Q
20.12.2008Katılım
1.929Mesaj
57Tepki puanı
TBMM UĞUR MUMCU ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU
KOMİSYONUN ÇEŞİTLİ TARİHLERDE YAPTIĞI TOPLANTILARDA GÖRÜŞÜLEN KİŞİLERİN BİLGİ VE DÜŞÜNCELERİ :
1-) Komisyonun 5.2.1997 tarihli oturumunda aşağıda ifade özetleri sıralanan şahısların bilgi ve düşüncelerine başvurmuştur:
– CHP Gençlik Kolları Başkanlık Temsilcisi: Uğur Mumcu Cinayetinin katilini ve azmettirenlerin ortaya konmasını dilemiştir.
– Güldal MUMCU (Mumcu’nun eşi): Uğur Mumcu’nun Perşembe günü İstanbul’da olduğunu, akşam döndüğünü, cuma günü öğleden sonra çocuklarla alışverişe çıktığını, cuma akşamı yemeğe gittiklerini, dönerken aracın direksiyonunun çektiğini söylediğini, kenara çekerek baktığını,
eve geldiğinde evin önü kalabalık olduğundan karşı kaldırıma park ettiklerini, o geceden olay gününe kadar aracı kullanmadığını, Ocak ayı içinde Harp Akademilerine konferansa gittiği için yazım işlerinin aksadığını, cumartesi bütün gün çalıştığını, pazar günü hasta ziyaretine gideceklerini, gitmeden evin penceresini açarken komşuları Ömer Çiftçi’nin “dinamit programını izliyor musun? diye sorduktan sonra “aşağı inecek misin?” diye sorduğunu,
Uğur Mumcu’nun ineceğini belirttikten sonra içeriye gelip televizyon seyrederken “Güldal sana birşey soracağım” dediğini ve “Ömer ÇİFTÇİ’nin kendisine dışarıya çıkıp çıkmayacağının sorduğunu, sebebinin ne olabileceğini” sorduğunu kendisinden bunun sebebini anlayamadığını, bu durumun tuhaf ve garip olduğunu, geriye dönük şimdi düşündükçe bunun anlamını bulamadığını, bilahara hazırlandıklarını, kızı Özge’nin evde kaldığını, oğlu Özgür’ün daha önce çıktığını,
15’deki konser için saat 12.00’de Özgür’ün çıktığını, Özgür’ün çıkarken babasının kendisine “Cuma günü aracın direksiyonunun çektiğini lastik inikse kendisine haber vermesini” söylediğini, oğlunun bilahara kendisine aktardığını, Özgür’ün lastikleri kontrol ettiğini ve normal olduğu için babasına haber vermeden gittiğini, kendisinin hazırlandığını kızı Özge’nin evde kaldığını, Uğur’un kendisine acele etmesini söylediğini oysa saate baktığında 1.25 olduğunu,
“Daha dönüp yazı yazacağını, acele etmesi gerektiğini” söylediğini, tahmini Uğur ile aralarında (2) dakika zaman farkı ile evden çıktıklarını, onun arkasından iç ve sokak kapılarını çekerek çıktığını, sokak kapısının tam kapanmadığını, Özge’nin evde olması sebebi ile kapının tam kapanmasını sağlarken yan apartmanın yöneticisi İbrahim Bey’in arabasını yıkadığını, ona tam günaydın diyecekken bir patlama olduğunu, bunun üzerine, terettütle geri dönme kararı verip vermeme halinde bulunurken, bir patlama daha olduğunu,
yani terettütlü adım esnasında tam üç patlama olduğunu, veya duyduğunu, araçlarına bomba konma hususunu hiç düşünemediğini, trafonun patlamış olacağını düşündüğünü, patlama ile yoğun bir sis ve toz bulutunun meydana geldiğini, hiç bir şeyin görünmediğini, bilahare eve dönmekten vazgeçip yoluna devam ettiğini, kaldırıma doğru gidip olayı gördüğünü, yani arabanın halini gördüğünü ve Uğur’un bahçede su deposunun olduğu yerde yatar halde olduğunu gördüğünü,
Uğur’un gözlükleri, paltosu herşeyi üzerinde olduğunu, yüzünün isli ve kırmızı olduğunu, birilerine haber verme telaşı içinde komşu kızlarına kızının haberdar edilmeden piyano çalmaya geldiklerini söylemelerini, bu konuyu kendisinin kızına anlatacağını söylediğini, o sırada aynı apartmanda kalan DYP il başkanının yanına gelerek içeri girmesini söylediğini, içeri girmediğini 15-20 dakika oturduğunu, kimlerin gelip gittiğini gördüğünü, Ankara Emniyet Müdürünün geldiğini, birkaç soru sormak için Ömer Çiftçi’nin dairesine indiğini, o sırada Ömer Çiftçi “evde sorabilirsiniz” şeklinde davet ettiğini,
Emniyet Müdürünün kendisine “Aracı ne zaman kullandıklarını, Uğur Mumcu’nun düşmanlarının olup olmadığını, Güldal Mumcu bilahare eve girerken bir şahsın dikkatini çektiğini “bu adamı tanıyor musunuz” şeklindeki sorudan şaşırdığını, bu şahsın uzun boylu, esmer, iri yapılı olduğunu, herkesin tanımadıklarını söylediklerini. Söz konusu şahsın evin önündeki beyaz bir araca binip gittiğini, takiben eve girdiklerini, Süleyman Demirel başta olmak üzere pek çok kimsenin ziyarete geldiğini,
Bahriye Üçok’un öldürülmesinden sonra Hassas Bölgeler Koruma Müdürlününün Uğur beye gelip güvenliğin nasıl sağlanacağını, giriş çıkışların belli olmamasının saldırıyı zorlaştıracağını, külübe yapmalarının zor olduğunu, Tunus Büyükelçiliği görevlilerine araç ve evi kontrol etmeleri talimatı verileceğini, Ayrıca herhangi bir yere gitmeden 45 dakika önce haber verilmesi durumunda eskort verileceğini, Uğur’un bunu istemediğini, gönderilen eskortun ne olacağını kestiremediğini söyleyerek istemediğini,
bir kaç kez koruma istediğini bilahara vazgeçtiğini, Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü olunca Uğur’un öldürülmesi yıldönümünde evlerini ziyarete geldiğinde, dilekçelerine cevaplarında “Uğur Mumcu’nun koruma istemediğini” cevaplarının yanlış olduğu, korumanın bilgileri dahilinde verildiğini ve geri çekildiğini kendilerine söylendiğini, bunun üzerine “bu soruşturmanın bir ekip kurdurularak yürüteceklerini” söylediğini,
Tutanaklardaki tahrifat olayında Mehmet Ağar ile ayrıca görüşme talep ettiğini, konuştuklarını, tutanaklardaki tahrifatı kabul ettiğini, bu sebeple bu yolsuzlukları yapanların yakalanmasını, tuğlaların çekilmesini istediğini,
“Ağar’ın bunu yapamayacağını” söylemesi üzerine, “bu tuğlalar devrilirse kendilerininde altında kalacağını” söylediğini, bununda mümkün olmadığını, bu işin arkasında bulunanları çıkarmalarını Mehmet Ağar’dan istediğini, Ağar’ın ise”bunu yapamıyacağını” söylemesi üzerine Savcı Ülkü Coşkun’un “bu işi devlet yapmıştır” sözünü Ağar’a aktardığını, buna da “bunlar da pek sersem oluyorlar” diyerek cevap verdiğini,
Savcı Ülkü Coşkun’un kendisinin olaydan 26 gün sonra (18/02/1997) evine gelerek ifadesini aldığını ancak, Muammer Aksoy’un ölümünden sonra çalışma mekanının sanki bir sanığın mekanıymış gibi arandığını bildiklerinden avukatları M. Emin Değer kanalı ile Uğur beyin konut ve çalışma mekanlarının aranamıyacağı yazı ile bildirildiğinden Ülkü Coşkun’un kendilerine kırıldığını,
18 Şubat 1993 tarihinde Ülkü Bey’in geldiğini, aralarında otopside yapılan hatalar sebebi ile tartışma çıktığını, Ülkü Coşkun’un gerekirse azlinin talep edebileceklerini söylediğini, kendilerinin de gerekirse bunu yapacaklarını, savcı Ülkü Coşkun’a ifade de üç patlama olduğunu anlatması esnasında savcının yazıcıya yaz talimatı üzerine üç adet patlamayı iki defa ikazına rağmen zor not ettirdiğini, savcının ayrıntıların pek önemli olmadığını söylediğini,
O gün Ertürk Yöntem’in programı olduğunu hatırlatarak “soruşturması devam eden bu olayın nasıl TV programı yapılacağını” sorduğunu, savcının ise “bu konudan haberi olmadığını, müdahale edeceğini” söylediğini, oysa bunun durdurulamıyacağını savcıya söylediğini, polisin olay yeri raporunun düzensiz ve uygunsuz olduğunu, mesafe ve sabit mekanların bile yanlış yazıldığını,
çelişkili teknik rapor yazıldığını, savcı “rapor ve incelemeleri yeterli görmeme durumunda yeniden istersiniz” dediğini, savcının kendi olduğunu bunun kendisince sağlanması gerektiğini hatırlattığını, savcının yemek masasının kenarına oturarak “Güldal hanım üzerime fazla gelmeyin, bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer.” Bunun üzerine temizlikçilerinide yolladılarmı? sorusuna savcının “Evet” dediğini, ancak hatasını anlayınca “bunu basına verirseniz yalanlarım” dediğini, “siyasetçilerin bu olayla ilgilenmediğini”,
hususunu hatırlattığını, bu olaydan bir yıl sonra bir dilekçe verdiğini, savcının kendisine anlattıklarını içerenleri yazdığını, bir yıl sonra yazışmanın sebebinin bürokrasiye belge bırakmak gerektiğinden ve resmi kayıtlara bu sözlerin geçmesi gerektiğini düşündüğünü, çünkü bilahara “tam biz bu cinayeti aydınlatacaktık bize imkan tanınmadı” denmemesi maksadını güttüklerini, soruşturmanın hangi savcı gelse aynı şekilde yürüyeceğini, dilekçelerle ilgili Adalet Bakanlığı Müfettişlerinin rapor düzenlediği ancak Milli Savunma Bakanının asker olması nedeni ile önerilen cezayı uygulamadığını,
1992 yılı Özgür Gündem Gazetesinde çıkan Uğur’a yönelik yayınlar olduğunu, bir sabah Uğur Mumcu’nun kendisine “Güldal bunlar beni öldürecekler” ifadesini kullandığını, bunu sözkonusu gazetenin Yaşar Kaya ile ilgili makalesinden anladığını, “Halkın dinamiği bu işin üstesinden gelecektir” sözünden bu sonuca vardığını,
Mumcu ile Yaşar Kaya ve Behcet Cantürk arasında tartışmaların bulunduğunu, bu yayınları DGM’ye anlattıklarını, Yaşar Kaya’nın ifadesinin bile almadığını şimdi ise yurtdışına kaçtığını, patlayan bomba ile ilgili rapor gizli olduğu halde Ertürk Yöntem’in programında açıklandığını, patlama şeklinin abartıldığını, Uğur’un paramparça olduğunu söylediklerini, bu söylenenlerin tatmin edici olmadığını,
bombanın muhtemelen uzaktan kumandalı olduğunu, Uğur’un arabanın içine girmeden bombanın patladığını, vücudunun konumunun da bunu doğruladığını, labratuar amiri Muhiddin Kaya’nın kendisine uğradığını, uzaktan kumanda değil kendi raporlarında yazılı olduğu gibi olduğunu iknaya çalıştığını, oysa aksine ikna olmadığını çünkü raporda arabanın kapı kilitinin açılıp açılmadığının ele alınmadığını,
ayrıca Uğur Mumcu’nun gözlükleri gözünden düşmemiş ve sağlam halde olduğunu, buna karşılık gözlük camı kırıkları bulunduğundan bahsedildiğini, (bu olayla ilgili deneme yapılıp da böyle bir sonuç mu elde etmişlerdir?) Gözlük sapı, misina, ip parçasının mahalden bulunabileceği, bunların rapordaki savı doğrulamadığını, labarotuvar yetkilisinin televizyona açıklama yapma yetkisi olmadığı halde nasıl açıkladığını sorduğunu, kendisine İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in şifai olarak konuyu spekülasyonları kaldırmak maksadı ile açıklamasını söyleyerek yetki verdiğini, bilahere bu açıklamayı yapanında bu görevden alındığını,
bu olaydan sonra Nusret Demiral’ın kendileri ile görüşmek istediğini, “yardım etmediler” denmemesi için görüşmeyi kabul ettiğini, savcıya gitmeden saat 08.00’de kendisini arayarak “bu olayı emniyetten yapanların” Şükrü Açıkbaş ve dört kişi daha olduğunu telefonda iletildiğini, bilahere diğer dört kişiyi komisyona bildireceğini, açıklamıştır.
