Apple, 25 ülkede 500’den fazla fiziksel mağazayı müşterileri ile buluşturmakta. Şirket her ne kadar siparişlerinin çoğunu internet üzerinden alsa da fiziksel mağazalardan da vazgeçmiyor. Özellikle Çin’deki müşterilerin cihazlarını fiziksel mağazadan almayı tercih etmesi, bunun nedenlerinden biri. Siz de Apple mağazalarının tasarımlarını sevenlerdenseniz en şık Apple mağazaları listemizi seveceksiniz.
Tasarımı ile büyüleyen en şık Apple mağazaları
Apple mağazalarının tasarım prensipleri, onları bir şablona uymaya zorluyor. Mağazaların tasarımları, genelde beyaz tonlarda ve iç dekorasyonda beyaz ile uyumlu kalan renklerden oluşuyor.
Tayland mağazası
En şık Apple mağazaları
Tayland’ın ilk mağazası olan bu yer, 2018 yılının Kasım ayında açıldı. Özellikle çevresinin hoş şekilde yeşille donatılmış olması görünüşe güven katıyor. Ayrıca ışıklandırmalarla mağazanın tavanı da hoş detaylar arasında. Mağazanın içerisi ise bir alışveriş merkezini andırıyor çünkü bir alışveriş merkezi ile aynı alanı paylaşıyor. Buna rağmen aynı tasarım anlayışı olduğu için bunu fark etmeyebilirsiniz bile.
Milan mağazası
En şık Apple mağazaları
Milan’ın en işlek caddelerinden birinde bulunan mağazanın girişi çoğunuzu büyüleyecek cinsten. Mağazaya girerken indiğiniz merdivenlerdeki görüntü, sanki bir akvaryuma yürüyormuşsunuz gibi hissettiriyor.
Singapur mağazası
Asya’nın güneydoğusundaki ilk Apple mağazasına sahiplik eden Singapur’da şehrin yeşille kaplı dokusunun vurgulanması için mağaza da ağaçlarla kaynaşmış. Mağazanın dışında 16 ağaç bulunuyor ve mağazanın yüksekliği epey fazla. İçeriye girdiğinizde en tuhaf gelecek şey, son derece kıvrımlı olan merdiveni olacaktır.
Dubai mağazası
Dünyanın en yüksek yapısı olan Burj Khalifa’dan birkaç adım ötede olan Apple mağazası, Dubai’deki ikinci mağaza unvanında. Mağazayı havalı kılan unsurlarından göze çarpanı güneş panelleri, ama bundan daha da havalı olan şey nasıl açılıp kapandıkları.
New York City mağazası
En büyük Apple mağazası, ABD’nin en kalabalık şehirlerinden olan New York City’de bulunuyor. Cam panellerden oluşan mağaza girişinin hoş görünmediğini inkar edemeyiz.
Paris mağazası
En şık Apple mağazaları
En sıra dışı tasarıma sahip mağazanın böyle görünmesinin nedeni eskiden orada bir bankanın olması. Binanın dokularının bozulmaması adına 2010’da bu mağaza açılırken Apple, binayı olabildiğince aynı bırakmış. Bu yüzden tarihsel dokuların bozulmadığı bu sıra dışı Apple mağazası bizim beğenimizi kazandı.
Sizin bu mağazalar arasından en beğendiğiniz hangisi oldu? Yorum bırakabilirsiniz.
Yeni bir bilgisayar satın alındığında veya sıfırdan bir kurulum gerçekleştirildiğinde yapılan ilk işlemlerden birisi de genellikle gerekli programların yüklenmesi oluyor. Peki 2025 itibariyle format sonrası yüklenmesi gereken programlar ve yazılımlar hangileri? Sizler için derledik…
Format sonrası hangi programlar yüklenmeli?
Sürücü güncellemeleri
Bir format işleminden sonra yapılması gereken ilk şey bilgisayarınızdaki sürücülerin güncel olup olmadığını kontrol etmek. Burada genellikle sürücüleri otomatik olarak bularak güncelleyen üçüncü parti uygulamalar kullanılsa da bazı durumlarda yanlış güncellemelerin yüklenerek çeşitli hatalara neden olması nedeniyle bu gibi yazılımları çok fazla önermiyoruz. Aygıt Yöneticisi üzerinden manuel olarak sürücü güncellemelerinin yapılması daha sağlıklı olacaktır.
İnternet tarayıcısı
Dijital dönüşümün lokomotifi internetle buluşabilmek için birçok tarayıcı mevcut. Windows’un varsayılan Microsoft Edge tarayıcısını sevmiyorsanız, format sonrası yüklenmesi gereken programlar listesinin başında bir internet tarayıcısı olmalı. StatCounter’ın geçen hafta yayınladığı rapora göre Google Chrome, yüzde 67’lik pazar payıyla bu alanda lider konumda.
Antivirüs programları
2025 itibariyle kötü amaçlı yazılımların sayısı tavan yaptı. Kullanıcı verilerinin çalındığı haberleriyle sıklıkla karşılaştığımız bu süreçte Antivirüs programlarının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu nedenle format sonrası yüklenmesi gereken programlar listesinin en üst sırasında bu tür uygulamalar olmalı. Aynı şekilde Microsoft’un varsayılan olarak kullanıcılara sunduğu Windows Defender da kullanılabilir. Öte yandan üçüncü parti Kaspersky, Avast, AVG ve McAfee’yi de tercih edebilirsiniz.
Ofis programları
Belge, elektronik tablo ve sunum gibi işlerle uğraşıyorsanız, format sonrası ofis programlarını yüklemeniz gerekiyor. Burada Microsoft’un Office paketi ön plana çıksa da ücretli olması nedeniyle ücretsiz olan alternatifleri de sıklıkla kullanılıyor. Bunlara The Document Foundation tarafından geliştirilen ofis yazılım seti LibreOffice’ı örnek gösterebiliriz.
