11 Temmuz’da izleyiciyle buluşan Dexter: Resurrection, yayınlandığı ilk hafta içinde elde ettiği izlenme rakamlarıyla Paramount’un bugüne kadarki en güçlü Showtime açılışını gerçekleştirdi. Paramount+ ve Showtime platformlarında toplam 3.1 milyon izlenmeye ulaşan ilk bölüm, şirketin kendi bünyesindeki istatistiklerine göre en hızlı çıkış yapan Showtime dizisi oldu.
Dexter: Resurrection dizisi büyük ilgi gördü
Dexter evreninin en yeni halkası olan Resurrection, hem orijinal Dexter dizisinin hem de 2021 yılında yayınlanan Dexter: New Blood’ın doğrudan devamı olarak sunuluyor. Yayınlanan üç bölümüyle dizi, hem içerik hem de ilgi açısından önceki yapımların önemli ölçüde önüne geçti. İlk veriler, Resurrection’ın Dexter: Original Sin’e göre yüzde 46, Dexter: New Blood’a göre ise yüzde 79 daha fazla izlendiğini gösteriyor.
Dizinin bu performansı yalnızca Resurrection ile sınırlı kalmadı. Serinin yeni yapımıyla birlikte izleyici ilgisi genel olarak Dexter evrenine yöneldi. Paramount, Resurrection’ın yayınlandığı hafta boyunca diğer Dexter dizilerinin toplam izlenme oranlarında yüzde 132’lik bir artış yaşandığını bildirdi. Bu artış, son dönemde birbiri ardına gelen Dexter projelerinin arkasındaki stratejinin karşılık bulduğunu ortaya koyuyor.
Dexter: Resurrection, oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. Michael C. Hall, Dexter Morgan rolüyle yeniden başrolde yer alırken, ona eşlik eden isimler arasında Uma Thurman, Peter Dinklage, Neil Patrick Harris, Krysten Ritter, Eric Stonestreet ve David Dastmalchian bulunuyor.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
Dizide ayrıca serinin eski karakterleri de aynı rolleriyle geri döndü. David Zayas (Angel Batista), James Remar (Harry Morgan), Jack Alcott (Harrison Morgan), John Lithgow (Trinity Killer) ve Jimmy Smits (Miguel Prado), Resurrection’da yeniden izleyici karşısına çıktı.
Dizi, yayınlanan ilk üç bölümüyle gerek izlenme oranları gerekse geri dönen kadrosuyla hem nostalji hem de yeni hikâyeler arayan izleyiciler açısından serinin canlılığını koruduğunu gösterdi. Dexter markasının bu geri dönüşle birlikte uzun vadeli bir yapım hattına dönüşüp dönüşmeyeceği ise ilerleyen bölümlerdeki izleyici sadakatiyle şekillenecek.
1970’ler, otomotiv dünyası için bir devrim ve aynı zamanda bir buhran dönemiydi. 60’ların sınırsız beygir gücü savaşları, yerini Temiz Hava Yasası, Petrol Krizi ve fahiş sigorta maliyetlerinin getirdiği bir bezginlik dönemine bırakmıştı. Özellikle Amerika’da motorlar küçülürken, performans adeta buharlaştı. Ancak bu karamsar tabloda bile, bazı üreticiler kısıtlamalara boyun eğmeyi reddetti ve hem Avrupa’da hem de Amerika’da mühendislik harikası otomobiller üretmeye devam etti. İşte o döneme damgasını vuran ve gücü her şeyin üstünde tutan 13 efsanevi otomobil.
70’li yılların en hızlı arabaları
13. Maserati Bora 4.9 (1978) – 330 Beygir Gücü
Tasarım dehası Giorgetto Giugiaro’nun imzasını taşıyan Bora, 4.9 litrelik V8 motoruyla Amerikan spor otomobillerinin güç kaybettiği bir dönemde 330 beygir sunuyordu. Bu güçlü motorla sadece 250 adet üretilmesi, onu bugün daha da özel kılıyor. 1978 model bir Corvette’in sadece 220 beygir ürettiği düşünüldüğünde, Bora’nın performansı dönemin standartlarının çok üzerindeydi.
12. De Tomaso Pantera (1971) – 330 Beygir Gücü
De Tomaso Pantera, Avrupa’nın egzotik tasarımını Amerika’nın güçlü ve güvenilir Ford V8 motoruyla birleştiren en ikonik örneklerden biridir. Ford’un bayileri aracılığıyla bile satılan bu model, 330 beygirlik Cleveland V8 motoruyla hem ulaşılabilir hem de son derece performanslıydı. Petrol Krizi’ne rağmen üretimi devam eden Pantera, zamanla daha lüks bir karaktere büründü.
