Ülkede futbolu ifade etme modası sürekli değişiyor. Bir ara çapalara, rakamlara sardık, şimdi de harfler ile uğraşıyoruz. Basit olan şeyleri zora sürüyoruz, zor anlatmaya çalışıyoruz.
Futbolun tüketicisinin de gereksiz kelamlarla kafasını karıştırmaya bayılıyoruz. Frank Rijkaard'ın 'B Planı'nı' Baros ile Nonda'nın çift forvet oynaması olarak gören zihniyetin futbol parametresi hangi ışık altında yürüyor ya da güç buluyor anlamakta güçlük çekiyorum.
B Planı dediğimiz şey; kulübende alternatif stoperin varken bile, bu mevkiide topu oyuna sokan bir futbolcunun takımının oyun karakterini nasıl etkileyebileceğini ya da defans hattında yaşanan sorunların nasıl bertarafa edilebileceğini çözmek için yapılan bir hamle değil de nedir?
Neyse artık biz, oynadığı takımlarda 24 kez lokal ve uluslararası alanda şampiyonluk sevinci yaşamış Frank Rijkaard'dan daha iyi biliriz futbolu, daha iyi özümseriz, daha iyi anlatırız ve her şeyden önemlisi ondan daha tecrübeliyizdir!.. Kariyerinde 24 kez şampiyonluk sevincine şahit olmamış insanların, 24 kez şampiyonluk sevinci yaşamış Frank Rijkaard'a sallaması yok mu bir de, işte odur benim sinir ritmimi bozan...
Bkz: "Severiz biz futbolu"
Rijkaard kafasında bir plan belirlemiş, sistemi oturtmuş ve bu sistemi sahaya yansıtacak oyuncuları belirlemiş. Rijkaard, önce o oyun blogunu mükkemmel yapacak ki ondan sonra alternatif planlar üzerine yoğunlaşsın. A planını oturtmadan bu plandan vazgeçip, alternatif planlar üzerine yoğunlaşmak; gol atmadan sevinmeye benzer...
Alternatif planlar sadece bize, Türklere mahsustur. Ne Wenger'in ne Ferguson'un ne de Capello'nun böyle bir planı söz konusu. Onlar bir plana yoğunlaşır ve o planı kusursuz bir şekilde uygulamaya çalışır.
Emile Heskey'in İngiltere Milli Takımı'nda ilk 11'de oynayıp; Jermone Defoe'nin yedek beklemesi, mevkiileri farklı olsa da John O'Shea'nin Manchester United'da ilk 11'de oynaması; Dimitar Berbatov'un kulübeye mahkum olması, Benitez'in Yossi Benayoun'un üzerindeki ısrarı da bu mükkemmelliyetçi planın bir parçası aslında.
FARKLI BİR KONU; FUTBOLU BASİT OYNAMAK
"Futbol basit bir oyundur, zor olan basit oynamaktir" Johann Cruyff'un unutulmaz sözü. Arda Turan, Mustafa Sarp ve Servet Çetin bu sözü unutmayacak, basit oynamaya çalışacak.
Kimse onlardan 10 kişiyi çalımlayıp, golü yapmasını beklemiyor, bekleyen varsa da beklemesin. Arda basit oynadığı ölçüde yıldızdır, topu alacak verecek, rahatlatacak takımı. Sorumluluk alacak ancak zorla zora sokmayacak kendini, her yerden vurmayacak, sürekli ön planda olmayı aklında çıkaracak.
Savunma yapacak, takımı ateşleyecek, coşturacak ama topu da ayağına yapıştırmayacak. Servet, sürekli hücum bölgesinde olmayacak, sürekli gol aramayacak, her yan topa gitmeyecek. Defanstan şişirmeyecek ama 20 metre yanındaki adama da pas atabilecek. Kendine güvenecek ama fazla özgüvenin kendisine zarar verdiğini hissettiğini anda amatör ruhuna geri dönecek.
O kafasını o topa sokacak, korkmayacak.
