İçeriğe geç
ShiftDelete.Net
Haber ara/ SDN'ye SorGiriş
Haber Akışı SDNTV İnceleme Forum Yapay Zeka Akıllı Telefon Elektrikli Otomobil Oyun ShiftDelete.Net Global Teknoloji Haberleri Mobil Otomobil Donanım Savunma Bilim Sosyal Medya İnternet Giyilebilir Teknoloji Rehber Ürünler Sinema Dizi Akıllı Ev Motosiklet Mikromobilite Kripto Para Sağlık Teknolojileri Son dakika Yazarlar
  1. Ana sayfa
  2. Topluluk
  3. SDN Arşiv
  4. Beğenilen Köşe Yazıları
Beğenilen Köşe Yazıları

İki fotoğraf

Alemci_Dayı24.11.20088 cevap1.506 görüntüleme
#1
MUSTAFA ÜNAL


İki fotoğraf

Çok konuşuldu, çok tartışıldı ama ben yine de son 10 güne damgasını vuran o unutulmaz iki fotoğraf karesine dikkatinizi çekmek istiyorum. İlkinin üzerinde maalesef pek durulmadı; dramatik ve yürek acıtan bir görüntü.

Manisa'da kışlanın önünde çekilmiş. Yemin töreni için uzaklardan gelen başı kapalı, mantolu kadınlar, oğullarının veya kardeşlerinin yemin merasimini tel örgülerin arkasından izliyorlar. Neden mi? İçeriye girmelerine izin verilmemiş çünkü.

Tören sahasına alınmamalarının tek gerekçesi ise örtülü olmaları. Oysa giysilerinde hiç aşırılık yok, her biri Anadolu'nun sıradan kasabasında rastlanacak türden. Ne siyasî simge denebilir ne de dışarıdan ithal. Her şeyiyle yerli ve olağan. Kim olursa olsun hiç kimse Anadolu insanını 'açık-kapalı' diye ayrıma tabi tutma hakkına sahip değil. En başta Anayasa'ya aykırı. Ve suç. Dün Kocatepe Camii'nden, Ağrı'da şehit düşen Binbaşı Süleyman Can'ın cenazesi kaldırıldı. Tabutun etrafına kümelenen şehidin yakınları ve sevenlerine bir bakın... Kadınların üzerindeki giysiler, kışlaya alınmayan o hanımlardan farksız. 'Ne alakası var?' diyenler çıkabilir. Çok alakası var.

Bir sonbahar günü Manisa kışlasının önünde çekilen o talihsiz fotoğraf yıllarca unutulmayacak bir görüntü olarak tarihin hafızasına kaydedildi. Umarım bir daha tekrarlanmaz.

Tarihe mal olan diğer fotoğraf karesi ise CHP lideri Deniz Baykal çarşaflı kadınlara parti rozeti takarken İstanbul'da çekildi. Hafta boyunca konuşuldu, siyasetin mekânlarında hararetle tartışıldı. Baykal, bir anda sağlı sollu eleştirilerin hedefi oldu. En sert itirazlar da uzaklardan değil kendi çevresinden. Yankıları hâlâ sürüyor, kolay kolay bitecek gibi de değil. Üzerinde bu kadar durulması bıkkınlık vermiş olabilir. Bu fotoğraf, CHP tarihi için çok önemli. Türk siyaseti için de.

Tartışmalar salt ciddi boyutta da yürümüyor. Esprilere bile neden oldu. Baykal'ı sakallı, sarıklı hoca diye gösteren foto montajlar internet sitelerinde dolaşıyor. Sırada hac var, 'Baykal yakında hacca da gider' diyenler var. Şaka bile olsa, bunlar solun bilinçaltını gün yüzüne çıkarıyor aslında. CHP'nin dinle ve Anadolu'nun kutsallarıyla sağlıklı ilişki kuramadığının da itirafı gibi. Rozet fotoğrafı CHP'ye gerçeklerle yüzleşme imkânı verdi. Oysa bu topraklarda her daim yaşanabilecek olağan bir fotoğraf olmalı. Yadırganmasının nedeni, CHP çizgisinin tek parti döneminden bu yana toplumun kutsallarıyla barışık olmaması. Aksine sürekli kavga etmesi. En azından toplumdaki algı bu. Onun için Baykal'ın çarşaflı bir kadına rozet takması şaşkınlıkla karşılanıyor. Örtülü bir hanım ile CHP yan yana durduğunda fırtınalar kopuyor.

Her iki fotoğraf CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın zihninde yer etmiş olmalı ki olayı yorumlarken, "Askerî garnizonlarda okul mezuniyetleri, asker yemin törenleri için gelen başörtülü ebeveynler de geri çevrilmemeli." diyor.