Medya oynatma yazılımları
Windows’un varsayılan olarak kullanıcılara sunduğu bir medya oynatma uygulaması olsa da format sonrası genellikle üçüncü parti programlar bilgisayarlara yükleniyor. Bu alanda VLC Media Player veya GOM Player gibi birçok yazılım öne çıkıyor. Bunlardan birisini tercih edebilirsiniz.
Dosya arşivleme uygulamaları
İnternetten indirilen programlar ve yazılımlar çoğu zaman arşivlenmiş bir yapıyla karşımıza çıkar. Bu noktada dosya arşivleme ve çıkarmaya yarayan programlara ihtiyaç duyarız. Format sonrası yüklenmesi gerekenlerden birisi de bu tür yazılımlar olmalıdır. Kullanıcılar, 7-zip ve WinRAR gibi uygulamaları tercih edebilir.
Windows bakım programları
Format sonrası indirilmesi gereken programlar denince akıllara ilk olarak sistemdeki gereksiz dosyaları, çerezleri ve bilgileri silerek yer açan Windows bakım uygulamaları geliyor. Kullanıcıların burada en çok tercih ettiği yazılım CCleaner diyebiliriz. Ancak bu, üçüncü parti bir program konumunda. Microsoft’un ilgili uygulamayla aynı işleri yapan yerleşik bir hizmeti olduğunu da belirtelim.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz, format sonrası hangi programları ilk önce yüklüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Apple, 1 Nisan 1976 yılında Kaliforniya’da Steve Jobs, Steve Wozniak ve Ronald Wayne tarafından kuruldu. Wayne hisselerin yüzde 10’una sahipti. Fakat çok geçmeden girişimin batmasından korktuğu için Jobs ve Wozniak’e satıp oyundan çıktı. Sonraki 45 yılda ise 300’e yakın ürün satışa sunuldu. Peki hangi teknolojileri ilk kez Apple üretimi cihazlarda gördük?
Hangi teknolojileri ilk kez Apple kullandı?
Apple çıkartmış olduğu ürünler kadar cihazları için geliştirdiği yazılım ve uygulamaları ile de biliniyor. Şirketin öncülük ettiği pek çok teknoloji ve hayatımızı kolaylaştıran uygulaması bulunuyor. Bazılarımız gündelik hayatımızda bunların birçoğunu farkında bile olmadan kullanıyoruz. Peki hangi teknolojileri ilk kez Apple kullandı?
Apple-1 ve iMac
Apple 1’in en büyük özelliği ilk modern kişisel bilgisayar olmasıydı. Daha öncesinde çıkmış tüm bilgisayarlar iş odaklı olup son kullanıcıya hitap eden hiç bir yanı bulunmuyordu. Herkesin evinde en az bir tane televizyon bulunduğu için maliyet odaklı düşünen Jobs ve Wozniak ikilisi bu çözümde karar kılıp Wayne’in de desteği ile ürünü tanıttılar.
Apple, Kendin Tamir Et programına Mac bilgisayarları ve Studio Display'i eklediğini açıkladı. İşte detaylar.
iMac ise yine beğenilen Macintosh modelinin disket yuvalarını çıkarıp yerine USB bağlantılarını ekledikleri ve son kullanıcıya “nihai internet cihazı” adıyla reklamı yapılan ve de evinden internete erişmek isteyen herkesin istediği bir modeldi. iMac ve Machintosh’un tasarımları oldukça ilham vericiydi. Bu cihazları gören diğer markaların aklında beliren tek soru şu oldu: “Biz neden hepsini böyle topluca bir kasa içerisinde vermiyoruz?”
Çoklu dokunmatik ekranlar
2007 yılından önce telefonlar iki guruba ayrılırdı. 1’den 9’a kadar sayısal tuş takımı olanlar ve QWERTY klavyeye sahip Blackberry gibi ve bazen klavye üstünde kalem aracılığı ile dokunabileceğimiz küçük ekranlı akıllı telefonlar.
İlk iPhone’un tanıtılmasından sonra her şey değişti. 3.5 inç boyutlu LCD ekrana sahip ve tamamı birden fazla parmağınızı algılayabilen dokunmatik bir ekrana sahip çok işlevli bir telefon. Gerçekten oyunun kurallarının yeniden yazılmasını sağlayan iPhone serisi Jobs’ın en büyük zaferleri arasında yerini alıyor.
Google Haritalar
Evet, yanlış okumadınız Google Haritalar. iPhone için özel uygulamalar geliştirmek isteyen Jobs, birden fazla şirketle anlaştı. Ancak içlerinde en çok bilinen Google Haritalar, eğer Apple olmasaydı belki de hiç bir zaman geliştirilmeyecekti.
Uygulama ilk çıktığında tek kullanıcısı olan iPhone’da henüz GPS sistemi yoktu. Ancak sonraki nesillerde bu durum düzeltildi. Bugün başta Android cihazlar olmak üzere tüm akıllı telefon ve bilgisayarlar üzerinden kullanılabilen bu akıllı harita uygulaması ilk çıktığı gün gibi ücretsiz bir şekilde hizmet sağlıyor.
Uygulama Mağazası
İlk iPhone çıktığında tamamı dokunmatik olan büyük bir ekran ile birlikte beraberinde bazı sorunlarda geldi. Bu dokunmatik ekranlı akıllı cihaz önceden çıkan uygulamaların büyük bir kısmıyla uyumlu değildi. Zira neredeyse tüm uygulamalar tuşlu telefonlar için tasarlanmıştı.
Apple bu duruma bir uygulama mağazası geliştirerek çözüm buldu ve 2008 yılında iPhone 3G ile birlikte bu uygulama mağazasını da tanıttı. Günümüzde 100 milyar dolarlık devasa bir pazar payına sahip olan mobil oyun sektörü, Uber, Snapchat ve Tinder gibi pek çok dev şirket eğer bu uygulama mağazası olmasaydı şuan çok daha farklı konumlarda olabilirlerdi.
