Samsung, dünyanın ilk 500Hz yenileme hızına sahip oyuncu monitörünü görücüye çıkardı. Odyssey OLED G6 (G60SF) adıyla çıkış yapan model, yüksek performans isteyen rekabetçi oyunculara yönelik geliştirildi.
Samsung, dünyanın ilk 500Hz monitörünü satışa çıkardı
Yeni oyuncu monitörü, 27 inç boyutunda QD-OLED bir panel kullanıyor. 2560×1440 piksel çözünürlük ve 16:9 en-boy oranı sunan ekran, HDR10+ desteğiyle birlikte geliyor. Parlama önleyici katmana sahip panel ise; 0,03 milisaniye tepki süresi (GTG) ve 500Hz yenileme hızıyla ultra akıcı bir oyun deneyimi sağlıyor.
Samsung’un monitörde kullandığı OLED Safeguard+ teknolojisi, ekranın termal yönetimi için özel bir soğutma sistemiyle donatılmış. Bu sistem, grafit levhadan beş kat daha hızlı ısı dağılımı sağlıyor. Ayrıca, parlaklık seviyesini otomatik olarak ayarlayarak aşırı ısınmanın ve ekran yanmasının da önüne geçiyor.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Monitör, hem AMD FreeSync Premium Pro hem de NVIDIA G-SYNC teknolojileriyle uyumlu. Böylece ekran yırtılmaları engelleniyor ve oyunlarda akıcı görseller elde ediliyor. Bağlantı seçenekleri arasında ise 1 adet DisplayPort 1.4, 2 adet USB Type-A, 1 adet USB Type-B ve kulaklık çıkışı yer alıyor. Harici adaptörle çalışan monitör, 140W güç tüketimi yapıyor.
Samsung Odyssey OLED G6 (G60SF), 1488 dolar fiyat etiketiyle satışa çıktı. Peki siz bu ürün hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz günlük hayatınızda hangi monitörü kullanıyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.
Marvel evreninin en popüler süper kahramanlarından biri olan Tony Stark, yani Iron Man, teknolojik dehası ve gelişmiş zırhıyla, bilim kurgudan gerçeğe geçiş yapabilecek yeniliklerin bir simgesi haline geldi.
Hangi Iron Man teknolojileri günümüzde var?
Robert Downey Jr.’ın canlandırdığı karakterin kullandığı futuristik teknolojiler, pek çok bilim insanı ve mühendise ilham kaynağı oldu. Peki Iron Man teknolojileri ne kadar gerçekçi ve bunlardan hangileri günümüzde mevcut? Gelin birlikte inceleyelim.
Iron Man teknolojileri arasında en dikkat çekeni şüphesiz ki güç zırhının kendisi. Tony Stark’ın tasarladığı ve geliştirdiği bu zırh, kullanıcısına üstün hareket kabiliyeti, koruma ve çeşitli silah sistemleri sağlıyor. Günümüzde tam anlamıyla bir Iron Man zırhı olmasa da, bu konsepte yaklaşan çeşitli teknolojiler geliştirilmiş durumda.
Dış iskelet (Exoskeleton) teknolojisi, Iron Man zırhına en yakın gerçek dünya teknolojisidir. Bugün askeri, endüstriyel ve medikal alanlarda kullanılan dış iskeletler mevcuttur. Lockheed Martin’in ONYX isimli askeri dış iskeleti, askerlerin daha fazla yük taşımasına ve daha az yorulmasına olanak tanıyor.
Japonya merkezli Cyberdyne şirketinin HAL (Hybrid Assistive Limb) adlı sistemi ise, felçli hastaların yeniden yürümesine yardımcı oluyor. Bu sistemler, kullanıcının hareketlerini algılayan sensörlerle ve bu hareketleri güçlendiren motorlarla donatılmış durumda. Ancak Iron Man zırhı gibi uçma kabiliyetine veya entegre silah sistemlerine sahip değiller.