Karadeniz'de CHP'lilerin yaşadığı bir abdest olayı var. Bizzat Baykal'dan dinledim; yani gerçek hikâye değil. Yıllarca önce Trabzon'da yaşanmış. Milletvekili adayları, il ve ilçe yöneticileri ile şehrin en ücra köşelerini dolaşırken yolları bir köye düşer. Köyün hemen girişinde elinde taşıdığı su kaplarıyla ağır ağır yürüyen yaşlıca bir kadına rastlarlar. Araçlarından inerler, selam ve hal hatır konuşmalarından sonra sırf yardım olsun diye taşımak için kadının sularını alırlar. Bir süre yürüdükten sonra kadın 'Siz kimsiniz?' diye sorar.

Parti yöneticisi, milletvekili adayını göstererek, 'Oy verip seçerseniz şu arkadaş Ankara'da sizin sesiniz olacak, milletvekiliniz olacak.' der. Kadın sesini yükselterek merakla sorar: 'Hangi partiden?' Halk Partisi'nden... Kadın partinin ismini duyunca tepki gösterir, hışımla milletvekili adayının taşıdığı su kabını elinden kaparken, 'Eyvah o benim abdest suyumdu, şimdi ne yapacağım?' diye söylenir. Trabzonlu köylü kadının, abdest suyunu bir CHP'linin taşımasından ne tür sonuçlar çıkardığını bilmem söylemeye gerek var mı?

Bugün CHP'nin abdest suyu ile çarşaf arasında çıkış aradığını söylemek yanlış olmaz herhalde.

Yıllar yılı unutulmayacak iki fotoğraftan biri acıya, diğeri umuda işaret ediyor...
m.unal@zaman.com.tr
23 Kasım 2008, Pazar
KaynaK
Cevaplar
#2
bu hikayeler sizin gibi ayrımcılık yapan zihniyet yüzünden olmuştur. yıllarca chp'yi halka dinsiz diye yutturdunuz. ama bu millet sizin de müslümanlığınızı gördü. unutmayın ki su yatağını er ya da geç bulur. 60 yıldır sağ iktidarlar bu millete yoksulluğu,cahilliği layık gördüler. niye böyle yaptılar çünkü kendi tezgahlarını,hırsızlıklarını,haksız zenginliklerini gizlemek için. bu sömürüyü yıllarca yaptılar. bu zulüm daha ne kadar devam edecek. kimisi seçmenlere odun muamelesi yaptı. ama ne oldu. böyle bir zihniyet miadı dolunca tarihin çöplüğüne karıştı. yine de biri gitti biri geldi ve bu zulüm milletimize reva görüldü. bunun sonucunda akp diye bir zihniyet ortaya çıktı.

son sözüm chp düşmanlarına bugün chp olmasa türkiye paramparça olur. ermeni soykırımı kabul edilir,kürt devleti kurulur,kıbrıs tamamen yunanlılara teslim edilir,ege yunan gölü olur,ülke federasyonlara bölünür,iç çatışmalar çıkar. bunu kim önlüyor biliyormusunuz o beğenmediğiniz,hakaret ettiğiniz chp önlüyor. chp olmasında görün bakalım türkiye'yi. sakın bana akp bunlara izin vermez demeyin. bilakis akp politikaları bunlara zemin hazırlıyor. bir de akp-öcalan pazarlığını bir anlatın bakalım.
Alemci_Dayı Konuyu açan
#3
@bir insan
12 adayı ve batı trakyayı yunana peşkeş çektiniz , boş laflar ile yapmış olduğunuz milliyetçiliğe gülerim :D
#4
bir insan sözüm sana;
ege bir Türk gölü deeldir
ege bir yunan gölü de deeldir
binaenaleyh ege bir göl deeldir!!! (S.Demirel) bu biiiiiir.

Chp gibi muhalefetliği meslek edinmiş ve emekliliklerini beklerken can sıkıntısından olsa gerek saçma sapan gündemler yapan adamları ciddiye alan sen ve senin gibi insanların yanlış düşünceleri yüzünden saçmalayarak devletimizi ve milletimizi kargaşaya ve kaosa sürükleyen, bunun yanında partiyi Atatürk'ün kurmuş olduğu gerçeğini de kullanarak yalanlarını dolanlarını ve ticari ortaklıklarını yıllarca gizleyen, yıllarca iş yapmayan, iş yapana engel olan ve daha nice nahoş işleri olan şimdiki CHP ve yardakçıları(Atatürküm'ün arkasına sığınarak devletimi bölemeyen ama çalışan) olarak kötü insanlarsınız vesselam. Bu ikiiii.

Verilen şehitlerimizin ailelerini araştırın bakalım hepsi sesi soluğu çıkmayan vatanperver milletimiz. Kaç CHP'linin evladı şehit olmuş bu ülkede??? Bu da üüüüüüç.

