İçeriğe geç
ShiftDelete.Net
Haber ara/ SDN'ye SorGiriş
Haber Akışı SDNTV İnceleme Forum Yapay Zeka Akıllı Telefon Elektrikli Otomobil Oyun ShiftDelete.Net Global Teknoloji Haberleri Mobil Otomobil Donanım Savunma Bilim Sosyal Medya İnternet Giyilebilir Teknoloji Rehber Ürünler Son dakika Yazarlar
  1. Ana sayfa
  2. Topluluk
  3. SDN Konu Dışı
  4. Konu Dışı
Konu Dışı

Hergün Yeni Bir Bilgi!

virtual worms25.07.201116 cevap8.429 görüntüleme
2010'den beri5.807 mesaj
#1
Genelde facebook sayfaları veya benzer siteler oluyor. İlginç içerikler var. Benim açımdan fazla bilgilendirici. Buna benzer bilgileri sdn de de görmek istedim. Vereceğimiz bilgilerle umarım hepimiz bilgilerimize bir yenisini ekleriz. Bilgilendirici her türlü bilgi olur. Bir kaç tane ile başliyim:)


İnsanın Duyup Duymadığı Ses Frenkas Aralıkları
:
İnsanın duyabileceği ses dalgalarının boyu 20-20.000 Hertz arasında değişir. Bunun yanında bazı hayvanlar insanın duyamayacağı sesleri rahatlıklar duyabilirler. Hatta birbirleri arasındaki iletişimi bu biçimde sağlarlar. Örneğin yarasalar ses dalgalarıyla yönlerini bulurlar ve 10.000- 120.000, yunuslarsa 10-200.000 000 Hertz’e kadar olan sesleri duyabilirler.



En Ünlü Hırsızlık:


1911’de Vincenzo Peruggia Louvre Müzesi’nde daha işe başlamasından üzerinden bir ay geçmesine rağmen gözünü Mona Lisa’ya dikmeye karar verdi. Bu nam salmış resimin anavatanı İtalya’da olması gerektiğini düşünür ve sonraki 3 haftasını araştırma yaparak geçirir. Müzenin girişlerini, çıkışlarını, kilitlerini, güvenliklerini ve onların “tembel alışkanlıklarını” araştırır. 21 Ağustos 1911’de daha sonradan yüzyılın suçu olarak adlandırılacak hırsızlığı yapmayı kafasına koyar.

Plan:


Müzenin Pazartesi sabahı tamir için kapalı olacağını biliyordu ve müzenin içinde bütün bir gece saklandıktan sonra Vincenzo Mona Lisa’yı bir parça kumaşa sararak çaldı. Yaklaşık 10 insanın etrafında çalışması ve dünyanın en çok bilinen resimlerinden birinin onun himayesinde olmasına rağmen Vincenzo serinkanlılığını korumuştur.
Yakınlardaki bir merdivenden aşağıya indi ama çıkış kapısı kilitliydi. Kapı kolunu çıkartarak yakınlardaki bir tesisatçıyı kapının kolunun çalıntı olduğuna ikna etti. Hatırlatma: adamın kolunda Mona Lisa vardı ve tesisatçıya çalıntı bir kapı kolunu anlatıyordu. Tesisatçı ona kapıyı açtı ve suç bitmişti.
İtalya’da kahramanlara yakışır bir karşılama bekliyordu ama Floransa Uffzi Galerisi resimin orjinal olduğu anlaşılana kadar onu övdü ve sonra tutuklattı. Vincenzo hapise atıldı ama vatanseverliği yüzünden minimum ceza aldı.


Sarı Renkte Olan Mısır Patlayınca Neden Beyaz Olur?
Mısır, içeriğindeki suyun ısı nedeniyle yaptığı basıncın bir sonucu olarak patlar. Öz halindeki mısır taneciği ısıtıldığında, içeriğindeki su da buhar haline dönüşüp basınç yaratır ve bu basınç taneciğin kabuğunu zorlamaya başladığında da mısırı patlatır. Bu gerçekleştiğinde dışarı çıkan kabarık beyazlık ise tane içeriğindeki nişastadır. Rengi de nişasta içeriğinden dolayı beyaz olur. Mısırın içinde bulunan jelatin yapıdaki nişasta tanecikleri, nemden dolayı oluşan basınç nedeniyle patlamaz. Bunun yerine, genleşerek jel benzeri kabarcıklar haline gelirler. Daha sonra bu kabarcıklar birleşerek katılaşır ve sonuçta da şekilsiz beyaz patlaklar meydana gelir.
Cevaplar
virtual worms Konuyu açan
2010'den beri5.807 mesaj
#2
Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur." (Ebû Dâvud, Et'ime 49, Buhârî, Tıbb 58, Bed'ü'l-Halk 14; İbnu Mâce, Tıb 31, Nesâî, Fera' 11)
virtual worms Konuyu açan
2010'den beri5.807 mesaj
#3

Kağıt Parayı Kim İcat Etti ?

Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında yine Çin’de ortaya çıkmıştır. Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Massachusetts Hükümeti, İngiltere’de ise “Goldsmiths” ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir.

“Kağıt icat edildi, paranın kağıt olması yüzyıllar sürdü.”