Avukat Mehmet Emin Değer ile birlikte Nusret Demiral’a gittiklerini, olay yerinde çekilen bant kayıtlarını izlediklerini, bu bantlarda önemli bir şey bulmadığını, savcıya Ömer Çiftçi olayını kendilerine hatırlattığını, bilgisine başvurulması gerektiğini bildirdiğini, evlerinin karşısındaki taksi durağına karşı çıktığını, buna Uğur Mumcu’nun da karşı olduğunu Doğan Taşdelen’e söylediğini,
oysa Doğan konuyu Uğur Mumcu’ya sorduğunda Uğur’un karşı çıkmadığını ifadesinin bu kişinin tavrını şüpheli hale getirdiğini, taksi durağının yapılmasına müteakip evlerinin park yerine bakan kısmının buzlu cam yaptırıldığını, bunu Ömer Çiftçi’nin yaptırdığını, bu olayları Nusret Demiral’a hatırlattığında, bilgisini alacaklarını söylediğini, bu konuyu savcıya gereğince soruşturmadıklarını söylediğini, savcı ise “yetkilerinin bulunmadığını” söylediğinde yetkilerinin diğer ülkelerden fazla olduğunu, istenirse olayı çözebileceklerini söylediğini,
O esnada yanlarına Ülkü Coşkun’un geldiğini ve “bana bu olayı aydınlatın, bu olayı açığa çıkarın diye yazı verilsin” dediğini, kendilerine savcı olduğunu söylediğini, bu olayın üstüne gidemem demeye gelen sözler söylediğini ve güvence istediğini söylediğini,
Evlerine ziyarete gelen komşuları Şevki Ozan’ın hanımının “Olay günü oğlunu dersaneye götürmek amacıyla aracını park yerinden çıkarırken önlerine hızlıca gelip Kartal marka beyaz bir otonun park ettiğini ve içinde bir kişinin bitişik apartmana gittiği hususu dikkatini çektiğini” kendisine anlattığını,
“Bu olayı devlet yapmıştır” şeklindeki dilekçeden önce Karayalçın’a ve birçoklarına anlattığını, Ülkü Coşkun’un sözlerini hatırlattığını, birçoğu savcının böyle nasıl söylediğini kendisine söylediğini, devletin içinde devlet kurallarına karşı devlet güçleri olduğunu anlattığını,
Bu düşüncelerini MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’a da anlattığını, kendisine “Teşkilatın (MİT) bu konuda dahli olmadığına teminat verdiğini” söylediğini, kendisine “emniyet teşkilatının ve yetkili kuruluşların da dahli olmadığını söyleyebilir misin?” diye sorduğunu,
Müsteşarın “Onlar için birşey söyleyemiyeceğini” söylediğini, kendisinden bilgisini sorduğunu ancak müsteşarın cevaben “o sırada biliyorsunuz bu iş İran üzerine ihale edilmek isteniyor, İran’ın üstüne gidiliyor” dediğini, bunun kanıtlarının “Sezgiler” olduğunu, buna karşı çıkınca “sadece Uğur Mumcu cinayetlerinin faili meçhul olmadığını Batman’da bir sürü faili meçhul olduğunu söylediğini,
faili meçhul olaylar var ise kendilerinin niçin olduğunu müsteşara sorduğunu, buna karşılık “kendilerinin Batman’daki tüm faili meçhulleri bildiklerini” dediğini, bu nedenle bilinenlerin faili meçhul olmadığını söylediğini, buna karşılık müsteşar’ın “Bizim görevimiz sadece rapor etmektir” dediğini,
İhbarcı Ayhan Aydın hakkında İslami Hareket Örgütüne iftiradan dava açıldığını, yalancı tanıklık değil de, iftiradan dava açıldığını, bilahere beraat ettiğini,
Olay günü anoraklı uzun kişinin kendisinin dikkatini çekmemesinin nedeninin herkes gelirken bu şahsın gittiğinden olduğunu, fulu bir eşgalinin zihninde olduğunu, uzunboylu esmer, yapılı biri olduğunu hatırlayabildiğini,
Bu olayda DGM ve Emniyet güçlerinin kendilerini taraf görmediklerini, verdikleri bilgilerin ise yeterince kovuşturulmadığını, gerekli ifadeleri alıp arkasını araştırmadıklarını, o sırada Ağar’ın koruduğunu ve kendileri ile irtibat kurması söylenen ekibin de gelmediğini, neden gelmediğinin sonradan anlaşıldığını, konuyu RP’lilerin İsrail’e ihale etmeye, belli partilerinde İran’a ihale etmeye çalıştığını ama cinayeti gerçekte kimin işlediğine kimsenin eğilmediğini,
Bu olay hakkında hukuki boyutlarda Beyhan ve Ceyhan Mumcu’nun gerekli bilgileri komisyona vereceğini, bunların bilgilendirmesinden sonra kendisinin eksik bilgileri tamamlayacağını,
Uğur Mumcu’nun birgün uçaktan inerken Fikret Ekinci’nin kendilerine komşu olduğunu söylediğini, bir daire satın aldığını anlattığını, daha sonra aldıkları duyumlarda o dairenin Oral Çelik veya yakınlarının olduğunun söylendiğini, Ömer Çiftçi’nin ise DİSK’de ya da HAK-İŞ’de işe başladığını ifade etmiştir. (Ek: )
2-) Komisyonun 05/02/1997 tarihli toplantısında aşağıda sıralanan şahısların bilgilerine başvurulmuştur:
– Berhan Gürson (Mumcu’nun kardeşi) 05/02/1997 tarihli sorulu cevaplı konuşmasında;
Olayın oluş anını Güldal’ın anlattığını, olay öncesinde Özgür Gündem’de çıkan yazıların Güldal tarafından kendisine haber verildiğini, tehdit şeklinde yorumlanacak yazıların bulunduğunu, Uğur ile yakın bir kardeş ilişkisinin olduğu, yayınlanacak makaleleri bile kendisine okuduğunu ve gösterdiğini,
Ayhan Aydın isimli tanıktan 9 ay sonra haberi olduğunu, tanığın Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde iki kişiyi teşhis ettiğini, karakoldaki ilk ifadesinde sanıkların eşgallerini hatta birinin yüzündeki yara izini dahi tespit ettiğini, kendilerinin bu tanıktan ancak 20/09/1993 tarihinde haberdar olduklarını,
Reha Muhtar’ın tanığı sanki sorguladığını, bu sebeple tanığın ne ifade ettiğinin anlaşılamadığını, Tanığı Komisyona götüreceğiz diye polisin alıp Reha Muhtar’ın programına götürüldüğü, bilahare bir gün sonra Faili Meçhul Cinayetler Komisyonuna götürüldüğü, bu olaydan sonra tanığın teşhis ettiği kişilerin yakalama, yer gösterme tutanaklarında tutanak tarihlerinin 26 Mart 1993 yerine 23 veya 24 olarak değiştirildiği,
bunu savcıya ve Adalet Bakanına ulaştırdıklarını, savcı Ülkü Coşkun’un bunu incelemek için İstanbul’a gittiğini, “tarih değişikliğinin doğru olduğunu, polislerin insani hatasından kaynaklandığı,Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü tarihte bu kişilerin gözaltında bulunduğunu, bu tanığın İslami Hareket Örgütüne iftira ettiğini, hakkında dava açılması gerektiği” şeklinde bir rapor düzenlendiğini,
bu tanık hakkında açılan davaya gittiğini, ifadelerden bir suret aldığını komisyona verebileceğini, Tanığı dinlediğinde bu konudan haberdar olduğunu ancak, tanık veya sanık mı olduğunu mahkemenin karar vermesi gerektiğini, bu tanığın hanımı ile arasının açık olduğu, karısı ile ilişkili kişi Karlı Sokaktaki durakta çalışıyor olabileceği için oraya geldiğini,
tanık durakta beklerken Uğur Mumcu’nun aracının yanına sözü edilen aracın geldiğini park ettiğini (başka yerler müsait olduğu halde) lastik değiştirme bahanesiyle üç kişinin burada araçlarından çıktığı, lastik değiştirirken Uğur Mumcu’nun arabasının altına kaçan vidayı aldığını, vidayı alırken aracın altında bir müddet beklediğini, bilahare şahısların oradan ayrıldığını,