Galatasaray'da birilerinin çıkıp yıldız olmasına ya da fazlaca ekstra yapmasına gerek yok. Herkes kendisine verilen görevi yapması yeterli. Galatasaray'ın çok yıldızlı kadro yapısı bunu gerektiriyor.
Fenerbahçe - Alex örneğindeki gerçek, Galatasaray - Arda örneği için geçerli değil... Dinamo Bükreş maçında da bunu gördük.
SAVUNMA ARASI MESAFE DARALTILMALI
Sağır sultanında duyduğu üzere Galatasaray'ın temel sorunu savunma hattında... Aslında yaşanan sıkıntıyı sadece savunma hattında yaşanan komik hatalara bağlamak da 'komiklikten' öteye gidemez. Fenerbahçe'de Bilica - Lugano ikilisi nasıl ki Emre ve Cristian'a bağlı olarak başarılıysa, Galatasaray'da da Servet - Gökhan Zan ikilisi Mustafa Sarp (Mehmet Topal) ve Ayhan Akman'a bağlı olarak başarısız.
Buna bağlı olarak savunma oyuncuları arasındaki derinlik, ölüyü diriltir cinsten adeta. Geri dörtlüde görev yapan oyuncular mümkün olduğunca aralarındaki mesafeyi kısaltmak ve buna paralel olarak ön liberoda görev yapan iki oyuncudan en az biri çift stoperin arasına girmek zorunda.
Olayın özü; Galatasaray savunması, pozisyon vermemek adına 'sıkışık ve içiçe' oynamak zorunda. Çift stoperin ağırlığından ve tek hamleli yapısından dolayı ortaya çıkan sorun ancak savunmada kademeli setler ile çözülebilir.
Savunmada yaşanan sorunlar her ne kadar kaleci Leo Franco'nun 'yapamadıklarının' önüne geçse de Arjantinli kalecinin de artık kader ile mücadeleye başlaması lazım.
Şu ana kadar, Atletico Madrid'de olduğu gibi herhangi bir bariz hatanın altına imza atmayan Franco, önündeki savunma gerçeğini kabul edip olaya çok daha fazla konsantre olmalı ve tedbiri bir an olsun elden bırakmamalı.
Fatih Şamlıoğlu
Futbolun tüketicisinin de gereksiz kelamlarla kafasını karıştırmaya bayılıyoruz. Frank Rijkaard'ın 'B Planı'nı' Baros ile Nonda'nın çift forvet oynaması olarak gören zihniyetin futbol parametresi hangi ışık altında yürüyor ya da güç buluyor anlamakta güçlük çekiyorum.
B Planı dediğimiz şey; kulübende alternatif stoperin varken bile, bu mevkiide topu oyuna sokan bir futbolcunun takımının oyun karakterini nasıl etkileyebileceğini ya da defans hattında yaşanan sorunların nasıl bertarafa edilebileceğini çözmek için yapılan bir hamle değil de nedir?
Neyse artık biz, oynadığı takımlarda 24 kez lokal ve uluslararası alanda şampiyonluk sevinci yaşamış Frank Rijkaard'dan daha iyi biliriz futbolu, daha iyi özümseriz, daha iyi anlatırız ve her şeyden önemlisi ondan daha tecrübeliyizdir!.. Kariyerinde 24 kez şampiyonluk sevincine şahit olmamış insanların, 24 kez şampiyonluk sevinci yaşamış Frank Rijkaard'a sallaması yok mu bir de, işte odur benim sinir ritmimi bozan...
Bkz: "Severiz biz futbolu"
Rijkaard kafasında bir plan belirlemiş, sistemi oturtmuş ve bu sistemi sahaya yansıtacak oyuncuları belirlemiş. Rijkaard, önce o oyun blogunu mükkemmel yapacak ki ondan sonra alternatif planlar üzerine yoğunlaşsın. A planını oturtmadan bu plandan vazgeçip, alternatif planlar üzerine yoğunlaşmak; gol atmadan sevinmeye benzer...
