“Elektrikli araç” dendiğinde muhtemelen 10 kişiden 8’inin aklına Elon Musk’ın sahibi olduğu Tesla gelir. Alman otomobil devleri BMW’den Volkswagen’e neredeyse bütün üreticilerin elektrikli-hibrit modelleri de mevcut. İşin gerçeği; ne Tesla, ne başkası… Elektrikli araçların fikri ve üretimi günümüzde bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerle ilk defa başlamadı. Yüz yıllara dayanan bir geçmişi var.
1890’lı dönemlere varana kadar uzanan elektrikli araçlar elbette ki günümüzdekilerden tasarım ve özellik bakımından çok farklılardı. Ancak en nihayetinde fikir aynıydı: gücünü pilden alacaktı. Gelin hep birlikte, zamanının çok ötesinde 5 elektrikli otomobili inceleyelim.
1896 Riker Electric Roadster
Andrew L. Riker tarafından tasarlanan Riker Electric ilk olarak New York’ta görücüye çıktı. Boru şeklindeki çelik çerçevesi, tel tekerlekleri ve pnömatik lastikleri bisikleti andırıyordu. Bünyesinde barındırdığı beş adet piliyle enerji depoluyordu. Günümüzde okuması insanı güldürse de, o dönem oldukça iyi diyebileceğimiz “3 beygirlik” bir motoru vardı. Ayrıca direksiyonu da dümen şeklindeydi, şimdiki gibi yuvarlak bir formda tasarlanmamıştı.
1898 Riker Electric Phaeton
Andrew L. Riker’in şahsi arabası olan bu model, başlangıçta yarış amacıyla kullanılmıştı. Araç Long Island’da düzenlenen Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk 50 millik (80 kilometre) yarışını kazanmıştı. 1900 yılında düzenlenen Paris Uluslararası Sergisi’nde ilk hibrit araç olan Lohner Porsche ile sergilenme şansı yakaladı. Michigan, Dearborn’daki Henry Ford Müzesi’nin de bir zamanlar parçasıydı. Riker, 1899’da şirketini Columbia’nın elektrikli ve gazlı araçlarını yapan Pope Manufacturing’e sattıktan sonra arabayı elden çıkardı.
1901 Columbia Mark XXXI Victoria Phaeton
1901 Columbia Mark XXXI, fişi ve şarj cihazını da tanıtarak rakiplerinden kendisini ayırmıştı. Elbette Tesla’nın modern Supercharger istasyonlarıyla karıştırmamak gerekiyor. Bu elektrikli aracın şarj aleti, neredeyse bir insan boyunda olmasına karşın pek de taşınabilir değildi. 1901 Columbia Mark XXXI’nin kökleri otomobil ve bisiklet üreticisi Albay Albert Pope’ye dayanıyor. 1899’da Pope, Riker’ı satın aldıktan sonra Electric Vehicle Company of New York ile birleşti ve Hartford, Connecticut’ta bulunan Columbia Automobile’ı kurmuştu. Şirketin ürettiği elektrikli bu fayton 64 ile 72 km arasında menzile ve üç ileri hız ve iki geri hız ile 45 km/saat azami hıza sahipti. Yaklaşık 1.350 dolara alıcı buldu.
1905 Columbia Mark XXXV Brougham
Kapalı yolcu bölmesi ile at arabalarını andıran 1905 Columbia Mark XXXV Brougham, 38 ve 42 inç çapında büyüklüğü olan içi kauçuk dolu lastiklere sahipti. O dönem tek motorlu elektrikli araçlar fark yaratmışken, bu model alışılmışın dışına çıkmayı hedefliyordu; otomobilin çift motorlu bir sistemi vardı ve tekerleklerine bu şekilde güç sağlamaktaydı.
Columbia, 1982-2018 yılları dünyaca ünlü Long Island Otomotiv Müzesi’nde uzun yıllar sergilendi. Fiyatı ise ilk satışa çıktığı zamanlarda 3.500 dolar ediyordu.
1908 Bailey Electric Victoria Phaeton
O dönem üretilen tüm araçların direksiyonu dümen şeklindeyken, 1908 Bailey Electric yuvarlak direksiyon tasarımıyla fark yaratmayı başardı. Edison–Lalande pili ve General Electric’in ürettiği motordan güç alan elektrikli araç, tek şarjla 160 ile 240 km arası seyahat edebiliyordu. Boston’dan New York ve Chicago’ya 2414 km mesafelik yolculuğu ortalama 34 km hızla yapmayı başarmıştı. Ayrıca dişliler yerine zincirli tahrik sistemi kullanıyordu.
1908 Bailey Electric, yeni çıktığında 2.400 dolara mâl olmuştu.
Tarih boyunca , efsane yönetmenlerden alınan ilhamla, çeşitli çekim teknikleri geliştirilerek sinemaya aktarıldı. Alfred Hitchock’un mucidi olduğu Vertigo Efekti de bunun en belirgin örneklerinden biri. Bu çekim tarzı ilk olarak Hitchock’un Vertigo isimli, James Stewart’ın yükseklik korkusu olan eski bir dedektifi oynadığı filmde kullanıldı. İzleyiciler, Stewart her aşağı baktığında onunla birlikte baş dönmesi hissediyordu.
Son altmış yıl boyunca yönetmenler, Vertigo Efekti yani diğer adıyla yani Hitchcock Zoom’u gerilimli anların etkisini arttırmak için çeşitli şekillerde kullandılar. Peki Vertigo Efekti nedir ve nasıl oluşturulur? İşte tüm detaylar…
Vertigo efekti ne için kullanılır?