11. AC 428 Frua (1971) – 345 Beygir Gücü
Efsanevi AC Cobra’nın gölgesinde kalsa da, 428 Frua çok daha özel bir otomobildi. Cobra şasisinin üzerine İtalyan Frua tarafından tasarlanmış bir gövde ve 345 beygirlik devasa bir Ford V8 motoru taşıyordu. Yüksek fiyatı ve İngiltere-İtalya arasında gidip gelen karmaşık üretim süreci nedeniyle sadece 80 adet üretildi ve bu da onu en nadir transatlantik melezlerden biri yapıyor.
Yeni ÖTV düzenlemesi resmen yasalaştı. Yeni düzenlemeye göre, oranlar yüzde 80 ile 220 arasında değişecek.
10. Ferrari 365 GTB/4 “Daytona” (1973) – 352 Beygir Gücü
Adını Ferrari’nin 1967 Daytona yarışındaki zaferinden alan bu model, 70’lerin başına damgasını vurdu. Pininfarina’nın öncü kama tasarımı ve 352 beygirlik 4.4 litre Colombo V12 motoruyla Daytona, yaklaşık 280 km/s hıza ulaşabiliyordu. Bugün bile en tanınan Ferrari tasarımlarından biri olmaya devam ediyor.
9. Ferrari 512 BB (1976) – 355 Beygir Gücü
Daytona’nın yerini alan 512 BB, 5.0 litrelik V12 motoruyla gücü 355 beygire taşıyarak 300 km/s hıza yaklaşıyordu. Amerika’da resmi olarak hiç satılmamış olması ve Daytona kadar popüler olmaması, onu bugün koleksiyonerler için “değeri daha az keşfedilmiş” bir klasik Ferrari haline getiriyor.
8. Pontiac GTO Ram Air IV (1970) – 370 Beygir Gücü
Amerikan “muscle car” döneminin zirvelerinden olan GTO Ram Air IV’ün resmi gücü 370 beygir olarak açıklansa da, gerçek gücünün çok daha yüksek olduğu herkes tarafından biliniyordu. Özellikle sadece birkaç adet üretilen üstü açılır “Judge” versiyonları, bugün 1 milyon doları aşan rekor fiyatlarla müzayedelerde satılarak efsanesini perçinliyor.
7. Ford Mustang Boss 429 (1970) – 375 Beygir Gücü
Mustang efsanesinin en saygı duyulan versiyonlarından Boss 429, resmi olarak 375 beygir gücündeydi. Ancak tıpkı GTO gibi, bu rakamın da sigorta maliyetlerini düşük tutmak ve yarış kurallarına uymak için kasıtlı olarak düşük gösterildiği düşünülüyor. Gerçek potansiyeli, resmi rakamların çok üzerindeydi.
6. Lamborghini Countach LP400 (1974) – 375 Beygir Gücü
1974’te piyasaya çıktığında bir uzay gemisini andıran Countach, “makas kapıları” ve fütüristik tasarımıyla bir neslin hayallerini süsledi. 4.0 litrelik V12 motorundan aldığı 375 beygir güç, onu sadece sıra dışı göstermekle kalmıyor, aynı zamanda inanılmaz derecede hızlı yapıyordu. Orijinal LP400 versiyonundan sadece 157 adet üretilmiştir.
5. Aston Martin V8 Vantage (1977) – 380 Beygir Gücü
Aston Martin, V8 Vantage’ı 1977’de tanıttığında onu “dünyanın en hızlı dört kişilik seri üretim otomobili” olarak lanse etti. 380 beygir gücü, lüks iç mekanı ve kaslı tasarımıyla bu unvanın hakkını veriyordu. Hem bir süper otomobil kadar hızlı hem de uzun yolculuklar için bir grand tourer kadar konforluydu.
4. Lamborghini Miura P400 SV (1971) – 385 Beygir Gücü
Birçoklarına göre “ilk süper otomobil” olan Miura’nın en gelişmiş ve en güçlü versiyonu P400 SV’ydi. 385 beygire yükseltilen gücü ve iyileştirilen aerodinamik yapısıyla Miura efsanesini taçlandırdı. Eşsiz güzelliği ve performansı, onu bugün milyon dolarlık değere sahip en çok aranan klasiklerden biri yapıyor.
3. Jensen Interceptor SP (1971) – 385 Beygir Gücü
İngiliz şasisi, İtalyan tasarımı ve Amerikan gücünü birleştiren Jensen Interceptor, opsiyonel “SP” (Six-Pack) paketiyle tam 385 beygir güç üreten bir Chrysler V8 motoruna sahipti. Bu, onu döneminin en güçlü otomobillerinden biri ve Amerikan motoru taşıyan en güçlü Avrupalı yapıyordu.
