD) hariç yaklaşık 660.000 adet araç üretmeyi hedefliyor. Bu üretimin yaklaşık %80’lik gibi büyük bir kısmının Türkiye iç pazarı için ayrılacak olması, yerli tüketiciler için model çeşitliliğinin artacağı anlamına geliyor.
Togg T10X ve Togg T10F modellerinin Euro NCAP puanları belli oldu. Bu puanlar ülkemiz için çok önemli bir gelişme.
Türkiye Otomotiv Sektörü İçin Yeni Bir Kilometre Taşı
Bu anlaşma, Tofaş’ın sadece Fiat markası için değil, aynı zamanda Stellantis çatısı altındaki Opel, Citroën ve Peugeot gibi Avrupa’nın önde gelen markaları için de bir üretim üssü haline geleceğini gösteriyor. Anlaşmanın büyüklüğü ve sürekliliği, Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenlemeleri gereği Tofaş tarafından detaylı raporlarla kamuoyuna duyurulacak. Bu gelişme, hem Tofaş’ın borsadaki (TOASO) konumu hem de Türkiye’nin otomotiv sanayisindeki stratejik önemi açısından büyük bir başarı olarak değerlendiriliyor.
Realme’nin Ekim ayında Çin’de tanıtması beklenen Realme GT 8 ve GT 8 Pro amiral gemisi telefonları hakkında yeni bilgiler ortaya çıktı. Sızıntı kaynağı Digital Chat Station, GT 8 Pro’nun temel özelliklerinin yanı sıra, standart GT 8 modeli hakkında da önemli detaylar paylaştı. İşte Realme GT 8 hakkında yeni sızıntılar.
Realme GT 8, ekran, batarya ve performans Odaklı
Sızıntı kaynağına göre, standart Realme GT 8 modeli, özellikle ekran, batarya ve genel performansa odaklanacak. Kamera yeteneklerinin ise Pro versiyonuna kıyasla daha “ortalama” olacağı belirtiliyor. Her iki modelin de Snapdragon 8 Elite Gen 5 yonga setinden güç alması bekleniyor.
Sızan bilgilere göre, Realme GT 8’de 6.6 inçlik düz bir ekran ve 7.000 mAh civarında bir batarya kapasitesi bulunacak. Şirketin, standart modelde periskop kameradan vazgeçtiği ve bu teknolojiyi daha çok GT 8 Pro modelindeki üst düzey kamera donanımı ve gelişmiş görüntüleme özelliklerine yoğunlaştırdığı belirtiliyor.
Apple Intelligence hizmeti, Çin pazarındaki kullanıcılara kısıtlı olarak sunulacak. Bu durum, büyük bir tartışma yarattı.
Realme GT 8 Pro’nun ise 200 megapiksel periskop telefoto kamera, 50 megapiksel ultra geniş açılı lens ve 50 megapiksel ana kamera gibi daha güçlü bir kamera kurulumuyla geleceği söyleniyor. Ayrıca, ultrasonik parmak izi sensörüne sahip 6.78 inçlik düz bir 2K BOE ekranla donatılması bekleniyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Teknoloji devi Apple, yapay zeka modellerini eğitmek için yazarların eserlerini izinsiz kullandığı iddiasıyla dava edildi. Yazarlar Grady Hendrix ve Jennifer Roberson, telif haklı kitaplarının Apple’ın yapay zeka sistemleri tarafından kullanıldığını öne sürerek şirkete dava açtı.
Apple, yapay zeka davasıyla karşı karşıya
Davacılar, Apple’ın yapay zeka modelini eğitmek için, aralarında kendilerine ait eserlerin de bulunduğu, telif haklı kitaplardan oluşan bir veri seti kullandığını iddia ediyor. Bu kitapların, yazar izni olmadan oluşturulan ve “korsan” olarak adlandırılan “gölge kütüphanelerden” toplandığı belirtiliyor.
Bu durum, yapay zeka şirketlerinin telif hakkı ihlalleri nedeniyle karşılaştığı ilk yasal süreç değil. Daha önce Anthropic şirketi de benzer bir davayla karşı karşıya kalmıştı. Anthropic, yazarların açtığı telif hakkı davasını çözmek için 1.5 milyar dolardan fazla ödeme yapmayı kabul etmişti.
Şirket, izinsiz kullandığı her bir eser veya kitap için yazarlara 3.000 dolardan fazla ödeme yapacağını açıklamıştı. Bu ödeme, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu alanda kabul edilmiş en büyük anlaşma olarak tarihe geçti. Apple’a açılan bu davanın da benzer bir boyuta ulaşıp ulaşmayacağı, önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.
