Samsung, akıllı saat ve kulaklıkların ötesine geçerek yeni nesil giyilebilir cihazlar üzerinde çalışıyor. Şirketin mobil deneyim bölümünden COO Won-joon Choi’nin açıklamalarına göre, teknoloji devi akıllı küpe, kolye ve bilezik gibi daha önce keşfedilmemiş ürün türlerini aktif olarak araştırıyor.
Samsung, akıllı küpe ve kolye modelleri ile geliyor
Geliştirilen bu cihazlar, bağımsız bir ürün yerine akıllı telefonlarla entegre şekilde çalışacak ve yapay zeka desteğiyle günlük deneyimi tamamlayan yardımcı donanımlar olarak konumlanacak. Şirketin stratejisi, giyilebilir teknolojiyi sadece taşınan değil, doğrudan vücutta takılan, kullanıcının bir parçası hâline gelen bir deneyim haline getirmek üzerine kurulu.
Choi’nin verdiği röportajda öne çıkan bu yaklaşım, Samsung’un yapay zekayı kullanıcıya sezgisel biçimde ulaştırma vizyonuyla örtüşüyor. Gözlük, küpe, yüzük ve kolye gibi objelerin teknolojiyle birleştirilmesi bu stratejinin temel parçaları arasında yer alıyor.
Bu vizyonun ilk örnekleri hâlihazırda somutlaşmış durumda. Project Haean adı verilen Android XR destekli akıllı gözlük projesi bunlardan biri. Ayrıca Project Moohan adlı bir başka XR gözlüğün de 2025 sonuna kadar duyurulması bekleniyor. Ancak Samsung’un yalnızca gözlük formundaki cihazlara değil, daha küçük ve kullanıcıya doğal gelen teknolojilere de yöneldiği görülüyor.
iPhone 17 modellerinin renk seçenekleri sızdırıldı. Seriye, daha önce görmediğimiz yenilikçi renkler eklenecek.
Rakip firmalar, akıllı telefonun yerini alabilecek bağımsız yapay zeka cihazları geliştirmeye çalışıyor. Humane AI Pin ve Rabbit R1 gibi ürünler bu yaklaşıma örnek teşkil ediyor. Samsung ise akıllı telefonun yerini almak yerine, onu daha işlevsel hâle getiren giyilebilir destek ürünleri geliştirmeyi tercih ediyor.
Uluslararası LIGO iş birliği, şimdiye kadar kaydedilen en büyük kara delik birleşmesini tespit ettiğini açıkladı. GW231123 olarak adlandırılan bu olay, 2023 yılının 23 Kasım tarihinde kaydedildi ve iki devasa kara deliğin birleşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni kara deliğin kütlesi, Güneş’in 225 katı olarak ölçüldü.
Bu büyüklükte bir birleşmenin gerçekleşmesi, mevcut yıldız evrimi modellerine göre imkânsız kabul ediliyor. Elde edilen bulgular, kara deliklerin nasıl oluştuğuna dair bilimsel yaklaşımların yeniden değerlendirilmesini gündeme taşıdı.
GW231123, bilim dünyasını şaşırttı
Gravitasyonel dalgalar, uzay-zamanda meydana gelen şiddetli olayların sonucunda ortaya çıkan, ışık hızında yayılan ve tıpkı suya atılan taşın oluşturduğu halkalar gibi yayılan bozulmalar olarak tanımlanıyor.
Ancak bazı olaylar, bu dalgaların sadece izlerini değil, doğrudan ve güçlü etkilerini de tespit edilebilir şekilde ortaya çıkarıyor. LIGO, yani Lazer Girişimölçerli Gravitasyonel Dalgalar Gözlemevi, 2015 yılında bu dalgaları ilk kez ölçmeyi başarmış ve bilim tarihinde çığır açan bir keşfe imza atmıştı.
NASA astronotu Don Pettit, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) geçirdiği yedi aylık görev sırasında çektiği etkileyici bir kareyi paylaştı.
O günden bu yana LIGO, Avrupa’daki Virgo ve Japonya’daki KAGRA gözlemevleriyle birlikte gökyüzünü düzenli olarak izliyor. Bugüne kadar yaklaşık 300 kara delik birleşmesi dahil olmak üzere pek çok kozmik sinyal tespit edildi.
Ancak GW231123, bu gözlemler arasında istisnai bir yere sahip. Bu olayda, sırasıyla Güneş’in 137 ve 103 katı büyüklüğünde iki kara delik, son derece yüksek dönüş hızlarıyla birleşerek 225 Güneş kütlesine ulaşan yeni bir süper kara delik oluşturdu.
Karşılaştırma yapmak gerekirse, 2019 yılında kaydedilen ve bugüne kadar rekoru elinde tutan GW190521 adlı birleşmede bu kütle yaklaşık 140 Güneş kütlesiydi. Sinyalin yalnızca 0.1 saniye sürmesi ve bu kadar kısa süre içinde LIGO tarafından net biçimde tespit edilebilmesi, birleşmenin son derece yoğun ve kararlı olduğunu gösteriyor.