Parmak izi tarayıcısı
Parmak izi tarayıcısını cihazlarına entegre eden ilk şirket Apple değil. Ancak pek çok şeyde olduğu gibi bunu popüler hale getiren ve 5S cihazında Touch ID’yi tanıtmasıyla birlikte birçok kapının aralanmasını sağlayan şirket.
Tanıtıldığında herkesin hoşuna giden sistemi insanlar deneyimlemek istiyordu. Telefonun tuş kilidini açmak ve alışverişlerde kredi kartlarını ve de şifrelerini parmak izi ile güvence altına alma fikri kullanıcıların ve akıllı telefon üreticilerinin oldukça hoşuna gitti.
Gorilla Glass
Ekranı bu kadar büyük ve ön planda olan cihazların yaşadığı en büyük problem camlarının kırılması oluyordu. Apple bu durumu ön görüp Corning’in uzmanlığından yararlandı. Kendi alanında önde gelen Amerikan firması da zaten 2005’ten beri tüketici elektroniği için sertleştirilmiş camlar üzerinde deneyler yapıyordu.
Apple’ın Corning’ten isteği oldukça netti. Dokunmatik ekranın fonksiyonlarını etkilemeyecek kadar ince ve sertleştirilmiş, normal cama göre çatlamaya ve çizilmeye karşı dayanıklı bir cam. Günümüzde Corning, 7 farklı Gorilla Glass modeli ile cihazları korumaya devam ediyor.
Mobil İnternet
Mobil internet iPhone serisi çıkmadan önce de bizlerle birlikteydi. Ancak WAP tarayıcı üzerinden küçük ekranlı cihazlardan internet kullanım deneyimi ile iPhone’un tamamı dokunmatik ekranında mobil Safari arasında oldukça büyük bir deneyim farkı bulunuyor.
Mobil internet olmasaydı ne olurdu diye sanırım tek tek anlatmamıza gerek yok. Yukarıda sizlerle uygulama mağazasının önemini paylaştık. Eğer mobil internet Apple tarafından akıllı cihazlara entegre edilmeseydi ne uygulama mağazasının ne de içerisindeki oyun, film, bankacılık ve daha bir çok şeyin önemi kalmayacaktı.
Sanal asistan
Google asistan, Microsoft Cortana ve Amazon’un Alexa’sı gibi yapay zeka destekli yardımcı asistanların temelini Apple 2010 yılında Siri ile attı. Diğer şirketlerin kendi sistemlerine entegre sanal asistanlar yapması uzun sürdüğü için Apple uzun bir süre bu konuda rakipsiz lider konumunda kalmayı başardı.
Başlangıçta yalnızca sınırlı sayıda komuta cevap verebilen Siri, artık tüm Apple akıllı cihazlarında başarılı bir şekilde çalışıyor. Bizim için şarkı çalabiliyor, takvim planlaması yapabiliyor, bir yere gittiğimiz zaman en uygun rotayı bulabiliyor. Hatta bizim için internette araştırma yapıp gerçek bir asistan gibi hayatımızı kolaylaştırıyor.
Hepsi bir arada cihaz konsepti
Apple daha önce bilgisayarlarında da benzer bir işe imza atmıştı. Ancak bu kadar ses getirememiş olmasının sebebi kullanıcıların cebine sığmıyor oluşuydu. İlk iPhone çıkmadan önce akıllı telefonlar arasında bir standart yoktu. Hepsi birer prototip gibi belirli pazar paylarına hitap etmeye çalışıyorlardı.
Klavyeli akıllı telefonlar genellikle iş hayatında e-posta ve takvim uygulamalarını bir arada bulundurmak isteyen insanlara göre tasarlanırken, kameralı ve müzik çalarlı telefonlar biraz daha son kullanıcı için yapılıyordu. Ancak ilk iPhone’un çıkmasıyla beraber artık akıllı telefon alırken bu ayrımların hiç birini yapmamıza gerek kalmadı.
İvme ölçer
Apple, kullanıcıların akıllı cihazlarında yaşadıkları deneyimi olumlu yönde arttırabilmek için farklı yöntemler deniyor ve çeşitli prototipler hazırlıyordu. Bunların içinde en çok istenen ve sevilen özellik de ivme ölçer oldu.
Bu özellik sayesinde telefon yan çevrildiğini anlayıp ekranı otomatik olarak döndürebiliyordu. Günümüzde bile pek çok geliştirici uygulamalarını yaparken bu özellikten faydalanıyor. Hatta yarış oyunlarında bu bir alternatifsiz durumda.
Artık kulaklık jakı yok
Muhtemelen Apple’ın en tartışmalı ve eleştiri alan yeniliği bu oldu. Yeni çıkan iPhone’larda kulaklık jakı olmadığını duyurduğu zaman herkes çok şaşırmış ve bunun tıpkı telefondan kamerayı kaldırmak gibi radikal bir karar olduğunu öne sürmüştü. Ancak Amerikalı üretici bu yaptığını yıllarca savunmaya devam etti.
Kulaklık jakının yüz yıllık eski bir kablolu teknoloji olduğunu ve bunu kaldırmanın Bluetooth teknolojisinde ve kablosuz kulaklıklarda atılım sağlanmasına yol açmasını bekliyordu. Nitekim öyle de oldu. Artık cihazlar hem çok daha ince hem de kablo sorunu ile ulaşmadan uzun süreler kullanabiliyoruz. Üstelik kablo sorunu ortadan kalktığı için akıllı bileklik ve saatlerimizle bile kullanabiliyoruz.
Bugün sizlerle ilk kez Apple sayesinde hayatımıza giren ve pek farkında olmadığımız teknolojileri bir araya getirdik. Sizce bu özelliklerin hepsi söylendiği kadar faydalı oldu mu? Konuyla ilgili görüşlerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Doksanlı yılların sonuyla birlikte hem bilgisayar oyunları hem de cep telefonu oyunları yani mobil oyun dünyası şekil değiştirmeye başladı. Üç boyutlu grafiklerin hayatımıza girmesi ve Java temelli oyunlar değişimin ilk işaretiydi.