E-spor oyuncularının ne kadar kazandığını hiç merak ettiniz mi? Bu haberimizde E-spor oyuncularının gelirlerine değiniyoruz.
Daha önce benzer davalarla karşı karşıya kalan ve milyonlarca dolarlık anlaşmalarla bu sorunları çözen yapay zeka şirketlerinin aksine, Apple’ın telif hakları konusundaki tutumu merak konusu. Şirket, yapay zeka alanında uzun süredir gizli çalışmalar yürütüyordu ve bu dava, Apple’ın bu alandaki bilgi toplama yöntemlerinin ilk kez kamuoyuna yansımasına neden oldu.
Dava, yapay zeka geliştiricileri ve telif hakkı sahipleri arasında süregelen tartışmaları yeniden alevlendiriyor. Uzmanlar, bu davanın sonucunun, yapay zeka modellerinin telifli eserleri kullanımına ilişkin gelecekteki yasal çerçeveyi şekillendirebileceğini belirtiyor.
Tesla, elektrikli araç şarj ağını genişletmek için yeni bir program başlattı. Şirket, “Supercharger for Business” adını verdiği bu programla, işletmelere kendi mülklerine hızlı şarj istasyonları kurma olanağı sunuyor. Bu yeni girişim, Tesla’nın dünya genelindeki 70 binden fazla noktada bulunan Supercharger ağını daha da büyütecek.
Tesla, Supercharger sistemini genişletiyor
Program, işletme sahiplerine yalnızca şarj istasyonu kurma imkanı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda operasyon, bakım ve destek hizmetlerini de Tesla’nın üstlendiği tam bir hizmet paketini içeriyor. Tesla, bu sistem için %97 çalışma süresi garantisi veriyor. Bu, elektrikli araç şarj altyapısı sektöründeki en yüksek standartlardan biri olarak görülüyor.
İşletmeler için en önemli faydalardan biri, müşteri çekme potansiyelinin artması. Elektrikli araç sahipleri, ziyaretleri sırasında araçlarını hızlıca şarj edebiliyor. Bu durum, işletmelere ek müşteri trafiği sağlıyor.
Ayrıca elektrikli araç kullanan çalışanlar da işyerinde pratik bir şarj çözümüne sahip oluyor. Bu, özellikle düşük güç çıkışlı ve uzun sürede şarj eden geleneksel ofis şarj cihazlarına kıyasla büyük bir kolaylık getiriyor.
E-spor oyuncularının ne kadar kazandığını hiç merak ettiniz mi? Bu haberimizde E-spor oyuncularının gelirlerine değiniyoruz.
Program, işletmelere özelleştirme seçenekleri de sunuyor. İşletmeler, şarj ünitelerine kendi logolarını ekleyebiliyor ve fiyatlandırma politikalarını kendileri belirleyebiliyor. Bununla birlikte Tesla, sistemin sorunsuz işlemesini sağlamak için operasyonel kontrolü elinde tutuyor. Tesla’nın ABD’de duyurduğu bu programın diğer ülkelere yayılıp yayılmayacağı ise henüz bilinmiyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Sony’nin sevilen video oyunu serisi God of War, dizi uyarlamasıyla ekranlara gelmeye hazırlanıyor. Uzun süredir beklenen projenin çekim tarihi nihayet netleşti. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, God of War dizisinin çekimleri Mart 2026’da Kanada’nın Vancouver şehrinde başlayacak.
God of War dizisi karşımıza çıkıyor
Amazon’un Prime Video platformunda yayınlanması beklenen dizi için oyuncu seçme süreçlerinin hala devam ettiği söyleniyor. Dizinin senaryo ekibinde ise Ronald D. Moore’un liderliğinde Matthew Graham, Stephanie Shannon, Narendra K. Shankar, Joe Menosky, Marc D. Bernardin ve Tania Lotia gibi tecrübeli isimler yer alıyor.
Dizinin yapımcısı Ronald D. Moore, “Şu anda senaryo aşamasındayız, gayet iyi gidiyor. Güzel bir ekibimiz var. Bu işe dahil olmak gerçekten heyecan verici.” açıklamasını yaptı. Moore, daha önce video oyunu uyarlaması yapmadığını ancak oyunun sahip olduğu geniş ve derin mitolojiden çok etkilendiğini de sözlerine ekledi.