Cardiff Üniversitesi’nden fizikçi ve LIGO üyesi Mark Hannam, mevcut yıldız evrimi modellerine göre bu tür birleşmelerin imkansız olduğunu belirterek, kara deliklerin daha önce başka birleşmelerden oluşmuş olabileceği ihtimalini değerlendirdiklerini söyledi.
LIGO’nun diğer üyelerinden University of Portsmouth’tan fizikçi Charlie Hoy ise birleşmeye katılan kara deliklerin Einstein’ın genel görelilik kuramının öngördüğü maksimum dönme hızına çok yakın hızlarla döndüğünü ifade etti. Bu durumun, elde edilen sinyalin modellenmesini ve yorumlanmasını son derece karmaşık hale getirdiğini, ancak aynı zamanda kuramsal fizik araçlarını geliştirmek için büyük bir fırsat sunduğunu vurguladı.
Bilim insanları GW231123 ile ilgili verileri önümüzdeki hafta İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek Genel Görelilik ve Kütleçekim Dalgaları Konferansı’nda (GR24 ve Amaldi16) sunacak. Bu sunumun ardından veriler kamuya açık hale getirilecek ve olayın detayları bilim camiası tarafından detaylı biçimde incelenmeye başlanacak.
University of Birmingham’dan fizikçi Gregorio Carullo, sinyalin karmaşık yapısının çözülmesinin yıllar alabileceğini belirtti. Sinyalin temelinde kara delik birleşmesi olduğu düşünülse de, daha karmaşık kozmik senaryoların bu olağan dışı özellikleri açıklamada önemli rol oynayabileceği değerlendiriliyor.
Gravitasyonel dalgalar, ışığa ihtiyaç duymadan kozmik olayların gözlemlenmesini sağlayan nadir yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu özelliği sayesinde kara deliklerin, kadim yıldızların ve hatta karanlık maddenin anlaşılmasında eşsiz bir gözlem aracı.
Teamgroup, veri güvenliğinin kritik olduğu askeri ve endüstriyel senaryolar için geliştirdiği yeni nesil P250Q Self-Destruct SSD’yi resmen tanıttı. Cihaz, tek tuşla devreye giren ve fiziksel olarak geri döndürülemez veri silme mekanizmasıyla dikkat çekiyor.
Donanım düzeyinde devreye alınan özel yok etme devresi, verileri doğrudan Flash IC üzerinden siliyor. Üstelik beklenmedik bir güç kesintisi durumunda otomatik devam özelliğiyle, işlem kaldığı yerden kesintisiz olarak sürdürülüyor.
Güç kesilse bile veri silme işlemi durmuyor
Sabit diskin en çarpıcı özelliği, veri yok etme sürecinin yalnızca yazılımla değil, doğrudan fiziksel bellek hücrelerini hedefleyen donanımsal müdahaleyle gerçekleştirilmesi. Teamgroup, bu yöntemin, özellikle yüksek gizlilik seviyesine sahip verilerin bulunduğu askeri ya da istihbarat sistemlerinde kritik rol oynayabileceğini belirtiyor.
Sürücü, donanımsal yok etme mekanizmasına ek olarak, AES-256 seviyesinde şifreleme desteğiyle verilerin depolama esnasında da korunmasını sağlıyor. P250Q SSD, 256GB ile 2TB arasında değişen kapasite seçenekleri sunuyor. PCIe Gen4x4 arayüzü üzerinden çalışan cihaz, NVMe 1.4 standardını destekliyor.
Meta, insan benzeri sesler üreten yapay zeka girişimi Play AI’ı satın aldı ve önümüzdeki hafta itibarıyla bünyesine katıyor.
Maksimum 7.000 MB/s okuma ve 5.500 MB/s yazma hızlarına ulaşabilen disk, yüksek performanslı sistemler için de uygun bir seçenek sunuyor. Ürün ayrıca S.M.A.R.T. sağlık izleme desteğiyle, sürücünün ömrü boyunca güvenilirliğini artırmaya yönelik donanımlar içeriyor.
P250Q’nun kullanım senaryoları ise tartışmalı. Cihazın üzerinde fiziksel bir tetikleyici ve LED gösterge sistemi bulunuyor. Ancak taşınabilir ortamlarda cihazın fiziksel olarak yanınızda bulunması, bazı durumlarda dikkat çekici olabilir.
Özellikle sınır geçişleri veya hassas güvenlik kontrollerinde, böyle bir cihazın varlığı ters etki yaratabilir. Bu tür kullanım zorlukları, geçmişte benzer teknoloji geliştirmeye çalışan Ovrdrive gibi firmaların seri üretim sürecinden vazgeçmesine neden olmuştu.
Teamgroup’un yeni SSD’si, pratik olarak yalnızca belirli güvenlik prosedürleriyle yönetilen kurumlara hitap ediyor. Yüksek güvenlikli veri saklama gereksinimi duyan savunma, hükümet ya da araştırma kuruluşları için etkili bir çözüm sunarken, genel kullanıcı kitlesi için fazla niş bir ürün olarak kalabilir. Yine de veri bütünlüğü, ani imha gereksinimi ve donanımsal şifreleme gibi güvenlik katmanlarının aynı üründe birleştirilmiş olması P250Q’yu teknik açıdan dikkat çekici bir model haline getiriyor.