Vertigo Efekti, AlfredHitchcock tarafından 1958 yılında ilk kez kullanılmasından sonra StevenSpielberg, Peter Jackson ve MartinScorsese gibi ikonik yönetmenler tarafından kullanıldı. Baş dönmesi etkisi yaratan bu efekt ile izleyicilere iç çatışma ya da huzursuzluk gibi duyguları vermek amaçlanıyor. Vertigo Efekti, doğaüstü güçleri canlandırmak için de kullanılıyor.
Hitchcock efekt hakkında şöyle diyor: “Aşırı içkili olduğum bir gece her şeyin benden uzaklaştığı bir hisse kapılmıştım. Vertigo filminin çekimleri sırasında Rebecca karakterinin de içinde bulunduğu durumu bu his ile anlatmak istedim. Görüntü yönetmeniyle yaptığım uzunca denemelerin sonucunda dolly ile optik kaydırma yaparak bu hissi görselleştirebileceğimizi anladık.”
Vertigo efekti nasıl yapılır?
Bu efekt uygulanırken genellikle ‘dolly’ adı verilen kaydırma arabası ya da vinç kullanılır. Bu nedenle efekt, Dolly Zoom adıyla da bilinir. Dolly, ileri ya da geriye doğru çekilirken, kamera lensi ile bunun tam tersi yönde optik bir yakınlaştırma veya uzaklaştırma işlemi (zoom in ya da zoom out) uygulanır.
Vertigo Efekti’nde merkezdeki konu sabit kalırken etraftaki nesneler hızla değişerek çarpıtmaya uğrar. Bu şekilde merkez konu, fiziksel olarak yakınlaşırken arka planın daha uzakta görünmesi sağlanır. Efekt, görsel algıyı baltalayarak tedirgin eder.
Prototip ürün ve kalıp üretimi gibi alanlarda karşımıza çıkan 3D yazıcılar, artık son kullanıcı tarafından da sıkça tercih ediliyor. Bu makalemizde “3D yazıcı alırken nelere dikkat edilmeli?” sorusunun cevabını vereceğiz.
Satın alma öncesinde 3D yazıcıyı ne tür işler için kullanacağınızı belirlemelisiniz. Piyasada bulunan Fused Deposition Modeling (FDM) ve Stereolitografi (SLA) yazıcı türlerinden birini seçerek başlayabilirsiniz.
3D yazıcı alırken nelere dikkat edilmeli?
Maliyet, bakım ve hammadde konusunda oldukça avantajlı olan FDM tipi yazıcılar ekstrüzyon tekniği ile üretim imkanı sunuyor. Nozzle adı verilen uçlar sayesinde filamenti ürüne dönüştüren FDM yazıcılar, kullanılan nozzle tipine göre çıktılarda katman izi oluşturuyor.
Katman izi oluşmadan üretim imkanı sunan SLA yazıcılar ise reçine tabakasını ışık ile katılaştırarak ürün ortaya çıkarıyor. FDM tipi yazıcılara göre hammade ve bakım maliyeti bakımından oldukça yüksek olan SLA yazıcılar, büst ve model üretiminde tercih ediliyor.
3D yazıcı alırken nelere dikkat edilmeli sorusunun en önemli bölümlerinden bir diğeri ise filament tercihi. FDM tipi yazıcılar ile ABS, PLA, PETG ve TPU filament kullanarak üretim yapabilirsiniz. ABS ve PETG filamentler PLA filamente oranla daha yüksek sıcaklıkla erimesine karşın PLA filamentlerden dayanıklı yapıya sahiptir. Üretmek istediğiniz parçanın hangi sıcaklık aralığında kullanılacağını ve dayanımını göz önünde bulundurmalısınız.
PLA filamentler 190 ile 220 derece arasında ideal üretim sıcaklığına sahiptir. ABS ve PETG filament türleri ise ortalama 230 ile 270 derece arasında kullanılmaktadır. ABS ve PETG filament kullanacak kişilerin bu sıcaklık değerlerine göre 3D yazıcı seçimi yapması gerekmektedir.
TPU filamentler giyilebilir ürün, telefon kılıfı veya model araç lastiği gibi esnek malzeme gereken işlemlerde kullanılmaktadır. TPU filamentler 210 ile 240 derece arasında erime sıcaklığına sahiptir.
3D yazıcı konusunda amatör olan kişiler el ile tabla ayarı görece daha zor olduğu için otomatik tabla ayarı özelliğine sahip cihazları tercih edebilir. Tabla boyutları ve table ayarı 3D yazıcı alırken nelere dikkat edilmeli sorusunun kritik noktalarından biridir. Kullanacağınız 3D yazıcının tabla boyutları üretebileceğiniz maksimum ürün boyutunu temsil etmektedir.
3 boyutlu baskılarda daha kaliteli sonuçlar elde etmek için çift Z ekseni bulunan yazıcılar tercih edilebilir. Ayrıca sessiz step motor sürücü kartına sahip 3D yazıcılar tercih listesinin üst sırasında yer almalıdır.
Microsoft, Windows 11’in 24H2 sürümüyle birlikte BitLocker özelliğini tüm kullanıcılar için varsayılan hale getiriyor. Şimdiye kadar sadece Pro sürümlerde aktif halde gelen BitLocker, artık Home sürümünü kullanan cihazlarda da otomatik olarak devreye girecek. Ancak bu durum, kullanıcıyı önceden bilgilendirmeden gerçekleştiği için ciddi tartışmalara yol açtı.
