İçeriğe geç
ShiftDelete.Net
Haber ara/ SDN'ye SorGiriş
Haber Akışı SDNTV İnceleme Forum Yapay Zeka Akıllı Telefon Elektrikli Otomobil Oyun ShiftDelete.Net Global Teknoloji Haberleri Mobil Otomobil Donanım Savunma Bilim Sosyal Medya İnternet Giyilebilir Teknoloji Rehber Ürünler Son dakika Yazarlar
  1. Ana sayfa
  2. Topluluk
  3. Kültür / Sanat
  4. Şiir, Öykü, Deneme
Şiir, Öykü, Deneme

Kent Üzerimize Yağacaktı ( ! )

llavinya25.01.20100 cevap4.489 görüntüleme
2006'den beri7.781 mesaj
#1
Mat bir gündü. İnsanın içine sıkıntı veren cinsten. Yağmurun hemen sonrası. Göklere dokunsak yağmur yine bardaktan boşalırcasına üzerimize yağacaktı. Konuşsak yağmur yağacaktı yeniden. Pencereden dışarı çevirsek bakışlarımızı yağmur yağacaktı. Birimiz ayağa kalksa, bir diğerimiz gözlerini sıkı sıkıya yumsa. derin bir iç çeksek, ellerimizle yüzümüzü kapasak, geçmişe dalsak durduğumuz yerde yağmur yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım gök üzerimize yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı.
Albümlerde bekleşen fotoğraflar, apartman saçaklarına sinmiş taslar, çöp kutularının altlarına sığınmış kediler, kitap aralarına iliştirdiğimiz çiçekler, fanilaların kenarına iliştirilmiş muskalar üzerimize yağacaktı.
Hayat, aramızda kalmış utangaç bir çocuktu sanki.
Kent susmuş ve söylenecek bir çift lafın merakına dalmıştı.
Susuyorduk öylece.
Göz göze gelsek kör olacaktık. Konuşsak sözler
bitecekti Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk. Geriye dönebilecek bir adım kalsın diye. Yeniden başlayabilecek bir söz kalsın diye susuyorduk, konuşmuyorduk.
Bir konuşsak gök üzerimize yağacaktı.
Bir konuşsak kent üzerimize yağacaktı.
Gelinlik giymemiş genç kızların yüzü kararacak, ıslak asfalta oturmuş yaşlı adam bir daha kalkmayacaktı. Üzerimizde binlerce göz, odanın her yanında binlerce kulak, hepsi durmuş ve ilk sözün tedirginliğini yaşıyordu.
Henüz akşam olmadığı halde ortalığı uğursuz bir karanlık kaplamıştı. Bir sokakta yalnız başına bırakılmış gibiydik. İlk kez bunca zamandır kapı çalınmıyor, telefon çalmıyor, sokak satıcıları bağırmıyor, okuldan dönen çocukların sesi soluğu çıkmıyordu. Sessizlikten ilk defa korkuyordum.
Hayat, herkesin sustuğu bir anda kulaklarımızı yırtan bir çocuk ağlamasıydı.
Ah çocuk zamanlarım!
Çokomel kutusuyla yakalayıp, örümcek ağına attığım sineklerin çığlıkları, bilet parası bulamadığım zaman otobüse kaçak binmenin tedirgin edici aceleciliği, öğle paydoslarında bir çorbayla yenilen bir bütün ekmeğin utancı. Orda olmaktan başka, her zaman diliminde olmaya razıydım. Yaşanmış tüm korkuları, boğazıma saL rılan tüm tedirginlikleri, burnumu sızlatan tüm ağlayışlarımı yeniden yaşamaya razıydım.
Mat bir gündü.
İnsanın içine sıkıntı veren cinsten Gözlerimizi kaçırıyorduk. Mülteci kampları ekmeksiz kalıyor, hücrelerde kısık sesli ölüm öyküleri anlatılıyordu. Biz susup son sözü dilimizde saklıyorduk. Son sözü ağzımızda topluyorduk.
Konuşsak, gece üzerimize yağacaktı.
Konuşsak, kentin gözyaşlarıyla sırılsıklam olacaktık.
Konuşsak, akşamüstü koşuşturmaları kalbimizi paramparça edecekti.
Köşede üstüste yığılmış duran kitaplar, kültablasında birikmiş sigara izmaritleri, kapakları açık kalmış albümler, kanal düğmesi kopuk radyo, gözlerini üzerimizden kaçırıyordu. Odada ne varsa başka yana çeviriyordu gözlerini.
Mat bir gündü.
Aslında biz ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı. Başını yerden kaldırdın ve gök gürledi. Özenle yazılmış mektuplar, akrebi yorgun saat, duvardaki solgun poster, sararmış tül perde savruldu.
Gittin ve kent üzerime yağdı.
Gittin, kent gözlerimden boşaldı.
Gittin ve hemen ardından yağmur yağdı…

Tarık TuFaN (Kraliçenin Pireleri adlı kitabından )

Cevabını yaz

Cevap yazmak için giriş yap ya da üye ol. Eski forum kullanıcı adın ve parolanla girebilirsin.