Dünya’nın En Uzun Filmi


Gerard Courant tarafından 150 saat uzunluğundaki Cinematon dünyanın en uzun filmi kabul ediliyor. 1978 – 2010 yılları arasında 32 yılda çekilen film 2000′den fazla 3 dakika 25 saniye uzunluğunda sessiz bölümden oluşuyor. Her bölüm bir kişinin verilen zaman içerisinde ne isterse yapmasından oluşuyor. Filme katkıda bulunan ünlüler arasında yönetmenler Barbet Schroeder, Ken Loach, Sam Fuller, Jean-Luc Godard, Terry Gilliam, satranç ustası Joel Lautier ve oyuncular Roberto Benigni ile Julie Delpy’de bulunuyor. Yönetmenin en sevdiği oyuncusu ise 7 aylık bir bebek olmuş.
2008'den beri14 bin mesaj
#4
GÖZÜN YAPISI NASILDIR??..

İnsan gözü tıpkı bir fotoğraf makinesi gibidir. Işığın girmesi İçin ayarlanabilir bir açılışı (göz bebeği) vardır. Bir mercek ışık dalgalarını odaklaştırır, görüntünün oluşmasını sağlar. Ağtabaka da,görüntünün oluştuğu duyarlı film yerine geçer. Her insanın gözünün yapısında,yaklaşık olarak ışığa duyarlı 130.000.000 hücre bulunur. Işık bu hücrelerden birine düştüğü zaman,hücrenin içinde hızlı bir kimyasal değişime sebep olur. Bu değişim,göz elyafında bir sinir lifini uyarır. Uyarı, görme siniriyle beyindeki görme merkezine ulaştırılan bir mesaj,bir haber niteliğindedir. Beyin mesajı alır ve çözümler. Böylece görmüş oluruz.

Göz ön tarafında hafifçe çıkıntısı olan bir küre yapısındadır. Bu çıkıntının merkezinde gözbebeği diye tanımlanan bir delik vardır. Gözün karanlık iç kısmına açıldığı için bu delik siyah görülür. Gözbebeğinden giren ışık merceğe geçer.Mercek ışığı odaklaştırır (odaklamasını yapar), göz yuvarlağının arka kısmında bir görüntü şekillenir. Fotoğraf makinesindeki duyarlı filmin görevini, burada bulunan ve ağtabaka/retina diye tanımlanan ışığa duyarlı hücreler yaparlar.

Gözbebeğinin çevresinde iris bulunur. İris, mavi, yeşil veya kahverengi olup, gözbebeğini çevreleyen, kendine has şekli olan bir halka görünüşündedir.Büyüklüğü bir fotoğraf makinesinin diyaframı gibi değişebilir. Parlak ışıkta, fazla aydınlıkta,çok küçük kasçıklar irisi gererler.Böylece gözbebeğinin ışığa açıklığı küçülür. Daha az ışık geçer.Loşlukta, ortalığın iyi seçilemediği yerlerde, karanlıkta, gözbebeğinin açıklığı daha büyür ve fazla ışık girer.

Bütün göz küresi, sklera diye isimlendirilen güçlü, sağlam bir zarla çevrelenmiştir. Gözün ala (beyazı), skleranın bir kesimidir. Göz küresinin çıkıntı yaptığı ön kısımda,sklera saydamdır. Bu kesim kornea diye tanımlanır. Kornea ve iris arası,duru,tuzlu bir sıvıyla doludur. Buna da sıvı tabaka adı verilir. Söz konusu ara, bir mercek şeklinde,daha doğrusu sıvıdan oluşmuş bir mercektir. Gözün öteki merceği gözbebeğinin hemen arkasındadır. Yakındaki şeylere baktığınız zaman, bu mercek şekil olarak kalınlaşır. Uzak şeylere baktığınızda ise incelir.


---------- Post added at 07:56 ---------- Previous post was at 07:34 ----------

Hayvanlarda akıl yoktur...

Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırır. Akıl sadece insanda, cinde ve melekte vardır. Bunlara akıl verildiği için yaptıkları işlerden sorumlu olur. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliği, aklı ve konuşmasıdır. Hayvanlarda akıl yok, zeka vardır. Zekaları sayesinde birbirleriyle anlaşırlar. Allahü teâlâ, hayvanlara akıl vermediği için, onlara hiç bir şeyi yasak etmemiş, dilediklerini yiyip içmekte, diledikleri gibi yatıp kalkmakta serbest bırakmıştır. Hayvanları yaptıkları işlerden sorumlu tutmamıştır. Hayvanların şehvetlerine uymaları suç olmaz. İnsanlara akıl verildiğinden nefislerine uymaları, doğru yoldan sapmaları suç olur.

İpek böceğinin ipek, arının bal yapması gibi hayvanlardaki harika işler, içgüdü denilen ilham sayesinde olur. Hayvanı aşırı soğuk veya sıcaktan uzaklaştıran basit reaksiyon veya temas neticesi olan daha hızlı refleks hareketleri hep bu ilham iledir. Sevgi veya nefret, yavru bakımı ve yılın bazı mevsimlerinde göç etmek mecburiyeti gibi daha girift hisler de ilhamdır.

