Samsung Electronics, çip paketleme teknolojisinde radikal bir değişikliğe hazırlanıyor. Şirketin 2028 yılı itibarıyla, geleneksel silikon tabanlı ara katmanlar yerine cam tabanlı ara katmanlara geçiş yapacağı belirtildi. Bu dönüşüm, özellikle yapay zeka çiplerinin performansını artırmak ve üretim maliyetlerini düşürmek açısından kritik öneme sahip olacak.
Samsung, çiplerinde silikon yerine cam kullanabilir
Çip üretiminde kullanılan ara katmanlar, özellikle yüksek bant genişliğine sahip belleklerin (HBM) GPU’larla birleştirildiği 2.5D paketleme teknolojisinde önemli rol oynuyor. Şimdiye kadar bu alanda ağırlıklı olarak silikon kullanılıyordu.
Ancak silikon interpozerler, yüksek üretim maliyeti ve sınırlı üretim esnekliği gibi dezavantajlar barındırıyor. Samsung’un da bu nedenle cam tabanlı çözümlere yöneldiği belirtiliyor. Cam; ultra-ince devre yapıları için daha fazla hassasiyet sunarken, stabilitesi ve düşük üretim maliyetiyle öne çıkıyor.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Bu özellikler, büyük veri merkezleri ve yoğun yapay zeka işlem gücü gerektiren uygulamalar için geliştirilen yeni nesil çiplerin üretiminde önemli avantajlar sağlıyor. Cam alt tabakalar hem daha yüksek yoğunluklu devre tasarımına imkan tanıyor, hem de termal genleşmeye karşı çok daha dayanıklı.
Sektörde cam ara katmanlara olan ilgi giderek artarken, Samsung’un bu alanda kendi yolunu çizdiği görülüyor. Birçok üretici büyük boyutlu cam paneller (510×515 mm) üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Ancak Samsung daha kompakt ölçülerde, 100×100 mm’nin altındaki cam birimlerine odaklanmış durumda.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Apple, yaklaşık 200 milyon dolarlık bütçeyle hayata geçirdiği Fountain of Youth filmiyle büyük eleştiri alıyor. Ünlü yönetmen Guy Ritchie’nin kamera arkasında yer aldığı yapım, 2025’in en dikkat çeken Apple TV+ projelerinden biri olmuştu. Ancak filmin hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden aldığı düşük puanlar, Apple’ın bu projeden beklediği karşılığı alamadığını gösteriyor.
Yeni Apple TV+ yapımı büyük eleştiri aldı
John Krasinski, Natalie Portman ve Eiza Gonzalez’in başrollerini paylaştığı film, uzun süredir görüşmeyen iki kardeşin efsanevi Gençlik Pınarı’nı arayışını konu alıyor. Tarihi kaynaklardaki ipuçlarını takip eden kardeşlerin hikayesi, onları dünyanın farklı köşelerine uzanan bir maceraya sürüklüyor.
Modern Indiana Jones tarzında kurgulanan bu hikaye, gişe potansiyeli taşıyan büyük prodüksiyonlara benzer şekilde tasarlandı. Fakat yapımın pazarlama sürecinde sinema salonlarında izleyiciyle buluşturulmaması dikkat çekti. Apple, filmi yalnızca Apple TV+ üzerinden yayınladı.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Rotten Tomatoes’ta %37’lik eleştirmen puanı alan film, MetaCritic’te de 41 puanla karşılandı. İzleyici yorumları da olumsuz görünüyor. Rotten Tomatoes üzerindeki izleyici puanı %44’e kadar gerilemiş durumda.
Film eleştirmenleri, hikayenin yeterince derinlik sunmadığını ve karakter gelişimlerinin zayıf kaldığını belirtiyor. Apple’ın filmi doğrudan dijital platformda yayınlama kararı ise, platformun sınırlı abone sayısı göz önünde bulundurulduğunda; yapımın geniş kitlelere ulaşma şansını azaltan bir faktör oldu.
Peki siz bu film hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Otonom sürüş teknolojilerinin giderek yaygınlaştığı otomotiv sektöründe, lidar sensörlerinin telefon kameraları üzerinde yol açtığı ciddi bir sorun gün yüzüne çıktı. Lidar (Light Detection and Ranging) sistemleri, çevresel tarama yapmak ve nesneleri algılamak için yakın kızılötesi dalga boylarında lazer ışınları kullanıyor. Ancak bu görünmeyen lazer ışınları, özellikle akıllı telefonların gelişmiş kamera sensörleriyle doğrudan temas ettiğinde kalıcı hasarlara neden olabiliyor.