2. Plymouth HEMI ‘Cuda (1970) – 425 Beygir Gücü
Efsanevi HEMI1970 model HEMI ‘Cuda, adını taşıdığı 426 kübik inçlik efsanevi HEMI V8 motoru sayesinde resmi olarak 425 beygir gücündeydi. Döneminin en korkutucu performans makinelerinden biriydi ve “muscle car” çılgınlığının tepe noktasını temsil ediyordu.
1. Chevrolet Chevelle 454 SS LS6 (1970) – 450 Beygir Gücü
Resmi olarak 450 beygir gücü üreten LS6 motoruyla 1970 Chevrolet Chevelle 454 SS, kağıt üzerinde dönemin tartışmasız kralıydı. Neredeyse rakipsiz olan bu güç, onu Amerikan otomobil tarihinin en ikonik performans figürlerinden biri yaptı. Uzun süre diğer nadir kaslı otomobillere göre daha uygun fiyatlı kalsa da, koleksiyonerlerin gözünde değeri her geçen gün artıyor.
Apple, M4 çipli iPad Pro modellerinde yaptığı tasarım değişikliğinin ardından, M5 işlemcili yeni nesil iPad Pro’da da ön kamera düzenini yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor. Mevcut modellerde yatay kullanım esas alınarak üst kenara taşınan ön kameraya ek olarak, yeni modellerde çift ön kamera yer alacak. Bu sayede cihazın yönü fark etmeksizin hem dikey hem de yatay kullanımda görüntülü görüşme ve fotoğraf çekme deneyimi mümkün hale gelecek.
Apple M5 iPad Pro,çift ön kamera ile karşımıza çıkacak
M4 çipli iPad Pro modelleri, Mayıs 2024’te OLED ekran ve inceltilmiş tasarımla piyasaya sürüldü. Yeni M5 işlemcili modellerde ise genel tasarımın korunması, ancak işlevsellik açısından sınırlı ancak dikkat çekici yeniliklerin eklenmesi bekleniyor.
Bu yeniliklerin başında Apple’ın M5 yongası ve çift ön kamera düzeni geliyor. Apple’a yakınlığıyla bilinen kaynaklardan Mark Gurman bu bilgileri doğrularken, cihazın yönüne bağlı kalmaksızın FaceTime gibi uygulamalarda daha akıcı bir deneyim sunulmasının hedeflendiğini aktardı. Mevcut Face ID teknolojisi zaten tüm yönlerde çalışabiliyor, ancak ön kamera yalnızca tek bir kenarda yer alıyordu.
Apple tedarik zinciri analisti Ming-Chi Kuo’ya göre M5 işlemcili iPad Pro modellerinin seri üretimi 2025’in ikinci yarısında başlayacak. Şirketin geçmiş ürün takvimine bakıldığında, iPad Pro güncellemeleri genellikle 18 ayda bir gerçekleşiyor. Bu nedenle yeni modellerin Eylül ya da Ekim 2025 döneminde tanıtılması olası görünüyor.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
OLED panel üretiminin çoktan başlamış olması, donanım tarafındaki hazırlıkların planlandığı şekilde ilerlediğini gösteriyor. Ancak M5 iPad Pro’nun genel tasarım çizgisi açısından radikal bir değişiklik sunması beklenmiyor. Apple, önceki modellerde ulaşılan incelik ve ekran teknolojisindeki gelişmeleri büyük ölçüde koruyarak, kullanıcı deneyimini donanımsal verimlilik ve esneklik üzerinden iyileştirmeye odaklanıyor.
Geçtiğimiz hafta EA, efsanevi futbol serisinin yeni oyunu FC 26’yı resmi olarak duyurarak ön siparişe açtı. Türkiye’deki oyuncuları en çok heyecanlandıran gelişme ise oyunun tarihinde ilk defa Türkçe spiker desteğiyle gelecek olmasıydı. Bu duyuru, oyuncularda büyük bir beklenti yaratırken, herkesin aklındaki soru aynıydı: Maçları kimin sesinden dinleyecektik? Ancak EA, spikerlerin kimliğine dair ser verip sır vermeyerek bu merakı canlı tuttu.
Kafaları karıştıran FC 26 Türkçe dublajlı fragman
Türkçe spiker konusunda gizem devam ederken EA, bugün fragmanının Türkçe dublajlı bir versiyonunu paylaştı. Bu fragman, oyunculara Türkçe spiker performansına dair ilk ipuçlarını sunma potansiyeli taşısa da tam tersi bir etki yarattı. Videoda duyulan profesyonel maç anlatımı, akıllara Türkçe spiker bu mu? sorusunu getirdi.