Cep telefonu ekranları yine bu dönemde uzadı ve yaklaşık 2 inç gibi bir boyuta yükseldi. Kameralı telefonlar nedeniyle büyüyen ekranlar mobil oyunlar için de yeni imkanların önünü açtı. Nokia ise bu yeni çağa N-Gage oyunları ile yine damga vurmak istiyordu.
N-Gage efsanesi ve yeni bir mobil oyun çağı
Yılan oyunuyla başlayan mobil oyun macerası, Java tabanlı oyunlar ile daha da çeşitli hale geldi. Bir taraftan Nokia 2003 yılında piyasaya sürdüğü ilk oyun telefonu N-Gage ile hiç bilinmeyen bir yola girdi. Şimdiye kadar bir el konsolu ile cep telefonu ilk defa bir araya geliyordu.
Nokia N-Gage ne yazık ki hem tasarımı hem de oyunlarının fiyatları nedeniyle başarısız oldu. Özellikle SD Card gibi dönemin pahalı bir donanımında satılan orijinal oyunlar oldukça pahalıydı.
N-Gage‘in kelebek tasarımı, kullanımını da zorlaştırdı. O dönemde kimse bu kadar büyük bir telefon kullanmak istemiyordu. Bu yılların aksine 2000’lerin başında telefonların cebe sığması çok daha önemliydi.
Küle dönen N-Gage’den bir efsane doğuyor: Asphalt
N-Gage başarısızlığına rağmen bu proje ile hayatımıza giren önemli bir mobil oyun vardı. Bugünün en iyi mobil yarış oyunu Asphalt serisi ilk olarak N-Gage ile karşımıza çıktı. Aslında Nintendo DS için geliştirilen Asphalt Urban GT, Nokia N-Gage için de piyasaya sürüldü.
N-Gage ile istediği başarıyı elde edemeyen Gameloft ve Ubisoft hem PC pazarına açılmaya hem de Sony Ericsson gibi farklı markalar için de oyunu hazırlamaya karar verdi.
Asphalt, yarış oyunları arasında engellerden uçan arabaları, fantastik haritaları ve eğlenceli oynanışıyla ayrılıyordu. Her ne kadar Java tabanlı ilk oyunlar şimdinin Asphalt serisinin yanına yaklaşamıyor olsa da, oyunun ilk temel oynanışını oluşturdu.
Oyunda şehir içinde yüksek hız yapan otomobille bir taraftan yarışı kazanmaya bir taraftan ise polislerden kurtulmaya çalışıyordunuz. Java oyunlar grafik açısından 3 boyutlu gibi görünse de aslında 2,5 D dediğimiz ara bir grafik kalitesine sahip. Ancak Nintendo DS için geliştirilen Asphalt Urban GT çok daha gelişmiş grafik özellikleriyle karşımıza çıktı.
Mobil oyunlar bir anlamda bilgisayar oyunlarının bir nesil öncesi grafik performanslarına sahip. Günümüzde ise mobil oyunlar bu farkı daha hızlı kapatmaya başladı.
Türkiye merkezli girişim AirCar, iki kişilik elektrikli uçan aracıyla Türkiye’de ilk insanlı uçuş testini başarıyla gerçekleştirdi. 5 Nisan 2025’te Bilişim Vadisi’nde yapılan test uçuşunda AirCar’ın kurucusu ve CEO’su Eray Altunbozar pilot koltuğuna oturarak hem tek kişilik hem de çift kişilik prototiplerle gökyüzüne çıktı.
AirCar ilk uçuşunu yaptı
Saatte 35 kilometreyi aşan rüzgar altında yapılan test uçuşu yaklaşık 10 dakika sürdü. Uçuş sırasında 8 metre irtifaya çıkan araçlar tüm güvenlik protokollerine uygun şekilde iniş yaptı. Altunbozar, testin ardından yaptığı açıklamada AirCar’ın insanlı uçuş gerçekleştiren beşinci firma olarak dünyada sınırlı sayıda oyuncu arasında yer aldığını belirtti. Seri üretim çalışmalarına geçileceğini duyuran Altunbozar, üretim tesislerinin kurulumu için hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.
AirCar’ın çift kişilik modeli şehir içi ulaşımda kullanılmak üzere otonom hava taksi konseptiyle geliştirildi. 200 kg taşıma kapasitesi, tek şarjla 50 ila 80 kilometre menzil ve 8 motorlu güvenlik sistemine sahip olan modelin, helikopterlere kıyasla beş kat daha sessiz çalıştığı açıklandı.
İstanbul’da kurulacak AirCar Port’lar üzerinden Maslak-Kadıköy arası gibi sık kullanılan güzergahlarda 5 dakikalık ulaşım imkanı sağlamayı planlıyor. Ayrıca aracın bireysel kullanıcılar tarafından da satın alınabileceği ve şehir içi ulaşımın ötesinde doğaya erişim gibi farklı amaçlarla da kullanılabileceği belirtildi.
Tek kişilik modelin ise yıl sonuna kadar seri üretime hazır hale getirilmesi planlanıyor. Özellikle Amerika ve Avrupa’da sportif kullanım ve eğitim amaçlı yüksek talep gören bu araç için pilot üretim tesisi çalışmalarına da başlanacağı duyuruldu.
AirCar TÜBİTAK ve Avrupa Yenilik ve Teknoloji Enstitüsü (EIT) gibi önemli kuruluşların desteğini alıyor. Ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2030 Stratejik Yol Haritası kapsamında desteklenen eVTOL ve otonom sistem teknolojileri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürüyor.
2019 yılında kurulan AirCar Teknoloji ve Havacılık A.Ş., şehir içi ulaşımda çevreci, sessiz ve yenilikçi çözümler sunmak üzere geliştirdiği elektrikli hava araçlarıyla Türkiye’de eVTOL alanında öncü diyebiliriz.