Araçlardaki lidar sensör, telefon kameralarını bozuyor
Son olarak Volvo’nun elektrikli SUV modeli EX90 ile yaşanan bir vaka bu riski somut şekilde ortaya koydu. Bir kullanıcı, EX90’ın tavanındaki lidar ünitesini iPhone 16 Pro Max cihazıyla kayda alırken telefonun ana kamerasında geri dönüşü olmayan piksel hasarları oluştu.
Kamera sensöründe kırmızı, mor ve pembe tonlarda yanık benzeri kalıcı lekeler meydana geldi. Cihaz, AppleCare kapsamında değiştirildi ancak bu tür bir garantiye sahip olmayan kullanıcılar için aynı çözüm mümkün değil.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Volvo’dan yapılan resmi açıklamada olayın istisnai olmadığı ve lidar ışınlarının kamera sensörlerine doğrudan temas ettiğinde benzer hasarların oluşabileceği belirtildi. Şirket, kullanıcıları kameraları doğrudan lidar sensörlerine doğrultmamaları konusunda uyarıyor.
Lazerin yoğunluğu, özellikle yakın mesafelerde artıyor ve bu da kamera sensörlerinin zarar görme ihtimalini yükseltiyor. Açıklamaya göre, uzaktan çekim yapılması ve mümkünse lens filtresi kullanılması, cihazların korunmasına yardımcı olabilir.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Asus, Avrupa’da satışa sunduğu ProArt P16 modeliyle profesyonel dizüstü bilgisayar pazarında yeni bir hamle yaptı. Cihaz AMD’nin yapay zekâ özellikli Ryzen AI 9 HX 370 işlemcisiyle donatılırken, 32 GB LPDDR5X RAM ve 1 TB SSD ile geliyor. Ek depolama ihtiyacı olanlar için de ikinci bir M.2 yuvası bulunuyor.
OLED panelli Asus ProArt P16 piyasaya çıktı
Ekran tarafında iki farklı seçenek sunulmuş. İlki 2880×1800 çözünürlüğünde ve 120 Hz yenileme hızına sahip OLED panel mevcut. İkincisi ise 4K çözünürlükte ama 60 Hz ile sınırlı. Ayrıca, her iki ekran da dokunmatik olarak tasarlanmış. Bu opsiyonlar, kullanıcıların çözünürlüğe mü yoksa akıcılığa mı öncelik vereceğine karar vermesini sağlıyor.
Soğutma sistemi ise üç fanlı yapı ve sıvı metal termal macun ile güçlendirilmiş. Bu sistem, işlemci ve ekran kartı arasında 120 watt’a kadar güç paylaşımı yapılmasına imkan veriyor. Güce yönelik bu mühendislik, cihazın yüksek performanslı uygulamalarda stabil kalmasını sağlıyor. Tüm bu donanıma rağmen ProArt P16, 1.85 kg ağırlık ve 17 mm kalınlıkla taşınabilirliğini koruyor.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Cihazın bataryası da 90Wh kapasiteye sahip. Bu yapı, özellikle ekran kartının düşük kullanımda olduğu senaryolarda uzun pil ömrü vadediyor. Trackpad alanına yerleştirilen Asus Dial Pad; video kurgu, grafik tasarım gibi yaratıcı işler yapan kullanıcılar için fiziksel bir kontrol aracı işlevi görüyor.
Bağlantı seçenekleri arasında USB 4 destekli Type-C, HDMI 2.1, SD Express 7.0 kart okuyucu ve klasik USB-A portları yer alıyor. Grafik tarafında ise iki seçenek mevcut. RTX 5060 ekran kartlı model 2.915 dolardan, RTX 5070 ekran kartlı versiyon ise 3.350 dolardan satışa sunuldu.
Peki siz bu ürün hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Mozilla, Firefox 138 sürümüyle birlikte tarayıcının adres çubuğunda kapsamlı bir yeniliğe gitti. Sadece web adresi girilen klasik yapıdan uzaklaşan adres çubuğu, tarayıcı işlevlerine doğrudan erişim sağlayan çok yönlü bir kontrol alanı haline geliyor.