Moore, diziyle ilgili yaptığı açıklamalarda, oyunun hikayesindeki mitolojik unsurların kendisini etkilediğini ve bu zengin dünyanın dizi formatına çok iyi adapte olacağını düşündüğünü belirtti. Yapım ekibinin şu an için senaryo üzerinde yoğun bir şekilde çalıştığı ve projeyi en doğru şekilde ekrana yansıtmak için büyük bir özen gösterdiği anlaşılıyor.
E-spor oyuncularının ne kadar kazandığını hiç merak ettiniz mi? Bu haberimizde E-spor oyuncularının gelirlerine değiniyoruz.
Amazon’un bu projeye büyük bir bütçe ayırdığı biliniyor. Oyunun dünya çapındaki popülaritesi ve geniş hayran kitlesi, dizinin de büyük bir izleyici başarısı yakalamasını sağlayabilir. Ancak, video oyunu uyarlamalarının her zaman başarılı olmadığı ve hayran beklentilerini karşılamakta zorlanabildiği de bir gerçek.
Bu nedenle, projenin senaryo ve prodüksiyon aşamaları büyük bir titizlikle yürütülüyor. God of War dizisinin, Kratos ve oğlu Atreus’un destansı yolculuğunu nasıl işleyeceği ve oyunun atmosferini ekrana nasıl taşıyacağı, şimdiden merak konusu oldu.
Xiaomi’nin bu ayın sonlarında Çin’de tanıtılması beklenen Xiaomi 16 Pro modeli hakkında yeni bir sızıntı, cihazın ana kamerasının özelliklerini gün yüzüne çıkardı. Söylentilere göre, bu yeni modelde SmartSens tarafından üretilen gelişmiş bir sensör kullanılacak. İşte Xiaomi 16 Pro kamera özellikleri.
Sızıntı kaynağı Fixed Focus Digital’e göre, Xiaomi 16 Pro’da 50 megapiksellik SmartSens SC590X sensörü yer alacak. Bu sensörün, 1.2μm piksel boyutuna sahip büyük bir 1/1.28 inçlik sensör olduğu belirtiliyor.
SC590XS, her pikselin hassas faz algılamalı odaklamaya katkıda bulunduğu QPD tam pikselli otomatik odaklama teknolojisini destekliyor. Ayrıca, yerel olarak 4K video kaydını 120 fps’ye kadar destekleyeceği ve zorlu aydınlatma koşullarında bile ayrıntıları koruyan geniş bir dinamik aralık sunacağı söyleniyor.
Xiaomi, yeni 27 inçlik 4K monitörünü resmen görücüye çıkardı. Cihaz, yenilikçi özellikleri ile fark yaratabilir.
Sızıntılara göre bu sensör, geleneksel kurulumlara göre çok daha fazla ışık almasını sağlayacak fiziksel değişken diyafram açıklığına da sahip olabilir. Dahası, Huawei’nin RYYB piksel düzenlemesini benimseyeceği ve bu sayede ışık yakalama kapasitesini yüzde 30 ila yüzde 40 oranında artırabileceği iddia ediliyor.
SC590XS’in, yapay zeka destekli hareket izleme algoritmalarıyla birleştiğinde, hareketli nesnelere hızlı ve güvenilir bir şekilde odaklanabileceği de söyleniyor. Xiaomi 16 Pro’nun, Xiaomi 16 ve yeni bir model olan Xiaomi 16 Pro Max veya Mini ile birlikte tanıtılması bekleniyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Sony, 2026 – 2030 mali yıllarını kapsayan “Green Management 2030” (GM2030) hedeflerini açıkladı. Sony’nin uzun vadeli çevre planı “Road to Zero”, ürün yaşam döngülerinin ve tüm iş faaliyetlerinin her aşamasında 2050 mali yılına kadar “sıfır çevresel ayak izi”1 hedefine ulaşmayı amaçlıyor. Yol haritası iklim değişikliği, kaynaklar, kimyasal maddeler ve biyoçeşitlilik olmak üzere dört ana başlıkta şekilleniyor ve nihai hedefe ulaşmak için her beş yılda bir orta vadeli hedefler belirleniyor. Bu hedefler, nihai hedefe “geri planlama” yaklaşımıyla (back-casting) bağlanıyor.
