13.03.2009Katılım
24Mesaj
1Tepki puanı
Üç Muhammed/iki tasavvur bir gerçek
Mustafa İslamoğlu
Düşün Yayıncılık O kimileri için, arkasından göz yaşı dökülen tatlı bir anı olmuştur. Onlar onun hatırasıyla yaşamayı, kendisiyle yaşamaya tercih ederler. Onlar onun arkasından ağlamayı, onu önlerinde görmeye tercih ederler. Onlar onun sakalını ve hırkasını, misyonundan daha fazla severler. Ondan bir efsane gibi söz etmeyi, birlikte yaşanılan bir "dost" olmaya yeğ tutarlar.
Daha başka kimileri için ise, o
tarihin konusudur. O, bir "
iletişim aleti" gibi ilahi mesajı iletmiş ve misyonunu tamamlamıştır. O, bugüne taşı
namaz. Biz onunla,
tarihi bir değer olarak ilişki kurabiliriz.
Kur'an içinse o,
hayatın aktif, kurucu ve inşa edici bir öznesidir. Misyonu
ölümsüz olandır. Kur'an, onu çağa taşımak için çırpınır. Onun
tarihe hapsolmasını önlemek için onunla ilgili
tarihsel olayları müminin yüreğine, imanına, ibadetine taşır. Kur'an müminin
hayatında onu güncel kılmak için ne gerekiyorsa yapar. Kur'an'ın bak dediği yerden bakanlar ise onu "üretmek" için çaba harcarlar. Kur'an'da onu, onda Kur'an'ı görürler. Onu Kur'an'la, Kur'an'ı onunla tanırlar. Kur'an'a onun aynası, ona Kur'an'ın aynası gibi bakarlar. Çünkü onlar, onun
risalet mirasına
ihanet etmekten korkarlar.
30.08.2009Katılım
787Mesaj
16Tepki puanı
Benim tanidigim kadari ile Mustafa Hoca iyi bir insandir. Birakalim arkadaslar birbirimizi yemeyi. Zaman birlik olma zamani iken bir birbirimizle ugrasiyoruz. Zaten adamlar ecerden disardan bitirmeye calisiyorlar bizi, bir de biz ugrasmayalim kendimizle, saygilar....
30.05.2007Katılım
6.903Mesaj
182Tepki puanı
Selamlar.
Acizane bir kaç yorum yapmak istiyorum. Bazı arkadaşlar hadis reddi küfre götürür demiş, büyük bir söz söylemiş. Eğer hadis reddi küfre götürse başta peygamber olmak üzere bütün alimler küfre girmiş olurlar. Çünkü bizatihi peygamber efendimizin bir kaç hadisi bu konuya işaret etmektedir:
1. Bir fasık benden size bir haber ulaştırırsa onu araştırın (araştırmadan kabul etmeyin).
2. Benden bir hadis (nakledildiğini) işittiğinizde onu Kur'ana sorun, eğer Kur'anla çelişiyorsa duvara vurun, çelişmiyorsa kabul edin.
3. Benim ağzımdan bilerek yalan (hadis) uyduranlar ateşteki oturağına hazırlansın.
Bunlardan da anlaşıldığı üzere islam tarihinde epey yalan/uydurma hadis vardır. Hadis kitaplarında peygamberimize o kadar ayıp şeyler isnat edilmiş ki okusanız yüzünüz kızarır. Herkesin içinde soyunması, küfürlü konuşması, cünup iken abdestsiz namaza durması, sureleri unutması ve yazmaktan bile haya ettiğim nice şey; ki bunların önemli çoğunluğu Buhari , Müslim ve Kütub-u Sitte'de hadis olarak nakledilmektedir.
Kaldı ki İslam ilimleri arasında hadis, rical gibi ihtisas alanları mevcuttur. Yani hadis rivayet edenleri ve hadisleri doğruluk-güvenilirlik açısından sorgulamak için ihtisas alanı bile varken hadisleri reddetmek küfre götürür demek çok yanlış olur.