tanığın ertesi gün yine aradığı şoförü bulmak için aynı yere geldiğini, pideciden pide aldığını, beklerken birgün önce gördüğü kişilerden beşaltı kişilik bir grubunun dolaştığını, onlardan ikisini teşhis ettiğini, birinin yüzündeki yara izini hatırladığını, şahsın kendisine dün de burada beklediğini “Hafiye mi” olduğunu sorduğunu, işsiz olduğunu iş aradığını söylediğini doğal olarak aile ilişkisini araştırdığını söylemediğini, kendisine şahsın bir telefon verdiğini bu telefonun Sivas’da bir hastane çıktığını,
Güldal Mumcu ve bu tanığın peşpeşe üç patlama olduğunu söylediğini, bu tanığa inanma sebeplerinden birinin de bu olduğunu, yine tanık “bu şahısların parkederken ve aracın altına girerken apartmanda bir yerin ışığının yandığı, daireden birisinin zaman zaman dışarı baktığını bu şahsın aracın yanındakileri görmüş olabileceğini” daireyi tarif ettiğini,
Uğur’un öldüğü günlerde yas için toplanan gençlerin toplandığı sırada gelip gidenlerden birinin “Oral Çelik’in bir yakını adına ev aldığını” belirttiğini, bunu araştırdıklarını, Ömer Çiftçi’nin bulunduğu evin, patlamanın tam karşısındaki ev olduğu, Behçet Cantürk’ün Avukatı Yusuf Ekinci’nin bu evi sattığını bildiklerini,
aynı avukatın Cantürk’ten biraz sonra öldürüldüğünü, sözkonusu dairenin sahibinin Oral Çelik olduğu, olay yeri filminde de bu konutta bir bireyin Robdöşambr giymiş olarak göründüğünü, olay yerinde ziyarete gelen tüm kişilerin fotoğrafının bulundurulmasına karşı Uğur’un gözlüklerinin sağlam olduğu halde kırık gösterilmesi, kravat iğnesi kullanmadığı halde kravat iğnesinden bahsedilmesi delil olarak sayılması ve bomba raporuna yazılmasının örnek olduğu,
Taksi durağındaki kulübenin Ömer Çiftçi tarafından buzlu cam yaptırılması sebebi ile taksicilerinde olay mahalini göremediklerini söyledikleri,
Uğur’un son günlerinde Kürt Dosyası kitabını hazırladığını, Abdullah Öcalan’ın 1972 yılında Savcı Baki Tuğ tarafından ağır şekilde cezalandırılmasının talep edildiği halde çok az bir ceza ile kayırılarak kurtarıldığını tespit ettiğini ayrıca, burs almaya devam ettiğinin 21 yaşını geçmesine rağmen bursunun devam ettiğini belirlediğini, Öcalan’ın İstanbul Hukuktan Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesine yatay geçiş yapmasında kovulduğunu ortaya çıkardığını,
bu konuları Baki Tuğ’a sorduğunu, bu konudaki belgeleri kendisine vermek için Çarşamba günü randevu almıştı, ama buna yetişemeden Pazar günü Uğur’un öldürüldüğünü, Baki Tuğ’un Uğur’a olumlu davrandığını söylemesine yanılma ihtimali ile ihtiyatlı baktığını,
Ülkü Coşkun’un yedek hakim olması sebebi ile Uğur’un dosyasının bir müddet ortada kaldığını, bilahare kendi ısrarlı müracaatları sonucunda Savcı Kemal Ayhan’a dosyanın verildiğini, dosyayı yeniden gözden geçirip kendilerini telefonla aradığını ama hiçbir gelişme kaydedilmediğini, Çetin Emeç ile bağlantılı para ile öldürülme haberlerini savcıya sorduğunu,
araştırılacağı cevabı verildiğini bilahare; savcı Kemal Ayhan’ında evinde ölü bulunduğunu, yerine Tevfik Hancılar’ın atandığını, dosyaların onun tarafından incelenmesi isteği cevabı geldiğini, dosyaların (10) klasör olduğunu, ilk tahkikatın gizli olması sebebi ile bilgi vermediklerini, işlerin yoğunluğunda yardımcı olacaklarını söylediklerini,
ama dosyaları göremediklerini, Reha Muhtar’ın TV. programı ile ilgili hiçbir işlem yapılmadığını, bu programı durduracaklarını söyledikleri halde durduramadıklarını, bu konudaki durdurma yazısının haber yayınlandıktan sonra gönderildiğini öğrendiklerini,
Herşeyin araştırıldığı söylendiği halde sonucun alınamadığını, taksi durağı ve bitişik apartmanlardakilerin bilgi ve ifadelerinin bir ay sonra alındığını, şoförlerin bir kısmının başka yerlere gittiğini, bu tür konuların Ülkü Coşkun’un müfettiş raporunda bulunduğunu,
Emniyetteki bilgilerin tamamında dosyasına girdiğinden emin olmadıklarını, Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’daki İslami Hareket davaları ile bağlantı kurulmadığını yeni savcının Hamza Keleş olduğunu, onunda dosyayı henüz incelediğini, Adalet Bakanının bu olayla ilgili bir tanıktan bahsettiğini, bununda sonucundan emin olmadıklarını, tüm istihbarat birim başkanlarının dinlenmesi gerektiğini, Taksi durağının çaycısının olayı müteakip ortalıktan kaybolduğunu, bunun araştırılmaya değer olduğunu,
Ömer Çiftçi’nin ifadesinin ve tavrının sık sık değişmesinin dikkat çekici olduğunu,
MİT’in basına vermiş olduğu yemekte Teoman Koman’ın “yakında önemli kişilere karşı terör yapılacağını, bunlardan birinin oradakilerden olabileceğini”, burada Uğur Mumcu’nun kastedilmiş olabileceğini, Mustafa Yılmaz’ın da ilgili komisyonda MİT Yetkililerince, suikastın olabileceğinin Bakanlığa, Emniyete bildirildiğini doğruladığını,
ancak bu bilgilendirme ile ilgili hiçbir işlem yapılmadığını, Emin Aslan ve Hanefi Avcı’nın dinlenmesinin faydalı olacağını, Tuncay Yılmaz, TEM eski Daire Başkanı Burhan Tansu’nun bilgilerine başvurulmasının uygun olacağının,
Uğur’un öldürüldüğü yere saat 15.00 civarında gittiğinde aracı kaldırıp götürdüklerini, aracı bükerek kapı vesair aksesuarlarının olay yeri pozisyonu incelenmeden götürüldüğünü, olay yerine geldiğinde Ankara Adliyesinden bir savcı geldiğini, bilahare Nusret Demiral gelince onların gittiğini, Uğur’unda sağ iken Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok cinayetlerini Nusret Demiral gibi savcıların çözmeyeceğini yazdığını, olay yerini itiraz ettikleri halde çalı süpürgesi ile süpürdüklerini, savcının olay çevresindekilerin ifadelerini almadığını,
Tanık Ayhan Aydın’ın teşhis ettiği, yüzü yaralı şahsın Uğur’un ölümünden 1 hafta önce çalıntı araba ile Ankara’ya geldiğini, bir takım şeyler getirdiğini, bu kişinin adının Mehmet Ali Şeker olduğunu, bunun evinde 8 kg, gösterdiği yerde ise 35 kg patlayıcı bulunduğunu, yüzünde yara olanın Ayhan Usta olduğunu,
Ayhan Aydın’ın tanık olarak ifadesinin polisce alındığını, savcının ifade almadığını, hakkında iftira etmekten dava açtığını, iftira edilenlerin mahkemeye getirilmediğini, sonunda beraat verildiğini, tanığın Reha Muhtar’ın programında karısının sevgilisini aradığını tüm Türkiye’ye söylemesi beklenemediğinden iş aradığını söylemesinin doğal olduğunu,
Uğur Mumcu’nun “telefonum devamlı dinleniyor” dediğini, fakat bugün bunu kimsenin kabul etmediği ve söylemediğini, dinlenirken Uğur için “bir daha bizim için atıp tutmayın” laflarının söylenmesinin bu hususu kanıtladığını, bombanın uzaktan kumanda ile patlatıldığı düşüncesinde olduklarını, inşa halinde olduğu için camiden veya benzeri yerlerden uzaktan kumanda olabileceğini Uğur’un baş kısmında birşey olmamasının bunu göstermekte olduğunu, otopsi raporunda “Ak saçlı mavi gözlü 50 yaşında erkek” yazıldığını, bunların önemli olmadığının söylendiğini,
Ayhan Aydın’ın tarif ettiği sanık ile Güldal’ın tarif ettiği kaçan kişinin eşgallerinin uygun düştüğünü, her ikiside civit mavisi kaşkol gördüğünü, kebapçı ile Ayhan Aydın’ın yüzleştirilmediği, dosya incelendiğinde görüleceği, her zaman bu konularda komisyona bilgi vereceğini,
ifade etmiştir.