Apple, sadece amiral gemisi modellerini değil, bütçe dostu alternatiflerini de kullanıcılara sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda en son şubat ayında iPhone 16e modeli tanıtıldı. Görünüşe göre marka çok yakında iPhone 17e’yi piyasaya sürecek. Peki, akıllı telefondan neler bekliyoruz? Neler sunabilir? İşte ayrıntılar!
iPhone 17e modelinden neler bekliyoruz?
Bloomberg tarafından paylaşılan yeni bir rapor, iPhone 16e’nin ardından önümüzdeki yılın ilk aylarında iPhone 17e’nin piyasaya sürüleceğini öne sürüyor. iPhone 17e’nin en dikkat çekici yeniliği olarak A19 işlemcisi gösteriliyor. Bu yonga seti, iPhone 16e’deki A18’in yerini alacak. Bu da akıllı telefonun Apple Intelligence özelliklerini daha iyi bir şekilde çalıştıracağı şeklinde yorumlanabilir.
iPhone 17e’nin tasarımı konusunda en azından şimdilik değişiklik beklenmiyor. Mevcut iPhone 16e ile aynı yapıya sahip olması muhtemel. Bu da tek bir 48 MP kamera, Face ID destekli çentikli ekran ve Dynamic Island özelliğinin yer almaması anlamına geliyor.
Bazı kaynaklar, Apple’ın geliştirdiği C2 modem çipinin bu modelde yer alabileceğini belirtse de bu modemin ilk olarak iPhone 18 serisinde kullanılması bekleniyor. Dolayısıyla iPhone 17e için bu donanım hazır olmayabilir.
Kullanıcılara fikir vermesi açısından iPhone 16e modelinin teknik özellikleri şu şekilde;
Özellik
iPhone 16e
Ekran
6.1 inç OLED
Yenileme Hızı
60Hz
Kimlik Doğrulama
Face ID
İşlemci
Apple A18
Ana Kamera
48 Megapiksel
Ön Kamera
12 Megapiksel
Suya ve Toza Dayanıklılık
IP68
Bağlantı
Wi-Fi 6, Bluetooth 5.3, C1 modemli 5G
5G Modem
C1 5G Modem
Gövde
Alüminyum Çerçeve
Action Button
Var
RAM
8GB LPDDR5X
Yapay Zeka
Apple Intelligence
Bağlantı Girişi
USB-C
Batarya
3,279 mAh (Henüz doğrulanmadı)
Boyutlar
146.7 x 71.5 x 7.8 mm
Ağırlık
167g
Depolama Seçenekleri
128GB / 256GB / 512GB
Kablosuz Şarj
Qi2
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce iPhoen 17e modeli beklentileri karşılayacak mı? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!
Nvidia, bu hafta 4 trilyon dolarlık piyasa değerine ulaşarak tarihte bir ilki gerçekleştirdi. Bu rakam tek başına Birleşik Krallık ya da Almanya’nın toplam ekonomik büyüklüğünden daha yüksek. Ancak Nvidia CEO’su Jensen Huang’a göre bu sadece finansal bir başarı değil. Huang, şirketin üretimini yaptığı grafik işlemcilerin (GPU) yalnızca yazılımı değil insan yaşamının tamamını yeniden yapılandıracak bir sürecin merkezinde yer aldığını söyledi.
Nvidia rekor gelire ulaştı!
Huang, CNN ile yaptığı röportajda, Nvidia’nın geliştirdiği çiplerin yapay zekaya güç verdiğini ve bu dönüşümün tüm sektörleri etkileyeceğini belirtti. ChatGPT gibi sistemlerden Google ve Microsoft’un büyük ölçekli modellerine kadar her büyük yapay zekâ uygulamasının Nvidia donanımlarıyla çalıştığını aktardı. Bu teknolojilerin yalnızca beyaz yaka değil tüm iş gücünü kapsayacak şekilde dönüşüme yol açacağını ifade etti.
“Yapay zeka herkesin işini etkileyecek. Bazı işler kaybolacak, bazıları yeniden doğacak” diyen Huang, üretkenlikteki artışın toplum genelinde refahı yükseltebileceğini ancak bu sürecin sancısız olmayacağını söyledi.
Kuantum bilişimde yaşanacak ilerlemelerin şifreleme yöntemlerini geçersiz hale getireceği uyarıları yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.
Dünya Ekonomik Forumu’nun bir araştırmasına göre şirketlerin %41’i 2030 yılına kadar yapay zeka nedeniyle çalışan sayısını azaltmayı planlıyor. Huang, Nvidia içinde de yapay zekanın kullanılmasının yalnızca teşvik edilen değil, zorunlu kılınan bir uygulama haline geldiğini belirtti.
Yapay zekanın üretim kabiliyetini artıracağına inanan Huang, ABD’nin yeniden sanayileşmesi gerektiğini savundu. Üretim kültürünün sadece ekonomik büyüme için değil, toplumsal istikrar açısından da kritik olduğuna dikkat çekti.