Mozilla Firefox, beklenen yeniliği nihayet sunuyor
Kullanıcılar artık “@action” komutu aracılığıyla geçmişi silme, eklentileri görüntüleme, indirilen dosyaları açma veya kayıtlı şifreleri yönetme gibi işlemleri doğrudan adres çubuğundan gerçekleştirebiliyor. Bu özellik sayesinde menüler arasında dolaşmaya gerek kalmıyor ve pratik biçimde işlem yapılabiliyor.
Adres çubuğuna eklenen diğer anahtar kelimeler arasında “@tabs”, “@bookmarks” ve “@history” bulunuyor. Kullanıcılar bu komutları kullanarak açık sekmeler arasında arama yapabiliyor, kayıtlı yer imlerine erişebiliyor ya da geçmişte gezilen sayfaları kolayca bulabiliyor.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Arama deneyimi de yeni arayüzle birlikte sadeleştirildi. Artık bir arama motoru seçildiğinde, yapılan sorgu adres çubuğunda kalıyor ve URL ile değiştirilmeden görsel olarak kullanıcıya sunuluyor. Bu durum, aramaları daraltmak ya da sorguyu değiştirmek isteyen kullanıcılar için büyük kolaylık sağlıyor.
Firefox 138 ile gelen bir diğer değişiklik ise adres çubuğundaki URL görüntüleme biçiminde oldu. Güncelleme sonrasında tarayıcı, adreslerdeki “https://” önekini göstermiyor. Bu da daha sade ve okunabilir bir görünüm sağlıyor.
Mozilla, bu değişikliklerin kullanıcıların web deneyimini hem görsel hem de işlevsel açıdan iyileştireceğini belirtiyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Apple, yapay zeka alanında izlediği stratejide önemli bir değişikliğe gidiyor. Şirket şimdiye dek kendi içinde geliştirdiği teknolojileri merkezde tutarken, artık üçüncü taraf geliştiricilerin sürece dahil olacağı bir yapıya yönelecek. WWDC 2025 geliştirici konferansında açıklanması beklenen plan, Apple’ın büyük dil modellerini (LLM) geliştiricilere açmasını öngörüyor.
Apple, yapay zeka stratejisini değiştirecek
Apple yalnızca kendi mühendislik kaynaklarıyla değil, küresel geliştirici topluluğuyla birlikte ilerlemeyi hedefliyor. Firma yapay zeka çözümlerini doğrudan kendi ürünlerine entegre etmek yerine, geliştiricilere sunduğu güçlü altyapılarla test etmek istiyor. Bu değişimle beraber, App Store’daki yapay zeka destekli uygulamaların sayısında ve çeşitliliğinde artış olacak.
Apple, yapay zeka stratejisini resmen değiştirmeyi planlıyor.
Yapay zeka alanında Google, Microsoft ve OpenAI gibi şirketlerin agresif ürün tanıtımları yaptığı bir dönemde, Apple daha temkinli ve geliştirici odaklı bir model benimsemeyi seçiyor. Bu modelde, mevcut sistemlerin kapasitesini artırmaya dönük iyileştirmeler ve yeni geliştirici araçlarıyla ekosistemin genişletilmesi amaçlanıyor.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Apple bu stratejiyi yalnızca teknolojik gelişme değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini daha fazla kişiselleştirmek için kullanacak. Üçüncü parti geliştiricilere açılacak olan yapay zeka modelleriyle, farklı ihtiyaçlara yönelik çözümlerin çok daha hızlı bir biçimde ortaya çıkması bekleniyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Apple’ın yapay zeka alanında izlediği stratejisi sonuç verecek mi? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.
Samsung’un yeni nesil mobil işlemcisi Exynos 2500, resmi tanıtımı yapılmadan performans testlerinde ortaya çıktı. Şirketin ilk kez 3nm üretim teknolojisiyle geliştirdiği yonga seti, Temmuz ayında piyasaya sürülmesi beklenen Galaxy Z Flip 7 modelinde kullanılacak. Ancak Geekbench testlerindeki sonuçlar, çipin beklenen performansı veremediğini gösteriyor.
Exynos 2500 işlemcisi, performans testinde ortaya çıktı
Geekbench 6 test sonuçlarına göre Exynos 2500, tek çekirdek performansında 2.012 puan, çoklu çekirdek performansında ise 7.563 puan elde etti. Bu skorlar, hem Apple hem de Qualcomm’un mevcut amiral gemisi yongalarının gerisinde kaldı. Hatta Xiaomi’nin kendi geliştirdiği yeni amiral gemisi çipi dahi Exynos 2500’ü geride bırakıyor.