Ancak dikkatli izleyicilerin fark ettiği bir detay, bu tezin pek de güçlü olmadığını gösteriyor. Fragmanın orijinalinde spiker ve yorumcu olarak adı geçen Derek Rae ve Stewart Robson ikilisinin isimleri, Türkçe dublajlı versiyonda da yer alıyor. Bu durum, fragmanda duyduğumuz sesin, oyunun kendisine ait spikerden ziyade, yalnızca tanıtım filmine özel bir “dublaj sanatçısı” sesi olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Kısacası, duyduğumuz ses büyük olasılıkla oyun içinde karşılaşacağımız ses olmayabilir.
Battlefield 6, 29 Temmuz'da resmi olarak duyurulabilir. Bu sızıntı, serinin fanlarını oldukça heyecanlandırdı.
EA, FC 26 ile ilgili yenilikleri ve detayları tek seferde açıklamak yerine haftalara yayılmış bir tanıtım takvimi izleyeceğini belirtti. Oyun içi mekanikler, modlardaki güncellemeler ve diğer önemli gelişmeler, önümüzdeki dönemde yapılacak sunumlarla oyun severlerle paylaşılacak.
FC 26 sistem gereksinimleri
FC 26 minimum sistem gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Windows 10/11 – 64-Bit
İşlemci: AMD Ryzen 5 1600 veya Intel Core i5 6600k
RAM: 8 GB RAM
Ekran Kartı: AMD RX 570 veya Nvidia GTX 1050 Ti
DirectX: Sürüm 12
Ağ: Geniş bant İnternet bağlantısı
Depolama: 100 GB kullanılabilir alan
Ses Kartı: DirectX: 12 Uyumlu ekran kartı veya eşdeğeri
FC 26 önerilen sistem gereksinimleri:
İşletimSistemi: Windows 10/11 – 64-Bit
İşlemci: AMD Ryzen 7 2700X veya Intel Core i7 6700
RAM: 12 GB RAM
EkranKartı: AMD RX 5600 XT veya Nvidia GTX 1660
DirectX: Sürüm 12
Ağ: Geniş bant İnternet bağlantısı
Depolama: 100 GB kullanılabilir alan
SesKartı: DirectX: 12 Uyumlu ekran kartı veya eşdeğeri
Katı hal bataryaları, uzun süredir elektrikli araç dünyasında devrim yaratacak bir teknoloji olarak öne çıkıyor. Yüksek enerji yoğunluğu, hızlı şarj kapasitesi ve termal kararlılık gibi üstünlükleri sayesinde sıvı elektrolitli geleneksel lityum iyon bataryaların yerini alması bekleniyordu.
Katı hal batarya teknolojisi gecikecek
Ancak son gelişmeler, bu beklentinin sanılandan daha geç gerçekleşebileceğini gösteriyor. Çin Otomotiv Teknolojisi Araştırma Merkezi Baş Bilimcisi Wang Fang, bu alandaki ilerlemelerin iddia edildiği hızda olmadığını açıkça ortaya koydu.
Wang Fang, 2025 Çin Otomotiv Forumu’nda yaptığı açıklamada, katı hal bataryalarının önünde dört büyük engel olduğunu belirtti: Belirsiz iyon iletim kanalları, karmaşık üretim süreçleri, yetersiz güvenlik kontrolleri ve büyük ölçekli üretim zorlukları.
Bilimsel açıdan bakıldığında, bu sorunların kısa vadede aşılması kolay görünmüyor. Katı hal teknolojisi hâlâ laboratuvar odaklı gelişmelerle sınırlı ve seri üretim koşullarında nasıl bir performans sergileyeceği netlik kazanmamış durumda.
Güvenlik konusu da teknoloji üzerindeki temel baskı unsurlarından biri olmaya devam ediyor. Wang, katı hal bataryalarının güvenlik sınırlarının geniş olduğunu ancak bu sınırlar aşıldığında oluşabilecek sonuçların sıvı bataryalara kıyasla çok daha ağır olabileceğini vurguladı.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
Elektrikli araç yangınlarının son dönemde kamuoyunda oluşturduğu tedirginlik, üreticileri daha sıkı güvenlik testlerine yönlendiriyor. Yasal sınırların ötesine geçilerek geliştirilen yeni protokoller, batarya güvenliğini sadece vaatlerle değil, teknik doğrulamalarla da destekleme ihtiyacını doğuruyor.
Laboratuvarlarda güvenli olduğu söylenen pek çok sistem henüz araç içinde test edilmedi. SAIC ve Gotion High-Tech gibi şirketler olumlu açıklamalar yapsa da, sahadaki koşulların laboratuvar ortamından farklı olduğu biliniyor. Seri üretim araçlara uygulanabilirliği henüz kanıtlanmamış bu sistemlerin gerçek dünyada ne kadar güvenli olacağı bilinmiyor.