– Ceyhan Mumcu (Mumcu’nun kardeşi) 05/02/1997 tarihli sorulu cevaplı konuşmasında (özetle);
Bu cinayetin 4 yıldır en yüksek sesle tartışıldığını, Faili Meçhul Cinayetler Komisyonunun bu dönemde gündeme gelmesi gerektiğini, bu komisyonun oluşmasına oy verenlere teşekkür ettiğini, Türkiye Barolar Birliğinde hazırladığı raporu Tevfik Diker’e verdiğini,
Tuncay Özkan’ın tanıklığına başvurulmasını, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili önemli gelişmelerin olduğu, Uğur’un ölümünden önce MİT’de basınla yapılan toplantıda MİT mensuplarının konuşmaların dinlendiğinin bilinmesinden yakındıkları, Turgut Özal’ın Uğur Mumcu’yu özel olarak takip için birim kurduğunu, Uğur Mumcu’nun müracaatı üzerine SHP-DYP döneminde bu birimin dağıtılması istendiğini,
Uğur Mumcu’nun öldürüleceği hususundaki kuşkularının 1992 Haziranından itibaren başladığını, Pera Palas’ta Behçet Cantürk’ün PKK ve Özgür Gündem gazetesine yardım imecesinde işadamlarının zorlandığını, “bu sorunun çözümünü Turgut Özal’ın gerçekleştireceğini ancak, Uğur Mumcu’nun ve benzerlerinin bu kirli savaşın çözümüne engel olduklarını” söylemelerindan kuşkulandığını,
ayrıca ekran yasağının kalkması üzerine HBB’de Hasan Mezarcı ile açık oturumda Rabıta konusunun tartışılması kendisini endişelendirdiğini, Nezih Tavlas’ın sunacağı yazılarda 1992 siyasal iktidarıyle büyük gelişmeler olduğunu, bunların Kürt Federasyonu ve ABD ile ortak Kürt Siyaseti hususlarında olduğunu, Karabağ’a askeri yardım yapılması ve Özal’ın çocuklarının malvarlığı hususlarını yazılarında işlemekte olduğunu,
Uğur Mumcu’nun İran ile ilgili tek bir yazısının bulunmadığı, sadece ABD’nin Irak sorununu çözdükten sonra İran için yeni provokasyonlar yapılacağını yazdığını, ayrıca İsrail Büyükelçisi ile Uğur Mumcu’nun görüşmesine neden olan “MOSAD örgütünün Talabani’ye 50 Milyon dolarlık yardım” ile ilgili yazısı endişe ve şüpheler içerdiğini,
Uğur Mumcu’nun ölümünden sonra; Savcı Ülkü Coşkun ile görüşmesinde Ömer Çiftçi’nin bizzat ifadesinin alınmaması, taksi durağı şoförlerinin ifadesine başvurulmaması, olay günü Ömer Çiftçi’nin araştırılmasını isteyen taksi şoförlerinin, bilahere büyük bir korku ve sinmeye uğramaları, kendileri ile görüşmekten kaçınmaları, Ülkü Coşkun’un bunu polisin gayretkeşliği olarak nitelendirdiği,
olaydan sonra 24 Mart 1993 günü Güldal Mumcu’nun evine gelen Ozan adlı bir kişinin Uğur’un evraklarını almak istemesi, bu evrakların verilmemesinin tehdit unsuru olduğunun bildirilmesi, bu kişinin kim olduğunu öğrendiğini, Ülkü Coşkun’a bunu bildirdiğini iki gün içinde bunu almaması halinde basına bunu açıklayacağını,
bu kişinin, bulunup yüzleştirildiğini, ancak tehdit, devlete hakaret olduğu halde değerlendirilmediğini, bu kişinin kim olduğunu İçişleri yetkililerinin açıklayabileceği, Güldal’ın korumasının kalktığı gün bu girişimin olduğu, verdiği telefonların bir kısmının devlet telefonları çıktığını, kendisini Turgut Özal’ın İstihbarat elemanı olduğunu iddia ettiğini, bu husunun Ülkü Coşkun, Demirel, İsmet Sezgin, Erdal İnönü’ye yansıttıklarını,
Ülkü Coşkun’a gittiklerinde “bu işi devletin isterse çözebileceğini” söylediğini, MİT Müsteşarı ile görüştüğünde Nusret Demiral’ın bu davaya bakmaması, tarafsızlığından şüphe ettiğini, Uğur’un yazılarında Özal, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok suikastlarını çözemeyişini,
İsrail diplomatına ait aracın evrak takibini müteakip patlamasını olaylarını savcının çözemediğini, süresi bittiği halde görev süresinin uzatıldığını, bu süre uzatımının MİT’den geldiğini kanıtlamak istediği için gittiğini, Savcının Mumcu cinayetini soruşturmasını istemediklerini, ancak savcının reddinin mümkün olmadığını, soruşturmayı yansız yürüteceğine inancının bulunmadığını, bunu ilk günden itibaren düşündüğünü,
“bu cinayet dış örgüt işidir çözemeyiz” tarzındaki delil toplama aşamasındaki tavrını, Nusret Demiral’ın olay yerine gelen Ankara Cumhuriyet Savcısını geri gönderdiği gibi MİT görevlilerini de görev yerinden uzaklaştırdığı, bu görevlilerinde olayı bir tutanak ile Müsteşarlığa, Müsteşarlığın da Başbakanlığa bildirdiğini,
MİT’in Nusret Demiral’ın görevini uzatma talebi olmadığını, buna karşılık teşkilatın imajında bazı tutumları ile zarar verdiğinin Başbakanlığa bildirildiğinin kendisine MİT’de ifade edildiği,
Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Nusret Demiral’ın; Emin Değer, Güldal Mumcu ve kendisini davet ettiğini, olay kasetlerini izlettiğini, bu toplantıda “Devlet isterse çözer, siz güçlü ailesiniz- Hükümette gerekli baskıyı oluşturun, gerekli mesaj ve talimat verilsin, çözümlensin ya da bu birimleri doğrudan bana bağlatın, bende söz veriyorum çözerim” şeklinde konuştuğunu, yine de DGM savcının emrini yapmayarak güvenlik gücü düşünemediklerini, bu söylenenleri Erdal İnönü”ye anlattıklarını, İnönü’nün “olur mu öyle saçma şey elbette devlet çözülmesini istiyor” cevabını verdiğini,
ancak son Ömer Lütfi Topal cinayetinde Emniyet Müdürünün Başbakan ve Cumhurbaşkanından garanti istemesi, sözleşme yapmak istemesi, muhalefet partisinin işe karışması olaylarının Nusret Demiral’ın tavrını doğruladığına inancını arttırdığını,
Ömer Çiftçi’yi 1974 yılından beri tanıdığını, taksi durağına karşı çıkmasının olağan olmadığını, bu karşı çıkmayı izah edemediğini, bağırma olayında da çelişkili tavırlar almasının şüphe uyandırdığını, TGRT’nin yayınladığı bandı izlediğini “Ömer Çiftçi’yi aklamamız için polis bize baskı yaptı” şeklinde taksi şoförlerinin ifadelerini gördüğünü, ancak bandı vermediklerini, taksi şoförlerinin bu işe karışmak istemediklerini,
çekindiklerini, Ülkü Coşkun’a konuyu aktardığını ve ve şoförlerin tehdit edildiğini bildirdiğini, önce şikayet etme tavrında olan şoförlerin vazgeçtiklerini, bu şoförleri Ömer Çiftçi’nin etkilemiş olabileceğini, polisin şoförlerden hep aynı tip ifade aldığını, bazı şoförler ayrıldığı için ifadelerinin alınmadığını, ifadelerin sanki önceden yazılıp imzalatılmış göründüğünü,
bu konunun Adalet Bakanlığı’nca Ülkü Coşkun hakkında görevi savsaklamak şeklinde nitelendirildiğini, Ömer Çiftçi’nin CHP’den politika yaptığını, son dönemde Özgür Gündem’e yakınlığı konusundaki bilgisi olmadığını,
Tanık Ayhan Aydın’ın yalancı tanık olması durumunda eğitilmiş biri olması gerektiğini, İslami Hareket dosyası sanıkları hakkında bu şahsa birinin bilgi verdiğini sandığını, eylemi bu örgüte yönlendirmek isteyen birinin bu şahsı bilgilendirmiş olabileceğini, 31 Ocak tarihindeki anlatımdan sonra hiçbirşey yapılmadığını, ancak Meclis Komisyonu (faili meçhul) tutanak tahrifatını ortaya koyunca tanığın tekrar dinlendiğini,
komisyondan önce Reha Muhtar’ın programına çıkarıldığını, dosyaların ve bilgilerin Meclis komisyonlarına DGM tarafından gönderilmediğini, oysa Uğur Mumcu Cinayetinin yargılama safhasında olmadığını, soruşturma aşamasında olduğunu, Anayasanın 138. maddesi ile alakalanacak aşamaya da gelmediğini, İstanbul DGM Savcısı Ahmet Köksal’ın tutanak tahrifatından sorumlu olduğunu, Ahmet Köksal’ın tutanak tahrifatını gözaltı süresinin yetmemesinden kaynaklandığını söylediğini,
Son Susurluk olaylarında bu cinayetin de devletten kaynaklandığını,
komisyonun tetikçiden çok azmettireni aradığını bununda devlet içinde olabileceğinden bulunmasının zor olduğunu bunlara Tuncay Özkan’ın kitabında tanık olduğunu,
Uğur Mumcu’nun son disketinin “Kürt Dosyası” kitabının metni olduğunu, Cumhuriyet gazetesine verildiğini, yayınlandığını, kitabın ancak yarısı olduğunu, tamamlanmadığını, ölümünden bir gün önce “7 gün sonra tamamlanacağını” yayınevine bildirdiğini, TRT’den Nurzan Amiran Uğur Mumcu ile program yapılmasını,
26 Ocak 1993’de program planladığı, ancak ölüm olduğundan ertelendiği, bu programın Erdal İnönü, Abdulmelik Fırat, Ahmet Türk’ün planladığı, Uğur’un bu kişilere birer dosya vermeyi planladığı, bu dosyada PKK içindeki ajanlardan, Kürt isyanlarının arkasındaki güçlü devletlerden bahsedileceğini, ateşkes ve arkasındaki federasyon formülünden bahsedildiğini;
JİTEM ve Özel Harp Dairesi ile irtibatının olmadığını, sadece Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş’e gittiğini ve Güreş’in kendisine “Halkın Meclise yürüyüp DGM Savcılarının görev yapmamalarının sorgulanmasının istenmesi”ni söylediğini, bu söylemden Genel Kurmay’ın Nusret Demiral’ın arkasında olmadığının anlaşıldığını,
Ülkü Coşkun ile davalarının olduğunu, Adalet Müfettişlerinin Görevi Savsaklama durumunu ve disiplin cezası önerildiğini,
Milli Savunma Bakanlığının soruşturulmasına izin vermediğini, Disiplin cezası uygulamasının ise gizli olması sebebi ile açıklanmadığı, Askeri İdare Mahkemesine müracaat ettiklerini ancak halen görüşüldüğünü, Ayhan Aydın’ın Komisyonca dinlenmesi halinde güvenliğinin sağlanması gerektiği, korkutulmuş, TRT tarafından teşhir edilmiş olduğunu, aleyhinde dava açılarak sindirildiğini, elçilik korumalarına Uğur Mumcu’nun korunması için hiçbir talimat verilmediğinin anlaşıldığını,
bu konunun da savsaklandığının Adalet Bakanlığı Müfettişleri raporunda vurgulandığı, Koruma Şube Müdürü’nün “Uğur Mumcu’nun hiçbir zaman korunmadığını, böyle bir isteğin bulunmadığını” korumanın zaman zaman verildiğini, alınmasının sebebsiz olduğu, delil toplamada, soruşturmada da aynı özensizliklerin bulunduğunu, her aşamada karşılarına devlet adına özensizlikler paketinin çıktığını, Uğur Mumcu ile Eşref Bitlis’in görüşlerinde paralellik olduğunu,
1992 yılının MGK Genel Sekreteri Çörekçi’nin Uğur ile bu konuda görüştüklerini, Uğur’un bunu müteakip Harp Akademilerinde konferans verdiğini, bu konferansın bandlarının bulunduğunu, Hanefi Avcı gibi tanıkların gerektiğini, Emniyet, MİT, Genel Kurmay İstihbarat ve Dışişleri Bakanlığı İstihbarat notlarının belge olarak çok önemli olduğunu, sonuca varmak için bunların önemli olduğu, olay tarihinde bu istihbarat birimlerinin başkanlarının bilgilerinin önemli olduğunu, ayrıca bu kurumlara yapılan ihbarların önemli olduğunu,