Windows 11, BitLocker’ı varsayılan hale getiriyor
BitLocker, bilgisayardaki verileri donanımsal düzeyde şifreleyerek güvenliği artırıyor. Fakat bu özellik aktif olduğunda, Microsoft hesabına erişimin kaybedilmesi halinde cihazdaki verilerin tamamı erişilemez hale gelebiliyor.
Şifreleme sisteminin, sistem performansını da bir miktar etkilediği biliniyor. Ayrıca Windows kurulumu sırasında kullanıcıdan açık bir onay alınmadan etkinleştirilmesi, Microsoft’un kullanıcı deneyimi politikaları açısından eleştirilmesine neden oldu.
Apple, iPhone 18 serisinde yeni RAM teknolojisi sunmaya hazırlanıyor. Bu hamle, akıllı telefon sektöründe dengeleri değiştirebilir.
Özellikle Home sürüm kullanıcıları, cihazlarını ilk kez açtıklarında bu şifreleme özelliğinin arka planda otomatik olarak devreye girdiğinden hiçbir şekilde haberdar olmuyor. BitLocker’ı devre dışı bırakmak isteyen kullanıcılar; Windows 11’de “Ayarlar” uygulaması üzerinden “Gizlilik ve Güvenlik” sekmesine, ardından “Aygıt şifrelemesi” bölümüne giderek özelliği kapatabiliyor.
Aynı alandan BitLocker kurtarma anahtarı da görüntülenebiliyor. Alternatif olarak, işletim sistemi kurulumu sırasında kullanılan Rufus gibi araçlar üzerinden BitLocker’ı baştan devre dışı bırakmak da mümkün.
Microsoft’un, veri güvenliği sağlarken kullanıcıyı sürecin bir parçası haline getirme konusunda daha şeffaf olması bekleniyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.
Ses yükseltme programlar, donanımınızın sınırlarını zorlayarak daha iyi film ve müzik deneyimi yaşamanıza olanak sağlıyor. Bu makalemizde 2025 yılında öne çıkan en iyi 5 ses yükseltme programı hakkında bilgi verdik.
En iyi 5 ses yükseltme programı [2025]
ViPER4Windows (v4w)
En çok tercih edilen ücretsiz ses yükseltme yazılımları arasında yer alan ViPER4Windows (v4w), harici ve dahili hoparlörlerdeki ses kalitesini artırma imkanı sunuyor. ViPER4Windows yazılımı, cihazınızda kurulu olan tüm programları kapsayacak şekilde ses iyileştirmesi sağlıyor. ViPER Bass özelliği sayesinde dinlediğiniz müziklerde bass kalitesini artırabilirsiniz. ViPER4Windows yazılımı, ViPER Clarity özelliğiyle seslerin netliğini yazılımsal olarak iyileştirebiliyor. Buraya tıklayarak programı indirebilirsiniz.
Microsoft’un yapay zeka destekli asistanı Copilot, sunduğu çeşitli özelliklerle kullanıcıların iş akışını hızlandırıyor. Genellikle ChatGPT ile kıyaslanan Copilot, farklı kullanım senaryolarında etkili çözümler sunuyor.
En kullanışlı Microsoft Copilot özellikleri
Kullanıcılar, Copilot’a PDF ve JPEG formatındaki dosyaları yükleyerek belgeler üzerinde analiz yapabiliyor. Yazılım, belgelerdeki içerikleri özetleyerek hızlı bilgi edinmeyi sağlıyor. Benzer şekilde uzun metinleri analiz etme özelliği sayesinde kullanıcılar, kitaplardan toplantı notlarına kadar geniş bir yelpazedeki bilgileri kısa sürede özetleyebiliyor. Ancak, belirli bir karakter sınırı bulunduğundan büyük metinlerin bölünerek yüklenmesi gerekiyor.
Copilot, daha önceki konuşmaları geri getirme özelliği ile dikkat çekiyor. Kullanıcılar, geçmiş sohbetlerine saat ve ok simgeli ikon üzerinden erişerek önceki konuşmalarına devam edebiliyor ya da gereksiz gördükleri sohbetleri silebiliyor.
Bu haberimizde, Temu'dan alışveriş yaparken dikkat etmeniz gereken en önemli faktörleri sizler için derledik.
Excel ile entegrasyonu sayesinde Pivot Tablo oluşturma işlemlerini de hızlandıran Copilot, tablo içindeki verileri özetleyerek kullanıcıların analiz süreçlerini kolaylaştırıyor. PowerPoint ile kullanıldığında ise, verilen talimatlara göre otomatik olarak sunum slaytları oluşturabiliyor. Kullanıcılar, temel taslakları düzenleyerek istedikleri gibi özelleştirme yapabiliyor.
Outlook entegrasyonu da Copilot’un dikkat çeken özelliklerinden biri oldu. Toplantılar sonrasında katılımcılara gönderilmesi gereken e-postalar Copilot aracılığıyla oluşturulabiliyor. Yazılım, e-posta içeriğini belirlenen bilgilere göre hazırlıyor ve kullanıcıların sadece ufak düzenlemeler yapmasını gerektiriyor.
Beyin fırtınası süreçlerinde de kullanılabilen Copilot, yaratıcı fikirleri madde madde sıralayarak kullanıcıların projelerini geliştirmelerine yardımcı oluyor. Ancak, akıl haritaları oluşturma konusunda sınırlı bir yeteneğe sahip ve daha genelde bu alanda uzmanlaşmış uygulamalara yönlendiriyor.