Maliyet ise en belirleyici engellerden biri olarak öne çıkıyor. Danışmanlık şirketi Battery Intelligence’ın verilerine göre, katı hal bataryalarının birim maliyeti kilovat saat başına 167 dolar seviyesinde. Bu rakam, geleneksel sıvı lityum pillerin maliyetinin üç katından fazla.
Bu fark, üretim maliyetlerini ve dolayısıyla araç fiyatlarını ciddi biçimde yukarı çekiyor. Ar-Ge harcamaları da hesaba katıldığında, bu teknolojinin başlangıçta kitlesel pazarlarda değil, daha çok lüks ve sınırlı üretim modellerde yer bulması bekleniyor.
En iyimser öngörüler bile, katı hal bataryalarının yaygınlaşmasının beş yıl gibi bir süre alabileceğini gösteriyor. Bu süre zarfında, elektrikli araç endüstrisinin hangi yönde evrileceği ve bu teknolojinin rekabette nasıl bir yer edineceği belirsizliğini koruyor.
Tesla’nın büyük beklentilerle piyasaya sürdüğü Cybertruck, satış performansıyla şirketin en tartışmalı yatırımlarından biri haline geldi. Elon Musk’ın “kıyamet gününde bile ayakta kalır” sözleriyle tanıttığı bu radikal tasarımlı elektrikli pick-up, 2025’in ikinci çeyreğinde yalnızca 4.306 adet satış gerçekleştirdi. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre %50,8’lik bir düşüş anlamına geliyor.
Tesla Cybertruck satışları bekleneni veremedi
Cybertruck’ın ilk yarı toplam satış sayısı da beklenenin çok altında kaldı. 2025’in ilk altı ayında yalnızca 10.712 adetlik bir satış yapılabildi. Oysa 2024’te bu sayı 39.900 adetti. Elon Musk daha önce yıllık 500 bin Cybertruck satışı hedeflediğini açıklamıştı. Ancak gelinen noktada bu hedefle mevcut performans arasında büyük bir uçurum oluştu.
Aracın zayıf satış grafiği, yalnızca tüketici ilgisizliğiyle açıklanabilecek bir durum değil. Tesla, bu modelde çok sayıda kalite ve güvenlik sorunuyla da karşı karşıya kaldı. Şimdiye kadar 8 farklı geri çağırma yapıldı.
Bunlar arasında ani güç kaybı, gaz pedalının çalışmaması, karoser panellerinin gövdeden ayrılması gibi ciddi üretim kusurları bulunuyor. Bu teknik sorunlar, aracın güvenilirliğine olan güveni önemli ölçüde sarstı.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
Cybertruck’ın yüksek fiyatı da satışları etkileyen temel faktörlerden biri oldu. Elon Musk tanıtım sürecinde 40 bin dolarlık bir başlangıç fiyatı vaat etmişti. Ancak ilk teslim edilen modeller 100 bin dolar seviyesinden satışa sunuldu.
Daha sade donanıma sahip versiyonlar ise 70 bin dolarlık fiyat etiketine rağmen yeterli ilgiyi görmedi. Bu fiyat aralığı, piyasadaki birçok rakip elektrikli pick-up modelinin oldukça üzerinde kalıyor.
Tesla’nın yaşadığı bu gerileme, şirketin genel pazar hakimiyetini de tehdit ediyor. Uzun süre dünyanın en çok elektrikli araç satan markası unvanını taşıyan Tesla, bu alandaki liderliğini Çinli üretici BYD’ye kaptırma riskiyle karşı karşıya. BYD, özellikle uygun fiyatlı modelleriyle öne çıkarken, Türkiye dahil birçok ülkede artan bir ilgi görüyor.
Xiaomi, mobil işlemci ve bağlantı teknolojilerinde daha bağımsız bir yapıya geçme hedefi doğrultusunda yeni bir adım attı. Geçtiğimiz aylarda tanıttığı XRING 01 yonga setiyle kendi işlemci mimarisine sahip ilk çipini duyuran şirket, şimdi de kendi 5G modemini geliştirerek bu alandaki dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Geliştirilen modem, XRING 02 adıyla anılan yeni nesil yonga setine entegre edilecek.
Xiaomi, kendi 5G modemini geliştirecek
XRING 01 setinde MediaTek üretimi bir 5G modem kullanan Xiaomi, dış kaynaklı bu bileşen nedeniyle verimlilik ve sistem optimizasyonunda sınırlamalarla karşılaştı. Bu durum, ilk nesil yonganın yalnızca belirli cihazlarda kullanılmasına neden oldu. XRING 02 ile birlikte şirket, modem ve işlemciyi tek bir platformda birleştirerek donanım ve yazılım üzerinde tam kontrol sağlamayı planlıyor.