Sony, 2025 mali yılı sonu itibarıyla bir önceki plan olan “Green Management 2025” (GM2025) kapsamındaki hedeflerin büyük çoğunluğunu gerçekleştirmeyi öngörüyor. GM2030 döneminde ise GM2025 sürecinde tespit edilen öncelikler ve mevcut çevresel tablo göz önünde bulundurularak yeni performans göstergeleri devreye alınıyor. Bu göstergelerin odağında, Scope 1–3 toplam sera gazı emisyonlarının beş yılda %25’in üzerinde azaltılması ve kaynak döngüsünü hızlandıran uygulamaların yaygınlaştırılması bulunuyor.
Beş Yılda Sera Gazı Emisyonlarını %25’in Üzerinde Azaltma Hedefi
İklim değişikliği riskinin giderek daha ciddi ve acil bir sorun hâline gelmesiyle Sony, değer zinciri genelinde (Scope 1–3 dâhil) 2040 mali yılına kadar net sıfıra ulaşmayı hedefliyor. Bu hedef, diğer üç çevresel odağa kıyasla 10 yıl daha erken konumlanıyor. GM2030 kapsamında Sony, 2025 mali yılına kıyasla Scope 1 ve 2 emisyonlarını %60 azaltmayı ve kalan emisyonlara eşdeğer karbonu gidermeyi planlıyor. Scope 3 emisyonlarını %25 azaltmayı, kendi operasyonlarında 2030 itibarıyla %100 yenilenebilir elektrik kullanmayı ve Sony Grup için üretim yapan başlıca hammadde ile bileşen tedarikçilerinin üretimde %100 yenilenebilir elektriğe geçmesini teşvik etmeyi hedefliyor.
Kaynak döngüselliğini hızlandırmak
Yenilenemeyen kaynak kullanımını azaltmak amacıyla Sony, ürünlerinde geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını genişletiyor ve kullanılan malzemelerin geri dönüştürülebilirliğini iyileştiriyor. GM2030 hedefleri doğrultusunda ürün ağırlığı başına döngüsel olmayan plastik kullanım oranının2 %30 veya altına inmesi hedefleniyor. Belirli modellerde baskılı devre kartlarının montajında kullanılan lehimlerde kalayın ve ana baskılı devre kartları ile diğer bileşenlerde kullanılan altının %100 geri dönüştürülmüş malzemelerden sağlanması öngörülüyor. Ürünlerin daha uzun süre kullanılabilmesi ve ürün/bileşen yeniden kullanımının teşvik edilmesi gibi önlemlerle kaynakların uygun ve verimli kullanımı destekleniyor.
Plastik kirliliğine karşı plastik ambalaj malzemelerine yönelik girişimleri güçlendirmek
Plastik kirliliğinin önemli nedenleri arasında yer alan ambalaj kullanımına yönelik adımlar GM2030 ile güçleniyor. Sony, ürün ambalajlarında plastik kullanım oranını %10 veya altına düşürmeyi, 5 kg ve altındaki ürünlerde plastik ambalajı tamamen ortadan kaldırmayı ve Sony Grup perakende mağazalarında plastik ambalaj kullanımına son vermeyi planlıyor.
Çevresel Farkındalık ve Yenilenebilir Enerji Taahhütleri
Sony, eğlence içeriklerini ve fikri mülkiyetlerini (IP) kullanarak sanatçılarla iş birlikleri geliştiriyor ve çevre dâhil Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) konusunda farkındalık çalışmaları yürütüyor. GM2030 döneminde her iş kolunun doğasına uygun çevresel farkındalık ve katılım faaliyetleri hayata geçiriliyor.
Yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda Sony, %100 yenilenebilir enerji kullanımını hedefleyen uluslararası RE1003 girişimine katılıyor ve 2030 yılına kadar dünya genelindeki operasyonlarında %100 yenilenebilir elektriğe geçmeyi amaçlıyor. Şirketin net sıfır hedefleri, Bilime Dayalı Hedefler İnisiyatifi (SBTi)4 tarafından onaylanıyor. Sony aynı zamanda iklimle ilgili bilgi paylaşımını güçlendiriyor ve İklimle İlgili Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD)5 tavsiyelerini destekliyor.
Sony, tedarik zinciri genelinde çevresel ayak izini azaltmaya ve çevreye duyarlı ürünlerle hizmetler sunmaya devam ediyor. GM2030 hedeflerine ulaşarak 2050 mali yılına kadar Grup genelinde sıfır çevresel ayak izi hedefine yaklaşmayı amaçlıyor ve sürdürülebilir bir toplum ile küresel çevre için iş faaliyetlerini kararlılıkla sürdürmeyi planlıyor.