Yıldız Teknik Üniversitesi Medikal Teknolojiler Kulübü (MEDİTEK) tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen MEDIFEST, 5-6 Mayıs 2025 tarihlerinde Davutpaşa Kampüsü’nde katılımcılarla buluşuyor. “Kariyerine Yön Ver” temasıyla hazırlanan etkinlik sağlık, mühendislik, biyoteknoloji, kimya ve temel bilimler alanlarında kariyer hedefi olan öğrencileri, sektörün öncü firmalarıyla bir araya getiriyor.
Etkinlik boyunca öğrenciler; stand alanlarında firma temsilcileriyle doğrudan iletişime geçebilecek, staj ve kariyer fırsatları hakkında bilgi alabilecek ve birebir mülakat simülasyonlarına katılabilecek.
MEDİFEST II kapsamında teknoloji ve sağlık alanında faaliyet gösteren 30’dan fazla kurum ve kuruluş stand açarken, ziyaretçiler bilimsel sunumlar, atölyeler, simülasyonlar ve çekilişlerle dolu dolu iki gün geçirecek.
Etkinlik öğrencilerin sektörü daha yakından tanımalarını ve kariyerlerine yön vermelerini hedefleyen uygulamalı etkinliklerle destekleniyor ve 5 Mayıs’ta YTÜ Davutpaşa Kampüsü Yemekhane önünde başlayacak.
Katılımın ücretsiz olduğu MEDIFEST II, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirirken gençlerin geleceğin sağlık teknolojileri alanında daha donanımlı hale gelmesine katkı sunuyor.
Google’ın Haziran 2025’te yayınlamayı planladığı Android 16 sürümü, önemli arayüz değişiklikleriyle geliyor. Sızdırılan ekran görüntüleri, özellikle görsel tasarımdaki köklü yenilikleri ortaya koydu. Bu değişikliklerin, 20-21 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek Google I/O 2025 etkinliğinde tanıtılması bekleniyor.
Android 16, yeni arayüz tasarımıyla karşımızda
Android 16’nın ilk genel beta sürümü Ocak ayında kullanıma sunulmuştu, ancak o aşamada yalnızca teknik yeniliklere yer verilmişti. Görsel yeniliklerin devreye girmesi ise dördüncü beta sürümüyle birlikte gerçekleşti.
Bir kullanıcı, bu sürümde bazı gizli özellikleri aktif hale getirerek Pixel 9 Pro modeli üzerinde yeni arayüz detaylarını görüntülemeyi başardı. Değişikliklerin sadece Pixel cihazlara özel olup olmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.
Yeni sürümde, ana ekran kişiselleştirmesine daha fazla odaklanılacak. Örneğin kullanıcılar artık uygulama simgelerini üç farklı şekle göre özelleştirebiliyor. Bu sayede, ana ekrana daha farklı ve kişisel bir görünüm kazandırılabiliyor.
Apple, iPhone 18 serisinde yeni RAM teknolojisi sunmaya hazırlanıyor. Bu hamle, akıllı telefon sektöründe dengeleri değiştirebilir.
Ayarlar menüsünde ise daha belirgin bölüm ayırıcılar, renkli ikonlar ve yeniden tasarlanmış kaydırıcılar göze çarpıyor. Ayrıca Android 16 ile birlikte işletim sisteminin birçok yerinde blur efekti kullanılıyor. Özellikle parola giriş ekranı ve uygulama listesi gibi alanlarda, bu efektle birlikte daha modern ve katmanlı bir görünüm elde ediliyor. Bildirim simgeleri de yeniden tasarlanmış durumda.
Yeni sürüm, Google’ın Material You tasarım anlayışını daha da ileri taşıyacak. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Garanti BBVA’nın mobil bankacılık uygulamasında kullanıcılar erişim sorunu yaşıyor. 2 Mayıs 2025 öğle saatlerinden itibaren uygulamaya giriş yapmak isteyen birçok kullanıcı, sisteme erişemediklerini ve işlemlerini gerçekleştiremediklerini bildiriyor. Sorun şuan için mobil uygulamada gibi gözükse de internet bankacılığı ve ATM işlemlerinde de kesintilere yol açabilir.
Bankadan henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Kullanıcılar sosyal medya platformlarında yaşadıkları sorunları paylaşırken, mobil uygulama açılış ekranında uzun süre beklediklerini veya hata mesajı aldıklarını belirtiyor.
Garanti’den açıklama geldi
Garanti BBVA tarafından yapılan açıklamada şunlar söylendi:
“Şu anda sistemlerimizde teknik bir aksaklık yaşanmaktadır. Sorunun en kısa sürede giderilmesi için çalışıyoruz. Anlayışınız için teşekkür ederiz.”
Garanti Bankası’ndan kesinti hakkında yeni açıklama:
“Sistemlerimizde yaşanan kesinti teknik bir aksaklıktan kaynaklanmakta olup, herhangi bir siber saldırı ya da veri güvenliği riski barındırmamaktadır. Bankamız nezdindeki tüm varlıklarınız ve kişisel verileriniz yüksek güvenlik standartlarıyla korunmaya devam etmektedir.
İşlemlerinizi kesintisiz şekilde gerçekleştirebilmeniz için tüm şubelerimizdeki ekip arkadaşlarımız hizmet vermeyi sürdürmektedir. Sorunun en kısa sürede tamamen çözüme kavuşması için ilgili birimlerimiz yoğun şekilde çalışmaktadır. Göstermiş olduğunuz anlayış için teşekkür ederiz.”
Bir tabletmodeli satın almadan önce detaylı bir araştırma yapmak oldukça önemli. En kritik öncelik seçilen ürünün iyi bir kullanıcı deneyimi sunması ve uzun yıllar boyunca ihtiyaçları sorun çıkarmadan karşılaması diyebiliriz. Peki, şu anda en güçlü Android tablet modelleri hangileri? İşte ayrıntılar!