Samsung’un geçen yıl Galaxy S24 serisinde kullandığı Snapdragon 8 Gen 3 ile kıyaslandığında, Exynos 2500 yalnızca küçük bir avantaj sağlıyor. Şirketin 3nm üretim sürecine geçiş yaptığı ilk mobil işlemcide bu düzeyde bir sonuç alınması, özellikle performans beklentisi yüksek olan kullanıcılar açısından hayal kırıklığı yarattı.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Exynos 2500, toplamda 10 çekirdekli bir CPU yapısına sahip. Yapıda bir adet Cortex-X925 çekirdeği 3.3 GHz hızında, iki adet Cortex-A725 çekirdeği 2.75 GHz’de, beş adet Cortex-A725 çekirdeği 2.36 GHz’de ve iki adet Cortex-A520 çekirdeği ise 1.8 GHz’de çalışıyor.
Grafik tarafında ise AMD’nin RDNA 3.5 mimarisini temel aldığı tahmin edilen Xclipse 950 GPU yer alıyor. Ancak ana performans çekirdeği olan Cortex-X925’in 3.3 GHz gibi görece düşük bir hızda çalışıyor olması, çipin genel performansına dair soru işaretlerini artırıyor. Rakip üreticilerin benzer çekirdekleri 4 GHz sınırına kadar çıkardığı biliniyor.
Peki siz bu işlemci hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Motorola, Edge 2025 modelini piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Güvenilir sektör kaynakları yaklaşan akıllı telefonla ilgili tasarımsal ve bazı teknik detayları gözler önüne seriyor.
Motorola Edge 2025 nasıl görünecek ve neler sunacak?
Motorola Edge 2025’in ön tasarımı, geçen yılki modelle büyük ölçüde aynı görünüyor. Kavisli bir ekrana ve ortalanmış bir delikli ön kameraya sahip. Sağ tarafta güç ve ses tuşları, sol tarafta ise geçen yıl tanıtılan “Quick Button” (Hızlı Tuş) yeniden yer alıyor. Bu buton, e-posta uygulaması veya webcam modu gibi belirli uygulamaları veya özellikleri başlatmak için özelleştirilebiliyor.
Arka tarafa gelindiğinde ise büyük bir değişiklik dikkat çekiyor. Edge 2025, önceki modelin aksine üçlü arka kamerayla geliyor. Bu değişiklik, kamera modülünün daha büyük olmasına ve LED flaşın yeniden tasarlanmasına neden olmuş. Ayrıca telefonun arka yüzeyi deri görünümlü malzemeyle kaplanmış ve Pantone tarzı yeşil renkte sunulmuş. Başka renk seçeneklerinin olup olmayacağı ise henüz bilinmiyor.
Henüz resmi teknik özellik listesi açıklanmadı, ancak Edge 2025’in yüksek yenileme hızına sahip OLED ekran, ekran altı parmak izi sensörü, IP68 toz ve su direnci, 5.000 mAh batarya, 68W kablolu ve 15W kablosuz şarj desteğiyle geleceği tahmin ediliyor. Ayrıca cihazın kutudan Android 15 ile çıkması bekleniyor.
Bir önceki model olan Edge 2024, 6.6 inç büyüklüğünde, 144Hz yenileme hızına sahip pOLED ekran (2400×1080 çözünürlük), Snapdragon 7s Gen 2 işlemci, 8 GB RAM ve 256 GB depolama alanı sunuyordu. Kamera tarafında 50 MP Sony LYT-700C ana kamera (OIS destekli), 13 MP ultra geniş açı ve makro destekli ikinci kamera ile 32 MP ön kamera bulunuyordu. Ayrıca stereo hoparlör, Dolby Atmos, Wi-Fi 6E, Bluetooth 5.2 ve 5G desteği de mevcuttu.
Henüz resmi bir çıkış tarihi açıklanmasa da, geçen yılki modelin haziran ayında tanıtıldığı düşünülürse Edge 2025’in de çok yakında piyasaya sürülmesi bekleniyor.