Copilot, kullanıcıların belirli konular üzerine kısa komutlarla hızlı yanıt almasına da olanak tanıyor. Örneğin belirli bir komut dizisi öğretilmişse, tek kelimelik komutlarla uzun yanıtlar oluşturulabiliyor. Ayrıca Windows işletim sisteminde kısayol oluşturma seçeneği Copilot’un kullanımını hızlandırıyor.
Microsoft Copilot dosya analizinden e-posta yazımına, tablo ve sunum oluşturmaktan beyin fırtınası yapmaya kadar geniş bir kullanım alanına hitap ediyor. Kullanıcılar, bu özellikleri Microsoft ekosistemindeki diğer uygulamalarla birleştirerek iş akışlarını daha verimli hale getirebiliyor.
Amazon’un Şubat ayında tanıttığı yapay zeka destekli dijital asistanı Alexa+, dünya genelinde 100 bin kullanıcıya ulaştı. Şirket CEO’su Andy Jassy tarafından açıklanan bu veri, halihazırda kullanılan 600 milyon klasik Alexa cihazı göz önüne alındığında düşük bir oran gibi görünse de; Amazon’un kademeli yaygınlaştırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Amazon Alexa+, 100 bin kullanıcı barajını aştı
Alexa+, önceki nesil Alexa’dan farklı olarak üretken yapay zeka temelli bir altyapıya sahip. Önceden tanımlanmış komutlar yerine; kullanıcıyla tamamen doğal diyaloglar kuruyor ve bağlama duyarlı yanıtlar verebiliyor.
Bu yeni yapı sayesinde asistan, kullanıcılarla tıpkı ChatGPT veya Google Gemini gibi çok daha etkileşimli bir deneyim sunuyor. Ancak Alexa+, şu ana dek vaat edilen tüm özellikleri sunamadı.
Tanıtım aşamasında üçüncü taraf uygulamaların kullanımı, çocuklara özel masal üretimi ve kişiye özel hediye önerileri gibi pek çok işlev sergilenmiş olsa da; mevcut sürüm bu özellikleri henüz desteklemiyor.
Apple, iPhone 18 serisinde yeni RAM teknolojisi sunmaya hazırlanıyor. Bu hamle, akıllı telefon sektöründe dengeleri değiştirebilir.
Özellikle GrubHub gibi hizmetlerle entegrasyonun eksikliği, kullanıcılardan gelen ilk geri bildirimlerde sıkça dile getirilen bir eksiklik olarak öne çıkıyor. Ayrıca Alexa+’ın yapay zeka altyapısını oluşturan Nova Act sistemi, çoklu adım gerektiren görevlerde şimdilik yalnızca yüzde 30 ila 60 arasında doğruluk oranına sahip.
Amazon, bu doğruluk oranını yüzde 90 seviyesine çıkarmayı planlıyor. Peki siz bu Alexa+ hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Günlük hayatta birçok teknoloji devinin ürünlerini ve internet sitelerini kullanıyoruz. Bu markaların ilk dikkatimizi çeken unsurları adları ve logoları oluyor. Logolar genellikle marka adlarından ilham alınarak yapılıyor. Peki marka adlarının ilham kaynağı ne ? Bu yazımızda sizler için marka adlarının nereden geldiğini listeledik. Adobe, Apple, Alphabet (Google) ve Amazon gibi şirketler listede yer alıyor.
Bu markaların adları nereden geliyor ?
Listenin ilk sırasında Adobe yer alıyor. Neredeyse her gün gördüğümüz markaların adlarını bazılarımız merak etmiştir. Bunun cevabı yazımızda.
Adobe
Adobe, şirketin kurucusu John Warnock’un evinin arkasında bulunan Adobe Creek nehrinden geliyor.
Alphabet (Google)
Google’ın CEO’su olan Larry Page, 2015 yılında şirketin yeniden yapılandırıldığını duyurdu ve böylece “Alphabet” adlı ana şirketi oluşturdu. Larry Page, “Alphabet (Alfabe) adını sevdik çünkü bu, insanlığın en önemli yeniliklerinden biri olan dili temsil eden bir harfler topluluğu anlamına geliyor ve Google arama ile nasıl indekslediğimizin çekirdeğini oluşturuyor” dedi.
Amazon
Şirketin kurucusu Jeff Bezos “egzotik ve farklı” bir şey istedi ve Amazon’u seçti. Dünyanın en büyük nehri Amazon ile şirketi için hayal ettiği şey arasında büyük referanslar bulunuyor. İki Amazon da dünyanın en büyükleri konumunda.
Apple
Apple 1976’da kurulduğunda, şirketler genellikle o yıllarda telefon rehberlerinin ön tarafından görünecek isimleri seçerdi. Teoriye göre eğer bir müşteri ürün arıyorsa, A ile başlayacaktı. Apple gibi bir isimle yeni bilgisayar şirketi, rakipleri Atari’nin üzerinde görünecekti. O zaman en popüler bilgisayar şirketlerinden birisi Atari’ydi.
Jobs, 1980 yılındaki bir sunumunda “Apple’a adını kısmen elmaları sevdiğim için ve kısmen de Apple’ın telefon rehberinde Atari’nin önünde olmasını istediğim ve benim de bir zamanlar Atari’de çalışmamdan dolayı verdim” dedi.
