Bu konuyu tartışmak isteyen çok arkadaşımız var.Ama diğer konularda hep üslup yanlışı, hakaret ve küfre varan mesajlar yüzünden konular kilitleniyor.Bu konu altında saygı çerçevesi içersinde herkes düşüncelerini paylaşsın ve tartışalım.Buyursunlar...
@
|SeYYaH| abimizin bu konuda bizimle paylaşıcak değerli bilgileri var.
El Padrino, estağfirullah... kendimi hiçbir zaman böyle bir konuda yetkin görmedim; haddim de değildir.
aslında "tartışma" kavramıyla da konuya girilmesi beni çok üzer. burada sadece daha evvel kilitlenmiş konu için yazdığım bir yorum vardı, onu saklamıştım, min gayri haddin onu paylaşmak istemiştim.
sevgili
El Padrino, samimi bir müslüman olduğuna inandığımı söylemiştim, hala da öyle...
samimi olmana rağmen yanlış kaynaklardan, kişilerden yanlış bilgilere kapıldığını da... ve birşey daha eklemiştim: bizatihi islam'ın kendisi ile sorunu olan muhtelif cephelerin müşterek vasfının hadisler ve mezhep olduğunu da ilave ederek.
farkında mısın kıymetli abim, islamdan çıktığını söyleyen, kökten islama karşı olduğunu söyleyen kişilerle aynı çizgide bulunuyorsun!
eğer imanına, samimiyetine inanmasaydım sana bunları yazmaya asla gerek görmezdim. Hz. Ali'ye atfedilen şu söz bilmem sana bişeyler anlatır mı? "Söyle arkadaşını kim olduğunu söyleyeyim"
kabul etmiyor olsan da sevgili peygamber efendimizden de şu hadis nakledilmiştir: "kişinin dini arkadaşının dini gibidir" yani sen bunu yanında durdukların, aynı görüşü paylaştıkların olarak da anlayabilirsin.
uzatmadan gelelim mevzulara... hadisten başlayalım evvela:
diyorsunuz ki peygamber efendimiz hadis yazmayı yasaklamıştı, doğrudur. ilk başlarda böyleydi. çünkü hadislerin yazılı metinler içinde ayetlerle karıştırılması korkusu vardı. bu bir mecburiyetti yani.
Sahabenin çoğunluğunun okur-yazar olmadığı biliniyor. Bu nedenle de peygamberimiz döneminde sima (işiterek, duyarak bilgi edinme) kitabetten (yazılı kayıttan) daha ön plandaydı. Sahabe, müşafehe(peygamberimizin ağzından duyma) ile müşahede (peygamberimizin eylem ve onaylarını takip etme) yöntemleriyle dinini öğreniyor, imkân bulduğunu da kayıt altına alıyordu. Sahabenin bir kısmı Ebu Hureyre (r.a) gibileri sürekli peygamberimizi takip ederek ondan duyduklarını ezberlerdi. Hz. Ömer (r.a) ve bir komşusunun işleri çıkınca- nöbetleşe peygamberimizi dinlemeye gittiklerini ve sonra birbirlerine bilgi aktardıklarını biliyoruz. Peygamberimiz (sav) kadınlara özel gün ayırmıştı. Bilgi aktarmak için. Kısaca, peygamberimizin (sav) günlük konuşması, Kuran-ı Kerimi açıklaması, hitabeleri, oturması, kalkması, ahlakı, sorulara verdiği cevaplar, yani 23 yıllık bütün hayatı kayıt altına alınıyordu. Nesilden nesle aktarılan bu bilgilerin Müslümanları bağlayan kısmı, dini birer prensip olarak kitaplara yansıyacaktır sonraları.