Iron Man teknolojileri içinde en çok ilgi çekenlerden biri de uçuş sistemleridir. Tony Stark’ın zırhı, avuç içlerindeki ve ayaklarındaki itki sistemleri sayesinde yüksek hızlarda uçabilmektedir. Günümüzde bireysel uçuş teknolojileri henüz bu seviyede olmasa da, bazı önemli gelişmeler kaydedilmiştir.
İngiliz mucit Richard Browning’in kurduğu Gravity Industries şirketi, “Daedalus” adlı bir jet motoru takımı geliştirdi. Kollar ve sırt bölgesine monte edilen bu mini jet motorları, kullanıcının kısa süreli uçuşlar gerçekleştirmesine olanak tanıyor.
Benzer şekilde, Fransa’dan Franky Zapata’nın geliştirdiği Flyboard Air, kullanıcısına havada hareket etme imkanı sunuyor. Bu teknolojiler, Iron Man’in uçuş sistemlerinin ilk adımları olarak görülebilir. Arc Reaktörü, Iron Man evreninde Tony Stark’ın zırhına ve diğer teknolojilerine güç sağlayan, yüksek verimli bir enerji kaynağıdır.
Filmde, minyatürleştirilmiş bir füzyon reaktörü olarak tanıtılan bu teknoloji henüz gerçek dünyada mevcut değil. Ancak füzyon enerjisi üzerine çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor. ITER (Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör) projesi ve özel şirketlerden Commonwealth Fusion Systems gibi girişimler, kontrollü füzyon reaksiyonlarını ticari olarak uygulanabilir hale getirmeye çalışıyor.
Yine de Arc Reaktörü gibi avuç içi büyüklüğünde bir füzyon reaktörü hala bilim kurgu alanında kalıyor. Iron Man teknolojileri arasında belki de gerçek dünyaya en çok yaklaşan, artırılmış gerçeklik (AR) arayüzüdür.
Tony Stark, zırhının içindeki HUD (Head-Up Display) sayesinde çevresindeki nesneler hakkında gerçek zamanlı bilgiler alır, hedefleri belirler ve J.A.R.V.I.S. yapay zekasıyla etkileşime girer. Günümüzde Microsoft HoloLens, Magic Leap ve Google Glass gibi AR gözlükleri, kullanıcıların gerçek dünya üzerine dijital bilgiler yerleştirmesine olanak tanıyor.
Askeri alanda ise F-35 savaş uçağı pilotlarının kaskları, uçak verileri ve hedef bilgilerini doğrudan pilotun görüş alanına yansıtıyor. Bu teknolojiler, Iron Man’in kullandığı AR arayüzüne bir adım daha yaklaşıyor.
J.A.R.V.I.S. ve daha sonra Friday, Tony Stark’ın kişisel yapay zeka asistanlarıdır. Bu ileri seviye yapay zekalar, doğal dil işleme, yüz tanıma, stratejik analiz ve zırhın tüm sistemlerini kontrol etme yeteneklerine sahiptir.
Günümüzde Amazon’un Alexa’sı, Apple’ın Siri’si ve Google Asistan gibi yapay zeka asistanları, doğal dil işleme ve basit görevleri yerine getirme konusunda oldukça yetenekli. Daha gelişmiş yapay zeka sistemleri ise özel alanlarda insan seviyesinde veya üstünde performans gösterebiliyor.
OpenAI’nin GPT modelleri, dil işleme ve içerik üretme konusunda, DeepMind’ın AlphaFold’u ise protein yapılarını tahmin etmede çığır açıcı başarılar elde etti. Yine de, J.A.R.V.I.S. gibi genel yapay zeka seviyesine henüz ulaşılabilmiş değil.
Nano teknoloji, Marvel filmlerinde Tony Stark’ın zırhını geliştirmek için kullandığı en ileri teknolojilerden biridir. “Avengers: Infinity War” filminde görülen nano-teknoloji zırhı, Stark’ın göğsündeki bir üniteden çıkarak tüm vücudunu kaplayabiliyordu.