Cisco
Cisco, bir ürünün kısaltması değil. San Francisco’nun kısaltmasıdır. Şirketin logosu San Francisco adının mirasını yansıtıyor. CISCO yazısını hemen üstünde San Francisco’nun Golden Gate köprüsünü temsil eden bir çalışma bulunuyor.
Dell
Şirketin kurucusu ve CEO’su Michael Dell, okuduğu üniversitenin yurt odasında çalışırken, şirketine “PCs Limited” adını verdi. 1987 yılında, şirketin küresel genişlemesine odaklanırken “Dell Computer Corporation” adını seçti. Daha sonra 2003 yılında şirketin adı tekrar değiştirilerek “Dell Inc” oldu.
Facebook
Şirketin kurucusu Mark Zuckerberg, 2004 yılında Harvard Üniversitesi’nde okurken Facebook’u kurdu. Birinci sınıf öğrencilerine profil çıkarmak için verilen kağıtlardan sonra kurduğu ağa “The Facebook” adını verdi. Daha sonra 2005 yılında “facebook.com” alan adını almayı başardığında, ağa “Facebook” adını verdi.
Flickr
Daha önce başka birisi “Flicker.com” alan adını aldı. Bu yüzden şirketin kurucuları şirket adını koruyabilmek için “e” harfini markadan çıkardılar ve “Flickr” olarak adlandırdılar.
Hewlett Packard (HP)
Bill Hewlett ve Dave Packard, kurdukları şirketin adının Hewlett-Packard mı yoksa Packard-Hewlett mı olacağına karar vermek için yazı tura attılar. Kazanan Bill Hewlett oldu.
HTC
“HTC” adı “Hight Tech Computer Corparation”ın kısaltmasıdır. HTC’nin kuruluşunun arkasındaki hikaye, Tayvan’ın en zengin ve etkili kadınlarından biri olan Che Mi Wang’ın HTC’yi kurmak için HT Chao ve Peter Chao ile ortak olduğu 1997 yılına kadar uzanıyor. HTC bu maceraya, kişisel asistan ve telefonun işlevlerini harmanlamak, yani bir akıllı telefon oluşturma çabası olarak başladı.
IBM
Haziran 1911’de üç imalat şirketinin birleşmesiyle “The Computing-Tabulating-Recording Company(C-T-R) (Bilgisayar-Tablolama-Kayıt Şirketi)” adı altında kuruldu. 1924 yılına gelindiğinde, şirketin o zamanki CEO’su Thomas Watson Sr. C-T-R’ı “International Business Machines” olarak değiştirdi. Şirket bu isimle günümüze kadar IBM olarak geldi.
Instagram
Instagram ilk ortaya çıktığında bir konum bilgisiyle yemek fotoğrafları paylaşabileceğiniz uygulamaydı. Daha sonra evrimleşerek insanların kendi fotoğraflarını paylaşabilecekleri bir platform haline geldi. Instagram’ın kurucuları, bir şeyi “tam burada, hemen şimdi” eylemini tanımlayan bir isim istediler. Bu sayede Instagram ortaya çıktı.
Intel
Bob Noyce ve Gordon Moore, yeni şirketlerine “Moore Noyce” adını vermek istediler, fakat bu zaten bir otel zincirinin ticari markasıydı. Bu yüzden INTegrated ELectronics’in kısaltmasıyla değiştirmek zorunda kaldılar.
Microsoft
Şirketin adı Bill Gates tarafından, MICROcomputer SOFTware olarak icat edildi. Başlangıçta Micro–Soft olarak adlandırılırken kısa çizgi daha sonra kaldırıldı.
Motorola
Kurucu Paul Galvin, şirketi otomobiller için radyo üretmeye başladığında bu ismi buldu. O zamanlar popüler radyo şirketinin adı Victrola’ydı.
Mozilla
Mozilla, “Mozaik” ve “Godzilla” kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.
Netflix
Netflix, internet anlamına gelen “net” kelimesinin ve film anlamına gelen “flick” kelimesinin harmanlanmış ve stilize edilmiş hali olarak karşımıza çıkıyor. Bu sayede “Netflix” adını alıyor.
Oracle
Larry Ellison ve Bob Oats, Merkezi istihbarat Teşkilatı (CIA) için bir danışmanlık projesi üzerinde çalışıyorlardı. Projenin kod adı Oracle (Kehanet) olarak adlandırıldı (CIA bunu tüm sorulara cevap verecek sistem veya bunun gibi bir şey olarak gördü).
Proje sonlandırılsa da kurucuları Oracle ismini bir sonraki projeleri için kullanmaya karar verdiler. Böylece Oracle kurulmuş oldu.
Qualcomm
1985’te şirketin yedi kurucusu bir fikri tartışmak için San Diego’da bir araya geldi ve “Quality Communications” adlı bir şirket kurmaya karar verdiler. Bu 7 insanın tüm planları “Qualcomm” olarak bildiğimiz bir şirkete dönüştü.
Sega
“Sega” kelimesi, “Service Games”in kısaltmasıdır. Şirket başlangıçta, 2. Dünya Savaşı’nın eşiğindeki talebi görerek askeri üslerde konuşlandırılması planlanan madeni para tabanlı eğlence makineleri yapmaya başladı. Bu nedenle resmi olarak “SEGA” olarak adlandırıldı.