Mustafa İslamoğlu'nun yazısına gelince; kendi içerisinde bir takım çelişkiler içeriyor. Örneğin şöyle demiş: "Onun tarihe hapsolmasını önlemek için onunla ilgili tarihsel olayları müminin yüreğine, imanına, ibadetine taşır". Aslında bu cümle ile Mustafa İslamoğlu'nun kendisi bizzat peygamberi tarihe hapsetmiş. Çünkü mu'minin yüreğine işleneni "onunla ilgili tarihsel olaylar" olarak değerlendirmiş. Oysa peygamberi sadece "tarihsel olaylar"la tanırsak, onu sıradan bir devlet adamı olarak değerlendirmemiz lazımdır.
Bu konuda Kur'anın çırpındığını söylemesi de ilginçtir; gerçekte peygamberin risaletine asıl ihanet onu Kur'andaki "tarihsel olaylar"a sınırlamaktır. Çünkü hem Kur'an "kitaba (Kur'ana) ancak (kalben) temiz olanlar dokunabilir" (Vakıa/79) buyurmuşken hem de peygamber bu temizliğin ölçüsünü açıklamışken, herkesin Kur'ana kendi açısından bakması kadar büyük bir ihanet olamaz.
Kur'an bu konuda "ancak temiz olanlar dokunabilir" diyor, buradaki dokunmaktan maksat tabi ki sadece fiziksel bir dokunuş değil. Örneğin Ahzab suresi 33. ayette Allah temizliği nasıl bazı kimselere mahsus kıldığını buyuruyor ve "Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her türlü pisliği gidermeyi ve sizi tertemiz kılmayı irade etmiştir" buyuruyor. Demek ki bu temizlik kalp temizliği ve bu dokunuş da Kur'anın kalbe dokunmasıdır.
Nitekim peygamberimiz de buna dikkat çekerek veda hutbesinde "size iki emanet bırakıyorum, birisi Allah'ın yeryüzüne sarkıtılmış ipi gibidir, hep beraber ona sarılın, bir ucu sizin elinizde bir ucu da Allah'ın elinde gibidir ki o Kur'andır. Diğeri ise ıtretim Ehl-i Beytimdir, bu ikisi (yani Kur'an ve Ehl-i Beyt) kıyamete kadar birbirlerinden ayrılmazlar, onlara sarıldığınız müddetçe asla delalete düşmezsiniz. Sakın onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın, çünkü onlar sizden daha bilgilidir, onlardan geriye de kalmayın, o zaman da helak olursunuz" buyurmuştur. Böylece Allah'ın "temiz olanlar dokunabilir" buyurduğu ve temizlemeyi irade ettiğini buyurduğu Ehl-i Beyt'i peygamber efendimiz bu hadiste ortaya koymuş ve "bu ikisi birbirinden ayrılmazlar" buyurarak Allah'ın mesajını tasdik ve tefsir etmiştir.
Oysa çok ilginçtir ki, peygamber vefat eder etmez önce birinci emaneti Kur'an mızrak ucuna takıldı (Muaviye'nin Kur'an sayfalarını mızraklara takması olayı) daha sonra ise peygamberin ikinci emaneti mızrak ucuna takıldı (Muaviye oğlu Yezid'in Hz. Huseyin'in başını mızrak ucuna taktırması olayı). Böylece peygamberin geride bıraktığı iki emanet aynı kaderi paylaşarak ayaklar altına alındı. Bunlar sadece birer miras değil, aynı zamanda "onlara sarıldıkça delalete düşmezsiniz" şeklinde buyurulan birer ölçü ve yoldurlar. Yani bu iki emanet aslında bize "bunlara iyi bakın" diye emanet edilmiş şeyler değil, bilakis risaletin emanetidirler. Yani ancak bu iki emaneti idrak ederek Hz. Muhammed'i anlayabiliriz, ancak bunlara sarılarak Allah'ın yolunu bulabiliriz. Zira o hutbede yine şöyle buyurur peygamber efendimiz:
"Eğer bir elde Kur'an ve Ehl-i Beytimi terk etmek varsa, öteki elde helak olmak vardır".