İlham, bir kuşa yuvasını ne zaman ve nerede kuracağını haber verir. Fakat aslında kuşun, yuvasını nerede kurduğundan haberi yoktur. Yuva içindeki ötücü kuş yavruları bir yabancı gördüğünde korkup, kaçmaya kalkmazlar. Fakat tüylenmiş ve yuvayı terk etmeye hazır olan aynı yavrular, korkma kabiliyetini ve tehlikeden kaçma hissini de elde etmiş olurlar.

Yeni doğmuş memeli hayvan yavrusuna annesinin göğsünden süt emzirten, yeni yumurtadan çıkmış ördek yavrusunu suya çeken de bu ilhamdır. İlham, hayvanı bulunduğu şartlara gerektiği gibi karşı koyacak şekilde hazırlıklı tutar. Mesela, aniden düşmanıyla karşılaşan hayvan, kaçmak gibi rasgele bir teşebbüs yerine, bütün avantajlarını en iyi şekilde kullanacağı bir metot tatbik eder. Bütün bunları yaparken hayvan, niçin böyle hareket ettiğini bilmediği gibi, hareketinin neticesini de kestirebilmekten acizdir. Çünkü aklı yoktur.

Akıl ile zeka arasındaki fark ise akıl idrak edilen bilgileri ölçmeye yarayan ölçücü bi kuvvettir zeka ise pratik kavrama kabiliyetidir...
2010'den beri2.078 mesaj
#5
virtual worms dedi: ↑
Dünya’nın En Uzun Filmi


Gerard Courant tarafından 150 saat uzunluğundaki Cinematon dünyanın en uzun filmi kabul ediliyor. 1978 – 2010 yılları arasında 32 yılda çekilen film 2000′den fazla 3 dakika 25 saniye uzunluğunda sessiz bölümden oluşuyor. Her bölüm bir kişinin verilen zaman içerisinde ne isterse yapmasından oluşuyor. Filme katkıda bulunan ünlüler arasında yönetmenler Barbet Schroeder, Ken Loach, Sam Fuller, Jean-Luc Godard, Terry Gilliam, satranç ustası Joel Lautier ve oyuncular Roberto Benigni ile Julie Delpy’de bulunuyor. Yönetmenin en sevdiği oyuncusu ise 7 aylık bir bebek olmuş.
vaayy çok ilginç yaa, çok merak ettim. mutlaka izlemem lazım artık 3 yıl mı sürer izlemesi 5 mi bilemiyorum :mrgreen: hem altyazı sorunu da yok hahah :D
2009'den beri7.542 mesaj
#6
Mesajım bulunsun gelip bakarım, başlık ilgi çekici:)
virtual worms Konuyu açan
2010'den beri5.807 mesaj
#7
Sfenks’in Burnunu Kim Kırdı?



Yunancada boğazlayan anlamına gelen Sfenks, bir kadının başına, bir aslanın vücuduna ve bir kuşun kanatlarına sahip efsanevi bir hayvandır. Fark etmiş olabileceğiniz gibi, piramitlerin yanındaki 6500 yıllık dev Sfenks heykelinin burnu yoktur. Yüzyıllar boyunca birçok ordu ve kişi (İngiliz, Alman ve Arap) çeşitli nedenlerle Sfenks’in burnunu kasıtlı olarak kırmakla suçtandı; ama asıl suçlu olarak genellikle Napolyon
gösterilmektedir.

Bu suçlamaların neredeyse hiçbiri doğru değil
Aslında bu heykele zarar verdiğini kesin olarak söyleyebileceğimiz tek kişi Müslüman din adamı Saim el-Dahr’di; el-Dahr, kamu malına zarar vermekten 1378′de linç edildi.

Her iki dünya savaşındaki İngiliz ve Alman ordularının suçu yoktu: Sfenks’in burnunun olmadığını gösteren 1886 tarihli fotoğraflar var. Napolyon’a gelince: İçinde burunsuz bir Sfenks’in yer aldığı, 1737′de (Napolyon’un doğumundan bile 32 yıl önce) sergilenmiş piyesler var. Bu heykeli 29 yaşındaki bir general olarak ilk defa gördüğünde, bu burun muhtemelen yüzyıllardır yerinde yoktu.

Napolyon’un Mısır’a gidiş sebebi, İngiltere’yle Hindistan arasındaki ulaşımı sekteye uğratmaktı. Napolyon burada iki savaş yaptı: Piramitler Savaşı (adında geçtiği gibi Piramitlerde meydana gelmedi) ve Nil Savaşı (bu savaş da Nil’de olmadı). Napolyon buraya 55.000 kişilik bir ordunun yanısıra, “alim” olarak adlandırılan 155 sivil uzman getirdi. Bu, ülkeye gerçekleştirilen ilk profesyonel arkeolojik seferdi.

Nelson donanmasını batırdıktan sonra Napolyon Fransa’ya dönünce, İmparator, ordusunu ve alimleri orada bıraktı ve onlar da işlerine devam etti. Description de l’Egypte’i [Mısır'ın Tasviri] ortaya çıkardılar; bu da Mısır’ın Avrupa’ya ulaşan doğru düzgün ilk resmiydi.

Tüm bunlara rağmen, Piramitler’deki Mısırlı rehberler bugün turistlere hala Sfenks’in burnunun “Napolyon tarafından çalındığını” ve Paris’teki Louvre Müzesi’ne götürüldüğünü söylüyor.