Bu açıklamalar ABD Başkanı Donald Trump döneminde başlatılan ve yerli üretimi ön plana çıkaran “Made in America” politikalarıyla örtüşüyor. Huang, yurt içi üretimin ulusal güvenliği güçlendireceğini, yabancı tedarikçilere olan bağımlılığı azaltacağını ve yüksek ücretli iş imkanlarını daha geniş kitlelere açabileceğini söyledi.
Huang ayrıca yapay zekanın tıpta devrim yaratacağını iddia etti. Proteinler, kimyasallar ve genetik yapılar üzerinde eğitilen modellerin, yeni ilaçların geliştirilmesini hızlandırabileceğini ve nihayetinde tüm hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğini söyledi. Araştırma laboratuvarlarında sanal yardımcı bilim insanlarının yakın gelecekte yaygınlaşacağını öne sürdü.
Fiziksel robotlara dair gelişmelerin de yakında görünür hale geleceğini aktaran Huang, “görme-dil-eylem” modeliyle çalışan robotların beş yıl içinde günlük hayatın bir parçası haline gelebileceğini belirtti. Bu robotlar, çevreyi görebilecek, verilen talimatları anlayabilecek ve fiziksel hareketler gerçekleştirebilecek.
Ancak tüm bu gelişmelerin yanında Huang, yapay zeka kaynaklı zararların kaçınılmaz olduğunu da kabul etti. Elon Musk’ın Grok adlı sohbet botunun antisemitik içerik yayması gibi olaylara atıfta bulunan Huang, “Bazı zararlar olacak” dedi. Yine de gelişen denetim araçları sayesinde yapay zeka sistemlerinin kendi hatalarını denetleyebildiğini ve bu sürecin her geçen gün daha da geliştiğini ifade etti.
AMD’nin AFMF teknolojisine doğrudan bir rakip olarak konumlanan Nvidia Smooth Motion, işlenen iki kare arasına yapay bir kare ekleyerek çalışması ile dikkat çekmişti. Bu sayede, oyunun kendisinde bir değişiklik yapmaya gerek kalmadan, algılanan kare hızı etkili bir şekilde iki katına çıkıyor. Bu durum, teknolojinin DLSS Kare Oluşturma (Frame Generation) özelliğini desteklemeyen binlerce oyunda bile kullanılabileceği anlamına geliyordu. Ancak bu özellik RTX 50 serisine özeldi. Şimdi ise Nvidia RTX 40 serisine Smooth Motion özelliğinin geleceği ortaya çıktı.
Nvidia RTX 40 Smooth Motion özelliğine kavuşuyor
Şu an için resmi olarak NVIDIA App uygulamasına entegre edilmemiş olan bu özellik, geliştiriciler tarafından denenebiliyor. Guru3D forumlarından bir kullanıcının keşfine göre, NVIDIA Profile Inspector aracı kullanılarak en son önizleme sürücülerinde (sürüm 590.26) Smooth Motion manuel olarak aktif edilebiliyor. Oyuncular bu işlemi yaptıktan sonra World of Warcraft oyununda FPS değerinin 82’den 164’e fırladığını, yani tek bir ayarla performansın ikiye katlandığını rapor ediyor.
Ancak NVIDIA’nın bu hamlesini denemek isteyen oyuncuların dikkatli olması gerekiyor. Sürücü henüz önizleme aşamasında olduğu için kararsızlıklar ve hatalar rapor ediliyor. Uzmanlar, genel kullanıma sunulacak kararlı sürümün beklenmesini tavsiye ediyor.
Ayrıca, FPS artışının görsel kalitede birebir bir artış anlamına gelmediğini unutmamak gerek. Smooth Motion, DLSS gibi gelişmiş bir yeniden yapılandırma tekniği kullanmadığı için zaman zaman küçük görsel hatalara neden olabilir.
RTX 5090 ROG Astral Real Gold Edition görücüye çıktı. Ekran kartı, yüksek fiyatı ile oldukça dikkat çekiyor.
Bu teknoloji, özellikle DLSS desteği olmayan eski oyunlarda veya işlemcinin ekran kartını limitlediği (CPU-bound) senaryolarda maksimum kare hızını hedefleyenler için ideal bir çözüm sunuyor.
Bakalım henüz beta aşamasında olan bu özellik resmi olarak ne zaman gelecek?
Kuantum bilişimde yaşanacak ilerlemelerin mevcut şifreleme yöntemlerini geçersiz hale getireceği yönündeki uyarılar sektör liderleri tarafından daha yüksek sesle dile getirilmeye başladı. Aptiv’in Başkan Yardımcısı ve Güvenlik Sorumlusu Brian Witten, “Yedi ila on yıl uzak gibi görünebilir, ancak kuantum tehditlerine hazırlık, bu tehditler ortaya çıktıktan sonra değil, şimdi başlamalı” diyerek şirketlerin harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.
Siber güvenlikte dönüşüm vakti!
Kritik sektörlerde yer alan kurumların uzun vadeli güvenlik planlamaları yapması gerektiği belirtiliyor. Özellikle sağlık, finans ve kamu gibi uzun ömürlü ve hassas verilerle çalışan sektörlerde, kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme sistemlerini kırması halinde büyük güvenlik açıkları ortaya çıkabileceği ifade ediliyor. Cigent kurucu ortağı John Benkert’e göre, halihazırda kullanılan RSA ve ECC (eliptik eğri şifreleme) gibi algoritmalar, kuantum bilgisayarların olgunlaşmasıyla birlikte işlevsiz kalacak.