Giyilebilir teknoloji ürünleri her geçen gün daha işlevsel hale gelirken, özellikle sporcuların beklentilerine hitap eden cihazlar da dikkat çekiyor. Bu kapsamda öne çıkan modellerden biri de HiFuture’ın “FutureMate Pro” adlı kulaklığı oldu. Açık uçlu tasarımıyla spor yaparken maksimum konfor ve güvenlik sunan bu modeli SDN editörü Alperen Öztürk inceledi.
FutureMate Pro’nun açık uçlu yapısı, kulaklığı takan kişinin kulak kanalını tamamen kapatmadan müzik dinlemesini sağlıyor. Bu sayede hem çevrede olup bitenden haberdar olabiliyorsunuz hem de kulaklık, hareket sırasında kulağınızdan düşmüyor.
15.4 mm’lik neodimyum sürücülerle donatılan kulaklık, özellikle tizlerde başarılı bir performans sergiliyor. Baslar ise tasarım gereği biraz geride kalıyor. Genel olarak müzik kalitesi orta seviye olarak değerlendiriliyor; ancak seslerin berraklığı kullanıcı deneyimini olumlu etkiliyor.
Günümüzün bağlantı ihtiyaçlarına uygun olarak Bluetooth 5.2 ile gelen kulaklık, düşük gecikme süresi ve az enerji tüketimi vadediyor. Qualcomm çipi sayesinde cihazlar arasında geçişte de hızlı bir performans sunuluyor. 10-15 metreye kadar bağlantı kararlılığını koruyabilmesi de günlük kullanım açısından artı bir özellik.
Spor sırasında sadece müzik değil, gelen aramaları da yanıtlayabilmek önemli. FutureMate Pro bu noktada 4 mikrofon ve çevresel gürültü engelleme özelliğiyle beklentileri karşılıyor. Hem sessiz hem de gürültülü ortamlarda yapılan testlerde mikrofon performansı “tatmin edici” olarak nitelendiriliyor.
Her bir kulaklıkta 70 mAh, şarj kutusunda ise 500 mAh batarya yer alıyor. Bu da toplamda 20 saate kadar kullanım süresi sağlıyor. Kutu şarjı ise yaklaşık 5,5 saat sürüyor. IPX5 sertifikası sayesinde ter ve su sıçramalarına karşı dayanıklılık da sunan model, açık havada spor yapanlar için güven veriyor.
Kutunun menteşe kalitesinin biraz düşük olması ve herhangi bir uygulama desteğinin sunulmaması, modelin öne çıkan eksileri arasında yer alıyor. Kullanıcılar kulaklığın şarj durumunu veya EQ ayarlarını mobil uygulama üzerinden takip edemiyor.
Açık uçlu tasarımı, sabit duruşu ve yeterli ses kalitesiyle özellikle koşu ve egzersiz odaklı kullanıcılar için biçilmiş kaftan olan HiFuture FutureMate Pro, uygun fiyatıyla da dikkat çekiyor. Orta seviye müzik kalitesi arayan, ama konfor ve pratiklikten ödün vermek istemeyenler için iyi bir tercih olabilir.
Bilgisayar başında uzun saatler geçiren oyuncular için konforu artırmayı hedefleyen yeni bir konsept ortaya çıktı. Oyun donanımı üreticisi Pulsar, yüksek performanslı soğutma çözümleriyle tanınan Noctua ile işbirliği yaparak fanlı bir oyuncu faresi geliştirecek.
Pulsar, fanlı bir oyuncu faresi geliştiriyor
Mevcut Pulsar Feinmann modeli temel alınarak tasarlanan konsept fare, iç yapısında Noctua’ya ait 4×4 cm boyutlarında bir fan barındırıyor. Geniş açıklıklı tasarımıyla öne çıkan Feinmann’ın bu yapısı, fanın havayı daha etkin şekilde dolaştırmasına olanak tanıyor.
Fanlı fare fikri donanım dünyasında daha önce gündeme gelmiş olsa da, Noctua gibi verimlilik odaklı bir markanın bu alana adım atması konsepti farklı bir noktaya taşıyor. Şirketin fan teknolojilerindeki düşük ses ve yüksek hava akışı dengesine dayanan mühendislik anlayışı, fare kullanımında yaşanan el terlemesi gibi sorunlara doğrudan çözüm sunacak.
Google, dün gerçekleştirdiği yıllık I/O geliştirici konferansında yapay zeka teknolojilerinde çığır açan yeniliklerini tanıttı.