Sfenks’in kayıp organına getirilebilecek en inandırıcı açıklama, 6000 yıllık rüzgar ve havanın hassas kireçtaşı üzerindeki etkisidir.
2008'den beri14 bin mesaj
#9
Dünya`nın En Büyük Elması Hangisi?

Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan`da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi`ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası`nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya`da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.


---------- Post added at 00:14 ---------- Previous post was at 00:05 ----------

Dünya`ya En Yakın Yıldız Hangisi?
Dünya`ya en yakın yıldız hergün görmeye alıştığımız Güneş`tir. Çoğu insan Güneş`in de bir yıldız olduğunu düşünmez. Her sabah doğudan doğan hayat kaynağının Dünya`ya en yakın yıldız olduğunu unutmayın.

2010'den beri16 bin mesaj
#10
Güney Kore ikinci bir demokrasi olarak 1948 yılında kuruldu. 52 milyona yakın nüfusa sahip

İstatistiklerle Din:
Ateizm %46.5
Budizm %22.8
Protestanlık %18.3
Roma Katolik Kilisesi %10.9
Diğer Dinler %0.7
Won Budizm %0.3
Konfüçyüsçülük %0.2
Cheondoizm %0.1
İslamiyet %0.1

Dünyanın en fazla intihar eden milletidir. ben bunu ateist nüfusun fazlalığına bağlıyorum. Film ve müzik sektöründeki bir çok genç oyuncunun intihar ederek ölmüş olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca nüfusunun %60'ı yüz estetiklidir (sokak başlarında estetikhaneler görmek mümkünmüş)

He bir de dünyanın en hızlı intenetine sahip olan ülke :)
2008'den beri14 bin mesaj
#11
Adamlar Dünya nın en hızlı internetine sahipler bide intihar mı ediyorlar yaa...:laugh: Haspinallah..

EE demekki bazı şeyler mutluluk getirmiyor insana halimize şükredelim....
2008'den beri14 bin mesaj
#12
Bu konu sürekli güncel kalmalı...

Kulak ve yapısı




Kulak (auris), işitme işlevini gören ve denge organını içinde bulunduran anatomik yapıdır.

Üç kısımda incelenir:

* Dış kulak,
* Orta kulak,
* İç kulak.

Dış kulak (Auris externa)

İki kısımdan oluşur. Dışa doğru çıkıntı yapan kısmına kulak kepçesi (auricula) adı verilir. Kulak kepçesi sesin yönünün belirlenmesinde işlev görür. Burayı orta kulağa bağlayan kanal ikinci kısmı yapar ve dış kulak yolu (meatus acusticus externus) adını alır. Dıştan içe doğru uzanan bu kanal yaklaşık 2,5 cm kadardır ve S harfi şeklinde kıvrılmıştır. Kanalın bir kısmı kıkırdak; diğer kısmı kemik yapısındadır. Kıkırdak kısım üzerinde tragi adı verilen kıllar vardır. Kanal içinde bezlerin salgısı ve bunların üzerine binen tozlar sonucu kulak kirleri (cerumen) oluşur. Bu kirler birleşip kuruduğu zaman (buşon) kanalı tıkayabilir ve işitmeye engel olabilirler.

Dış kulak yolunun sonunda yarı saydam olan sedef renginde kulak zarı (membrana tympani) bulunur. Kulak zarı; dış kulak ile orta kulağı birbirinden ayırır. Her iki yüzü, atmosfer basıncı ile dengelenmiştir. Zarın iç yüzünü, östaki borusu (tuba auditiva) aracılığı ile boğazdan (pharynx) gelen hava dengeler. Böylece kulak zarının içe çökmesi engellenmiş olur.

Orta kulak (Auris media)

Yaklaşık 0,5 cm³ hacminde küçük bir boşluktur. İçinde hava ve 3 tane küçük kulak kemikçiği bulunur. Boşluğa östaki borusu aracılığıyla hava gelir. Boşluğun arka duvarı temporal kemik içerisinde yer alan mastoid hava hücrelerine (cellulae mastoideae) açılır. Birbiri ile eklemleşen üç kemik timpan zarına çarpan ses dalgalarının amplıtüdünü yükselterek, iç kulaktaki sıvıya iletirler. Kulak zarına tutunan ilk kemik malleus (çekiç kemiği)’tur. Ortadaki incus (örs), sondaki ise stapes. (üzengi)’tir. Üzengi kemiği oval pencere (fenestra vestibuli) adı verilen açıklık üzerine oturur.


İç kulak (Auris interna)

Çok karışık yapılardan oluşan ve önemli fonksiyonlar üstlenen kısımdır. Hepsi de temporal kemik içerisinde yer alan, birbirinden ayrı üç kemik boşluktan meydana gelir. Bu kemik boşluklara kemik labirent (labyrinthus osseus) adı verilir. Kemik labirent üç bölümden oluşur. Oval pencerenin açıldığı kısma vestibulum denilir. Diğer ikisi ise cochlea (salyangoz kabuğu) ve semisirküler kanallar (canalis semisircularis osseus, kemik yarım daire kanalları)’dır.