Bu sürecin yalnızca bilgi teknolojisi altyapısına sahip kuruluşlar için değil, aynı zamanda yazılım tanımlı sistemler geliştiren tüm organizasyonlar için geçerli olduğu belirtiliyor. Kuantuma dirençli şifreleme sistemlerine (Post-Quantum Cryptography – PQC) geçişin karmaşık ama geciktirilmemesi gereken bir süreç olduğu vurgulanıyor.
Geç kalınması halinde, kuantum bilgisayarlar devreye girdiğinde mevcut sistemlerin bütünlüğünün korunmasının artık mümkün olmayacağı belirtiliyor. Witten, şirketlerin öncelikle sistemlerinde hangi alanların değişime ihtiyaç duyduğunu tespit ederek bir envanter hazırlaması gerektiğini söylüyor.
Bu geçişin pahalı donanımlar yerine daha yeni nesil işlemciler ve algoritmalarla yapılabileceği ifade ediliyor. Ayrıca şirketlerin tedarikçilerinden PQC güncelleme planı sunmalarını istemesi gerektiği vurgulanıyor.
Kuantuma karşı dayanıklı altyapılara geçerken sadece algoritmalar değil, yazılımların da yeniden yapılandırılması gerektiği belirtiliyor. Donanım yazılımlarında (firmware) kuantum güvenli dijital imzaların kullanılması, özellikle kimlik doğrulama süreçlerinde büyük önem taşıyor.
Witten, “Kimlik doğrulama bozulduğunda kötü senaryolar yaşanabilir. Örneğin, bir araca uzaktan erişim sağlanabilir ya da çevrim dışı bile olsa gelecekte çalışmak üzere kötü amaçlı yazılım gönderilebilir” diyor.
Post-kuantum şifreleme anahtarlarının daha büyük boyutlara sahip olması da dikkate alınması gereken bir diğer teknik gereklilik olarak öne çıkıyor. Dijital olarak imzalanmış mesajların güvenlik bilgileriyle birlikte veri boyutlarının üç katına kadar çıkabileceği ve bunun da hem depolama hem de bant genişliği üzerinde baskı yaratabileceği ifade ediliyor.
Meta, insan benzeri sesler üreten yapay zeka girişimi Play AI’ı satın aldı. İddiaya göre de satın alma sonrası Play AI’ın tüm ekibi önümüzdeki hafta itibarıyla Meta bünyesine katılıyor. Şirket içi bir bilgilendirme notunda bu birleşmenin Meta’nın yapay zeka odaklı yol haritasıyla “birebir uyumlu” olduğu ifade edildi.
Meta, insan sesi üreten yapay zeka Play AI’ı satın aldı
Paylaşılan bilgilere göre Meta, Play AI’ın doğal ses üretme konusundaki uzmanlığını, kendi ürün portföyündeki yapay zeka karakterleri, Meta AI, giyilebilir cihazlar ve sesli içerik üretimi gibi alanlarda doğrudan değerlendirmeye hazırlanıyor. Play AI’ın sunduğu ses üretim platformunun erişilebilirliği ve kullanıcı dostu yapısı, Meta’nın bu alandaki hedeflerine doğrudan katkı sağlayacak şekilde konumlanıyor.
Satın almanın finansal detayları kamuya açıklanmadı. Ancak Bloomberg, iki şirketin bir süredir görüşme halinde olduğunu ve anlaşmanın beklendiğini daha önce bildirmişti. Meta, son dönemde yapay zeka alanında yoğun yatırımlar yapıyor.
Fransa’da savcılık makamı, Elon Musk’ın sahibi olduğu sosyal medya platformu X hakkında resmi bir ceza soruşturması başlattı.
Şirket, OpenAI’dan agresif şekilde mühendis transferi yaparken, yakın zamanda Scale AI ile yapılan anlaşma kapsamında şirketin CEO’su Alexandr Wang’i da kadrosuna kattı. Wang, Meta’da “süper zeka” alanına odaklanan yeni bir birimi yönetecek.
Play AI, yapay ses teknolojilerinde gerçekçiliği artırma hedefiyle öne çıkmış ve geliştirdiği ses üretim altyapısıyla kullanıcıların minimum teknik bilgiyle yüksek kaliteli sesler oluşturmasına olanak tanıyan çözümler geliştirmişti. Bu teknoloji, Meta’nın sohbet robotları, dijital karakterleri ve sesli medya içeriği stratejilerinde kilit rol oynayacak.
Karbon dengeleme projeleri, kuruluşların doğrudan kendi emisyonlarını azaltmak yerine, başka yerlerde düşük maliyetli karbon azaltımı sağlayan projeleri finanse ederek “denge” sağlaması fikrine dayanıyor. Ancak yapılan detaylı analizler bu projelerin çoğunun iklim faydalarını büyük ölçüde abarttığını ortaya koyuyor.