Yeni konsept fare, performans özellikleri bakımından mevcut Pulsar Feinmann modelinden ayrılmıyor. 32.000 DPI çözünürlüklü sensör, 8.000Hz tarama hızı, 65 gram ağırlık ve tek şarjla 11 saate kadar kullanım süresi gibi teknik değerler korunmuş. Ek olarak soğutma sisteminin entegre edilmesiyle birlikte, kullanım konforunun artırılması hedefleniyor.
Fanın yerleştirildiği alan, farenin genel ergonomisiyle uyumlu biçimde konumlandırılmış. Cihazın üzerinde fan çalışmasına olanak sağlayan delikli yüzey tasarımı korunmuş ve Noctua’nın kompakt fanı bu boşluklardan hava sirkülasyonu sağlıyor.
Yeni model, Tayvan’da düzenlenen Computex 2025 fuarında sergilendi. Konsept fare henüz piyasaya sürülmemiş olsa da, yıl sonuna kadar satışa sunulması planlanıyor. Peki siz bu ürün hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Xiaomi, haziran ayı sonuna doğru Redmi Gaming Tablet modelini tanıtmaya hazırlanıyor. Bu tabletin kısa bir süre önce Çin’de bazı sertifikalar alan ve 7500 mAh batarya ile 120W hızlı şarj desteğine sahip olan Redmi K80 Ultra ile birlikte tanıtılması bekleniyor.
Redmi Gaming Tablet neler sunacak?
Redmi Gaming Tablet, K80 Ultra gibi bypass şarj desteği ve büyük kapasiteli bir bataryayla kullanıcı karşısına çıkacak. Her iki ürünün de MediaTek’in Dimensity 9400+ yonga setinden güç alacağı bildiriliyor. Tabletin ayrıca yaklaşık 8 inçlik LCD ekranı, çift hoparlörü ve çift eksenli titreşim motorları mevcut olacak.
Geçmiş raporlar, Xiaomi’nin 2025 yılı itibarıyla tablet ürün yelpazesini genişleteceğini ve Redmi Gaming Tablet’in burada önemli bir yere sahip olacağını iddia etti. Sektörde sızıntılarıyla bilinen Digital Chat Station’a göre model, haziran ayındaki lansmanın ardından temmuz veya ağustos aylarında satışa çıkabilir. Bu da Redmi’nin önceki amiral gemisi lansman takvimleriyle büyük oranda örtüşüyor. Bununla birlikte, Redmi Pad Pro’nun halefi olarak konumlandırılması bekleniyor.
Cihazda 8.8 inç boyutunda yüksek yenileme hızına sahip LCD ekran, gelişmiş titreşim için çift X-eksenli lineer motor, çift USB-C portu ve stereo ses için çift hoparlör yer alacak. Metal yekpare gövde tasarımı, uzun süreli oyun seanslarında hem dayanıklılık hem de taşınabilirlik sağlayacak. Aynı dönemde tanıtılacak olan K80 Ultra ise 1.5K düz OLED ekran, ultrasonik ekran içi parmak izi okuyucu, metal orta çerçeve ve 100W hızlı şarj desteği gibi özelliklerle gelecek.
Son yıllarda adını sıklıkla duyduğumuz Nanoteknoloji, hayatımızda büyük bir öneme sahip. Birçok kişinin bilgi sahibi olmadığı halde yaşam standartını arttıran en önemli etkenlerden biri olan Nanoteknoloji nedir? Kullanım alanları nelerdir? İşte ülkelerin ciddi kaynaklar ayırdığı bu teknolojinin detayları!
Nedir bu Nanoteknoloji?
Aslında Nanoteknoloji, son dönemlerde popüler hale gelse de hikayesi 1970‘li yıllara kadar dayanıyor. İlk kez, 1974 yılında araştırmacı Norio Taniguchi tarafından kullanılan terim, o dönem çok yaygın değildi. Ancak 1986 yılından itibaren araştırmalara konu olmaya başlayan Nano teknoloji, daha sonra ülkelerin yatırım yaptığı hayatın her alanında kullanılan bir terim haline geldi.
Nanoteknoloji, maddenin atomik, moleküler ayrıca supramoleküler seviyede kontrolüdür. Nanoteknolojinin ayrıca bugün moleküler nanoteknoloji olarak bahsedilen en eski ve yaygın tanımı, tam olarak makroölçek ürünlerinin imalatı için atomların ve moleküllerin kontrolünün belirli bir amacını ifade etmektedir. Nano teknoloji, 1 ile 100 nanometre şeklindeki yapıların belirli bir amaca servis etmesi için tasarlanması ve kullanılmasına denmektedir.