Vestibulum merkezde olmak üzere; önünde cochlea, arkasında semisirküler kanallar yerleşir. Her üç bölme de, perilenfa adı verilen sıvı ile doludur. Kemik labirentin içinde, labirentin kıvrımlarına uyan ve içi endolenfa ile dolu olan zar labirent (labyrinthus membranaceus) bulunur. Zar labirentin, kemik labirent kısımlarına uyan bölmeleri şunlardır: Vestibulum içindeki kısmı, utriculus ve sacculus’tur. Cochlea içinde kalan kısmı ductus cochlearis ve semisirküler kanallar içinde yer alan kısmı da ductus semisircularis adını alırlar.

İşitme organı (corti organı) ve mekanizması

Mekanik ses uyarılarını elektrik impulslarına dönüştüren reseptörlere işitme veya corti organı denir. Bu reseptörler zar cochlea’nın (ductus cochlearis) içinde yerleşmiş olarak işitme siniri (n. cochlearis) ile irtibat halindedirler. Dış kulak yolu içinde ilerleyen ses dalgaları, kulak zarını titreştirerek buraya temas eden kulak kemikçiklerini harekete geçirir.

Burada amplitüdü yükselen ses dalgaları, kemik labirent içindeki perilenfa’ya taşınır. Buradan da endolenfa membranına ulaşırlar. Endolenfa’da ki dalgalanma ince saç kılı şeklindeki reseptörleri (corti organı) uyarır. Bu işlem, sinir impulslarının başlamasını ve işitme siniri ile beyne taşınmasını sağlar.

Denge mekanizması

İç kulakta yer alan diğer duyu reseptörleri denge ve başın uzaydaki pozisyonu ile ilgilidir. Bu reseptörlerin bazısı semisirküler kanalların tabanında yerleşmiştir. Bunlar tamamen denge ile ilgilidir. Bir diğer kısmı ise vestibulumda yer alan sacculus ve utriculus isimli iki küçük zar kese içindedir. Semisirküler kanallar sacculus ve utriculus ile bağlantı halindedir.

Bu keselerden biri başın uzaydaki pozisyonu ile ilgili bilgi alır. Diğeri denge duyusu olup, kılların (silialar) hareketi ile ortaya çıkar. Baş hareket ettiği zaman, siliaların pozisyona kilitlenmesi ile sinir impulsu başlar. Buradan ve kanallardan başlayan denge siniri (n. vestibularis), işitme sinirine (n. cochlearis) katılarak n. vestibulocochlearis’i oluştururlar.

İşitme duyusu

Kulak kepçesi tarafından yakalanan akustik dalga dış kulaktaki kulak zarı tarafından orta kulaktaki örs, çekiç ve üzengi kemikleri aracılığı ile iç kulaktaki salyangoz organına aktarılır. Salyangoz akustik dalgayı beynin yorumlayabileceği elektriksel işarete dönüştürmekle görevlidir. Bu aktarma ve elektriksel işarete çevirme işlemleri, insan duyma sisteminin karakteristik özelliklerinin ana belirleyicisidir. Duyma sisteminde iki adet algılayıcının olmasının en büyük avantajı çift yollu (stereo) duymaya izin vermesidir.

--- Mesaj Güncellendi ---

Dünyadaki İlk cep telefonu




Dünya’ da ilk piyasaya sürülen cep telefonu bakınca, ne kadar geliştiğimizin farkına varabiliyoruz. Resimdeki telefon Motorola DynaTAC 8000X . Ölçüleri 13 x 1.75 x 3.5″. Bu tuğla büyükülüğündeki telefona 1983 yılında sahip olmak isteseydiniz 3.995 $’ ı gözden çıkarmanız gerekecekti, şimdi ise bu telefona çok komik bir rakama ulaşmak mümkün.
Türkiyede ise ilk cep telefonu görüşmesi 23 şubat 1994 tarihinde dönemin başbakanı tansu çiller’in cumhurbaşkanı süleyman demirel’i araması ile gerçekleşmiştir.


Ayrıca alttaki videoyu izlerseniz dünden bugüne ilk cep telefon modellerini görebilirsiniz.

http://avideos.5min.com/197339/19733841.flv?cat=Tech&subcat=Mobile

2008'den beri14 bin mesaj
#13
BEYNİ İYİ KULLANMANIN YOLLARI...

AÇIK HAVADA DÜŞÜNÜN

1- Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, "volta atmayı" deneyebilirsiniz.

2 - Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?

3- Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4- Zihinsel jimnastik/antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın. Yatkınsanız, meditasyon, yoga gibi zihni dinginleştiren teknikler üzerinde çalışın.

RUTİNDEN KURTULUN

5 - Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6 - Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin!

7 - Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8 - Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klâsik müziğin zekâya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9 - Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10 - Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.

KALİTELİ BEYİN İÇİN UYKU

11 - İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein'in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12 - Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2'sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13 - Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14 - Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi "düşük viteste çalıştırmayın.

15 - Beynin en tehlikeli yanı "ters çaba" kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken "acaba heyecanlanır mıyım?" diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız.

16 - Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.

SİHİRLİ SAYI KURALI

17 - Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna "sihirli sayı" kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz "servis dışı" olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken "kafadan " değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

18 - Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yeterince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78'i su ile kaplıdır.

19 - Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir harekettir.