Orman koruma, yenilenebilir enerji ve pirinç tarımında metan salımını azaltmaya yönelik projeler gibi başlıklar altında sunulan birçok karbon dengeleme girişimi, vaat edilen emisyon azaltımını gerçekte sağlamıyor. Bugüne kadar piyasaya sürülen karbon kredilerinin %80’inden fazlasının gerçek bir emisyon azaltımını temsil etmediği değerlendiriliyor.
Karbon dengeleme sistemlerinde denetçiler güven vermiyor
Bu durum, karbon kredisi satın almayı düşünen kuruluşlarda güvensizlik yaratırken, karbon piyasalarında duraksamaya yol açıyor. Sorunun çözümü olarak üçüncü taraf denetim mekanizmaları ön plana çıkarılıyor.
Ancak yapılan araştırmalar, denetçilerin bu rolü güvenilir biçimde üstlenemediğini gösteriyor. Denetçilerin seçim ve ödeme süreçlerinin denetlenen kurumlar tarafından yürütülmesi, denetim raporlarının tarafsızlığına gölge düşürüyor.
Katar'da dünyanın en büyük 3D baskı yapısı inşa edilmeye başladı. Dev projenin, 2025 sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.
Hindistan’da yapılan bir saha deneyi, bu durumu somut biçimde ortaya koyuyor. Denetçilerin merkezi bir fondan bağımsız şekilde atandığı sistemde hava ve su kirliliği seviyeleri, firmalar tarafından seçilen ve ödemesi yapılan denetçilere kıyasla %50 ila %70 oranında daha yüksek raporlandı.
Bu fark denetim sistemine yerleşmiş öz çıkar yanlılığıyla açıklanıyor. Bu tür bilişsel önyargılar, özellikle belirsizliğin yüksek olduğu, yorum gerektiren alanlarda daha belirgin hale geliyor. Karbon dengeleme projeleri, bu koşulların tamamını içeriyor.
Yüzeyde denetlenen projeler, gerçek iklim etkisini yansıtmıyor
Denetçilerin sistematik olarak kredilerin gerçek iklim katkısını olduğundan fazla gösterdiği örnekler yaygın. Tüm dengeleme projelerinin zaten bir denetim sürecinden geçmesi zorunlu olmasına rağmen, bu sistemin kredilerin fazladan yazılmasını engellemediği görülüyor. Örneğin, orman yangını riski açıkça gözlemlenebilen bir bölgede, denetçinin projeye sıfır yangın riski verdiği raporlar bulunuyor.
Bu tür örnekler istisnai değil. 2024 sonunda Verra adlı gönüllü karbon piyasasının kayıtlarında bulunan 95 projeyi inceleyen bir rapor, 33 denetçi firmadan 21’inin bu projelerin en az birinde görev aldığını ve aşırı kredi yazımı yapılan denetimlerin parçası olduğunu ortaya koydu.
Sorunun kökeninde, sistemin tüm aktörlerinin şişirilmiş karbon kredilerinden çıkar sağlaması yatıyor. Proje geliştiricileri daha fazla kredi elde etmeyi isterken, piyasada kredi ihraç ederek gelir sağlayan kayıt kuruluşları da denetçilerin yeterli titizlik göstermesini teşvik etmiyor.
Denetçiler ise, proje geliştiricilerinin taleplerine daha kolay onay veren rakiplerine karşı avantaj sağlamak için sistemin yapısal zayıflıklarına uyum sağlıyor. Bu döngü, sistemin kendi içinde dengeleyici mekanizmalar üretmesini zorlaştırıyor.
Bazı kayıt kuruluşları, denetçilerin hesap verebilirliğini artırmak için yeni adımlar attığını açıklasa da, denetim sürecinin temelinde yatan çıkar çatışması değişmeden devam ediyor. Bağımsız kalmak isteyen bir denetçinin, bilimsel olarak gerekli olan yüksek oranlı reddetme seviyelerini koruması durumunda sektörde kalabilmesi zorlaşıyor.
Mevcut karbon piyasasında denetçilere duyulan güven, gerçek iklim etkisi sağlama konusunda yetersiz kalıyor. Karbon nötr hedeflere ulaşmak için alınan politik kararların dünyamız üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, denetim yapısındaki bu yapısal zaafların göz ardı edilmeden yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Auditing sistemi, bugünkü haliyle karbon kredilerinin güvenilirliğini garanti edecek bir mekanizma olarak işlev göstermiyor.
Apple’ın tedarik zincirindeki en kritik üretim ortaklarından biri olan Foxconn, iPhone 17 parçalarının Çin’den Hindistan’a sevkiyatına başladı. Haziran ayı itibarıyla başlayan bu lojistik hareketlilik, cihazın eylül ayında yapılması beklenen lansmanı öncesinde üretim sürecinde kritik bir dönüm noktasına ulaşıldığını gösteriyor.
Hindistan’da deneme üretimi başladı! Lansman Eylül 2025’te
The Economic Times tarafından incelenen gümrük verilerine göre, Foxconn’un Hindistan’daki tesislerine ekran panelleri, ön camlar, mekanik gövdeler ve entegre arka kamera modülleri gibi temel bileşenlerin sevkiyatları gerçekleşti. Bu parçalar, Foxconn’un Çin’den Hindistan’a yaptığı toplam ithalatın yaklaşık %10’unu oluşturuyor. Kalan kısım ise iPhone 14 ve iPhone 16 gibi önceki modellerin üretimi için kullanılıyor.
