Espiri manasinda yaklastim ama baktigimiz da bayagi uyumlu gibi ;
ne olur kim olduğunu bilsem Pinar ile Attila'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar Pinar ile Attila'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem Pinar ile Attila'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm
Bir duygu olabileceginide dusundum. Şiirlerde duygulara yagmurlukta giydirilir, eline şemsiye de verilir. Ama aslını merak ettim dogrusu.
pia'nın peşinde
can dündar
"vuslat aşkın celladıdır."
"pia"yı tanır mısınız?
pia, atilla İlhan'ın şiirinde bir meçhulün adıdır.
Şair bir şehire geldiği vakit , pia başka bir şehre gider hep...
o yüzden "ne olur, kim olduğunu bilsem pia' nın / ellerini bir tutsam, ölsem" der İlhan...
Üstada mag'da "içindeki kadınlar "ı soruyorlar; şöyle diyor:
"belki de o kadın aslında pia... o hiç olmayan kadın... aklımda
kalanlar, imkansız aşkların kadınları... yaşanmış aşklar kalmıyor.
bitiriyorsunuz karşılıklı... hatırlanan askıda kalmış aşklar..."
***
gülay göktürk de hürriyet'te ayşe arman 'a "aşk"ı, "karşındakini
tanımlamaktan, bilmezlikten kaynaklanan bir duygu" diye tanımlıyordu:
"aynı evde yaşayınca bilmeye, tanımaya başlıyorsun. aşk da uçup
gidiyor."
ne garip değil mi?
kadın ve erkek. adem ile havva'dan beridir o "yasak meyve"nin peşinde
koşup durdular. kim bilir kaç kuşaktır sabırla, özlemle, ümitle,
ölesiye, birbirine kavuşacakları, bir yastığa baş koyacakları günü
beklediler.
"aşk-ı memnu", gözünü vuslata dikti asırlarca...
bu marazi tutku, şiirlerden, masallardan koca bir külliyat doğurdu.
sonra...
gün geldi; devir değişti. "sevenleri ayıran zalimler" devrildi.
eros, tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi.
sevenler nihayet kavuştular.
ve buluştukları anda aşk, uçarken bahar kokuları saçarak rengarenk
parıldayan narin bir sabun köpüğü gibi sönüp dağıldı avuçlarında...
anlaşıldı ki vuslat, aşkın miladı değil, celladıymış.
***
yüzünü bile görmediği sevdalısı için dağlar delen ferhat, asrımızda
nihayet vuslata erince Şirin'e dönüp bakmaz, internet başından
kalkmaz oldu.
sevdalısını bir kez görebilmek uğruna yıllarca pencerede bekleyen
leyla, evleneli beri, mecnun'u kafaya takmaz, merak edip cama çıkmaz
oldu.
o zaman anlaşıldı ki, aşk güçünü kıstırılmışlığından alıyor,
karşılıksızlığından,naçarlığından besleniyor.
aşıklar yakınlaştıkça, aşk uzaklaşıyor.
nazım, "sende ben uzaklığı, sende ben imkansızlığı seviyorum" diye
yazmıştı sevdalısına... Çünkü veysel'in dediği gibi, deryaya akan bir
nehir, aslında deryaya değil, mütemadiyen ve hararetle ona doğru
çağlamaya tutkundu.
cazip olan, maksut mahalden ziyada; seyahatti bizatihi.
***
aşk bir tahayyüldür.
ebediyen müptelası olacağımız bir serap...
dokununca dağılan bir kumdan kale...
ben bu sırra ilk kez metin erksan' ın "sevmek zamanı da ermiştim.
duvarda fotoğrafını görüp vurulduğu kızın gerçeğiyle karşılaşınca
dünyası yıkılan boyacı halil, sonunda kendi tahayyülünün hakikatin
sıradanlığıyla aşınmasına izin vermemiş, kızı bırakıp sevdiği
fotoğrafla göle açılmıştı.
zor olan da budur zaten:
aşkı her daim kendinde yaşatabilmek...
bu anlamda aşk tek kişiliktir.
bizim icadımızdır. meçhule adanmışlığımız... gönüllü esaretimiz...
bir muammanın peşinde tarumar olmayı göze alışımız...
İnsanoğlu birbirine varıp birbirini tükettiğinden beridir, ancak
kafasındaki hayale tutunarak mutlu olabiliyor; her gördüğünde o
hayalli arıyor, her sevdiğini o hayal sanıyor, her hayal kırıklığının
kahredici keyfinden melankolik bir haz alıyor.
ve yeniden mecnun'a dönüyor.
bugün "aşk devri"nden kalma bir sihirli lambayı umarsızca ovalayıp
duruyorsak o yüzdendir...
belki pia ansızın çıkıp gelir diye...
can dÜndar