Gerçek dünyada nanoteknoloji alanında önemli gelişmeler kaydedilmiş olsa da, bu seviyeye henüz ulaşılabilmiş değil. Bugünün nanoteknolojisi, ilaç hedefleme, malzeme bilimi ve elektronik alanlarında kullanılıyor.
Kendini yenileyen malzemeler ve programlanabilir madde üzerinde çalışmalar devam ediyor, ancak Iron Man’in nano-zırhı gibi bir teknoloji için daha uzun bir yol kat etmemiz gerekiyor. Iron Man teknolojileri içinde repulsor teknolojisi, Tony Stark’ın hem uçuş hem de silah sistemi olarak kullandığı özel bir enerji projeksiyonu olarak tanımlanabilir.
Avuç içlerinden ve göğsündeki Arc Reaktöründen yönlendirilen bu enerji dalgaları, gerçek dünyada doğrudan bir karşılığa sahip değil. Ancak yönlendirilmiş enerji silahları alanında, lazer ve mikrodalga teknolojileri hızla gelişiyor.
ABD Donanması’nın LaWS (Laser Weapon System) sistemi ve ABD Hava Kuvvetleri’nin THOR (Tactical High-power Operational Responder) sistemi, sırasıyla lazer ve mikrodalga teknolojilerini kullanan gerçek dünyadaki örnekler. Yine de bu sistemler, Iron Man’in kompakt ve taşınabilir repulsor teknolojisinden çok uzakta.
Mark 42 zırhında görülen modüler tasarım konsepti, günümüzde bazı askeri ve endüstriyel uygulamalarda karşımıza çıkıyor. Modüler silah sistemleri ve modüler dış iskeletler, ihtiyaca göre değiştirilebilen ve yükseltilebilen parçalarla tasarlanıyor.
Boston Dynamics’in Atlas robotu, farklı görevler için farklı uç efektörler kullanabiliyor. Ancak Tony Stark’ın uzaktan kontrol ederek birleştirebildiği zırh parçaları konsepti hala bilim kurgu alanında.
Iron Man teknolojileri arasında holografik arayüzler, filmlerdeki en etkileyici görsel öğelerden biri. Tony Stark, laboratuvarında üç boyutlu hologramlarla tasarımlarını yapıyor ve bunları elleriyle manipüle ediyor.
Günümüzde, volumetrik ekranlar ve holografik projeksiyon teknolojileri geliştirilmiş olsa da, filmde görülen seviyeye henüz ulaşılabilmiş değil. Microsoft’un HoloLens gibi AR gözlükleri, sanal nesneleri gerçek dünya üzerine yerleştirerek benzer bir deneyim sunabilse de, gözlük olmadan görüntülenebilen, gerçek hologramlar henüz yaygın kullanımda değil.
Mark 50 zırhında görülen şekil değiştirme kabiliyeti, malzeme biliminin henüz ulaşamadığı bir seviye. Bununla birlikte, şekil hafızalı alaşımlar ve elektroaktif polimerler gibi “akıllı malzemeler” üzerinde çalışmalar devam ediyor.
Bu malzemeler, elektrik akımı veya sıcaklık değişimi gibi dış uyaranlara tepki olarak şekillerini değiştirebiliyor. MIT’nin “programmable matter” projesi ve Harvard’ın yumuşak robotik çalışmaları, bu alandaki gelişmelere örnek gösterilebilir.
Sonuç olarak, Iron Man teknolojileri büyük ölçüde hala bilim kurgu alanında yer alsa da, bazı temel unsurlar gerçek dünyada karşılık bulmaya başladı. Dış iskeletler, AR arayüzleri, bireysel uçuş sistemleri ve gelişmiş yapay zeka çalışmaları, Tony Stark’ın vizyonuna doğru atılan adımlar olarak görülebilir.