Samsung Electronics, yeni robot süpürge serisi Bespoke AI Jet Bot Steam’in UL Solutions “Pazarlama Söylemlerinin Doğrulanmasında IoT Güvenlik Derecelendirmesi” kapsamında “Diamond” güvenlik derecesi aldığını duyurdu. Bespoke AI Buzdolabı ve Bespoke AI Çamaşır Makinesi serisinin ardından Samsung, 2025 yılında üçüncü kez bir ev aletiyle bu sertifikayı almaya hak kazandı. Samsung Electronics Başkan Yardımcısı ve Dijital Ev Aletleri İş Birimi Ar-Ge Ekibi Başkan Başkanı Jeong Seung Moon, konuyla ilgili olarak, “Akıllı ev ortamı büyüdükçe ve veri gizliliği konusundaki endişeler arttıkça, tüketiciler daha güvenilir ürünler aramaya yöneliyor. Yapay zekâ destekli cihazlarındaki verileri koruyan güçlü bir güvenlik altyapısı oluşturan Samsung, kullanıcılara iyi bir deneyim sunma kararlılığını sürdürüyor” dedi.
Samsung cihazları, UL Solutions’ın Diamond seviye güvenlik derecelerini nasıl alıyor?
Bir robot süpürgenin güçlü güvenlik özelliklerine sahip olduğunu bilmek, onu gönül rahatlığıyla kullanmak açısından büyük önem taşıyor. Örneğin, serinin premium modeli olan Bespoke AI Jet Bot Steam Ultra’da, temizlik işlemi sırasında kamera kullanılıyor ve SmartThings bağlantısı aracılığıyla evi izleme gibi özelliklerden faydalanıyor. Benzer şekilde, diğer ev aletlerini izleyebilen ve kullanıcı bilgilerini web tarayıcısında depolayabilen ekranlı Samsung cihazlarındaki sağlam güvenlik önlemleri de hayati öneme sahip. Samsung, bu koruma standartlarını oluşturmak için çok katmanlı bir güvenlik sistemi oluşturan Samsung Knox’tan faydalanıyor; kurulan şifreli iletişimle dış tehditlere karşı güçlü savunma sağlıyor.
Ayrıca Knox Matrix Trust Chain ve Knox Vault teknolojilerini de uygulayan Samsung, bu yıl UL Solutions tarafından onaylanan IoT güvenlik pazarlama söylemleriyle de yeni ürünlerin güvenliğini önceki modellere kıyasla daha da güçlendirdi. Knox Matrix Trust Chain, bağlı cihazların güvenlik durumunu gerçek zamanlı olarak izlemek için blok zinciri teknolojisini kullanıyor. 2025 yılında ilk kez Samsung ev aletlerinde kullanılmaya başlanan Knox Vault, şifreler ve kimlik doğrulama bilgileri gibi özellikle hassas verileri ayrı bir çip donanımında saklayarak koruyor. Bu adımlar, Samsung’un daha güvenilir bağlantılı ev deneyimleri sunmasını ve ürün portföyündeki güvenlik sertifikalarının sayısını daha da artırmasını sağlıyor.
Yüksek güvenlik seviyesine sahip olmasının yanında Bespoke AI Jet Bot Steam Ultra, yüksek ısıda buharla paspas temizliği özelliği sayesinde gelişmiş hijyen sunuyor. AI Nesne Tanıma özelliğiyle donatılan ürün, kullanıcıların ev ortamlarına göre özelleştirilmiş daha kişisel ve zahmetsiz bir temizlik deneyimi yaşatıyor.
Global “Welcome to Bespoke AI” lansmanında tanıtılan Bespoke AI Buzdolabı ve Bespoke AI Çamaşır Makinesi serisi, AI Home veya AI Family Hub™ ekranına sahip. Bu ekranlar, cihazların kontrolünü kolaylaştırıyor ve ürünle ilgili bilgileri sezgisel bir şekilde görüntülüyor. Samsung’un en yeni robot süpürgesi Bespoke AI Jet Bot Steam IFA 2025’te sergilendi. Bespoke AI buzdolapları ve Bespoke AI Çamaşır Makinesi Serisi ise şu an dünyanın belirli pazarlarında satışa sunulmuş durumda.