Hz. Peygamber (sav) ilk yıllarda Kuran-ı Kerim dışında herhangi bir şeyin yazılmasını yasakladı. Çünkü yazılı herhangi metnin Kuranla karışmasını istemiyordu. Ayrıca sayısı az olan okur-yazarları da Kurana yoğunlaştırmak arzusundaydı. Daha sonraki yıllarda bu tehlikeler bertaraf edilince hadis yazımına sınırlı olarak müsaade edildi. Nitekim peygamberimiz (sav) döneminde Kuran dışında yazılmış resmi vesikalardan -yeni yitirdiğimiz- büyük alim Prof.Dr. Muhammed Hamidullah bahseder. Peygamberimizin diğer kavim ve ülke liderlerine yazdırdığı mektuplar, bazı hitabelerinde falancaya dediklerimi yazın emri (Buhari, İlim, 39; Lukata, 7; Ebu Davud, Menasik 19, diyat, 4; Tirmizi, İlim 12), Amr b. Hazma yazdığı mektup (Malik, Muvatta, Kuran 15:1) ve bazı heyetlere verdiği yazılı akidlerin hepsi Kuran-ı Kerim dışındaki yazımla ilgili vesikalardır. Abdullah b. Amr (ra) der ki: Ben peygamberimizden duyduğum her şeyi yazardım. Bana dediler ki: Ondan duyduğun her şeyi yazma. Çünkü O da (sav) insandır. Bazen sinirlenir, bazen iyi söyler. Ben bunun üzerine peygamberimize (sav) kendisinden duyduğum her şeyi yazıp yazmamayı sordum: Oda (sav) şöyle buyurdu: - Yaz. Allaha yemin ederim ki benden hakkın -gerçeğin- dışında bir söz çıkmaz.
Demek ki Hz. Peygamber hadis yazımızdan haberdardı ve buna engel de olmadı.
bu konuyu daha iyi anlayabilmeniz için müsaadenizle biraz da hadis usulünden bahsetmek zorundayım.
Hadislerin gerçekten Hz.Peygambere ait olup olmadığını araştıran hadis usulü/tenkitçiliği, insanoğlunun haberlerin doğruluğunu belirlemek için şimdiye kadar bulabildiği ve kullandığı üç evrensel yöntemi kullanır:
1. Haber verenin iki temel özelliği, haberin doğruluğunu doğrudan etkilemektedir. bunlar dürüstlük ve insani kusurlardır.
2. Haberin başka kaynaklardan tekidi yani aynı haberi veren başka kaynaklar olup olmadığının araştırılması, varsa ikisinin karşılaştırılması.
Hadis tenkitçiliğinin en temel yöntemi, hadislerin farklı rivayet kanallarının ve zincirlerinin araştırılması, bir araya toplanması, karşılaştırılması ve bir bütün olarak değerlendirilmesi esasına dayanır. Bu işlemler hadis ilminde, hadisin farklı kanallarının toplanması anlamına gelen Cemut-Turuk ve bu farklı kanalların karşılaştırılıp değerlendirilmesi anlamına gelen Muaraza kavramıyla ifade edilir.
3. Herhangi bir hadis akla, Kurana İslam dininin genel ilkelerine, İslam alimlerinin İcmasına, Hz Peygamberin yaygın ve meşhur sünnetine, kesin bilimsel verilere gerçeklere aykırı bulunuyorsa kabul edilmemiştir.
Son söz: Hadisler konusunda seçici ve ihtiyatlı olmamız tabii ki şarttır. Âlimler yüzyıllarca bu anlayışla hadisleri metin ve sened açısından ayıklamaya tabii tutmuşlardır. Hatta ilk dönemlerde bu hassasiyet üst sınırdaydı. Bazı sahabenin yazdıklarını yakması da bu endişeden kaynaklanmaktadır. Ama buna rağmen yazılı metinler nesilden nesle aktarıldı.
Hz. Peygamber (sav) 23 sene boyunca konuştu. 23 sene boyunca bütün hayatı ve sözleri ezberlenircesine takip edildi. İşte elimizdeki sahih hadisler, çok uzun, samimi olarak ve aşkla yürütülen imani mesainin ürünüdür.
ayrıca şunu da ilave edeyim, hadis konusu tıpkı mi'raç gibi samimi bir müslümanın ihlas ve takvasına delalet eden çok önemli bir kırılma noktasıdır.
çünkü müslüman bu konularda hassaten Rabbine inanır, ona tevekkül eder. düşünür ki, bu mukaddes kitabı koruyan, aziz dinini koruyan yüce Allah elbette ki Peygamberiyle alakalı gerek onun sözlerini, gerek onun sair sünnetlerini aslına en uygun şekilde koruyacak, bu konuda şarlatanlık edecek hainlere asla müsaade etmeyecektir. zaten etmemiştir de... her kim bu konularda samimi değil, bulandırmaya, bozmaya çalışıyorsa Allah onu toplum ve insanlar nezdinde anında değersizleştiriyor, dinlenmez, itibar edilmez hale getiriyor. misal mi istersin, zinayı dahi haram olmaktan çıkaran yaşar nuri öztürk ve isimlerini zikretmeye değer bulmadığım muadili bazı prof. çakmaları gibi...
not: o günün şartları ve yorumlarının arkasından yazdığım bu yorumu olduğu gibi aktarırken, bu durumu göz önünde bulundurmanı istirham ederim.