Yeni yonga seti sadece akıllı telefonlarla sınırlı kalmayacak. XRING 02’nin otomotiv alanında da kullanılması bekleniyor. Xiaomi’nin elektrikli otomobil projelerinde bu yeni yongaya yer vererek hem performans hem de veri bağlantısı açısından entegre çözümler sunması planlanıyor. Bu strateji, firmanın işlem gücü ve bağlantı teknolojilerini kendi içinde bütünleştirmesi açısından önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Xiaomi’nin 5G modem geliştirme süreci, ABD tarafından uygulanan teknoloji ambargoları çerçevesinde ilerliyor. Şirket, ileri düzey döküm teknolojilerine doğrudan erişemese de, Çin merkezli iş birlikleri sayesinde bu açığı kapatmaya çalışıyor.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
XRING 02 yonga setinin üretiminde TSMC’nin 2 nanometre sürecine yer verilmesi ihtimali yüksek görülüyor. Bu, Xiaomi’nin performans ve enerji verimliliği açısından daha rekabetçi bir yonga üretmesini sağlayabilir.
XRING 02 ve entegre 5G modem çalışmalarının ne zaman tamamlanacağına dair kesin bir tarih bulunmasa da, şirketin mobil ve otomotiv pazarlarında kendi teknolojilerine daha fazla yer verme planı netleşmiş durumda.
Birleşik Krallık merkezli mikro mobilite girişimi Bo, elektrikli scooter segmentinde sınırları zorlayan yeni modeli Bo Turbo ile dikkat çekiyor. Şirket, bu scooter ile 160 kilometre/saat hıza ulaşarak Guinness Dünya Rekoru kırmayı amaçlıyor. Bo Turbo, teknik kapasitesi ve performans verileriyle klasik e-scooter algısını tamamen geride bırakıyor.
Bo Turbo, Guinness Dünya Rekoru kırabilir
Bo, yaklaşık bir buçuk yıl önce ilk modeli Bo M ile İngiltere ve Avrupa pazarında yerini aldı. Şimdi ise Formula 1 kökenli mühendislerden oluşan ekibiyle geliştirdiği Bo Turbo modelini kamuoyuna tanıttı. Yeni model, 24 kW gücünde çift motora sahip ve 1.8 kWh kapasiteli bataryasıyla 240 kilometreye kadar menzil sunuyor. Bu değerler, bir elektrikli scooter için alışılmışın çok üzerinde.
Scooter’ın tek parça alüminyumdan üretilen gövdesi, hem ağırlık avantajı sağlıyor hem de dayanıklılığı artırıyor. Araçta ayrıca, Formula 1 yarış araçlarında kullanılan fren hava kanallarından esinlenerek tasarlanan özel bir soğutma sistemi bulunuyor. Bo, bu scooter’ın güç-ağırlık oranının Bugatti Veyron gibi süper otomobillerden daha yüksek olduğunu ileri sürüyor.
Bo Turbo’nun sahip olduğu teknik değerler, onu yasal sınırlamalar nedeniyle çoğu ülkede trafikte kullanılamaz hale getiriyor. Bu nedenle model, tamamen gösteri amaçlı geliştirilmiş bir ürün olarak konumlanıyor. Buna rağmen, sınırlı sayıda üretilecek olan Bo Turbo’nun ilk alıcısı İspanya’daki bir koleksiyoner oldu. Araç, 29.500 dolarlık satış fiyatıyla da oldukça yüksek bir segmente hitap ediyor.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
Guinness Dünya Rekorları ekibi tarafından denetlenecek olan hız denemesi için hazırlıklarını sürdüren Bo, e-scooter kategorisinde dünyada eşi benzeri olmayan bir model sunuyor. Şirketin iddiası gerçekleşirse, Bo Turbo dünyanın en hızlı elektrikli scooter’ı olarak kayıtlara geçecek.
Meta, Avrupa Birliği’nin üretici yapay zeka sistemlerine yönelik hazırladığı kuralları imzalamayı reddetti. Şirket, bu kuralların hukuki olarak belirsizlik taşıdığını ve teknolojik yenilikleri olumsuz etkileyebileceğini savundu.
Meta, AB’nin yapay zeka kurallarını onaylamadı
Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilen kurallar, geniş amaçlı yapay zeka sistemlerinin şeffaflık, güvenlik, içerik işaretleme ve telif haklarına saygı gibi konularda belirli standartlara uymasını öngörüyor.
Bu kurallar, başta sohbet botları ve metin-görsel üretimi yapan sistemler olmak üzere, çok amaçlı yapay zeka ürünlerini doğrudan hedef alıyor. Avrupa Birliği bu çerçeveyi, yapay zeka alanında daha güvenli, denetlenebilir ve etik temelli bir yapı kurmak amacıyla hazırladı.