Otomotiv sektöründe Bosch’un adı, yazılım ile özdeşleşmiş durumda. Teknoloji şirketi bunu bu yılki IAA Mobilite fuarında etkileyici bir şekilde gösteriyor. Ve dahası var: Bosch, yazılımın sunduğu imkanlara uygun donanımı tek bir kaynaktan da tedarik ediyor; bu, şirket için dünya genelinde güçlü bir benzersiz satış noktası oluşturuyor. Fuardaki konuşmasında Bosch Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Stefan Hartung, “Bosch, yazılım ve donanım konusunda uzman. Gelişmiş donanım olmadan, en akıllı araç bile tek bir milimetre hareket edemez. Amacımız, kişiye özel, akıllı çözümler sunarak yazılım odaklı mobilite çağında sektörü şekillendirmede önemli bir rol oynamaya devam etmek.” dedi.
İlk göstergeler başarıya işaret ediyor: Bosch, yazılım odaklı dünyada sağlam bir yer edinmiş durumda. Bunun bir örneği, yazılım tanımlı araçlar ve otonom sürüş için kilit teknoloji olarak görülen Bosch’un frenleme ve direksiyon için geliştirdiği by-wire sistemleridir. Burada kontrolü yazılım devralıyor; mekanik bir bağlantıya artık gerek bulunmuyor. Bu, Bosch için önemli bir iş alanı. Şirket, brake-by-wire ve steer-by-wire çözümleriyle 2032 yılına kadar 7 milyar Euro’nun üzerinde kümülatif satış geliri elde etmeyi bekliyor. Bu kilit teknolojinin pazar dinamikleri 2030’lu yıllarda hızlanmaya devam edecek. By-wire teknolojisi, araç üretiminde gelecekte bizi nelerin beklediğine dair bir ön gösterim. Bosch Yönetim Kurulu Üyesi ve Mobilite İş Kolu Başkanı Dr. Markus Heyn, “Gelecekte donanım, yazılım gereksinimlerine uyacak şekilde tasarlanacak.” Dedi.
Bosch, araçları kişisel asistanlara dönüştürmeyi hedefliyor
Yazılım odaklı mobilite alanında Bosch Mobilite’nin iş alanı, gömülü yazılıma sahip donanımdan, hizmetlere ve üreticilerin ve iş ortaklarının ekosistemlerine entegre ettiği tamamen bağımsız yazılımlara kadar gelişmeye devam ediyor. Hartung, “Bağımsız ya da bağlı, standartlaştırılmış, entegre veya ayrılmış; müşterinin istediği her şeyi tam olarak sunabiliyoruz.” dedi. Bu durumun açıkça bir etkisi var: küresel araç üretiminin durgun, talebin zayıf ve elektromobilite ve otonom sürüşteki gecikmelere rağmen, Bosch Mobilite bu yıl biraz büyüyecek. Satış gelirlerindeki artışın yüzde 2’nin biraz altında olması bekleniyor.
Bugüne kadar hiçbir araç teslim alındığı andaki kadar yeni olmamıştı. Heyn, “Ancak gelecekte, aracın yazılımı sürekli güncellenecek ve yapay zeka sayesinde sürekli öğreniyor olacak. Yeni mobilite, her şeyden önce kullanıcı merkezlidir.” dedi. Bunun nasıl göründüğüne bir örnek: Bosch’un Vehicle Motion Yönetimi yazılımı, fren, direksiyon, güç aktarımı ve şasi sistemlerini merkezi olarak kontrol ederek tüm araç hareketlerini koordine ediyor. Bu, bireysel sistemler arasındaki koordinasyonu iyileştiriyor ve sürücünün tercihlerine göre ayarlanabilmelerini sağlıyor. Bugün özellikle konforlu bir yolculuk mu? Yarın biraz daha çevik bir sürüş mü? Ertesi gün sarsıntısız bir duruş mu? Sorun değil; bir düğmeye dokunmanız yeterli, araç tamamen farklı hissettiriyor. Bu arada Bosch’un Vehicle Motion Yönetimi yazılımı donanımdan bağımsızdır, bu da farklı araç mimarilerinde kolayca kullanılabilmesini sağlar.