Alternatif planlar sadece bize, Türklere mahsustur. Ne Wenger'in ne Ferguson'un ne de Capello'nun böyle bir planı söz konusu. Onlar bir plana yoğunlaşır ve o planı kusursuz bir şekilde uygulamaya çalışır.
Emile Heskey'in İngiltere Milli Takımı'nda ilk 11'de oynayıp; Jermone Defoe'nin yedek beklemesi, mevkiileri farklı olsa da John O'Shea'nin Manchester United'da ilk 11'de oynaması; Dimitar Berbatov'un kulübeye mahkum olması, Benitez'in Yossi Benayoun'un üzerindeki ısrarı da bu mükkemmelliyetçi planın bir parçası aslında.
FARKLI BİR KONU; FUTBOLU BASİT OYNAMAK
"Futbol basit bir oyundur, zor olan basit oynamaktir" Johann Cruyff'un unutulmaz sözü. Arda Turan, Mustafa Sarp ve Servet Çetin bu sözü unutmayacak, basit oynamaya çalışacak.
Kimse onlardan 10 kişiyi çalımlayıp, golü yapmasını beklemiyor, bekleyen varsa da beklemesin. Arda basit oynadığı ölçüde yıldızdır, topu alacak verecek, rahatlatacak takımı. Sorumluluk alacak ancak zorla zora sokmayacak kendini, her yerden vurmayacak, sürekli ön planda olmayı aklında çıkaracak.
Savunma yapacak, takımı ateşleyecek, coşturacak ama topu da ayağına yapıştırmayacak. Servet, sürekli hücum bölgesinde olmayacak, sürekli gol aramayacak, her yan topa gitmeyecek. Defanstan şişirmeyecek ama 20 metre yanındaki adama da pas atabilecek. Kendine güvenecek ama fazla özgüvenin kendisine zarar verdiğini hissettiğini anda amatör ruhuna geri dönecek.
O kafasını o topa sokacak, korkmayacak.
Galatasaray'da birilerinin çıkıp yıldız olmasına ya da fazlaca ekstra yapmasına gerek yok. Herkes kendisine verilen görevi yapması yeterli. Galatasaray'ın çok yıldızlı kadro yapısı bunu gerektiriyor.
Fenerbahçe - Alex örneğindeki gerçek, Galatasaray - Arda örneği için geçerli değil... Dinamo Bükreş maçında da bunu gördük.
SAVUNMA ARASI MESAFE DARALTILMALI
Sağır sultanında duyduğu üzere Galatasaray'ın temel sorunu savunma hattında... Aslında yaşanan sıkıntıyı sadece savunma hattında yaşanan komik hatalara bağlamak da 'komiklikten' öteye gidemez. Fenerbahçe'de Bilica - Lugano ikilisi nasıl ki Emre ve Cristian'a bağlı olarak başarılıysa, Galatasaray'da da Servet - Gökhan Zan ikilisi Mustafa Sarp (Mehmet Topal) ve Ayhan Akman'a bağlı olarak başarısız.
Buna bağlı olarak savunma oyuncuları arasındaki derinlik, ölüyü diriltir cinsten adeta. Geri dörtlüde görev yapan oyuncular mümkün olduğunca aralarındaki mesafeyi kısaltmak ve buna paralel olarak ön liberoda görev yapan iki oyuncudan en az biri çift stoperin arasına girmek zorunda.
Olayın özü; Galatasaray savunması, pozisyon vermemek adına 'sıkışık ve içiçe' oynamak zorunda. Çift stoperin ağırlığından ve tek hamleli yapısından dolayı ortaya çıkan sorun ancak savunmada kademeli setler ile çözülebilir.
Savunmada yaşanan sorunlar her ne kadar kaleci Leo Franco'nun 'yapamadıklarının' önüne geçse de Arjantinli kalecinin de artık kader ile mücadeleye başlaması lazım.
Şu ana kadar, Atletico Madrid'de olduğu gibi herhangi bir bariz hatanın altına imza atmayan Franco, önündeki savunma gerçeğini kabul edip olaya çok daha fazla konsantre olmalı ve tedbiri bir an olsun elden bırakmamalı.
Fatih Şamlıoğlu