20 - Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz! Aklınızı "başınıza" toplayın ve kullanın!
2011'den beri36 mesaj
#14
Buz Saçağının Sırları

Küçük çocuklar buz saçaklarıyla oynamaya bayılırlar. Bunlar, çok sevimli parıltılı şeylerdir. Çocuk kimseye göstermeden buz parçasını ağzına atar. Bu kadar mı lezzetli? Ondan geri almaya çalışın görürsünüz.

Eğlendirici, çocuksu bir istek mi? Hayır, durum çok daha ciddidir.

Civcivler üzerinde yapılmış bir deney vardır. Bir gruba içmeleri için normal su verilirken, diğerine içinde buz parçaları yüzen erimiş kar suyu içirilmişti. Bundan daha kolay bir deney olamazdı. Ancak sonuçlar şaşırtıcıydı. Normal su içen civcivler oldukça sakindi ve hiç huysuzlanmıyorlardı. Oysa leğen dolusu erimiş kar suyu daima korkunç bir savaş alanına dönüyordu. Değişik bir tadı varmış gibi civcivler
açgözlülükle suyu yutuyorlardı.

Birbuçuk ay sonra denek civcivleri tarttılar. Erimiş kar suyu verilenler çok daha ağırdı. Normal su içen civcivlere göre daha fazla kilo almışlardı.

Uzun sözün kısası, erimiş kar suyu belirgin ve harikulade özellikler göstermekteydi. Canlı varlıklar için çok yararlıydı. Peki, bunun nedeni neydi?
Başlangıçta, erimiş suda döteryum miktarının daha fazla olmasından dolayı diye düşünüldü. Ağır suyun küçük derişimleri canlı varlıkların gelişimini hızlandırıyordu. Ancak bu, yalnızca kısmen doğruydu...
Şimdi, gerçek nedenin erime olayından başka bir yerde olmadığına inanılıyor.

Buz kristal bir yapıya sahiptir. Ancak feenel bir deyişle, su da sıvı bir kristaldir. Molekülleri tamamen düzensiz değildir, tam bir kafes iskelet oluşturur. Ama doğal olarak yapısı buzunkinden farklıdır.
Buz eridiğinde uzun bir süre yapısını korur. Diğer bir deyişle erimiş su sıvı olmakla birlikte, molekülleri "buz düzeni" nde kalır. Bu nedenle erimiş suyun kimyasal etkinliği normal sudan daha yüksektir. Biyokimyasal işlemler dizinine kolayca katılır. Organizmada çeşitli maddelerle normal suya göre çok daha hızlı birleşir.

Bilim adamları organizma içinde suyun yapısının büyük ölçüde buzun yapısına benzediğine inanmaktadırlar. Organizma normal suyu özümlediğinde suyun yapısı yeniden düzenlenir. Erimiş su zaten istenen yapıda olduğundan, moleküllerinin yeniden düzenlenmesi için organizmanın fazladan enerji harcamasına gerek yoktur.

Görüldüğü gibi, erimiş suyun yaşamdaki rolü çok büyüktür.
Kaynak: 107 Kimya Öyküsü L.Vlasov D.Trifonov - TÜBİTAK
2008'den beri14 bin mesaj
#15
İNTERNET'İN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

İnternet'in Tarihi:İnternet2in köklerini 1962 yılında J.C.R. Licklider'in Amerika'nın en büyük üniversitelerinden biri olan Massachusetts Institute of Tecnology'de (MIT) tartışmaya açtığı "Galaktik Ağ" kavramında bulabiliriz.Licklider, bu kavramla küresel olarak bağlanmış bir sistemde isteyen herkesin herhangi bir yerden veri ve programlara erişebilmesini ifade etmişti. Licklider 1962 Ekim ayında Amerikan Askeri araştırma projesi olan İleri Savunma Araştırma Projesi'nin (DARPA -Defense Advensed Research Project Agency) bilgisayar araştırma bölümünün başına geçti. MIT'de araştırmacı olarak çalışan Lawrance Roberts ile Thomas Merrill, bilgisayarların ilk kez birbirleri ile 'konuşmasını' ise 1965 yılında gerçekleştirdi. 1966 yılı sonunda Roberts DARPA'da çalışmaya başladı ve "ARPANET" isimli projesi önerisini yaptı. ARPANET çerçevesinde ilk bağlantı 1969 yılında dört merkezle yapıldı ve ana bilgisayarlar arası bağlantılar ile internetin ilk şekli ortaya çıktı. ARPANET'İ oluşturan ilk dört merkez University of California at Los Angeles (UCLA), Stanford Research Institute (SRI), University of Utah ve son olarak University of California at Santa Barbara (UCSB) idi (Gromov, 1998).
Kısa süre içerisinde birçok merkezdeki bilgisayarlar ARPANET ağına bağlandı. 1971 yılında Ağ Kontrol protokolü (NCP-Network Control Protokol)ismi verilen bir protokol ile çalışmaya başladı. 1972 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen Uluslararsı Bilgisayar İletişim Konferansı (ICCC- International Computer Communications Conference) isimli Konferansta, ARPANET'in NCP ile başarılı bir demontrasyonu gerçekleştirildi. Yine bu yıl içinde elektronik posta (e-mail) ilk defa ARPANET içinde kullanılmaya başladı. NCP'DEN daha fazla yeni olanaklar getiren yeni bir protokol, 1 Ocak 1983 tarihinde İletişim Kontrol Protokolu (Transmission Control Protokol/ internet protokol - TCP/IP) adıyla ARPANET içinde kullanılmaya başladı. TCP/IP bugün varolan internet ağının ana halkası olarak yerini aldı.
1980 yılların ortasında Savunma Bakanlığı'na bağlı (DoD) Amerikan askeribilgisayar ağı, ARPANET'ten ayrıldı ve MILITARY NET adı ile kendi ağını kurdu.
1986 yılında Amerikan bilimsel araştırma kurumu 'Ulusal Bilim Kuruluşu' (NSF), ARPANET için ülke çapında beş büyük süper bilgisayar merkezi kurulmasını içeren kapsamlı bir öneri paketi öne sürdü. ARPANET Amerikan hükümetinin sübvansiyonu ile NSFNET olarak düzenlendi. 1987 yılında yeniden düzenlediği internet yapılanması planı ile NSFNET yedi bölgesel nokta üzerinde 1.5 Mb/s (daha önce 56 Kb/s idi) güçlü bir omurgayı işleteceğini duyurdu.
NSFNET Merit olarak adlandırılan Michigan Eyaletindeki üniversitelerin organizasyonu ile NSF'in yaptığı bir anlaşma doğrultusunda işletilmeye başlandı. NSFNET'in işletilmesine bir süre sonra Merit'in yanında ABD'nin dev bilgisayar firması IBM ve haberleşme firması MCI dahil oldu. NSFNET'in işletilmesine yönelik 1990 yılında oluşturulan bu birlik 'İleri Ağ Hizmetleri' (ANS-Advance Network Services)olarak adlandırıldı.ANS'nin kuruluşu süreci ABD'de 1990'lara kadar devlet desteğinde gelişen internet omurgasının özelleştirilmesi sürecinin de başlangıcı olmuştur.
1990 yılında NSFnet ile özel şirketlerin ortak işletmesi ile başlayan özelleştirme süreci, 1995 yılı mayıs ayında NSF'nin internet omurga işletmeciliğinden tamamen çekilmesi ile tamamlandı. 1995 yılından itibaren ABD internet omurga işletimi tamamen özel işleticilerinin elindedir.