Bu sadece teori değil, uygulamada da gerçekleşiyor: Bosch yazılımı yaygın olarak kullanılıyor ve Avrupa, Çin ve Japonya’da yirmiden fazla üretici zaten benimsemiş durumda. Önümüzdeki üç yıl içinde Bosch, Vehicle Motion Yönetimi yazılımına dokuz haneli bir yatırım yapacak ve tüm alanlarda modüler yazılım ve fonksiyon portföyünü genişletecek. Bosch’un Vehicle Motion Yönetim sistemi, by-wire çözümleriyle birlikte kullanıldığında çok daha verimli çalışıyor, çünkü yazılım ilgili fren ve direksiyon aktüatörlerini sürücünün eylemlerinden bağımsız olarak kontrol edebiliyor, bu da daha yüksek güvenlik, artırılmış konfor ve daha iyi araç dinamikleri sağlıyor.
Bosch’un akıllı yazılımı fark yaratıyor
Bosch’un ADAS ürün ailesi de yazılım odaklıdır. Akıllı sürücü destek sistemleri için araç üreticileri, önceden yapılandırılmış üç varyant arasından seçim yapabiliyor ve bunları marka özelinde hızlı bir şekilde üretime alabiliyor. Burada da donanım ve yazılım, müşteri taleplerine bağlı olarak entegre edilebilir veya ayrı ayrı satın alınabilir. Her iki seçenek de bütüncül bir yaklaşımdan faydalanıyor: Bosch, donanım ve yazılım arasındaki etkileşimi anladığı için, mevcut ortamlara sorunsuzca entegre edilebilen, bireysel olarak optimize edilmiş çözümler sunabiliyor.
Bosch Türkiye ve Orta Doğu Başkanı Daniel Korioth, IAA Mobilite fuarında yaptığı açıklamada, sektörün zorlu bir dönüşümden geçtiğini belirterek tam da bu dönemde ihtiyacımız olan inovasyon alanındaki gelişmelerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Korioth ayrıca IAA Mobilite tarihinde ilk defa Türkiye’den bir markanın fuara katıldığının altını çizerek şöyle dedi: “Bosch olarak, yazılım odaklı mobilite alanında özelleştirilmiş çözümler sunuyoruz. Uzmanlığımızı otomobilin tüm alanlarında kullanıyoruz. Togg ile birlikte, ‘Rush Hour Assist’i geliştirdik.” 2026 yılından itibaren kullanıma sunulacak olan bu özellik, günümüzün mega kentlerinin bir gerçeği olan aşırı yoğun şehir trafiğinin tipik zorluklarında sürücülere aktif olarak yardımcı olacak ve sürüş sırasında onlara gözle görülür bir rahatlama sağlayacak.
Türkiye mobilite ekosisteminin yetkinlik gelişimine katkı
Büyüyen EV pazarı hakkında değerlendirmelerden bulunan Korioth, “Türkiye, Avrupa’daki EV pazarında yüzde 15 paya sahip. Pazardaki bu dönüşüm, mühendislerimizin gelişimine önemli katkılar sağladı.” dedi. Bu dönüşümün merkezinde yer alan İstanbul’daki Tasarım Merkezi ekibi, 2019’dan beri yürüttüğü elektrikli güç aktarma organları geliştirme faaliyetleri sayesinde Bosch tarafından küresel bir iş ortağı merkezi olarak konumlandırıldı. Mühendislik ekibi, Türkiye’nin elektrifikasyon yolculuğuna rehberlik etmenin yanı sıra uluslararası projelerde stratejik sorumluluklar da üstleniyor. Bosch’un, faaliyet gösterdiği ekosisteme değer katmayı her zaman önceliklendirdiğini vurgulayan Korioth, “Bu bağlamda şirketimiz, yeni yeteneklerin geleceğin teknolojilerine hazır olmasını sağlamak için mobilite ekosistemine yönelik ileri düzey eğitimler düzenliyor. En önemlisi, kendi mühendislerimiz bu eğitimleri tasarlıyor ve veriyor.” dedi. İstanbul’daki Tasarım Merkezi, kendi tasarladıkları mobilite eğitiminin 5. yılını başarıyla tamamladı. Her yıl yaklaşık 2000 öğrencinin başvurduğu eğitimi ortalama her yıl 100 öğrenci tamamladı.
Çek otomobil üreticisi Skoda, yeni elektrikli SUV modeli Epiq’in üretime yakın konseptini Münih Otomobil Fuarı’nda sergiledi. 2026 yılında yollara çıkacak olan model, Skoda’nın elektrikli SUV ailesinin en küçük üyesi olacak. Epiq, kompakt boyutları, 400 km’yi aşan menzili ve yeni tasarım diliyle öne çıkıyor.