Nanoteknoloji kullanım alanları?
Kullanım alanı neredeyse sınırsız nanoteknoloji, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Teknoloji, Tıp, malzeme bilimi ve tekstil gibi onlarca alanda daha kullanılıyor.
Tıp
Nano partiküller ilaçlar,sağlıklı hücreye zarar vermeden kanserli hücreyi yok ediyor.
Bazı nanopartiküller ilaçlar, nörodejeneratif hastalıkların veya kanserin erken teşhisi ve tedavisi için ciddi kolaylık sağlar. Bu teknoloji, sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücreleri yok etme özelliğine sahip. Öte yandan Nanoteknoloji, gen uygulamaları, diş tedavisi ve ortopedi gibi alanlarda da sıklıkla kullanılıyor.
Enerji
Güneş panellerinin verimini arttırmak için kullanılmaktadır.
Nanoteknoloji, güneş panellerinin verimliliğini ve maliyet etkinliğini artırmak, yeni tür piller oluşturmak, daha iyi kataliz kullanarak yakıt üretiminin verimliliğini artırmak ve daha iyi aydınlatma sistemleri oluşturmak için çeşitli enerji alanlarında kullanılmaktadır.
Otomotiv
Uzun süreler giden araç pilleri, nanoteknolojinin ürünüdür.
Nanomühendislik malzemeleri, daha uzun süreler giden güçlü şarjlı araç pilleri ve daha temiz duman üreten egzozlar, yakıt katkı maddeleri, yakıt hücreleri ve geliştirilmiş katalitik dönüştürücüler gibi bir çok üründe mevcut.
Çevre
Nano yapılı filtreler, kirli suyu içme suyuna dönüştürür.
Araştırmacılar, kirli suyu içme suyuna dönüştüren uygun fiyatlı nano yapılı filtreler üzerinde çalışıyor. Bu filtreler, arsenik gibi zehirli eser elementleri ve yağ gibi viskoz sıvı kirliliklerini de temizleyebiliyor.
Öte yandan, ağırlığının 20 katı yağı emebilen nanofabrik maddeler ile fabrikalardan deniz sularına dökülen yağ gibi maddeler kolaylıkla temizlenebiliyor. Bu sayede çevre kirliliği minimuma indiriliyor. Bunun dışında doğada kendiliğinden kaybolan plastik ambalajlarda da Nanoteknoloji kullanılıyor.
Elektronik
OLED ekranlı televizyonlar, akıllı telefonlar ve tabletler bu teknolojiye sahip.
Birçok TV, akıllı telefon ve tablet gibi elektronik cihaz, Nanoteknolojinin nimetlerinden faydalanmaktadır. Bu cihazların çoğu, Organik ışık yayan diyotlar (OLED) olarak bilinen nano yapılı polimer filmleri içerir. Bu ekranlar kullanıcılara diğerlerin aksine daha parlak ve daha iyi bir görüntü kalitesi sunmaktadır. Öte yandan bu ekranların oldukça hafif olması da kullanıcıların tercih etmesi için önemli bir etken.
Tekstil
Bu teknoloji, spor kasklarından suyu iten kirlenmeyen kıyafetlere kada her alanda mevcut.
Kumaşlarda kullanılan nano ölçekli katkı maddeleri, lekelenmeye, kırışmaya ve bakteri üremesine engellemeye yardımcı oluyor. Bunun dışında, motosiklet kaskları gibi sert ve dayanıklı ürünlerin yanı sıra, spor malzemelerinden suyu iten yani hiçbir şekilde kirlenmeyen nano parçacıklı giysilere kadar birçok alanda başarı ile kullanılıyor.
Kozmetik
Nanoteknolojinin kozmetik alanında mevcut olduğunu biliyor muydunuz
Bayanların kullandığı nemlendiriciler, saç bakım ürünleri, makyaj ve güneş kremi dahil birçok kozmetik ürün Nanoteknolojinin bir sonucudur. Neredeyse tüm büyük kozmetik üreticileri, yıllardır ürünlerinde nanomalzemeler kullanıyor.
Hayatımızda neredeyse her alanda başarı ile hizmet veren Nanoteknoloji, önümüzdeki yıllarda şüphesiz daha popüler olacaktır.