Sektör uzmanları, gelen parçaların miktarının deneme üretiminin ilk aşamalarına işaret ettiğini belirtiyor. Seri üretimin ise ağustos ayında başlaması planlanıyor. Böylece eylül ayındaki lansman tarihine yetişecek şekilde tedarik hattı hazır hale geliyor.
Fransa’da savcılık makamı, Elon Musk’ın sahibi olduğu sosyal medya platformu X hakkında resmi bir ceza soruşturması başlattı.
Apple, daha önce yalnızca Çin’de yürütülen Yeni Ürün Tanıtımı (NPI) sürecine Hindistan’ı da dahil etmişti. iPhone 16 ve iPhone 16 Plus için 2024’te bu sürece entegre edilen Hindistan, böylece yeni model üretimine Çin’le neredeyse eş zamanlı başlamıştı. iPhone 14 döneminde Hindistan’daki üretim, Çin’deki başlangıçtan altı hafta sonra başlamıştı. Bu fark, yeni üretim planlarında kapatılıyor.
iPhone 17 için Apple, Çin ve Hindistan’da aynı gün üretim başlangıcını hedefliyor. DigiTimes tarafından aktarılan bilgilere göre, Apple tedarik zincirini çeşitlendirmek amacıyla Hindistan’daki üretim kapasitesini genişletmeyi sürdürüyor. Bu genişleme, Hindistan hükümetinin Üretim Bağlantılı Teşvik (PLI) programı kapsamında Foxconn ile koordineli olarak yürütülüyor.
Ancak üretim süreci bazı zorluklarla karşı karşıya kaldı. Foxconn’un Hindistan’daki tesislerinden çok sayıda Çinli mühendisin son dönemde ayrıldığı bildirildi. Bu mühendisler; fabrika tasarımı, hassas parça işleme ve çalışan eğitimi gibi süreçlerin yürütülmesinde hayati rol üstleniyor.
The Economic Times’a konuşan bir yönetici, iPhone 17 üretiminin birçok küçük parçanın mikron düzeyinde hassasiyetle montajını gerektirdiğini ve bu alanda uzman Çinli mühendislerin yokluğunun kalite kontrolleri üzerinde risk oluşturabileceğini ifade etti.
Tüm bu gelişmelere rağmen Hindistan hükümeti üretim planının aksamayacağı görüşünde. Press Trust of India (PTI) kaynaklarına göre, Çinli personelin ülkesine dönmesi iPhone 17 üretim sürecini olumsuz etkilemeyecek. Aynı kaynak, Apple’ın üretim ölçeğini plana uygun biçimde büyütmeye devam ettiğini ve seri üretimde ihtiyaç duyulan makine ve ekipman ithalatında yaşanan tıkanıklıkların büyük oranda aşıldığını belirtti.
SAIC Motor, elektrikli hatchback modeli MG4’ün güncellenmiş versiyonunun seri üretimine Çin’in Nanjing kentindeki üretim tesisinde başladı. Üretim hattından çıkan ilk araçla birlikte resmi lansman tarihi de belli oldu. MG4’ün yeni nesil versiyonu, Ağustos ayında tanıtılacak. Tanıtım sırasında modelin teknik özellikleri ve fiyatlandırma bilgileri de paylaşılacak.
Yeni nesil MG4 yaz sonu geliyor!
Yeni MG4, tasarım, boyutlar ve teknolojik altyapı açısından önceki versiyona göre birçok güncelleme taşıyor. Çinli yetkililere sunulan belgelerde aracın 120 kW gücünde arka aksa yerleştirilmiş tek motorla geleceği doğrulanıyor.
Bu konfigürasyon, arkadan itişli ve tek motorlu bir sürüş düzenine işaret ediyor. Süspansiyon sistemi ise önceki modelle aynı şekilde önde MacPherson ve arkada beş kollu bağımsız süspansiyon düzeniyle sunuluyor.
Huawei ile Çinli otomotiv devi girişimiyle kurulan HIMA çatısı altındaki Shangjie’nin ilk modeli H5 SUV’nin resmi görselleri paylaşıldı.
Boyut açısından MG4’te dikkat çeken bir büyüme yaşanıyor. Araç artık 4.395 mm uzunluğunda, 1.842 mm genişliğinde ve 1.551 mm yüksekliğinde olacak. Dingil mesafesi de 2.750 mm’ye çıkmış durumda.
Bu yeni ölçüler, önceki neslin 4.287 mm uzunluğa ve 2.705 mm dingil mesafesine sahip olduğu göz önüne alındığında hem iç hacimde hem de yükleme alanında belirgin bir artışa işaret ediyor. Model, bu büyüme ile doğrudan rakipleri arasında yer alan BYD Dolphin’in bir adım üzerine konumlanıyor.