Internet'in Tarihçesi
  • 1962, vizyon, Licklider, MIT "Galactıc Network"
  • 1961, Kleinrock, MIT, "packet switched network" makale
  • 1963, Paul Baran, Rand, "nükleer savaş"
  • 1965, Mass, California, -telnet?
  • 1969, ilk ARPANET'nodel' UCLA
  • 1972, "public demo", email, DoD
  • 1972-80, redesign,TCP/IP, standarts
  • 1984-85, Janet/NFSNET/Junet
  • 1991, Gopher, Wais, Web
  • 1993, Mosaic, Ncsa httpd
  • 1960 - ,Bush, Hypertext
Internet Nedir ?
Internet, teknik olarak, birçok bilgisayarın ve bilgisayar sistemlerinin birbirine bağlı olduğu, dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyüyen bir iletişim ağıdır. Bu iletişim ağında bilgisayarlar birbirlerine fiziksel olarak (kablolar, uydu bağlantıları, telsiz bağlantı vb)bağlıdır ve geliştirilen bazı özel protokollerle (TCP/IP) birbirine bağlı bilgisayarlar arasında bilgi paylaşımına dayalı birçok işler yapılabilir (dosya alma/ gönderme, sohbet vb gibi) Bilgisayarların bilgiyi saklama (harddisk, fiberoptik vb gibi), bilgiyi çok hızlı işleme (veri tabanı programları, bazı analiz programları vb) özellikleriyle bilgisayar ağlarının herhangi iki bilgisayar arasında veri iletişimini olanaklı kılma özellikleri birleştiğinde ortaya muzzam bir bilgi paylaşım ortamı çıkar.İşte internetin felsefesini oluşturan temel altyapı ana hatlarıyla böyledir.
Internet bir bilgi teknolojisi sistemidir.İnternet insanların her geçen gün gittikçe artan "üretilen bilgiyi saklama/ paylaşma ve ona kolayca ulaşma" istekleri sonrasında ortaya çıkmış bir teknolojidir. Bu teknoloji yardımıyla pek çok alandaki bilgilere insanlar kolay, ucuz, hızlı ve güvenli bir şekilde erişebilmektedir.
Interneti bu haliyle bir bilgi denizine, yada büyükçe bir kütüphaneye benzetebiliriz.
Kısaca "ağların ağı" olarak da ifade edilen internet dünya çapında milyonlarca bilgisayarı birbirine bağlayan bir sistem olarak tanımlanabilir. 1996 yılı tahminlerine göre dünyada 100'den fazla ülkede yaklaşık 45 milyon internet kullanıcısı bulunmaktadır.
Bütün bilgi ve servisler interneti oluşturan çeşitli ağlara dağıtılmıştır. Geçerli bir internet adresi ve fiziksel bağlantısı olan herkes bu bilgilere erişebilir.
Sonuç olarak, Internet, önümüzdeki yıllarda üretilecek bilgilerin dolaşım sistemidir. Ticari boyutunun da ortaya çıkmasıyla yaşamla daha çok iç içe geçmeye başlamıştır. Internet farklı bir ortam, farklı bir uzay. Kendi, yazılı olmayan, kuralları olan; kendi toplumu olan bambaşka bir uzay. Klasik yaşama biçimlerini, değer yargılarını değiştiren; hayatımıza yeni kavramlar, yeni uğraşlar getiren bir sistem.