En güçlü Android tablet modelleri – Nisan 2025
AnTuTu’nun nisan ayı tablet listesine bir baktığımızda, Qualcomm’un ön planda olduğunu söylemek mümkün. Geçen ayın şampiyonu Snapdragon 8 Elite işlemcisinden güç alan OPPO Pad 4 Pro oldu. Toplamda 2 milyon 849 bin 493 puan alan modeli 2 milyon 640 bin 803 puanla vivo Pad 5 Pro takip etti.
Listenin üçüncü sırasında 2 milyon 95 bin 666 puanlı OPPO Pad 3 Pro bulunuyor. Dördüncü sırada ise 2 milyon 38 bin 713 puan almayı başaran vivo Pad 3 Pro bizleri karşılıyor. Son olarak, beşinci sırada 2 milyon 30 bin 767 puanlı iQOO Pad2 Pro‘nun yer aldığını belirtelim.
PS4 kullanıcılarının sık karşılaşmaya başladığı ‘tanınmayan disk’ hatası sıkmaya başladı. Konsolun CUH numarası fark etmeden tüm modellerinde görülebilen bu hata, diskli oyunları oynanamaz hale getiriyor. Kaynaklanmasında pek çok sebep olsa da doğru teşhis ve eylem ile konsolunuzdaki bu hatayı çözmeniz mümkün.
Oyun konsollarının fiyatlarının tavan yaptığı bu dönemde, konsolu tamir etmek de birkaç oyun fiyatına gelebiliyor. Elinizi cebinize atmadan önce takip etmeniz gereken adımları detaylıca açıkladık.
PS4 tanınmayan disk hatası görülünce ilk denenmesi gerekenler
Tanınmayan disk hatası, bazen küçük hatalardan dolayı ortaya çıkabilir. Konsolda bir sorun olmasa dahi ufak takılmalar ya da okuma hatalarından dolayı bu sorun görülebiliyor. Her şeyden önce şu adımları tek tek deneyin:
Konsolu yeniden başlatın
Diski çıkarıp takın
Diskin temiz olduğundan emin olun
Başka bir diski deneyin
Konsolu elinizle havaya kaldırıp diski bu şekilde takın
Konsola diski taktıktan sonra disk okuyucunun üstüne birkaç kez hafifçe vurun
Konsol yatayken diski takın ve ardından konsolu dikey hale getirin
Konsolu dikey ve ters olacak şekilde konumlandırın
Kulağa garip gelebilecek bu yöntemlerle sorunu çözen binlerce insan var. Genellikle PS4 tanınmayan disk sorunu, bu aşamalardan sonra çözülmektedir. Eğer sorun hala çözülmediyse gelecek adımları takip edelim.
Garanti durumunu sorgulayın
PS4 tanınmayan disk hatası
Eğer konsolunuzun garantisi devam ediyorsa bu adımların ardından ilk durağınız yetkili servis olmalı. İthalatçı garantisi çok güvenilir olmasa da Sony Eurasia garantili konsollar bu sorunu yaşadığında genelde ücretsiz birebir değişim sağlanıyor. Rehberin devamındaki adımların bazıları konsolu garanti dışına çıkaracağı için garantisi devam eden konsolları servise teslim edin.
Yazılımsal sorunların çözümü
Onarıma başlamadan önce sorunun yazılımsal mı, yoksa donanımsal mı olduğunu bilmek çok önemli. Bu her zaman anlaşılamadığı için yazılımsal çözümleri önce deneyip, sonrasında hala sorun devam ediyorsa donanımsal onarıma geçebiliriz.
PS4 tanınmayan disk hatası
Konsolu garanti dışına çıkarmadan ve verilerinizi kaybetmeden yapabileceğiniz ilk onarım şu şekilde:
Konsolu kapatın ve ışıklarının sönmesini bekleyin.
Güç tuşuna basılı tutun, iki bip sesi duyana kadar basılı tutmaya devam edin.
Düşük çözünürlüklü bir sayfa açılacak ve güvenli moda girmek isteyip istemediğiniz sorulacak. Evet’i seçin.
Kontrolcüyü bir USB kablo ile konsola bağlayın ve ardından kontrolcüdeki PS butonuna basın.
Açılan seçeneklerden ‘Sistem yazılımını güncelle’ seçeneğini seçin.
Çıkan seçenekler arasında ‘İnternet ile güncelle’ seçeneğini seçin.
İnternet hızınıza da bağlı olarak 4-5 dakikalık bir işlem gerçekleşecek. Sabırla bekleyin.
Bu işlem, oyunlarınızı ya da diğer verilerinizi silmez. Ancak oyunları klasöre eklediyseniz, klasörden çıkarılmış halde olurlar.
Donanımsal sorunların çözümü
Eğer şu ana kadarki adımları doğru yaptıysanız ve sorun çözülmediyse muhtemelen donanımsal bir arıza ya da aksaklık ile karşılaşıyorsunuz. Arıza ve aksaklık arasındaki fark çok önemli. Arızalar ya disk okuyan lazerin bozulmasıyla, ya da diski içeri alan mekanizmada bir kırılma sonucu olur. Bu da size büyük ya da küçük maliyetler çıkarabilmekte.
Eğer konsolunuz çok eskiyse ve uzun zamandır da temizlenmediyse lazer okuyucu arızalanmış olabilir. Eğer aynı disk bazen çalışıyor, bazen ise çalışmıyorsa kısmen iyi haber. Böyle bir durumda lazer büyük ihtimal arızalı değildir, sadece mekanizmada sorun vardır.
Donanımsal sorunları çözebilmek için rehber videolar yardımıyla cihazın içini açıp disk okuyucuda neyin olup bittiğini görmek gerekir. Disk okuyucudaki tozları temizlemek, diski içeri alan ve diski yükselten mekanizmada sorun olup olmadığını belirlemek çözüm olabilir. Ayrıca, lazerin de kirli olup olmadığını kontrol etmelisiniz.