Tasarım tarafında, MG’nin elektrikli roadster modeli Cyberster’dan esinlenen ön cephe öne çıkıyor. Aydınlatmalı ön logo, ayrık far ünitesi, şekillendirilmiş tampon ve kısa çıkıntılarla birlikte geniş gövde duruşu aracın yolda daha stabil ve sportif görünmesini sağlıyor. Bu yeni tasarım dili, MG4’ün dış görünümünü önceki versiyona kıyasla daha dikkat çekici bir seviyeye taşıyor.
Yeni MG4 ile birlikte iki yeni dış renk seçeneği de sunuluyor. Donglai Purple adlı mor ton, ışık açısına göre renk değiştiren inci parlaklığında bir metalik boya olarak tanımlanıyor. Qingbo Green ise Avrupa’dan ithal edilen özel pigmentlerle üretilmiş ve yüksek kontrast ile derin renk efekti sağlayan özel bir yeşil ton olarak tanıtılıyor.
İç mekanda ise MG ile OPPO’nun birlikte geliştirdiği MG×OPPO akıllı kokpit sistemi ilk kez kullanıma sunulacak. Bu sistem; sesli komutlarla kontrol, akıllı telefon uygulamalarıyla senkronizasyon, hareketle yönlendirme gibi özellikleri destekliyor. Sürüş deneyimini daha entegre ve kişisel hale getiren bu platform, günlük kullanımda yüksek bağlantılılık ve kolaylık sunmayı hedefliyor.
MG4’ün menzil ve batarya detayları ise henüz resmi olarak açıklanmadı. Ancak MG marka direktörünün açıklamasına göre yarı katı hal batarya seçeneği üzerinde çalışılıyor ve bu versiyonun Çin CLTC test standartlarına göre 800 kilometreye kadar menzil sunabileceği belirtiliyor. Bu bilgi henüz doğrulanmış değil ve tanıtım etkinliğinde açıklanması bekleniyor.
Huawei ile Çinli otomotiv devi SAIC’nin ortak girişimiyle kurulan HIMA çatısı altındaki yeni marka Shangjie’nin ilk modeli H5 SUV’nin resmi görselleri paylaşıldı. 150.000 ila 250.000 yuan (yaklaşık 20.700 – 34.500 dolar) aralığında fiyatlanacak olan H5, HIMA bünyesindeki beşinci otomotiv markası olarak konumlanıyor. Modelin Çin’de resmi lansmanı bu yıl sonbaharda yapılacak.
İşte Huawei ve SAIC ortaklığında geliştirilen Shangjie H5
Shangjie, HIMA platformunun en erişilebilir markası olarak konumlandırılıyor. Daha önce tanıtılan dört marka arasında Aito (Seres), Luxeed (Chery), Stelato (BAIC) ve Maextro (JAC) yer alıyor. Bu yeni marka, özellikle 200.000 yuan (yaklaşık 27.900 dolar) altındaki geniş hacimli kitleyi hedef alıyor.
SAIC’in açıklamasına göre, Çin otomobil pazarında en yoğun rekabetin yaşandığı ve en büyük kullanıcı kitlesinin bulunduğu segment, bu fiyat aralığında yer alıyor. 2024 verilerine göre, Çin’de satılan binek araçların %70’i 200.000 yuan altı fiyat bandında gerçekleşti. Shangjie H5’in doğrudan rekabet edeceği modeller arasında BYD Song Plus serisi, Leapmotor C11, Deepal S07 ve Xpeng G6 bulunuyor.
Tesla, Kanada’da yaşanan satış krizine karşı dikkat çekici bir fiyat indirimiyle karşılık verdi.
Açıklanan resmi görsellere göre H5, kapalı bir ön panjur tasarımı, ince LED farlar, trapez biçimli alt ızgara, tavan üzerinde LIDAR sensörü, krom çerçeveli cam yapısı ve bütünleşik stop lambalarıyla dikkat çekiyor. Araçta son dönemde yaygınlaşan gizli kapı kolları yerine geleneksel kapı kolları tercih edilmiş. Beş kollu ve çok kollu olmak üzere iki farklı jant tasarımı sunulacak.
Sürücü destek sistemleri Huawei’nin geliştirdiği Qiankun ADS 4.0 platformuna dayanıyor. Bu sistemin dört farklı versiyonu bulunuyor ve bunlardan en üst seviye olan Ultra donanımı, otoyol sürüşlerinde Seviye 3 otonom sürüş kabiliyeti sağlayabiliyor.
Henüz iç mekana dair resmi görüntüler paylaşılmamış olsa da, araçta Huawei’nin HarmonyOS tabanlı akıllı kokpit sistemi standart olarak yer alacak. Bu sistem çoklu ekran etkileşimi ve yapay zekâ destekli sesli asistan gibi özellikleri destekliyor.
Güç ünitesine dair teknik detaylar henüz açıklanmadı. Ancak resmi görsellerin ardından teknik bilgilerin de kısa süre içinde duyurulması bekleniyor. HIMA’nın ilk modeli olan Shangjie H5’in piyasaya çıkışı, markanın erişilebilir segmentteki rekabet gücünü test edecek önemli bir adım olacak. İlk üretim yatırımının 6 milyar yuan (yaklaşık 837 milyon dolar) seviyesinde olduğu doğrulandı.