Serinin 6.bölümü hız kesmeden devam ediyor bugünkü sorum şöyle.:)

'Sürekli mutsuz hissediyorsan kendini tek suçlusu sen misin yoksa gözlerinin önünde olup bitenler mi?'
Çok savaş geçirdiğimi düşünüyorum. Herkeste boy boy beden beden dert var. Herkes olaylara farklı şekilde tepkiler veriyor. Çocuk için çok önemli olan oyuncakları bir yetişkin için değersiz olabilir. Aynı şeyler yaşadıklarımız içinde geçerli. Kimimiz büyük kayıplar veriyor kimimiz taşınmak zorunda kalabiliyor (oda dert mi lan yeni ev almışsınız işte niye üzülüyorsun diyenler olursa. İnsanlar basma kalıptan yapılmıyor hepsinin hamuru farklı buna daha sonra deyinicem). Sen bu yazıyı okuyan kişi senin sahip olduğun sorunların daha fazlasına ya da daha azına sahip olanlar var. Ortak yönünüz problemleriniz. Ama sen onlardan ayrılabilirsin. Mutlu olmayı öğren mutlu olmak için bir sebebin yok.
Hikaye: İnsanları kabaca sınıflandırıcak olursak bazıları yumurta, bazıları patates bazıları da kahve çekirdekleri gibidir. Hayatı ise kaynar bir suya benzetelim (öyle değilmi zaten dokunduğunuz an yanıyorsunuz).
Yumurta kaynar suya girmeden önce çok narindir. Çıt kırıldımdır. Fakat hayat şartlarıyla yüzleşince taş gibi olur. Artık ne kendine bir faydası vardır ne de yanındakilere.
Patates ise taş fırın erkeği gibidir. Ezemezsin büzemezsin. Ama kaynar suya attınmı. Şekli şemali kayar. Sana yardım etmeyi bırak kendini toparlayacak mecali kalmamıştır.
Kahve çekirdekleri ise onlarda patates gibiydiler. Çok serttiler. Onlarda yumurta ve patatesle aynı şartlar altında kaldılar. Onlara bir ayrıcalık tanınmadı ama onlar kaynar suya katılınca içlerinde ki güzelliği lezzeti suya da kattılar. O yanınızda olduğu zaman sırtınızın asla yere gelmiyeceğini düşünürsünüz. Olan bütün dertlerinizi unutturur size. Hayat onu ne ezmiştir ne de taş kalpli yapmıştır. Tabii şekeri atıp atmamak size kalmış :)