YouTube’da bununla ilgili çok video olsa da bu işlemleri tecrübeli birinin yapması, en sağlıklısı olacaktır. Konsolu, evdeki uyumsuz tornavidalarla açmak kalıcı hasarlar verebileceği için uyumlu tornavidaları satın almak da bir başka öneri.
ShiftDelete.Net, konsolunuza gelebilecek herhangi bir hasardan sorumlu değildir.
Valheim çıktığı günden bugüne 5 milyonun üzerinde satış yaparak kendi çapında harika bir başarı gösterdi. Oyunun geliştiricisi Iron Gate, sürekli oyunlarını güncelleyerek hataları ve eksikleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Issız bir ormanda hayatta kalmaya çalıştığımız yapım, İskandinav mitolojisini ele alıyor.
Valheim içerisinde ormanda normal karşılaşabileceğiniz yaratıklar bulunurken, aynı zamanda daha güçlü ve tehlikeli boss‘lar da yer alıyor. Bunlarla savaşarak düşürdüğünüz ganimetleri kullanarak, kendinizi daha güçlü hale getirebiliyorsunuz. Bu içeriğimizde Valheim’e benzeyen birtakım oyunları derledik…
Valheim’e benzeyen PC oyunları
Conan Exiles
Conan Exiles yeni bir oyun olmasa da, belli oranda bir popülerliği var. Çok oyunculu bir hayatta kalma ve açık dünya yapımı. Oyunun Valheim ile birtakım benzerlikleri bulunuyor. Örneğin; arkadaşlarınızla oynayabilir, kaynak toplayabilir ve kendinizi birtakım düşmanlardan korumak için üs inşa edebilirsiniz. Bunun dışında çevrimiçi olarak diğer insanlarla yer edinebilir, klanlara katılabilir ve Sürgün Toprakları‘nda hüküm sürebilirsiniz.
Oyun oldukça fazla Valheim benzeri deneyim sunuyor. Eğer Valheim’i bitirdiyseniz oradan Conan Exiles‘a geçiş yapabilirsiniz. Yapım şu anda Steam üzerinde 74,99 TL fiyat etiketiyle yer alıyor.İsterseniz buradan ilgili sayfaya erişebilirsiniz.
Outward
Bir göz atabileceğiniz farklı bir açık dünya RPG oyunuyla beraberiz. İsmi Outward olan yapımda, Aurai topraklarını keşfe çıkıyoruz. Ancak oyun yalnızca keşifle bitmiyor, aynı zamanda hayatta kalma unsurları da içeriyor. Kendinizi vahşi doğada yırtıcılardan korurken, bunun yanı sıra barınak, yiyecek ve su gibi ihtiyaçlarınızı da karşılamalısınız. Valheim‘da olduğu gibi isterseniz tek başınıza ya da arkadaşlarınızla oynayabilirsiniz.
Outward‘ı denemeniz gereken bir Valheim alternatifi olarak gösterebiliriz. Oyunun Steam fiyatı 119 TL olarak belirtilmiş durumda. İsterseniz buraya tıklayarak ilgili sayfaya erişebilirsiniz.
DYSMANTLE
DYSMANTLE, kötü yaratıkların egemen olduğu bir dünyada yaşamınızı sürdürdüğünüz bir kıyamet sonrası hayatta kalma oyunu. Bu oyunda açık dünyayı keşfederken, aynı zamanda üssünüzü inşa edebilirsiniz. Bunların dışında canavarlarla savaşabilir, silahlar, zırhlar, biblolar ve daha fazlasını yapmak için emek sarf edebilirsiniz.
Oyun boyunca doğru araçlara sahip olduğunuz sürece, dünyadaki nesnelerin yüzde 99‘unu kırabiliyorsunuz. Böylece hayatta kalma şansınızı yerden bulduğunuz malzemelerle artırıyorsunuz. Yapımın bir de ilginç bir hikayesi var. Bunun yanı sıra en önemli amacınız ise adadan kaçmak olacak. DYSMANTLE şu anda Steam üzerinde 32 TL üzerinden işlem görüyor. İsterseniz buradan ilgili sayfaya gidebilirsiniz.
The Infected
İçerisinde zombilerin yer aldığı yapımları sevenlerin hoşuna gidecek bir oyunla karşı karşıyayız. Kıyamet sonrası yaratıkların yer aldığı The Infected, Valheim‘e benzerliğiyle listemizde yer alıyor. Oyun, gerçek hayatta kalma deneyimi sunmak için susuzluk,açlık ve vücut ısısı gibi mekaniklere sahip. Burada haritayı keşfe çıkabilir, üssünüzü inşa etmek için malzeme toplayabilir ve hayatta kalmak için malzeme üretebilirsiniz.
Oyun aynı zamanda bir hava döngüsüne ve mevsimlere sahip. Yani sert bir kış ya da kavurucu bir yaz boyunca hayatta kalmak için sağlam bir donanımınızın olması gerekiyor. Sonuç olarak baktığımızda Valheim‘i zombilerle deneyimlemek istiyorsanız, The Infected‘a göz atabilirsiniz. Oyun şu anda Steam bünyesinde 23 TL‘den oyuncularla buluşuyor. İsterseniz buradaki linkten ilgili satış sayfasına erişebilirsiniz.
The Long Dark
The Long Dark, gizemli bir ışık parlaması sonrasında Kanada vahşi doğasında uçakla kaza yaparak başladığınız bir hayatta kalma oyunu. Yapımda oldukça sürükleyici bir hikaye yer alıyor. Ancak hayatta kalma türünü çok seviyorsanız bir de Sandbox modu bulunuyor.