Shazam
Shazam kelimesi “Wizardry” (Büyücülük) anlamına geliyor. Kurucular, uygulamalarının yanı sıra şirketleri için de bu adı seçtiler çünkü uygulamaları Shazam, bir insanın kabul ettiği gibi neredeyse sihir gibi çalan bir şarkıyı tanıyabiliyor.
Skype
Skype’ın kurucuları, eşler arası teknolojiyi kullanarak gökyüzü üzerinden (kablosuz olarak) çağrıları bağlamanın kullanımını teşvik etmek için başlangıçta “Sky Peer-to-Peer” adını verdiler. Ancak, isim sonunda sadece “Skype” olarak değiştirildi.
Sony
Latin kökenli bir kelime olan “sonus” (Ses) ve Amerikalıların argoda kullandığı genç erkek “sonny” (Evlat) kelimesinin birleşiminden oluşuyor.
Spotify
Şirketin kurucu ortakları, beyin fırtınası yaparken içlerinden birinin “spotify” olarak önerilen bir fikri yanlış duymasıyla ortaya çıktı. Google bu kelime için herhangi bir sonuç göstermeyince, hızlıca bir alan adı satın aldılar ve şirket kuruldu. Daha sonra “spot” ve “identify” kelimelerinin birleşiminden oluşan “Spotify” kelimesine bağlandı.
Twitter
İlk başlarda Jitter ve Twitch olarak düşünülmüş fakat daha sonra kurucular Twitter’ın anlamını görünce kazanan ismi bulmuşlardı. Twitter; Cıvıltı, Kıkırdama ve Heyecan anlamlarına geliyor.
Uber
Başlangıçta UberCab (Uber Taksi) olarak kararlaştırılan şirketin adı, “Uber” kelimesine bir göndermedir. En üstte, üstün veya yukarıda anlamına geliyor. Şirket, 2011 yılında San Francisco’daki taksi şoförlerinden şikayetler aldıktan sonra, Uber adından “Cab” kelimesini kaldırdı ve sadece “Uber”i kullanmaya başladılar.
Ubuntu
Ubuntu, Güney Afrika’daki Zulu halkının dilinde, “Başkalarına İnsanlık” anlamına geliyor. Açık kaynaklı bir yazılım için oldukça asil bir kavram olarak nitelendiriliyor.
Wikipedia
Wiki, Hawaii dilinde “hızlı” anlamına geliyor ve bu kelime aslında ansiklopedi kelimesinin bir parçasından oluşan karışımdan yaratıldı. Wikipedia “hızlı ansiklopedi” anlamına gelse de “Özgür Ansiklopedi” olarak anılıyor.
Leyla ile Mecnun, Türk absürt komedi dizileri arasında oldukça önemli bir yere sahip. Özel anları ile fenomen haline gelen yapım, yer yer abartıya kaçan sahneleri ile de ikonik olmayı başardı. Bir dönem ekranlara veda eden Leyla ile Mecnun, 8 yıl aranın ardından izleyicisine kavuştu.
Uzun süren hasretin ardından ekranlara merhaba diyen yapım, izleyicileri de farklı arayışlara itti. Özellikle Leyla ile Mecnun‘dan sonra absürt komedi dizilerine olan merak da arttı. Biz de sizler için en iyi absürt komedi dizilerini listeledik.
En iyi absürt komedi dizileri
Absürt komedi dizileri, genel yapı itibariyle sınırların zorlandığı sahneleri ile akıllarda kalır. Bu tarza uygun olarak üretilen içerikler, standart komedi dizilerine nazaran genel bir hikaye anlatmak yerine, bölümlük ilerleyişe sahip olur. Bu nedenle amaç izleyiciyi güldürmektir. En iyi absürt komedi dizileri odaklı listemizde yer alan 10 yapım, herhangi bir sıralamaya göre yerleştirilmemiştir.
BoJack Horseman – 2014
2014‘te yayın hayatına başlayan BoJack Horseman, listede yer alan animasyon dizilerinden ilki olarak bizleri karşılıyor. Netflix‘te yayınlanan yapım, toplamda 6 sezon sürüyor. Emekliye ayrılmış bir oyuncunun yaşadıklarını konu alan komedi dizisi, yer yer ikonikleşen anları ile de dikkat çekiyor.
Varsayalım İsmail – 1991
Türk televizyon tarihinin önemli yapımları arasında yer alan Varsayalım İsmail, aslında bu tarzdaki ilk deneme olarak dikkat çekiyor. En iyi absürt komedi dizileri arasında bulunan yapım, Leyla ile Mecnun’a da esin kaynağı olan yapım, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden usta oyuncu Ferhan Şensoy’un imzasını taşımakta.
Man Seeking Woman – 2015
Romantik komediyi git gide absürtleştiren Man Seeking Woman, 2015 yılında çıktığında oldukça beğenilmişti. Toplamda 3 sezondan oluşan dizi, uzun ilişkisini sonlandıran Josh‘ın tekrardan yeni bir maceraya atılma hevesini ve çabalarını konu alıyor.
The Eric Andre Show – 2012
En iyi absürt komedi dizileri listemizin en farklı üyelerinden biri ile karşı karşıyayız. 2012 yapımı The Eric Andre Show, normal bir diziden ziyade, skeç usulü ile işlenen bir yapıya sahip. Adult Swim tarafından geliştirilen yapım, internet aleminde klasikleşen pek çok anın da mucidi olarak bizleri karşılıyor.