Gelecek yıllarda nanoteknoloji, malzeme bilimi, enerji depolama ve yapay zeka alanlarında kaydedilecek ilerlemeler, bizi Iron Man teknolojilerine daha da yaklaştırabilir. İlginç bir not olarak, ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı (SOCOM), 2019 yılında “Tactical Assault Light Operator Suit” (TALOS) adında bir proje başlattı.
“Iron Man suit” olarak da anılan bu proje, askerlere üstün koruma ve güç sağlayan bir zırh geliştirmeyi hedefliyordu. Proje şu an için tam anlamıyla başarıya ulaşamasa da, Iron Man konseptinin gerçek dünya uygulamalarına ilham verdiğinin bir göstergesi.
Mercedes-AMG, elektrikli otomobil pazarına yeni modeli ile geri dönüyor. Tamamen AMG’ye özel geliştirilen yeni elektrikli platform AMG.EA üzerine inşa edilen araç, 1.000 beygir gücünü aşan performansıyla dikkat çekiyor.
Mercedes-AMG, 1.000 beygirlik modeli ile karşımızda
Henüz ismi açıklanmayan yeni AMG modeli, Mercedes’in bugüne kadar geliştirdiği hiçbir elektrikli otomobile benzemiyor. Tasarım olarak, klasik Mercedes çizgilerine daha yakın durmasına rağmen çok daha sportif ve agresif bir yapıya sahip diyebiliriz.
Otomobilin asıl fark yarattığı nokta ise güç ünitesinde yer alıyor. AMG mühendisleri, geleneksel elektrik motorlarının ötesine geçerek daha güçlü ve kompakt eksenel akılı motorlar kullanıyor. Bu motor teknolojisi sayesinde araç, 0’dan 100 km/s hıza yalnızca 2,2 saniyede ulaşabiliyor.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Mercedes, yeni strateji kapsamında EQ markasını da resmen rafa kaldırıyor. Elektrikli modeller artık ayrı bir alt marka olarak değil, doğrudan Mercedes ürün gamının bir parçası olarak sunulacak. Bu yaklaşımın ilk temsilcisi olan yeni AMG modeli, elektrikli bir araç olmanın ötesinde; markanın performans odaklı kimliğini yeniden tanımlayacak.
Dizayn eleştirilerini ve marka konumlandırma sorunlarını geride bırakmak isteyen Mercedes-AMG, bu modelle hem sadık kullanıcı kitlesini yeniden kazanmayı; hem de ultra performanslı elektrikli otomobil segmentinde söz sahibi olmayı amaçlıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz markanın yeni nesil modelini beğendiniz mi? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.
Otomotiv pazarının başarılı oyuncularından Hyundai denince akla ilk gelen modellerden birisi de Tucson diyebiliriz. C segmentinde adından söz ettiren model, son yıllarda yaşanan fiyat değişikliklerinden büyük oranda etkilense de orta segment konseptini sürdürmeye devam ediyor. İşte Hyundai Tucson fiyat listesi!