Meta’nın kararı, şirketin küresel ilişkiler başkanı Joel Kaplan tarafından duyuruldu. Kaplan, yapılan değerlendirmelerde bu kuralların yalnızca Avrupa Birliği’nin Ağustos 2025’te yürürlüğe girecek olan yapay zekâ yasasını değil, onun da ötesini kapsadığını ifade etti.
Açıklamada, ek yük getiren bu kuralların Avrupa’daki yapay zeka inovasyonlarını sekteye uğratabileceği belirtildi. Meta ayrıca, hukuki belirsizliklerin uzun vadede yapay zekâ geliştiricilerini olumsuz etkileyeceği görüşünde.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
Avrupa Birliği cephesi ise Meta’nın tutumuna rağmen geri adım atmıyor. Şu anda gönüllü statüde olan kurallar, 2 Ağustos 2025 itibarıyla yürürlüğe girecek yapay zeka yasasıyla birlikte daha bağlayıcı bir hâl alabilir. Komisyon, düzenlemelerin yalnızca büyük teknoloji şirketlerini değil, aynı zamanda sektöre yeni giren girişimleri de korumayı amaçladığını vurguluyor.
Meta’nın imzalamama kararı, Avrupa Birliği ile büyük teknoloji şirketleri arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı. AB’nin dijital düzenlemeler konusunda daha katı bir pozisyon alması, önümüzdeki süreçte teknoloji firmalarıyla daha geniş çaplı anlaşmazlıklara yol açabilir.
Anker, masaüstü kablo kalabalığını azaltmak isteyen kullanıcılar için geliştirdiği yeni Nano Şarj İstasyonu’nu satışa sundu. 89,99 dolarlık fiyat etiketiyle piyasaya çıkan cihaz, toplam yedi bağlantı noktasına sahip. Kompakt yapısıyla öne çıkan şarj istasyonu, aynı anda birden fazla cihazı hem hızlı hem de güvenli şekilde şarj edebiliyor.
Anker, Nano Şarj İstasyonu’nu görücüye çıkardı
Cihazın ön yüzünde üç adet USB-C ve bir USB-A portu bulunuyor. USB-C portlarından ikisi, 70 santimetreye kadar uzayabilen ve kullanılmadığında otomatik olarak sarılan dahili kablolarla geliyor.
Bu kablolar, mıknatıslı gerilim mekanizması sayesinde sağlamlık ve uzun ömürlü kullanım vadediyor. Arka bölümde ise üç adet klasik priz girişi yer alıyor. Böylece hem kablolu USB cihazları hem de farklı adaptörlerle çalışan donanımlar aynı anda kullanılabiliyor.
Tek bir cihaz bağlandığında, USB-C üzerinden 100 watt’a kadar güç çıkışı sağlanabiliyor. Bu güç seviyesiyle 16 inçlik bir MacBook Pro, 35 dakikada yüzde 50’ye kadar şarj edilebiliyor. Birden fazla cihaz bağlandığında ise güç dinamik olarak bölünüyor. İki USB-C cihazı bağlandığında çıkış gücü 50 ila 88 watt arasında değişirken, dört USB portu birlikte kullanıldığında toplam çıkış 30 watt ile sınırlandırılıyor.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
Cihazın ön panelinde 1.3 inç boyutunda bir LCD ekran yer alıyor. Bu ekran, her cihaza giden anlık güç miktarını ve genel şarj durumunu gösteriyor. Böylece kullanıcılar yük dengesini kolayca takip edebiliyor.
Şarj istasyonunun içinde Anker’in GaN (galyum nitrür) teknolojisi yer alıyor. Bu teknoloji, yüksek güç çıkışını daha küçük bir hacimde ve daha düşük ısıyla gerçekleştirmeyi mümkün kılıyor.
Isı kontrolü ise ActiveShield 3.0 sistemi tarafından sağlanıyor. Bu sistem, sıcaklık seviyesini saniyede yaklaşık 80 kez izleyerek, gerektiğinde otomatik olarak soğutma mekanizmasını devreye alıyor. Böylece cihaz uzun süreli kullanımlarda dahi güvenliğini ve performansını koruyor. Anker’in yeni Nano Şarj İstasyonu, hem ev hem de ofis ortamları için geniş kapsamlı ve düzenli bir şarj çözümü sunuyor.
OPPO, ürün yelpazesini genişletmek için çalışmalarını sürdürüyor. Çinli üretici yarın merakla beklenen K13 serisini kullanıcıların beğenisine sunacak. Son gelişmeler akıllı telefonların özelliklerini tanıtıma saatler kala gözler önüne seriyor. Peki, markanın yeni modellerinden tam olarak neler beklemeliyiz?