Rick and Morty – 2013
Listenin belki de en popüler yapımlarından biri Rick and Morty diyebiliriz. Tıpkı The Eric Andre Show gibi Adult Swim tarafından geliştirilen yapım, animasyon dizisi olarak piyasadaki pek çok rakibinden daha çok ciddiye alınıyor. Bununla birlikte yayın hayatına da devam eden Rick and Morty, en iyi absürt komedi dizileri arasında önemli bir yerde bulunuyor.
Monty Python’s Flying Circus – 1969
Monty Python’s Flying Circus, absürt komedi dizileri denilince ilk akla gelen yapımlar arasında değil belki. Ancak listenin en yaşlı üyesi olan dizi, bu tarzı en başarılı şekilde işleyen ilk içerikler arasında yer alıyor. Skeç olarak çekilen yapım, gerçek üstü yapısı ile pek çok hikayenin esin kaynağı haline geldi.
South Park – 1997
En iyi absürt komedi dizileri listemizin son animasyon üyesi, yılların eskitemediği South Park, 1997 yılında yayın hayatına başlayan yapım, günümüz televizyon dünyasında da önemli bir yere sahip. Değişmeyen kalitesi ile beğenileri toplayan South Park, günümüz internetinde de pek çok açıdan etkisini hissettiriyor.
Check It Out! with Dr. Steve Brule – 2010
Absürt komedi dizileri yapmayı seven Adult Swim‘in bir diğer eseri ile beraberiz. 2010 yılında yayınlanan Check It Out! with Dr. Steve Brule, bu tarzın hayranları tarafından da oldukça bilinen bir yapım. Dizinin başrolünde Oscar ödüllü ünlü aktör John C. Reilly yer alıyor.
Kidding – 2018
Komedi dizileri denilince akla gelen isimlerin başında olan Jim Carrey, Kidding ile listemize girmeyi başarıyor. Uzun sürenin ardından absürt bir yapım ile hayranlarını karşılayan usta oyuncu, beğenileri topladı. Altın Küre ödüllü dizi, trajik bir kaza sonrası oğlunu kaybeden ve hayatı sorgulayan Jeff‘i merkezine alıyor.
What We Do in the Shadows – 2019
En iyi absürt komedi dizilerinin son üyesi olarak What We Do in the Shadows ile karşı karşıyayız. Günümüz dünyasına ayak uydurmaya çalışan 4 vampiri konu alan yapım, oldukça eğlenceli anlara sahip. Aynı isimli 2005 yapımı kısa filmden esinlenilen What We Do in the Shadows, bu tarzı beğenen herkesin kaçırmaması gereken bir dizi.
Peki sizler listemiz hakkında neler düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi bizlere aktarmayı unutmayın.
GTA San Andreas hikaye ve mekanik açısından oldukça derin ve eğlenceli bir oyun. Bunun yanı sıra yapım içerisinde oldukça ikonik karakterler bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de kuşkusuz Big Smoke olmuştur. Her zaman CJ‘in yanında görünüp arka planda CJ’in aleyhine işler çevirmesiyle bilinir. İçeriğimizde de Big Smoke’un pek bilinmeyen detaylarını ele aldık.
Big Smoke’un ilk giyim tarzı
Big Smoke yeşil gömleği, şapkası ve diğer Groove Street gangsterlerinden ayıran gözlükleriyle oldukça ikonik bir karakter. Ancak aslında bu görünüm onun ilk başta düşünülen tarzı değildi. Oyunun beta sürümlerinde Smoke’un gözlükleri duruyor ancak şapkası kafasında değildi. Böylece kel kafasını görmüş olduk. Gömlek konusunda da farklılıklar var. Bu yapı karakteri beyaz, mavi ve kırmızı basketbol formasıyla sunuyor.
Karakterin gerçek ismi
Big Smoke karakterinin gerçek ismi aslında Melvin Harris. İsme bakıldığında Big Smoke takma adını neden tercih ettiği kolayca anlaşılıyor. Melvin Harris açıkçası sert sokak tarzından biraz uzak kalıyor. Bu yüzden de Big Smoke ismini kullandı.
Big Smoke’u seslendiren kişi
Big Smoke‘un oyunda bu kadar öne çıkan bir karakter olmasının nedenleri arasında kendine has cılız sesi yer alıyor. Bu ses, aktör Clifton Powell‘a ait. Oyuncu daha önce yan rollerdeki karakterleri oynadığı çeşitli filmlerde ve TV şovlarında görüldü.
Bu nedenle çoğu kişi yüzünü görmemiş olabilir. Göze çarpan rolleri arasında Ray filminde Jeff Brown, Deep Cover filminde Leland ve Saints & Sinners adlı bir televizyon programında Rex Fisher‘i canlandırdı.
Kilo vermesi için CJ’i arıyor
GTA San Andreas oyuncunun CJ‘i bedensel olarak yükseltmesi için oyuna farklı istatistikler getirerek RPG yönlerini tanıttı. Oyun içerisindeki istatistik bölümünde ‘Şişmanlık‘ oranı da bulunuyor. Eğer oyuncunun yağ oranı çok yüksekse Big Smoke, CJ’i arıyor ve telefonda CJ’e kilo vermesini söylüyor. CJ’de en azından Big Smoke kadar şişman olmadığını belirterek inkar ediyor. Bu durum Smoke’un başlangıçta CJ’i ne kadar önemsediğini gösteren komik bir diyalog.