Behçet Cantürk’ün 25 bin dolar vererek Uğur Mumcu’yu öldürttüğü ihbarını Ülkü Coşkun’a ilettiklerini, yabancı basında çıkan haberlerin de değerlendirilmesi gerektiği, bazı eylemcilerin Türkiye’de Ülkücü veya İslami Hareket üyesi olduğu halde Avrupa ülkelerinde PKK’lı olarak sığınma istedikleri ve hakimleri ikna edebildiklerini, iltica ettiklerini,
Uğur’un telefonlarının mutlaka dinlendiğinin artık sabit olduğunu ve bunun “Uğur’un telefonda bir Danıştay üyesi ile Mümtaz Soysal hakkında konuşmasının Doğramacı’nın haberdar olması” örneğinden anlaşıldığını, bunu Ülkü Coşkun’a anlattığını, onunda yazı ile sorduğunu, ancak telefonların dinlenmediği cevabının verildiğini, oysa telefon dinleme emrinin bizzat Ülkü Coşkun tarafından verildiğini,
Faili Meçhul Cinayetler Komisyonunda ifade veren MİT görevlisinin kayıtlara geçmesini istemediği ifadesinde “Uğur Mumcu’nun öldürüleceğinin MİT tarafından bilindiğini” açıkladığını Mustafa Yılmaz’ın kendilerine açıkladığını, bunu dilekçe ile Ülkü Coşkun’a yazdığını, Uğur Mumcu’nun korunması ile ilgili de ciddi hataların yapıldığını, adeta cinayetin işlenmesine göz yumulduğunu, özellikle Özgür Gündem Gazetesine verdiği cevabi yazılarda hedef halinde olduğunu açıkladığını,
Soruşturmada kimlerin görev aldığını, bilahere nerelere atandıklarınında önemli olduğunu, buna, Mutlu Çelik’in görev yerinin oldukça çok değiştirilmesinin örnek olduğunu, bu kişinin çok bilgisi olduğunu, birgün Güldal hanıma açıklayacağını bildirdiğini,
Uğur’un yazılarında PKK’ya yardım ettiği, uyuşturucu işi yaptığı konusunda Behcet Cantürk hakkında yorumlar geliştirdiği, Özgür Gündemin öldürülen iki gazeteciyi öldüren silahların bilahare PKK militanlarının operasyonunda ele geçirildiğini, bununda bu gazetecilerin Abdullah Öcalan ve Behçet Cantürk’ün gazeteye hükmetmelerine karşı çıktıklarından öldürüldükleri ortaya çıktığını, Pera Palas olayı ile igili DGM Savcılarının soruşturma açmadıklarını,
sadece zamanın Başbakanının “biz bunların kim olduğunu biliyoruz, biz onlara gösteririz” dediğini, bilahere cesetlerin bulunduğunu, daha önceleri Behçet Cantürk’ün Uğur Mumcu’yu acımasızca eleştirdiği, tehdit ederek ajanlıkla suçladığı, Uğur’un Behçet Cantürk ile ilgili Torino dosyasını açıkladığı, İnterpol tarafından arandığı halde yakalanmadığını, gazetesinde Ali Fırat ismi ile Abdullah Öcalan’a yazı yazdırdığını, bu yazıları yazdığı için Batman İnsan Hakları Derneğinin Cumhuriyet gazetesinin satılmasını istediğini,
bu hususların cinayet saiki olabileceği endişesi içinde olduğunu,
Komisyonun bilgilenmesinde, belgelerin temininde “devlet sırrı” engeli çıkacağını, bu durumda da bu cinayetin devlet adına işlenmiş gibi durumla karşı karşıya kaldıkları, bu konudaki belgeleri komisyona takdim ettiğini, Mumcu’nun öldüğünde uğraştığı, yazdığı konularla, İkinci Cumhuriyet, rabıta,
Hasan Mezarcı konularının yanında sanki gizli bir elin cinayetten sonra İslamcı-laik kavgası çıksın istermişcesine planlandığını, Mumcu olayını üstlenen İslami Kurtuluş, İslami Hareket veya Akıncılar ve PKK, Lübnan’da Hizbullah, yerli basında Hüseyin Üzmez’in açıklamaları bu cinayeti üstlenmedikleri yönünde olduğunu, bunu Nusret Demiral’a anlattıklarını bu nedenle dosyanın Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmesini,
çünkü failin örgüt olduğu emaresinin bulunmadığını,
Güldal hanıma telefon eden Şükrü Açıkbaş’ın ihbarını Nusret Demiral’a ilettiklerini, ancak bu tür ihbarlar olabileceği gerekçesi ile ciddiye almadığını,
İfade etmiştir.
3-) Komisyonun 18/02/1997 tarihli toplantısında aşağıda sıralanan kişilerin verdiği bilgiler özetlenmiştir:
– Mehmet Elkatmış (Susurluk Komisyonu Başkanı) 18/02/1997 tarihli sorulu cevaplı konuşmasında;
Komisyonların özel olması sebebi ile Uğur Mumcu cinayetine girmediklerini, dinledikleri bazı kişilerin bu konularda az da olsa bilgi verdiklerini, birinin tutanağını getirdiğini, bugün dinledikleri bir kişininde ifadesinde Mumcu’nun adının geçtiği, kendine göre bir ipucu verdiğini, bundan hareket edildiği takdirde bir sonuca varılabileceğini, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili bir beyan dinlediklerini,
Abdullah Çatlı’nın 28/01/1996 tarihindeki beyanında geçtiğini, dosyayı takdim ettiğini, dinledikleri Hüseyin Oğuz isimli Jandarma Astsubayın Malatya’da Uğur Mumcu cinayetine karışan kişileri himaye edenlerle görüştüğünü ve o kişilerin kendilerine bazı şeyler söylediğini, özellikle Uğur Tonik diye bu kişiden bahsettiğini, bu kişinin eski Cumhuriyet Savcısı olduğunu, sonradan Yargıtay 8. Ceza Dairesine üye seçildiğini, emekli olduğunu, bunun dışında birşey hatırlamadığını, gazeteci Tuncay Özkan’ı dinlediklerini,
Komisyona vereceği bilgilerin işe yarayabileceğini, ifadesinde Uğur Mumcu cinayetinden bahsettiğini, işe yarar bir tanımı olduğunu belirlemesi halinde tutanağı da göndereceğini, Hüseyin Oğuz’un Jandarma Bölge Komutanlığında görevli olduğunu, MİT’in Komisyonumuza bilgi vermemesini değerlendireceklerini, bu cinayete benzer cinayetlerin devletçe yapıldığına dair emarelerin başka örneklerinin bulunduğunu ancak spesifik olaylara bunu indirgemenin henüz mümkün olmadığını,
gelen iddiaların doğruluğunun denenmemiş olduğu, yanlış da olabileceğini, Behçet Cantürk’ün Ermeni asıllı, PKK finansörü, uyuşturucu kaçakçısı olduğu söylendiğini, kendilerine çokça mektup geldiğini, bunları inceledikten sonra bulgu olursa komisyona sunacağını,
İfade etmiştir.
– Sadık Avundukluoğlu (Faili Meçhul Cinayetler Araştırma Komisyonu Başkanı) 18/02/1997 tarihli Komisyon huzurundaki sorulu cevaplı konuşmasında;
19. Dönemde Faili Meçhul Cinayetler Komisyonunda bu konuyu da incelediklerini, komisyonun kurulmasına Uğur Mumcu cinayetinin sebep olduğunu, Uğur Mumcu cinayetinde engellendiklerini, en önemli engellemenin Ankara DGM Savcısı Nusret Demiral ile Ülkü Coşkun’un oluşturduğunu, ayrıca Emniyetten ve İçişleri Bakanlığı’ndan gerekli ilgi ve desteği görmediklerini,
Uğur Mumcu cinayetini soruşturan polislerin yetersiz olduğunu, daha açıkçası bu konuda ehil elemanların bu araştırmaya verilmediğini, bu tespitlerini objektif olarak rapora yazdıklarını, bu cinayetle ilgili araştırmada mevcut yetkiler çerçevesinde ulaşılabilecek yere ulaştıklarını, bunun ötesine gitme ihtimali gözükmediğini, yetkisi olmıyan ancak resmi sıfat verilen birçok kişiye doğuda silah ruhsatı verildiğini, geçici köy korucusu belgesi verildiğini, doğuda bir başçavuşun bile istediği kişiye silah verebildiğini “bu silah taşıyabilir” belgesi verebildiğini,
bunların hiçbirinin hukuki dayanağının olmadığını raporlarına yazdıklarını, Uğur Mumcu olayında Ayhan isimli tanığı tespit ettiklerini, 24 Ocak’ta işlenen cinayetin ardından 31 Ocak’ta bu tanığın ortaya çıktığını, bu tanığın komisyona getirilmesini Emniyetten istediklerini, tanığı komisyondan bir gün önce TRT’ye götürdüklerini, bu tanığı Karlı Sokağa götürdüklerini,
uygulama yaptıklarını, Emniyete “önce TRT’ye tanığın niçin götürüldüğünü sorduklarını, “Reha Muhtar’ın bu gerçek dışı ifade veriyor, doğru söylemiyor” şeklinde tüm Türkiye’ye anons edildiğini, verilen cevapların tatmin edici olmadığını, bakana direk sorduklarını, Nahit Menteşe’nin imzası ile gelen yazınında hemen hemen aynı geçiştirilme içerikli olduğunu,
Uğur Mumcu cinayetinin Türkiye’de bir örgüt işi olmadığını, yani şu anda ismi geçen örgütlerin bu cinayetle ilgili olmadığını, bu cinayeti kendi tespitine göre gizli servislerin profesyonelce işlediklerini, bu konuda çok eğitilmiş kişilerce bu eylemin işlendiğini, eylem sonrası olanları da ancak yine bu gizli servislerin bileceği, Gizli servislerin Türkiye’de çok yoğun faaliyetlerin bulunduğunu, Dünya gizli servis örgütlerinin her yere sızdıklarını,
Tanık Ayhan Aydın’ın olayı dakikası dakikasına hatırladığını, olayı filmden anlatıyormuş gibi anlattığını, bunu araştırmak istediklerini, bu arada Ülkü Coşkun’un yalancı şahitlikten dava açtığını, yalancı tanıklıktan dava açılabilmesi için olayın gerçeğinin bilinmesi gerektiğini, şikayetçi olarak tanığın olayda gördüm dediği İslami Hareket militanlarının isimlerinin geçtiğini,
Ayhan Aydın’ın olayı görmeden veya görerek anlatmasının gündeme girmek veya başka maksatla olabileceğini, yönlendirme olabileceğini, bu eylemin İslami Hareket veya PKK tarafından işlendiği kanaatinde olmadığını, sonradan Diyarbakır’da PKK’nın buna benzer eylemlerini öğrendiğini ancak, olayın PKK’nın yaptığı eylemler niteliğinde olmadığını, örneği bulunmadığını, Nusret Demiral’ın “Araştırma Komisyonuna bilgi ve belge vermeyin” talimatı verdiğini, Ülkü Coşkun ise belgelerdeki tahrifatı bizzat İstanbul’a giderek 40 sayfalık bir rapor düzenleyerek sehven yazıldığını ortaya koyduğunu, bu kişilerin ajan olduğunu iddia etmediğini, ancak, ajan faaliyetlerinin bu kişilere ulaştığını, bu raporda bu hususun belgelerinin bulunduğunu,
Komisyonumuz da aynı ciddiyetle çalışmakta olduğu halde sonuca varamayınca siyasetçi, meclisin tartışıldığını, raporu sağ-sol gözü ile değil hukukun üstünlüğü çerçevesinde araştırıp ortaya koyduklarını, korucu, itirafçı veya başka şekilde adam öldürme olaylarının ajan faaliyeti olduğuna dair delilinin İçişleri Bakanlığı, Askeri Makamlar, Emniyet makamlarının olayı aydınlatmasını istedikleri halde görevli kişilere bir şekilde devletin ulaştığını, olayın yönünü saptırdığını,