Oyun işleri daha zor hale getirmek için Permadeath adı verilen kavramı kullanıyor. Yani öldüğünüzde tüm kayıt dosyalarınız siliniyor. Yapım içerisinde verdiğiniz her kararın bir önemi var, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiyi böyle belirliyorsunuz. Ayrıca kendinizi Kuzey Kanada‘nın ikliminden korumak için araçlar üretip, kaynaklar toplayabilirsiniz. The Long Dark şu anda Steam bünyesinde 50 TL‘lik bir fiyat etiketiyle satışa sunuluyor. Dilerseniz buraya tıklayarak sayfaya gidebilirsiniz.
Sizler Valheim hakkında ne düşünüyorsunuz? Benzeri oyunları oynamayı düşünüyor musunuz?
Apollo 11 görevi ile insanlık ilk kez Ay‘a ayak bastı. 20 Temmuz 1969 günü Ay’a iniş yapan üç astronotla birlikte Amerika Birleşik Devletleri Soğuk Savaş’ta bir adım öne geçti. Bu misyonu başarıya ulaştıranlar ise elbette ABD’li mühendisler ve astronotlardı. Öyle değil mi? Aslında tam olarak öyle değil.
Nazi Almanyası‘nın İkinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesi üzerine birçok uzay araştırmacısı ABD’nin adeta göz bebeği oldu. Gerçekler, Apollo 11’in başarıya ulaşmasında Nazili mühendislerin büyük bir payı olduğunu söylüyor.
Savaştan önce ve savaş yıllarında Nazi Almanyası için füzeler geliştiren ve savaşın ardından ABD’ye teslim olup orada araştırmalarını sürdüren o mühendislerden birinin hayatına bakalım: Wernher von Braun…
Nazi mühendisleri ABD kuvvetlerine teslim oldu
Wernher von Braun (1912–1977), 20. yüzyılın en önemli roket geliştiricilerinden ve uzay araştırmacılarından biriydi. Uzay araştırmalarına büyük ilgi duyan von Braun, Almanya’da pek çok faaliyet içinde bulunmuştu. 1932’nin sonlarında Alman ordusunun sıvı yakıtlı roketler geliştirmesi için çalışmaya başladı.
Werner von Braun. (Foto: Hulton Deutsch/Getty)
ABD ve Sovyet kıtalararası balistik füzelerinin ve uzay fırlatma araçlarının öncülü V-2 balistik füzesi, von Braun’un roket ekibinin ana buluşuydu. 1937’den sonra Baltık kıyısındaki Peenemünde’de gizli bir laboratuvarda çalıştılar. Ortalama 14 metre uzunluğunda ve 13 ton ağırlığındaki sıvı yakıtlı V-2, 60 saniyede yaklaşık 5.760 km/s en yüksek hıza ulaştı. İlk olarak Ekim 1942’de başarıyla fırlattılar. Eylül 1944’ten itibaren Batı Avrupa’daki hedeflere karşı kullandılar.
NASA’nın biyografik yazısına göre von Braun, Nazi Partisi üyesi ve bir SS subayıydı. Ancak savaş ve roket hakkında yaptığı dikkatsiz sözler nedeniyle 1944’te Gestapo onu tutukladı. Roket üretimiyle bağlantılı suçlardan sorumluluğu halen tartışmalı.
NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezindeki von Braun büstü. (Foto: AFP)
1944’ün sonlarında, Almanya’nın işgal edileceği von Braun için açıktı ve savaş sonrası dönemi planlamaya başladı. Müttefiklerin V-2 roket kompleksini ele geçirmesinden önce von Braun güneye, ardından Bavyera’ya gitti. Ardından ABD’ye teslim olan 120 Alman bilim insanından biri oldu. Bu bilim insanları diğer Nazili önemli şahsiyetler gibi savaş suçlusu sayılmadı. Aksine onlara yeni çalışma alanları ve imkanlar tanındı. Time‘a göre, aynı şekilde Sovyetler Birliği de Alman bilim insanlarını bünyesine kattı.
Apollo 11 mimarı von Braun ve ekibi
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra on beş yıl boyunca von Braun, balistik füzelerin geliştirilmesinde ABD Ordusu ile birlikte çalıştı. New Mexico’daki White Sands Proving Ground‘da V-2 fırlatmalarına yardım etti. 1950’de von Braun’un ekibi, Redstone ve Jüpiter balistik füzelerinin yanı sıra Jupiter C, Juno II ve Saturn I fırlatma araçlarını tasarladıkları Alabama yakınlarındaki Redstone Arsenal’e taşındı. Jüpiter C, 1958’de ilk ABD uydusu Explorer I‘in yörüngesine girdi.
Apollo 11 astronotları soldan sağa Neil Armstorng, Michael Collins ve Edwin Aldrin. (Foto: NASA)
1960 yılında bu roket geliştirme merkezi Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı‘na (NASA) devredildi. Öncelikli amacı dev Saturn roketleri geliştirmekti. Von Braun NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nin direktörü oldu. Böylece Amerikalıları Ay’a gönderecek olan süper güçlendirici Saturn V fırlatma aracının da baş mimarıydı. Nihayetinde 20 Temmuz 1969’daki Ay’a iniş ile Apollo 11 görevi Dr. von Braun’un yaşam boyu süren hayalini gerçekleştirdi.
Wernhen von Braun, bir zamanlar Hitler’in Schutzstaffel‘inin(SS) bir üyesiydi. Savaş döneminde Müttefik şehirlerine ölüm yağdıran Nazi’nin korkunç V-2 füzesini tasarlayan roket mühendisiydi. Ancak daha sonra NASA’nın tarihe geçen bilim insanlarından biri olarak 1977’de öldü.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler için dünyanın ilk balistik füzesini geliştiren mühendislik dehası Wernher von Braun’un hayatı gerçekten ilgi çekici. Roketlerin öncüsüne baktığımızda karanlık bir geçmiş göze çarpıyor; 3 binden fazla V-2 füzesini Almanlar savaşta kullandı. 5 binden fazla insan füze saldırılarında, 20 bin kadar kişi ise toplama kamplarında füzeleri monte ederken öldü.