OPPO K13 serisinin özellikleri ortaya çıktı
Güvenilir sektör kaynakları yaklaşan OPPO K13 serisinin özelliklerini paylaştı. Buna göre, her iki model de 6.8 inç büyüklüğünde, 1.5K çözünürlüklü ve 144Hz yenileme hızına sahip düz OLED LTPS ekranla gelecek. Paneller, kısa odaklı ekran içi parmak izi sensörünü de içerecek. Önde 16 MP, arka tarafta ise 50 MP ana ve 2 MP derinlik sensöründen oluşan çift kamera kurulumu karşımıza çıkacak.
OPPO K13 Turbo ve K13 Turbo Pro, 7.000 mAh kapasiteli büyük bir bataryaya sahip olacak. Bu pil, 80W hızlı şarj desteği sunacak. Bununla birlikte standart model Dimensity 8450 ve Pro ise Snapdragon 8s Gen 4 işlemcisini kullanacak. Her iki telefon da yerleşik aktif soğutma fanı ve RGB aydınlatma ile oyun deneyimini iyileştirmeyi hedefliyor diyebiliriz.
Akıllı telefonlarda plastik bir orta çerçeve bulunacak. Öte yandan, IP66/68/69 sertifikalarıyla suya ve toza karşı dayanıklılık sağlayacaklar. Pro modelinin 8.31mm kalınlığında ve 208 gram ağırlığında olacağı belirtiliyor. Standart K13 Turbo modelinin de benzer boyut ve ağırlıkta olduğu söyleniyor.
K13 Turbo, 12 GB+256 GB, 12 GB+512 GB ve 16 GB+256 GB gibi çeşitli seçeneklerle raflardaki yerini alacak. K13 Turbo Pro ise bu seçeneklere ek olarak 16 GB+512 GB’lık daha yüksek bir varyantla gelecek. Renk seçenekleri her iki modelde siyah ve mor olarak sunulurken, K13 Turbo’da ayrıca beyaz, Turbo Pro’da ise gümüş renk alternatifi de bulunacak.
Akıllı telefonların ilk olarak Çin’de satışa çıkması bekleniyor. Ağustos veya eylül aylarında ise Çin dışına yani globale gelmesi bekleniyor.
Lenovo, mobil oyuncuların yüksek performanslı oturumlar sırasında yaşadığı ısınma sorunlarını hedef alan yeni bir aksesuar tanıttı. Legion Manyetik Soğutucu adıyla duyurulan bu cihaz; termoelektrik soğutma teknolojisi, dijital sıcaklık ekranı ve RGB aydınlatmalarıyla donatılmış. Çin pazarında satışa sunulan ürün, yaklaşık 20 dolarlık fiyatıyla dikkat çekiyor.
Lenovo Legion manyetik soğutucu duyuruldu
Soğutucu, 10 watt gücünde yarı iletken bir soğutma modülü kullanıyor. Uygun ortam koşullarında cihazın yüzey sıcaklığını 20 dereceye kadar düşürebiliyor. Bu özellik, özellikle uzun süreli oyun seanslarında cihazın performansını koruması açısından önemli bir avantaj sağlıyor. 1846 mm²’lik geniş ısı dağıtım alanı sayesinde soğutma etkisi cihazın yüzeyine eşit şekilde yayılıyor.
Kullanıcılar üç farklı fan modu arasında geçiş yapabiliyor. “Buz Gibi Serin”, “Aşırı Soğuk” ve “Buz Gibi Kapalı” isimli bu modlar, fan hızını belirliyor. En yüksek modda fan 5000 RPM’ye ulaşırken, bu hız sadece 30 desibel seviyesinde ses üretiyor. Böylece soğutucu, sessiz ortamlarda da rahatsızlık vermeden kullanılabiliyor.
RGB aydınlatmalar yalnızca görsel efekt olarak değil, aynı zamanda cihazın aktif olduğunu göstermek amacıyla da çalışıyor. Üzerindeki dijital ekran sayesinde kullanıcı, cihazın anlık sıcaklık değerlerini görebiliyor. Soğutucu, MagSafe benzeri güçlü bir manyetik sistemle telefona sabitleniyor. Manyetik desteği olmayan cihazlar için kutu içeriğinde yapışkanlı bir yama da bulunuyor.
Yeni nesil konsolların, Magnus işlemcisine sahip olacağı iddia edildi. Bu işlemcinin, performans tarafında fark yaratması bekleniyor.
USB Type-C bağlantı noktası üzerinden çalışan aksesuar, 5V-2A güç tüketiyor. Cihazın toplam ağırlığı 68 gram, boyutları ise 64 x 26 mm. Bu değerlerle, taşınabilirlik açısından da mobil oyunculara kullanım kolaylığı sağlıyor.
Lenovo, özellikle mobil oyun ve yayın uygulamaları için geliştirdiği bu ürünle, oyun sırasında yaşanan ısınma sorunlarına doğrudan müdahale edebilen kompakt bir çözüm sunuyor.