bunun başka türlü izahını bulamadığını, MİT’in kendilerine yardımcı olduğunu, bilgi esirgediklerini sezmediğini, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili belge sorup sormadığını Uğur Mumcu ile ilgili belge sorup sormadığını hatırlamadığını ancak MİT’in kendilerine ciddi şekilde yardımcı olduğunu, daha önce bu cinayetten bilgileri olmadığını bildirdiklerini, MİT’in sahip olduğu bu tür bilgiyi anında ilgili yerlere bildirdiği kanaatinde olduğunu,
ancak sıkıntının bundan sonra başladığını, Uğur Mumcu olayının tespit edilen 908 faili meçhul olaydan çok farklı olduğunu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç olaylarından da farklı olduğunu, bu olayın ajan faaliyeti olduğunu, bu konuda MİT’de bilgi olmadığına gerçekten inandığını, bu olay ajan faaliyeti olduğu için failin tek kişi olduğunu kanaat olanak belirtebileceğini, diğer faili meçhul ve terörist faaliyetler hakkında %90 MİT’in bilgisi olduğunu ve bilgi verdiğini bildiklerini,
bunu ilgili yerlere bildirdiğini, belgeleride verdiğini, Elazığ-Bingöl karayolunda “35 erin öldürüldüğü” olayı olayın olacağının bildirildiğini, Uğur Mumcu cinayetinden önce bilgi ve belge bulunsa bunu bildirileceğine inandığını, sadece Uğur Mumcu’nun hedef olduğunun herkes tarafından bilinmekte olduğunu, bunu Uğur Mumcu’nun kendisinin de bildiğini,
MİT’in PKK, Hizbullah içinde adamlarının olduğunu, İslami Hareket Örgütü içinde de adamları bulunduğunu, Uğur Mumcu olayı ile ilgili bu örgütlerden bir sızma olmadığı kanaatine vardığını, Nusret Demiral’ın Emniyet örgütüne “bu Komisyona bilgi vermeyin” şeklinde talimat yazıldığı, tüm soruları altalta yazdığında bu eylemi; PKK, Hizbullah, İslami Hareket Örgütlerinin yapmadığı, oluş şekli ile bu olayın tek olay olduğu, benzeri cinayetin işlenmemiş olduğu, ancak bu cinayeti işleyenlerin belki PKK gibi bir örgütü veya kişiyi taşeron olarak kullanmış olabileceklerini,
O zamanın savcılarının olay yerinde inceleme yaparken hiçbir tedbir almadıklarını, binlerce resmi kişi ve vatandaşın olay yerinde birikdiğini, oysa savcının belli mesafelerde sokağı kapatması gerektiğini, delillerin süpürge ile toplanmasının adli yönden uygun olmadığı, Nusret Demiral’ın bunu neden yaptığını anlayamadığını,
Raporunu Sayın Başbakana sunmak istediğini,
ancak kendisini kalabalıkların içerisinde kabul ettiği için olayları anlatamadığını, kendisine kendi partilileri dahil hiçbir partili milletvekili yada liderlerinin yardımcı olmadığını, raporu siyasi destek olmaksızın hazırladıklarını, sadece Mumcu olayı için komisyon kurulmasının birçok soruyu akla getireceğini, zira binle ifade edilecek faili meçhul olduğunu, bu konuda ayrıca bir raporun bulunduğunu, kendi komisyonlarının ciddiye alınması durumunda Susurluk Komisyonunun olmayacağı kanaatinde olduğunu, DGM Savcısının kanunsuz iş yaptığının elimizde belgesi olduğunu bildiğini ve onunla ilgili kanaatinin kesin olduğunu,
Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarının gönderdikleri belgelerin değerlendirmelerinde bizleri başka yöne yönlendirdikleri, diğer faili meçhul cinayetlerde bu başka yöne yönlendirme bulunmadığını Uğur Mumcu’da bunun bulunduğunu, Ayhan Aydın hakkında Başbakana bazı şeyler söyleyeceğini ama buna imkan bulamadığını, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili suç duyurusu yazdıklarını Nusret Demiral ve Ülkü Coşkun hakkında suç duyurusunda bulunduklarını,
ancak hiçbir işlem yapılmadığını, Uğur Mumcu cinayeti faili meçhul cinayetler içinde en karmaşığı olduğunu, bunun çözülebilmesi için siyasal güç ve kanuni yetki gerektiğini, kanuni yetki bulunmadığına göre çözülmesinin zor olacağını, MİT, Emniyet’in yetkili kişilerinin röntgeninin çekilmesi gerektiğini, Ömer Çiftçi’nin bu olay ile ilgisi olmadığı kanaatinin oluştuğu, Uğur Mumcu’nun son 8-10 yıl içinde yaptığı araştırmaları, üzerinde durduğu konular, etkinliği, ileri sürdüğü konularda gerçeği yakalaması,
son çalışmalarında uyuşturucu, mafya, PKK hususlarını işlediği, Özal’ın varmak istediği hususlara ters düştüğü, federasyon tezine karşı çıktığını, bunun için ortadan kaldırılmak istendiğini, Uğur Mumcu ile ilgili İçişleri Bakanlığından üst düzey bir kişi görevlendirilmediği sadece komiser düzeyinde görevlendirmeler yapıldığı, bunlarında yetersiz olduğu, bu konuda uzman polis şeflerine görev verilmediği, şu anda Uğur Mumcu Komisyonunun arkasında siyasi güç, medya ve kamuoyunun bulunduğu, Reha Muhtar’ın tanığı sorgulayıp “gerçeği söylemiyorsun” dediğinden basın huzurunda beyanını aldığını,
Faili Meçhul Cinayetler Komisyonunda belgelerin titizlikle incelendiğini, Komisyondan önce birçok savcılar emniyet görevlilerinin incelendiği belgelerde tahrifatı tespit ettiklerini, bugün sayılan isimlerin pekçoğunu raporlarına yazdıklarını, ancak hukuki belgeler yeterli olmadığından sadece rapora yazdıklarını, bazı kuşku ve eksiklikleri de yazdıklarını,
Evraklar üzerinde yapılan incelemelerin bazı kişilerle görüşmeye gerek bırakmadığını, Emniyetle ilgili Genel Müdür Yardımcısı Ali Akan’dan bilgi aldıklarını, onların verdiği bilgilerden bir sonuca ulaşamayacaklarını anladıklarını, bu olayda kullanılan C4 patlayıcısının etkisi ve niteliğinin farklı olduğunu,
İfade etmiştir.
– Mustafa Yılmaz (Malatya eski Milletvekili)18/02/1997 tarihli sorulu cevaplı konuşmasında;
Uğur Mumcu’nun çok yönlü araştırmacı bir yazar olduğunu, yazdıklarınıda genelde belgeye dayandırdığını, aleyhine yazı yazdığı kişilerin ismini verdiğini, bu özelliği sebebi ile yetkili pekçok kişiyi suçladığını, hakkında pekçok dava açıldığını, birçoğundan beraat ettiğini, bu sebeble dostundan çok düşmanı olduğunu, silah kaçakçılarını, uyuşturucu kaçakçılarını, çek senet mafyası eski ülkücüleri, Abdi İpekçi’nin ölümünden sorumlu Ağca, Oral Çelik ve Çatlı’yı isimlerini ve belgelerini açıklayarak yazdığını, dolayısıyla üzerine husumet çektiğini,
radikal teokratik düşüncedeki kişilerin eylemlerini, Cemalettin Kaplan’la Almanya’da görüşüp yazı yazdığını, Görevini tam yapmaması sebebi ile MİT’i eleştirdiğini, hatta M.S.B. Ercan Vural’ın zırhlı araç alımındaki yolsuzluklarını eleştirdiğini, Özal’ın bazı düşüncelerini açıkça eleştirdiğinden düşmanlarının bulunduğunu, ölümünde pek çok varsayımlar üretildiğini, “Örneğin: Uğur Mumcu APO’nun MİT tarafından kullanıldığını yazıp ispat edecekti ki öldürüldü” denildiğini, bunun ortaya çıkmasından zarar görecek MİT’in bu eylemi yapmış olacağı ayrıca, Uğur Mumcu’nun Bulgaristan aleyhinde yazı ve belgeler derlediğini silah kaçakçılığı yapan Kintex firmasını ifşa ettiğinden öldürülmüş olabileceğini, bunun dışında Şevket Kazan’ın “bu ölüm olayını MOSSAD’ın yaptığını ve Müslümanlara yıktığını” açıkladığını,
Bu varsayımların üzerinde durulduğunu, Şevket Kazan’ın “Meclis’te Komisyon kurulurken “Uğur Mumcu olayının İsrail ajanlarınca işlendiğini” iddia ettiğini, kurulan komisyona ise bu konuda belge verilmediğini, İslami Hareket örgütünün İran bağlantılı bu olayı yapmış olacağı ihtimali üzerinde durulduğunu, bu konuda İstanbul’da yapılan operasyonlarda C4 patlayıcıları bulunduğunu, Uğur Mumcu cinayetinde aynı patlayıcılardan kullanıldığını
İstanbul TEM Şube Müdürü Reşat Altay’ın komisyona verdiği bilgiye göre C4 patlayıcılarını ilk defa İslami Hareket Örgütünde ele geçtiğini, aynı örgütün araba çalıp satma, Batman’la ve İran’la bağlantılı eylemler yaptığının belirlendiğini, AyhanAydın’ın Mumcu’nun aracının yanında lastik değiştiren şahısların bijonu Mumcu’nun aracının altına kaçırması esnasında “Mıstık arabanın altına bijon kaçtı” dediğini, üçüncü kişinin tanığı (A.Aydın) söze tuttuğunu, bu tanık ifadesine istinaden İstanbul’da ele geçen şahıslar tanığa gösterildiğinde içlerinden ikisini teşhis ettiğini, teşhis edilen bu şahısların yakalama tutanaklarının tahrifata uğradığını, tutanak tarihlerinin Uğur Mumcu’nun ölüm günü ve bir gün öncesi olarak değiştirildiği
, bu tanığı dinlemek isterken TRT kanalı ile 65 milyona yalancı olduğu ilan edildiğini, bu sebeble İslami Hareket Örgütünün bu işte parmağı varolduğunun akla geldiğini,
Bunun dışında Behçet Cantürk tarafından 25 Bin Dolar karşılığı taşeron kullanarak Mumcu’nun öldürüldüğü, söylendiğini bunların hepsinin araştırılması gerektiğini,
Başbakan tarafından Bakanlar Kurulunda görüşülüp Cumhurbaşkanına götürülen 59 kişilik liste bulunduğunu, bu listede Behçet Cantürk’ün isminin geçtiğini,
Ankara TEM Şubesinden komisyona gelen görevlilerin “iz üzerinde olduklarını, İslami Hareket Örgütünden şüphelendiklerini, Ekrem Baytap’ın yakalanması halinde olayın çözüleceğini, MİT görevlilerinin Uğur Mumcu, Aziz Nesin gibi kişilerin öldürüleceğine dair belgelerin kendilerine geldiğini bu ihbarları ilgili makamlara ulaştırdıklarını,
Uğur Mumcu ile ilgili halen araştırma ve takip yaptığını, kendisine bazı ihbarlar geldiğini, ancak, isim verilmediğini, iki ihtimal üzerinde durduğunu, ilkinin İran bağlantılı İslami Hareket Örgütü, ikincisi ise Uğur Mumcu’nun haklarında yazı yazdığı çetelerin olabileceğini, Ünal İnanç’a göre Behçet Cantürk kanalı ile İslami Hareket Örgütünce bu eylemin olabildiğini, cinayetin çok profesyonelce işlendiğini, kamuoyunun bu konudaki hassasiyeti ile basının ilgisinden yararlanması gerektiğini, bu konularda kendilerinin mektup ve telefonla tehdit edildiklerini, DGM ve birçok görevlinin sağlıklı bilgi vermediğini,
MİT’in “Uğur Mumcu’nun yazdıkları sebebi ile korunması gerektiğini yetkililerinin söylediğini, MİT’in ihbarları sadece rapor etmediğini, operasyonlar da yaptığını bildiğini, Uğur Mumcu olayında bilinen suikast bilgilerinin MİT tarafından ilgili yerlere, örgüt bazında ilgili makamlara bildirmediğini, yeterince üzerinde durulmadığını, geçen hafta “Ben Türk Gladyosuyum Avusturya adına çalışıyorum, Uğur Mumcu’yu Harrzt Goltmayer isimli kaçakçı Öldürttü” şeklinde söylendiğinin doğru olup olmadığını kestiremediğini,
4-) Komisyonun 19/02/1997 tarihli toplantısında sadece değerlendirme yapılmıştır.