Hayırsever rolüne büründü
Oyuncular haritanın San Fierro bölgesinde yer alan Pier 69 görevini tamamladıklarında WCTR istasyonunda Big Smoke ile röportaj yapıldığı duyuluyor. Röportajda kendini sokakları uyuşturucudan kurtarmak ve büyüdüğü yeri daha iyi bir hale getirmek isteyen bir hayırsever olarak tanıtıyor. Bu noktada durum biraz ironik. Çünkü Big Smoke aslında bir uyuşturucu baronu yani bahsettiği sorunların sebebi aslında kendisi.
GTA San Andreas bisiklet görevi
San Andreas‘ın açılış görevi sırasında CJ, Sweet, Ryder ve Big SmokeBallas çetesinin bisikletlere saldırısından kaçmaya çalışıyor. Oyuncular bu noktada duruma ayak uydurmaya çalışırken olayla ilgili birtakım yerleri kaçırabilir.
Bu durum aslında Ballas’ın yalnızca CJ ve Sweet’e ateş etmesidir. Çete Ryder ve Smoke’a hiçbir türlü ateş etmiyor. Yaşanan olay iki karakterin sonradan ihanet edeceklerinin bir göstergesi.
Samsung’un 2025 yılı amiral gemisi Galaxy S25 serisi, satışa çıktığı ilk iki ayda toplamda 9.16 milyon adetlik satış rakamına ulaştı. Açıklanan güncel veriler, Galaxy S25 Ultra’nın serinin en çok tercih edilen modeli olduğunu gösteriyor. Toplam satışların yarısından fazlası Ultra modeline ait.
Galaxy S25 serisinin satış rakamları belli oldu
Galaxy S25 Ultra, 5.08 milyon adetlik satışla serinin lideri konumunda bulunuyor. Onu 2.41 milyon adetle Galaxy S25 takip ederken, Galaxy S25+ ise 1.67 milyon adetlik satışla üçüncü sırada yer alıyor. S25 ve S25+ modelleri toplamda 4.08 milyon adet satarak, S25 Ultra’nın 1 milyon birim gerisinde kaldı.
Önceki nesil ile karşılaştırma yapıldığında, Galaxy S24 serisi yedi aylık dönemde toplam 23.4 milyon adetlik satış elde etmişti. Bu süre zarfında Galaxy S24 Ultra 11.2 milyon adetle en çok satan model olmuş, Galaxy S24 ise 7.49 milyon, Galaxy S24+ ise 4.71 milyon satışa ulaşmıştı.
Apple, iPhone 18 serisinde yeni RAM teknolojisi sunmaya hazırlanıyor. Bu hamle, akıllı telefon sektöründe dengeleri değiştirebilir.
Galaxy S25 serisinin yalnızca iki aylık performansı değerlendirildiğinde, önceki seriye göre daha hızlı bir satış ivmesi yakaladığı görülüyor. Samsung, yeni seri için yıl sonuna kadar 37 milyon adetlik üretim hedefi belirledi.
Bu hedef gerçekleşirse, Galaxy S25 serisi yıllık bazda Galaxy S24 serisini yaklaşık 2 milyon adetle geride bırakmış olacak. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Jim Carrey’nin Truman Show isimli filmi tüm dünyada sinema tarihinin en yaratıcı filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak bu filmin insanlar üzerinde yarattığı Truman Sendromu denilen bir psikolojik durum bulunuyor. Daha çok ünlü ve başarılı insanlarda görülebilen Truman Sendromu, tehlikeli durumlara yol açabiliyor.
Truman Show filmi ne anlatıyor?
Jim Carrey’nin Truman Show isimli filminde başkahraman Truman Burbank, henüz daha doğmadan bir şirket tarafından evlat edinilir. Bu şirket Truman’ı hayatının her anı izlenen bir şovun yıldızı haline getirir. Çocukluğundan itibaren dış dünyanın olmadığına inandırılan Truman, Seaheaven isimli deniz kenarındaki kasaba görünüm bir sette yaşamaktadır.
Hayatındaki herkes paralı oyunculardan oluşmaktır. Truman’ın hayatı bir kumanda odası tarafından yönetilmektedir. 30 yıl süren bu oyunda Truman, olaylardan habersiz özel hayatını sürdürür. Bir şeylerin gerçek olmadığından şüphelenmeye başlayan kahraman, yavaş yavaş bu oyunu bozmaya başlar.
Truman Show filmi neden bir sendrom yarattı?
Söz konusu film psikolojik ve sosyolojik açıdan birçok yansımaya neden oldu. Truman Sendromu olarak adlandırılan sanrısal bozukluk, özellikle büyük kentlerde yaşayan bazı insanlar tarafından görülmeye başlandı.
Bu psikolojik durumdan etkilenenler, binlerce kamera tarafından izlendiği, sosyal medya ve iletişim araçları tarafından kişisel tercihlerinde en ince detayların bilindiği, uydular aracılığı ile istenildiğinde en özel alana kadar girebildiğini düşünüyor. İşin boyutu ise şiddetli kuşkucu nöroz tablosundan, ağır hezeyanlı psikoz durumuna kadar değişkenlik gösteriyor.
Psikolojik sanrılara kapılan kişiler genellikle tanınan ve başarılı insanlardan oluşuyor. Bu insanlar aynı zamanda sevdikleri insanların oyuncu olduğunu ya da televizyondaki haberlerin yalnızca onların düşüncelerini kontrol etmek amacıyla kurgulanmış olduğu düşünebiliyor. Sendrom psikoza işaret ettiği için çok tehlikeli noktalara ulaşma olasılığı bulunuyor.