Türkiye'de İnternet'in Gelişimi
Türkiye Internet'e Nisan 1993'ten beri bağlıdır. İlk bağlantı ODTÜ'den gerçekleştirilmiştir. 64kbit/san hızında olan bu hat, çok uzun bir süre, tüm ülkenin tek çıkışı olmuş ve ilgili arkadaşlar büyük bir özveriyle Internet'i tüm Türkiye'de (öncelikle akademik ortamlarda) yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Ege Üniversitesi'nden olan bağlantı ise, 1994 başlarında, 64kbit/san. hızı ile gerçekleştirilmiştir. Ardından sırayla, Bilkent Üniv(1995Ekim), Boğaziçi Üniv(1995 Kasım) ve İTÜ(1996 Şubat) bağlantıları gerçekleşmiştir. 1996 yılı Ağustos ayında da Turnet çalışmaya başlamıştır. 1997 yılına gelindiğinde, akademik kuruluşların internet bağlantısını sağlayan ULAKNET çalışmaya başlamış ve üniversiteler nispeten hızlı bir omurga yapısıyla birbirlerine bağlanmış ve internet kullanır hale gelmişlerdir. 1999 yılı içerisinde, ticari ağ altyapısında büyük değişiklikler olmuş ve TURNET'in yerini TTNet adında yeni bir oluşum almıştır. 2000'lerin başında; ticari kullanıcılar TTNet omurgası üzerinden; akademik kuruluşlar ve ilgili birimler de Ulaknet omurgası üzerinden internet erişimine sahiptir. Ayrıca bu iki omurga arasında yüksek hızlı bağlantı mevcuttur. Şu anda Türkiye'nin Internet çıkışını sağlayan merkezler dört grupta toplanabilir:
  • Üniversiteler ve akademik kuruluşların internet bağlantı çıkışları;
  • Genellikle ticari kurulusların ve Internet Servis Sağlayıcılarının (İSS) yararlandığı TTNET çıkışları
  • Diğer bazı özel şirketlerin ve servis sağlayıcıların, TTNET ile yaptıkları İnternet Erişim Noktasi (İEN) anlaşması sonrasında kullandıkları firma bazlı doğrudan yurtdışı internet çıkışları.
  • Bunların dışında kalan diğer bağlantılar


Türkiye'de Kaç Bilgisayar Internet'e Bağlıdır? Kaç Kişi Internet Kullanmaktadır ?

1997 sonları itibarıyla, Türkiye'de yaklaşık 30,000 civarında bilgisayarın internete bağlı olduğu tahmin ediliyordu. Bu sayının 2000'li yılların başlarında 100,000'e yaklaştığını; her internet bağlantısından ortalama 6 kişinin yararlandığını düşünürsek, ülkemizde Internet'i kullanan kişi sayısının ise 600,000 civarında olduğunu iyimser bir şekilde tahmin edebiliriz. Topluma açık internet kullanım mekanlarının (internet kafeler, üniversite laboratuvarları, internet kiosklar gibi) artmasıyla, internetle tanışık insanlarımızın sayısı sürekli artmaktadır.
2008'den beri21 bin mesaj
#16
kısa bir bilgi:
Sağ göz sol göze oranla genelde bulanık görür, sol gözünüzü kapayıp deneyebilirsiniz . :)
virtual worms Konuyu açan
2010'den beri5.807 mesaj
#17
Sultan II. Abdülhamid Han'ın Yahudilerin Filistin'e muharecetini kat'iyyen menettiği Theodor Herzl'in itirafıyla da sabittir. Hatıratında diyor ki bu siyonist önderi:
"Akşam Newlisky kötü haberler ve asık bir suratla Yıldız Sarayı'na döndü. Garsona -yas alameti olarak- yarım şişe şampanya getirmesini emrettikten sonra iki kelime ile bana vaziyeti anlattı: "Hiçbir şey yapamadım. Zat-ı Şahane bu konuda hiçbir şey işitmek istemiyor."

"Sultan (Abdülhamid Han) dedi ki:"
"Eğer Mr. Herzl senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satamam. Zira, bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehit düşmüşler, bir tanesi dahi geri dönememek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir. Türk milletinindir, ben onun için Hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasın. Benim imparatorluğumun parçalandığı zaman onlar Filistin'i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem!"

"Bundan sonra başka şeyler konuşmuşlar. Newlinsky ona, Jön-Türkler'i devlet hizmetine almasını tavsiye etmiş, Sultan istihza ile: "Bir Anayasa, sonra? Benim bildiğime göre Polonya anayasası sizin baba yurdunuzu parçalamaktan kurtaramamıştır."

--- Mesaj Güncellendi ---

zoki dedi: ↑
kısa bir bilgi:
Sağ göz sol göze oranla genelde bulanık görür, sol gözünüzü kapayıp deneyebilirsiniz . :)
Farkına varmıtım ama gözüm bahar nezlesi olduğu için bozuk olduğunu sanmıştım:D

Cevabını yaz

Cevap yazmak için giriş yap ya da üye ol. Eski forum kullanıcı adın ve parolanla girebilirsin.