5-) Komisyonun 20/02/1997 tarihli toplantısında aşağıda sıralanan kişilerin verdiği bilgiler özetlenmiştir:
-Evren Değer (Gazeteci) 20/02/1997 tarihli komisyon huzurundaki sorulu cevaplı konuşmasında;
C4 tipi patlayıcının olay sonrası hemen hemen tüm yetkililerce Çekoslovak malı olduğunun söylendiği, emniyet raporunda ise Amerikan malı olduğunun yazılı olduğunu, bu belge ve bulgunun yetkililerce nedense değerlendirilemediğini,
Mumcu’nun komşusu İbrahim Öncü’nün kesinlikle kapının kapandığını duymadığını, Güldal hanımında bunu doğruladığını, bu nedenle uzaktan kumanda ihtimali üzerinde durulduğunu Tanık Vildan Akgün’ünün de Mumcu’nun arabasına binmediğini, altı metre mesafede olduğunu, Emniyet ise vites koluna takılı pim olduğunu uzaktan kumanda bulunmadığını iddia ettiğini, elçilikte görevli polis memu
E
12.04.2008Katılım
12.600Mesaj
250Tepki puanı
http://video.google.com/videoplay?docid=-8754781363567875342&ei=sCC1SaulAcTI-AawwaCJBA&q=u%C4%9Fur+mumcu#Unutmadık, unutturmayacağız 
Bombalı saldırı sonucu, 24 Ocak 1993'te yitirdiğimiz Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu'yu, katledilişinin 17. yıldönümü olan bugün, çeşitli etkinliklerle anıyoruz.
Cumhuriyet Ankara- Mumcu’yu anma etkinlikleri, Ankara’da bugün saat 11.00’de Batıkent Uğur Mumcu Parkı’ndaki Uğur Mumcu anıtına çelenk konulmasıyla başlayacak. Saat 12.00’de sevenleri ve yakınları karanfillerle ve mumlarla, Gaziosmanpaşa semtindeki Uğur Mumcu Sokağı’ndaki evinin önünde olacak. Burada, Mumcu anısına
“Buradaydık” adlı sinevizyon gösterisi gerçekleştirilecek. Sinevizyon gösterisinin ardından da Türk halk müziği sanatçısı
Ufuk Karakoç, dinleti sunacak.
Daha sonra, saat 14.30’da Mumcu’nun Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki gömütü ziyaret edilecek. Saat 19.00’da ise Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde,
“Uğur Mumcu Sesleniyor 2009: Güdümlü Hukuk, Peşin Yargı, Siyasal Kin” başlıklı sinevizyon gösteriminin ardından, Uğur Mumcu Korosu konser verecek.
Serkan Kırmızı da perküsyon gösterisi sunacak. Aynı gün Batıkent Ahmet Taner Kışlalı Konferans Salonu’nda da
Gürsel Gökçe’nin hazırladığı
“Uğur Mumcu’nun Ardından” başlıklı fotoğraf gösterisi gerçekleştirilecek. Saat 19.45’te ise
Günel Çantak’ın hazırladığı
“Uğur Mumcu” isimli belgesel filmin gösterimi yapılacak.
Ayrıca, Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcuile evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu yitirdiğimiz, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucusu, Türk Hukuk Kurumu ve Ankara Barosu başkanlarından, Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr.
Muammer Aksoy’un ölüm yıldönümleri olan, 24-31 Ocak günleri arasında, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag) öncülüğünde, çeşitli sivil toplum örgütlerinin katılımıyla düzenlenen
“17. Adalet ve Demokrasi Haftası” da bugün başlıyor. Etkinlikte suikastlara kurban giden tüm aydınlar, söyleşiler, konserler ve tiyatro ile belgesel film gösterimleri ile anılacak. Etkinlikler çerçevesinde yarın,
Günel Cantak’ın hazırladığı, gazeteci-yazar
Abdi İpekçi anısına belgesel film gösterimi saat 13.00’te, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ayrıca, Prof. Dr.
Sedat Sever’in yöneteceği, Prof. Dr.
Cahit Kavcar, Prof. Dr.
Aydın Köksal ve Prof. Dr.
Mümin Köksal’ın konuşmacı olarak yer alacağı
“Yabancı Dille Öğretim” konulu bir açıkoturum yapılacak. Açıkoturumun ardından Ankara Cumhuriyet Okurları (CUMOK) Dönem Sözcüsü
Haluk Yalvaç’ın yöneteceği, gazeteci-yazar
Faruk Bildirici, Prof. Dr.
Yahya Kazım Zabunoğlu ve Cumhuriyet gazetesi yargı muhabiri
İlhan Taşcı’nın konuşmacı olarak yer alacağı
“Dinlenen, İzlenen, Susturulan Gazetecilik” konulu başka bir açıkoturum gerçekleştirilecek. Açıkoturumların ardından Karşı Atölye’nin hazırladığı
“Cesaret Tek Bir Sözcükle Başlar” adlı tiyatro oyunu sahnelenecek.
Suavi ve Moğollar’dan konser Etkinliklerin 3. günü olan salı, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, saat 13.00’te,
Gürsel Gökçe’nin hazırladığı
“Uğur Mumcu’nun Ardından” başlıklı fotoğraf gösterisi, başkentlilerin beğenisine sunulacak. Fotoğraf gösterisinin hemen ardından da
“Uğur Mumcu” başlıklı belgesel film gösterimi yapılacak. Aynı gün saat 15.00’te aynı yerde
Mustafa Yumurtacı, Ferruh Atbaşoğlu ve Doç.Dr.
Aynur Aydın’ın konuşmacı olarak yer alacağı
“Ormancılığımızda Yaşananlar ve Anayasal Hukuksuzluk” başlıklı söyleşi gerçekleştirilecek. Ardından da
Ülkü Günay’ın yönettiği, Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı
Emine Ülker Tarhan, eski YARSAV Başkanı
Ömer Faruk Eminağaoğlu, Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı
Şenal Sarıhan ve Dil Derneği Başkanı
Sevgi Özel’in konuşmacı olarak yer alacağı
“Hukuk Dili Değişiyor mu?” adlı açıkoturum düzenlenecek.
Üç Anadolu müzik grubu aynı gün saat 19.00’da dinleti gerçekleştirecek. 19 Ocak 2007’de uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren gazeteci
Hrant Dink anısına da Batıkent Ahmet Taner Kışlalı Konferans Salonu’nda, saat 19.30’da,
“Hrant Dink” belgeseli gösterilecek. Bir hafta sürecek etkinliklerin son günü olan 31 Ocak’ta, Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Muammer Aksoy gömütü başında anılacak. Anma töreni Aksoy’un Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki gömütü başında saat 12.30’da başlayacak. Aynı gün akşam da
Suavi ve
Moğollar, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda, saat 19.30’da, konser verecek.
Uğur Mumcu’yu özlüyoruzBombalı suikast sonucu katledilen Cumhuriyet gazetesi yazarı
Uğur Mumcu’ya olan özlem 17 yılda hiç bitmedi. Mumcu’nun sevenleri her yıl olduğu gibi bu yıl da düzenledikleri etkinliklerle
“ışığının’ sönmeyeceğini kanıtladı. Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı
Dursun Atılgan yaptığı yazılı açıklamada, Mumcu’nun yaşamı boyunca Türk Aydınlanması’nın önündeki engelleri yıkmak için çalıştığını belirtti.
İstanbul ve Ege’de yapılacak etkinliklerden bazıları şöyle:
* CHP İstanbul İl Örgütü, Harbiye’deki Uğur Mumcu Anıtı önünde anma töreni düzenleyecek.
* CHP Bahçelievler saat 14.00-16.00 arasında Şirin-evler Meydanı’nda karanfil dağıtacak.
* Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği ve ADD Sarıyer Şubesi Sarıyer Belediyesi Kültür Merkezi’nde bugün saat 14.00’de
“Kemalizm ve Uğur Mumcu” paneli yapılacak.
