Cambaz oldum seyri alemin boşluğunda
Dilimde sözü bilinmeyen türküler
Yol ve yolcular esnafında
Kırmızı güller dökülüyor saclarıma
Ulan Niğdeme kavuşmadan sonra
Fes edilmiş kararlar ve uğurlanan cümleler
Emek kadar sen sen kadar gerçek
İzmaritlerin duman kokusu yayılırken hücrelerime
Hissettiğim korkuyu yokluyorum seninle
Bakkalcı amcaya soruyorum
Kavganın gelecegi var mı diye
Ruhlar dizilisine saygı duymadan önce
Önümde duran resimlerden kuleler yapıyorum,
Kuleler ve renksiz resimler
Yapraklar hırçınlığımı süslüyor
Baharın tadını alıyor hücrelerım
Islık çalıyorum notaları eksik kalarak
Umut yürüyor ben koşuyorum
Adımlarını sayıyorum korkusuz günlerin
Bir göz diyor senı bana bağlayan ve bende kılan
Senle dolu saatleri düşlerken sensizliği boğuyor ellerım
Kırmızılar giyiyorum her nedense
Turnalara göç prangalarını zincirlemeden önce
Mavi peri kuşu diyorlar al gagasından taşırken gelecegi
Yırtılmış gökyüzünde dururken öylece
İsminin geçtiği her hecede ben yukleniyorum güneşe
.
Tüysüz kalmış notaların sesı yukseliyor kulağımda
Fısıltılar gen ıslıyor dudağımda
Koşacak bir kaç cümlenin bayramına
Ayakları yerden kasılıyor baharın bense titriyorum
Parke tasları döşenmiş çakıl kaldırımlara
Sen düşüyorsun her sabah emek yollarına
...
Karsısı görünmeyen bir sevda yamacında
Eteklerini toplamada yamaçlar susmayan dalga koşar kucağına
Dökülen son yaprak gri degil
Ber taraf edilmiş son yanımın
Acısına melhem olur bu emekçi gönlüm
Haykırış ve misilleme ateşi altında
Suskunluğum mu yoksa çılgınlığım mı aldırmadan
Koşar adım kaldırımlarda dansa etmek diğer günüm
Özlem ve kasık sancılarının yumulmuş sabah ağrıları seninle uyanmak
Karanlıkta dolasan toz yumağı kadar sevda yüklü
Daralmış gece özlemi ve sırt dönüş sabahın ilk harflerine
Duş aleminin kopup gelmiş renksiz rüyası iste
Çılgınlığım doruk noktasında kalan sızıntı gibi dalgalı yamaçlar
Geceye inat yürüyen sürüngenler istila marsında ezberci
Geriye kalan tomurcukların ah sesi uzakta simdi
zülDilimde sözü bilinmeyen türküler
Yol ve yolcular esnafında
Kırmızı güller dökülüyor saclarıma
Ulan Niğdeme kavuşmadan sonra
Fes edilmiş kararlar ve uğurlanan cümleler
Emek kadar sen sen kadar gerçek
İzmaritlerin duman kokusu yayılırken hücrelerime
Hissettiğim korkuyu yokluyorum seninle
Bakkalcı amcaya soruyorum
Kavganın gelecegi var mı diye
Ruhlar dizilisine saygı duymadan önce
Önümde duran resimlerden kuleler yapıyorum,
Kuleler ve renksiz resimler
Yapraklar hırçınlığımı süslüyor
Baharın tadını alıyor hücrelerım
Islık çalıyorum notaları eksik kalarak
Umut yürüyor ben koşuyorum
Adımlarını sayıyorum korkusuz günlerin
Bir göz diyor senı bana bağlayan ve bende kılan
Senle dolu saatleri düşlerken sensizliği boğuyor ellerım
Kırmızılar giyiyorum her nedense
Turnalara göç prangalarını zincirlemeden önce
Mavi peri kuşu diyorlar al gagasından taşırken gelecegi
Yırtılmış gökyüzünde dururken öylece
İsminin geçtiği her hecede ben yukleniyorum güneşe
.
Tüysüz kalmış notaların sesı yukseliyor kulağımda
Fısıltılar gen ıslıyor dudağımda
Koşacak bir kaç cümlenin bayramına
Ayakları yerden kasılıyor baharın bense titriyorum
Parke tasları döşenmiş çakıl kaldırımlara
Sen düşüyorsun her sabah emek yollarına
...
Karsısı görünmeyen bir sevda yamacında
Eteklerini toplamada yamaçlar susmayan dalga koşar kucağına
Dökülen son yaprak gri degil
Ber taraf edilmiş son yanımın
Acısına melhem olur bu emekçi gönlüm
Haykırış ve misilleme ateşi altında
Suskunluğum mu yoksa çılgınlığım mı aldırmadan
Koşar adım kaldırımlarda dansa etmek diğer günüm
Özlem ve kasık sancılarının yumulmuş sabah ağrıları seninle uyanmak
Karanlıkta dolasan toz yumağı kadar sevda yüklü
Daralmış gece özlemi ve sırt dönüş sabahın ilk harflerine
Duş aleminin kopup gelmiş renksiz rüyası iste
Çılgınlığım doruk noktasında kalan sızıntı gibi dalgalı yamaçlar
Geceye inat yürüyen sürüngenler istila marsında ezberci
Geriye kalan tomurcukların ah sesi uzakta simdi