Bu durumda yukarıda arz ettiğim gibi, peygamberin risaletine gerçek ihanet, onu "tarihsel olaylar"la sınırlandırmak ve "güncelleştirmek" için Kur'anı kendimize göre yorumlamaya çalışmaktır. Ya da İslamoğlu'nun ifadesiyle "günümüze taşımaya çalışmak, onu üretmek"tir. Buradaki tabi ki İslamoğlu üretmek derken peygamberin bakış açısıyla bugün bakabilmeyi kastediyor. Eğer bizler hepimiz peygamber gözüyle bakabiliyor olsak zaten peygamberin kendisine ihtiyaç olmazdı; bu da ikinci bir çelişki.
Oysa ki peygamberimiz bizlere Kur'anı öğrenme yöntemini anlatmışken onun sözünü bırakıp kendi açımızdan bakmaya ve onu günümüze taşımaya çalışırsak, peygamberin öğretme metodunu kaldırıp çöpe atmış oluruz. Çünkü peygamberin öğretisini takip eden zaten güncel kalacaktır, çünkü o Kur'anı Ehl-i Beyt ile birlikte bir bütün olarak emanet etmiş ve kıyamete kadar ayrılmayacaklarını buyurmuştur. Yani Allah'ın dini kıyamete kadar bir emanetçiye hamledilmişse, onu kendi kendine güncelleştirmeye çalışmak bu emanete bir ihanet değil midir?
Diğer söyledikleri ise maalesef biz insanoğlunca anlaşılamamıştır. Çünkü gerçekte peygamber bir ilahi mesajcıdan ziyade, hayat sınavında Allah'ın aramızdaki cevap anahtarı gibidir. Yani evet o misyonunu yaptı gitti şeklinde sınırlandırılamaz, ancak sıradan bir insan olarak da görülemez. Peygamber Allah'ın yeryüzündeki varisidir, Allah'ın emri ve kudret elidir. Dolayısıyla ona sıradan bir insan elbisesi giydirmeye çalışmak, onun bazı konularda hata yapabileceğini söylemek, bütün bu ilahi mesaja karşı bir çelişkidir; çünkü "o heva ve hevesinden konuşmaz, konuştuğu ancak ve ancak vahiydir" (Necm/3-4) Öyleyse peygamber bizatihi Allah'ın sözüdür; onu bırakıp kendi yolunu çizmek, Allah'ı bırakıp kendini rab edinmektir. Ona hata atfetmek, Allah'a hata atfetmektir. Onun emanetine ihanet etmek, Allah'a ihanet etmektir.
26.02.2011Katılım
163Mesaj
0Tepki puanı
Mustafa islamoğlunun bir kitabını okumuştum, Sultanlar ve İmamalar'dı yanılmıyorsam adı...Doğru şeyler yazıyordu, oradan tanıyorum yani. Okumak lazım bu kitabıda.
---------- Post added at 15:50 ---------- Previous post was at 15:49 ----------
Ehli Sünnet Velcemaat ne demek ? Öyle bir Mezhepmi var?
K
26.02.2009Katılım
2.391Mesaj
39Tepki puanı
---------
Ehli Sünnet Velcemaat ne demek ? Öyle bir Mezhepmi var?
Soru: Ehl-i sünnet vel cemâ'at ne demektir?
Cevâb: Hadîs-i Şerîfte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshâbımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya, Ehl-i sünnet vel cemâ'at, kısaca (Ehl-i sünnet) denir. Ben ehl-i sünnet i'tikâdındayım demek, Peygamber efendimiz ve Eshâbı nasıl îmân etmiş ise, nasıl inanmış ise ben de öyle inandım demektir.
O hâlde, Cehennemden kurtulmak için her müslümanın ilk önce Ehl-i sünnet i'tikâdını öğrenmesi, daha sonra da dînimizin emir ve yasaklarına riâyet etmesi lâzımdır.
Sanırım bu cevap yeterli olacaktır...