Taş yapraklı kitaba porselenden kapak niyetine.. Eyvallah...
#5
Adalar 1947 de yunanların eline geçti bu arada.
Alemci_Dayı Konuyu açan
#6
Gerçekler Acıdır
Dünya tarihinin gördüğü en destansı mücadelelerden olan İstiklal Savaşı sonrası yedi düveli topraklarından kovan Anadolu insanı, Lozan Antlaşması'nda kabul edilen maddeler, hususlar sebebiyle buruk bir zafer sevinci yaşadı. Misâk-ı Milli sınırlarını bile tam olarak kapsamayan antlaşma ile yüz yıllardır Osmanlı idaresinde olan ve Anadolu'nun hemen dibinde yer alan 12 Adalar Yunanistan'a bırakıldı. Lozan Antlaşması'nın 16. maddesi, “Unutulmuş bir arazi, yer ve ada varsa Türkiye onun üzerinde hak iddia edemez” diyordu. Bu maddeyle Türkiye, Ege'deki 2000 adayı kaybetti. Yalan mı?
II. Dünya Savaşı'nda İtalyanlar mağlup olunca, 10 Şubat 1947'de Paris'te imzalanan barış antlaşması ile Oniki Ada, sadece adalarda oturanların çoğunluğunu Rum olduğu gerekçesi ile Yunanistan'a verildi. Oysa adaların hukuki sahibi Türkiye idi ve adalarda yaşayan önemli sayılabilecek bir Türk nüfusu vardı. Böyle olmasına rağmen Paris Antlaşması sırasında Türkiye'nin görüşü bile alınmadı.
Paris'te görüşmeler sürerken, Türk basınında Oniki Ada'yla ilgili yazıların çıkması, Türk kamuoyunun ilgisini buraya çekiyordu. Bu durum karşısında paniğe kapılan Yunanistan, uluslar arası alanda, geniş bir kampanya başlattı. Zaten, barış konferansından önce de, kamu oyunu hazırlamak için hiçbir propaganda faaliyetini ihmal etmemişti. Hatta Yunan Kral naibi tarafından yapılan ziyaret sırasında adalara Yunan bayrağı çekilmişti.
Yine de Yunanistan, bu konuda Türkiye ile karşı karşıya kalmak istemiyordu. Çünkü o zaman İngiliz işgalinde bulunan adalar, İtalya'nın Türkiye'den gasbettiği eski ve tarihi Türk mülklerindendi. Aynı zamanda oralarda ihmal edilmeyecek miktarda Türk topluluğu da yaşamaktaydı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan yeni çıkmış olan galip devletlerin adalar halkının çoğunluğunun Rum olduğu gerekçesi ile, Oniki Ada'yı Yunanistan'a vermeyi önceden kararlaştırmış oldukları anlaşılmaktadır. İtaya da, kendi iç işleriyle uğraşmak istediğinden bu pürüzlü sorunun bir an önce ortadan kalmasını istiyor, adaların Yunanistan'a verilmesine ses çıkarmıyordu. Hatta Washignton'daki İtalya büyük elçisi, hükümetin bu konudaki niyetlerini açıklamıştı[1].
Adalar, sadece oralarda yaşayan Rumlar çoğunlukla olduğu için Yunanistan'a verilmişti. Oysa jeopolitik konum, bir milletin savunması için ortaya koyduğu büyük önem bakımından milletlerin politikalarına yön veren çok önemli bir faktördür. Milliyet prensibi, aynı milliyete sahip olanların aynı rejim ve aynı devlet altında bulundurulması şeklinde kullanılırsa, bugünkü dünyanın siyasi haritasının çok büyük değişimlere uğraması gerekir[2].
Lozan barış görüşmeleri sırasında, halkının %75-80'e yakını Türk olan Batı Trakya Yunanistan'a bırakılmıştır. Sebep olarak da Batı Trakya'nın Yunanistan için stratejik önemi gösterilmiştir[3]. Dolayısıyla, 1947 Paris Antlaşması'nda Oniki Ada, hukuki olarak adaların sahibi durumunda olan Türkiye'ye hiç danışılmadan, İkinci Dünya Savaşı'nın galibi ülkeler tarafından adalarla tarihi ve hukuki açıdan taraf olmayan Yunanistan'a verilmiştir. Bunun hukukla bağdaşan bir yönü yoktur. Batı dünyası, Türkiye'ye karşı çifte standart uygulamıştır.
#7
peki bu peşkeş midir?
Alemci_Dayı Konuyu açan
#8
BaRY dedi: ↑
peki bu peşkeş midir?
Lozan Antlaşması'nın 16. maddesi, “Unutulmuş bir arazi, yer ve ada varsa Türkiye onun üzerinde hak iddia edemez”
#9
yazar her kelimesinde doğru tesbitlerde bulunmuş
doğru söze ne denir

Cevabını yaz

Cevap yazmak için giriş yap ya da üye ol. Eski forum kullanıcı adın ve parolanla girebilirsin.