Yeni Skoda Epiq karşımıza çıkıyor
Skoda’nın 4.1 metre uzunluğundaki bu yeni elektrikli aracı, 4.4 metrelik Elroq modelinin altında konumlanıyor. Marka, yeni modelin beş kişiyi rahatlıkla taşıyabildiğini ve 475 litre bagaj hacmi sunduğunu söylüyor. Ayrıca, Epiq’in tam şarjla 424 kilometre menzile ulaşabildiği belirtiliyor.
Volkswagen Grubu’nun küçük elektrikli araçları için geliştirdiği MEB Entry platformunu kullanan Epiq, önden çekişli ve standart olarak 208 beygir güç üreten bir motorla geliyor. Performans odaklı vRS versiyonunun ise 223 beygire kadar çıkabileceği konuşuluyor.
Epiq, Skoda’nın “Modern Solid” olarak adlandırdığı minimalist tasarım felsefesinin ilk tamamen yeni modeli. Bu tasarım anlayışı, daha önce Elroq ve Enyaq’ın güncellenen versiyonlarında kısmen uygulanmıştı. Yeni modelde markanın “Tech Deck” adını verdiği ön yüz, T şeklinde ışık imzaları ve sportif tamponlar dikkat çekiyor.
Aracın iç mekânı, Skoda’nın bilinen pratikliğini koruyor. Çanta kancaları, sabitleyiciler ve gizli saklama bölmeleri gibi “simply clever” çözümler, ergonomiyi artırıyor. Ana kontrol ünitesi olarak dokunmatik ekran yer alsa da, fiziksel düğmeler de kullanılıyor.
E-spor oyuncularının ne kadar kazandığını hiç merak ettiniz mi? Bu haberimizde E-spor oyuncularının gelirlerine değiniyoruz.
Skoda, Epiq’in başlangıç fiyatının benzinli kardeşi Kamiq ile aynı seviyede olacağını belirtiyor. Kamiq’in başlangıç fiyatı yaklaşık 25.330 euro. Skoda’nın bu fiyatlandırma stratejisi, markanın elektrikli araçları daha geniş kitlelere ulaştırma hedefini gösteriyor.
Epiq’in seri üretim versiyonunun 2026 yılının ortalarında tanıtılması bekleniyor. Aynı dönemde, Vision 7S konseptine dayanan, yedi koltuklu büyük bir elektrikli SUV da Skoda ürün gamına eklenecek.
Android pazarı için heyecanın dorukta olduğu aylara girmiş bulunuyoruz. Neredeyse tüm markalar yeni amiral gemi serilerini duyurmaya hazırlanırken sızıntılar da durmak bilmiyor. vivo, yakında piyasaya süreceği X300 serisi hakkında detayları parça parça açıklamaya devam ediyor. Serinin Pro versiyonu yakın zamanda Çin’in 3C sertifikasını alırken, şimdi de standart Vivo X300 modelinin aynı sertifikayı aldığı ortaya çıktı. İşte detaylar.
Vivo X300, 90W hızlı şarj ile geliyor
vivo X300 olduğu iddia edilen V2509A model numaralı cihaz, 3C sertifikasyonunda 90W hızlı şarj desteği sunan bir adaptörle görüntülendi. Cihazın ayrıca Geekbench testinde Dimensity 9500 yonga seti, 16GB RAM ve Android 16 işletim sistemiyle çalıştığı da görüldü.
Söylentilere göre Vivo X300, BOE Q10 Plus panelli, 1.5K çözünürlüğe ve 120Hz yenileme hızına sahip 6.3 inçlik düz OLED bir ekranla gelecek. Gücünü Dimensity 9500 yonga setinden alacak olan cihazın, 6.000 mAh’den büyük bir bataryaya sahip olacağı belirtiliyor.
Apple Intelligence hizmeti, Çin pazarındaki kullanıcılara kısıtlı olarak sunulacak. Bu durum, büyük bir tartışma yarattı.
Kamera tarafında ise cihazın arka kurulumunda 200 megapiksel Samsung HPB ana kamera, 50 megapiksel Samsung JN5 ultra geniş açılı lens ve 50 megapiksel Sony LYT-602 periskop telefoto kamera bulunacağı söyleniyor. Ön kısımda ise 50 megapiksellik otomatik odaklamalı bir selfie kamerası yer alacak.
Serinin en üst modeli olan Vivo X300 Ultra’nın, Snapdragon 8 Elite Gen 5 yonga seti ve daha güçlü bir kamera kurulumuyla 2026’nın ilk yarısında piyasaya sürülmesi bekleniyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.