* Kadıköy Belediyesi’nce yarın saat 20.00’de Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinliklere Mumcu’nun gazeteci dostu
Uluç Gürkan konuşmacı olarak katılacak. Melike Demirağ da sahne alacak.
* Kartal Belediyesi’nce yapılan program bugün saat 20.00’de Uğur Mumcu Yaşam Kalitesini Yükseltme Merkezi’ndeki
Tolga Çandar konseriyle başlayacak. 30 Ocak Cumartesi günü ise Uğur Mumcu’nun aynı adlı eserinden yorumlanan
“Bir Pulsuz Dilekçe” adlı tiyatro oyunu saat 19.30’da gösterilecek.
* Maltepe Belediyesi, ADD, ÇYDD, Türkiye Gençlik Birliği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği işbirliğiyle bugün saat 13.30’da Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde
“Uğur Mumcu Aydınlığında Tam Bağımsız Türkiye” paneli yapılacak. Panele yazarımız
Ali Sirmen,
Berhan Şimşek,
Erol Bilbilik, Sunay Karaman ve
Şanal Sarıhan katılacak.
* İstanbul CUMOK’un gerçekleştirdiği
“21. Yüzyılda Adalet ve Demokrasi” konulu panel ise bugün saat 15.30’da Kartal Belediyesi Yaşam Kalitesini Yükseltme Merkezi’nde başlayacak. Etkinliğe Ali Sirmen ve İstanbul Barosu eski Başkanı
Kazım Kolcuoğlu katılacak.
4 İzmir Narlıdere Belediyesi tarafından saat 12.00’de Limanreis Mahallesi’ndeki büstü başında anılacak. Anma programına TGF ve İGC Başkanı A
tilla Sertel, Cumhuriyet gazetesi Ege Bölge Temsilcisi
Serdar Kızık, CHP Grup Başkanvekili
Kemal Anadol ve Narlıdere Belediye Başkanı
Abdül Batur katılacak.
* Bodrum Belediyesi, CUMOK, ADD, ÇYDD, CHP, DTO, CKK şubelerinin yanı sıra Muğla Barosu ve Mavi Yol Girişimi’nin düzenlediği program kapsamında saat 13.00’te Atatürk Anıtı’na çelenk konulacak. Saat 14.00’te yazarlarımız
Hikmet Çetinkaya ve
Şükran Soner’in konuşacağı
“Adalet ve Demokrasi” başlıklı panel gerçekleştirilecek.
* Balçova Belediyesi tarafından düzenlenen
“Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” paneli saat 16.00’da başlayacak.
* İzmir Ekonomi Üniversitesi’ndeki panele Cumhuriyet gazetesi Vakfı 2. Başkanı ve yazarı
Alev Coşkun, Cumhuriyet gazetesi yazarı Şair
Ataol Berhamoğlu, CHP Grup Başkenvekili
Kemal Anadol ve gazeteci yazar
Metin Uca katılacak.
* İzmir Büyükşehir Belediyesi, Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı (TOBAV) işbirliğiyle gerçekleştirilecek etkinlik, İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde saat 20.00’de başlayacak. Prof. Dr.
Murat Tuncay tarafından sahneye konan Mumcu’nun
“Bir zamanlar büyüklerimiz” eseri sunulacak. Etkinlikte Cumhuriyet gazetesi İzmir Temsilcisi Serdar Kızık, İzmir Tabip Odası Başkanı
Suat Kaptaner, İzmir Barosu Başkanı
Özdemir Sökmen ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı
Aziz Kocaoğlu konuşacak. Saat 16.00’da Tarihi Havagazı Fabrikası’nda,
“Uğur Mumcu Sesleniyor 2010” adlı sergi açılacak.
* Karşıya Belediyesi’nin ADD şubesiyle birlikte düzenlediği etkinlik, saat 18.00’de Karşıyaka Nikâh Sarayı’nda gerçekleştirilecek.
* Çiğli Belediyesi’nce saat 11.00’de Uğur Mumcu Parkı’nda tören düzenlenecek. 26 Ocak Salı günü saat 18.00’de
“Sakıncalı Piyade” oyununu sahnelenecek.
* Gaziemir Belediyesi’nce saat 12.00’de
“Niçin Öldürüldüler” adlı resim sergisi, Atatürk Kültür Merkezi’nde açılacak. Saat 13.00’teki avukat
Fikret İlkiz’in yöneteceği anma programına, Prof.
Uğur Alacakaptan, TGF-İGC Başkanı Atilla Sertel’le gazeteci yazar
Celal Başlangıç,
Yalçın Bayer,
Gönül Soyoğul ve
Erbil Tuşalp katılacak.
* Buca Belediyesi’nde 18.00’de Anadolu Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve şiir dinletisinin yer alacağı program gerçekleştirilecek.
* Bornova Belediyesi nikâh/meclis salonunda saat 19.00’da
Atilla Er, Mumcu’nun
“Sesleniş”ini okuyacak. Dil Derneği Genel Başkanı
Sevgi Özel’in
“Uğurlar Olsun” konulu söyleşisinin ardından Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Sakıncalı Piyade Okuma Tiyatrosu’nu sergileyecek.
* Bergama’da saat 13.00’te ilçe merkezindeki Atatürk Anıtı’na çelenk konulacak. saat 13.30’da da Prof.
Ergün Aybars “Uğur Mumcu ve Kemalizm” konulu konferans verecek.
Altan Öymen arkadaşını anlattı ADANA (Cumhuriyet Bürosu) - 17 yıl önce öldürülen yazarımız
Uğur Mumcu Adana’da anıldı. CUMOK’un Mumcu anısına düzenlediği konferansta konuşan
Altan Öymen,
“Uğur Mumcu’yu öldürdüler ama onun izinden giden binlerce insan var. Türkiye bu karanlıktan kurtulacaktır” dedi.
Mavi Sürmeli Oteli’nde gerçekleştirilen etkinliğe sendika, meslek odası, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcisiyle Cumhuriyet okurları katıldı. Etkinlikte Uğur Mumcu’nun yaşamını yansıtan sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi. Adana CUMOK Temsilcisi
Okan Toygar, Uğur Mumcu’nun fikirlerinin hâlâ yaşadığına dikkat çekti. Adana CUMOK’un Çukurova Aydınlanma Toplantıları kapsamında Uğur Mumcu anısına düzenlediği
“Öfkeli Yıllar” konulu konferansta konuşan eski CHP Genel Başkanı, gazeteci-yazar Altan Öymen, yakın bir arkadaşını yitirmiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını belirterek suikastın iç yüzünün hâlâ aydınlatılamadığını vurguladı. Öymen, “
Aradan geçen zamanda 11 hükümet, 7 başbakan, 14 İçişleri bakanı değişti. Yargılamada 3 kişi mahkûm edildi ama bunları kimin yönlendirdiği hâlâ belli değil. Abdi İpekçi
de katledilmişti. Onun katili kahraman gibi karşılanıyor. Mumcu yaşarken Ağca’
nın ilişkilerini sorgulamış, kitaplar yazmıştı. O da birçok aydın gibi öldürüldü. Ocak ayı kötü bir ay. Mumcu’yu öldürdüler ama onun izinden giden binlerce insan var” dedi.
Adaletini 17 yıldır arayan davaCumhuriyet gazetesi yazarı
Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden geçen 17 yıl boyunca adalete de, kıyımın ve tetikçilerin ardındaki
“asıl güce” de ulaşılamadı. Mumcu’nun aracına bomba konulmasına gözcülük ettiği belirtilen
Oğuz Demir ise 17 yıldır firari ve bulunamadı.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden 17 yıl geçti. Bu süreçte, 13 hükümet, 15 İçişleri Bakanı, 13 Adalet Bakanı değişti ancak olay tüm boyutlarıyla aydınlatılamadı. 7 yıl boyunca faili meçhul dosya olarak tozlu raflarda bekleyen Mumcu suikastı dosyası, İstanbul’da terör örgütü Hizbullah’ın İlim grubuna yönelik 17 Ocak 2000’deki operasyonda elde edilen CD ve disketlerdeki bilgiler üzerine yeniden açılabildi. Elde edilen bilgiler ışığında Mumcu suikastının faillerini yakalamak amacıyla 21 Şubat 2000 tarihinde
“UMUT” (Uğur Mumcu Uzun Takip) operasyonuna başlandı.
Prof. Dr.
Ahmet Taner Kışlalısuikastının faili olarak 14 Mayıs 2000’de Ankara’da gözaltına alınan
Necdet Yüksel’in yer göstermesi sonucu, Sincan’da çok sayıda patlayıcı ve mühimmat bulundu. Dönemin DGM Savcısı
Hamza Keleş, 11 Temmuz 2000’de, 9 kişi hakkında idam istemiyle olmak üzere 17 sanık hakkında dava açtı, 111 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi.
Mumcu’nun aracına bombayı yerleştiren
Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve
Rüştü Aytufan’ın da aralarında bulunduğu sanıklar, 14 Ağustos 2000’de yargılanmaya başlandı. Sanıklar Özmen, Yüksel ve Aytufan,
“mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp, yerine din kurallarına dayalı devlet kurmak için oluşturulan silahlı çeteye üye olup, anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs ettikleri” gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırıldı.
Dosyanın temyiz için gittiği Yargıtay 9. Ceza Dairesi, idama mahkûm edilen Yüksel ve Aytufan’ın cezasını müebbete dönüştürerek onadı, ölüm cezasına çarptırılan Özmen’in de aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını ise eksik soruşturma gerekçesiyle bozdu. DGM’lerin kapatılması üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredilen davada, Özmen, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Dosyanın temyiz için ikinci kez gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanık Özmen’in ağırlaştırılmış müebbete çarptırılması kararını onadı. Böylece Mumcu suikastı yönünden dosya kesinleşmiş oldu. Ancak dosya kapsamında Ferhan Özmen dışında da tutuklu hiç kimse kalmadı.
17 yıl süren firar Mumcu’nun aracına bomba konulmasına gözcülük ettiği belirtilen Oğuz Demir ise 17 yıldır firari ve bulunamadı. Demir’in İran’a kaçtığı yönünde belirlemeler yapıldı. Ancak bugüne değin Demir’in bu ülkede olup olmadığının kesinleştirilmesi ve iadesi konusunda adım atılmadı. Cinayetin hükümlülerinden olan ve 2005 yılında tahliye edilen
Mehmet Ali Tekin’e Küçükçekmece Kaymakamlığı’ndan 2 bin TL’lik yardım yapıldığı ortaya çıktı. Davada 12 yıl hapse mahkûm olan
Muzaffer Dağdeviren ise alacak-verecek meselesi yüzünden çıkan silahlı çatışmada öldürülmüştü.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=109640&kw=Unutmad%FDk%2C+unutturmayaca%F0%FDz