Hyundai Tucson fiyat listesi ve özellikleri
TUCSON
Yakıt Tipi
Şanzıman Tipi
Azami / Maksimum Liste Fiyatı
Azami / Maksimum Kampanyalı Satış Fiyatı
1.6 T-GDI 160 PS Comfort 4X2 DCT
Benzin
DCT
2.110.000 TL
2.110.000 TL
1.6 T-GDI 160 PS Prime 4X2 DCT
Benzin
DCT
2.240.000 TL
2.199.000 TL
1.6 T-GDI 160 PS Prime Plus 4X2 DCT
Benzin
DCT
2.419.000 TL
2.299.000 TL
1.6 T-GDI 160 PS Elite 4X2 DCT
Benzin
DCT
2.629.000 TL
2.629.000 TL
1.6 T-GDI 160 PS Elite Plus 4X4 DCT
Benzin
DCT
2.914.000 TL
2.914.000 TL
1.6 CRDI 136 PS Prime 4X2 DCT
Dizel
DCT
2.420.000 TL
2.420.000 TL
1.6 CRDI 136 PS Elite 4X2 DCT
Dizel
DCT
2.745.000 TL
2.745.000 TL
1.6 CRDI 136 PS Elite Plus 4X4 DCT
Dizel
DCT
3.014.000 TL
3.014.000 TL
Hyundai Tucson modelinin donanım özellikleri ise şu şekilde;
GÜVENLİK
COMFORT (GSL)
PRIME (DSL)
PRIME PLUS (GSL)
ELITE (DSL)
ELITE PLUS (GSL/DSL)
ABS Fren Sistemi
S
S
S
S
S
Elektronik Stabilite Kontrol Sistemi (ECS)
S
S
S
S
S
Lastik Basınç Kontrol Sistemi (TPMS)
S
S
S
S
S
Yokuş Kalkış Destek Sistemi (HAC)
S
S
S
S
S
Yokuş İniş Destek Sistemi (DBC)
S
S
S
S
S
İkinci Çarpışma Önleme Sistemi (MCB)
S
S
S
S
S
Merkezi Kilit & Pasif Alarm
S
S
S
S
S
Sürücü ve Ön Yolcu Hava Yastıkları
S
S
S
S
S
Yan ve Perde Hava Yastıkları
S
S
S
S
S
Orta Konsol Hava Yastığı
S
S
S
S
S
Park Sensörü (Ön/Arka)
S
S
S
S
S
Park Sensörü (Yan)
–
–
–
–
S
Kör Nokta Görüntüleme Sistemi (BVM)
–
–
–
–
S
Geri Görüş Kamerası
S
S
S
S
S
360° Çevre Görüş Kamera Sistemi (SVM)
–
–
–
–
S
Arka Yolcu / Eşya Uyarısı (ROA)
S
S
S
S
S
Arka Park Çarpışma Önleme Asistanı (PCA-R)
–
–
–
–
S
Güvenli Çıkış Uyarı Sistemi (SEW)
–
–
–
–
S
Hız Sabitleyici
S
S
S
S
S
Dur ve Kalk Özellikli Akıllı Hız Sabitleme Kontrolü (SCC w/S&G)
–
–
–
–
S
Şeritte Kalma Asistanı (LKA)
S
S
S
S
S
Şerit Takip Asistanı (LFA)
S
S
S
S
S
Sürücü Dikkat Uyarısı (DAW)
S
S
S
S
S
Uzun Far Asistanı (HBA)
S
S
S
S
S
Öndeki Araç Hareket Uyarısı (LVDA)
S
S
S
S
S
Akıllı Hız Limit Asistanı (ISLA)
S
S
S
S
S
Ön Çarpışma Önleme Asistanı (FCA)
S
S
S
S
S
Ön Çarpışma Önleme Asistanı (FCA-JT) (Kavşak Dönüş Desteği)
–
–
–
–
S
Kör Nokta Çarpışma Önleme Asistanı (BCA)
–
–
–
–
S
Arka Çapraz Çarpışma Önleme Asistanı (RCCA)
–
–
–
–
S
Araç İçi Acil Çağrı Sistemi (E-Call)
S
S
S
S
S
TEKNOLOJİ
COMFORT (GSL)
PRIME (DSL)
PRIME PLUS (GSL)
ELITE (DSL)
ELITE PLUS (GSL/DSL)
12,3″ Renkli LCD Gösterge Bilgi Ekranı
S
S
S
S
S
Direksiyona Entegre Vites Kolu (E-Shift By Wire)
–
S
S
S
S
USB type-C girişi (Önde 2, Arkada 2)
S
S
S
S
S
12V Elektrik Güç Kaynağı
S
S
S
S
S
Bluetooth Bağlantısı ve Ses Komut Sistemi
S
S
S
S
S
12,3” Dokunmatik Ekranlı Bilgi Eğlence Sistemi ve Navigasyon
Projeksiyon Tipi LED Akıllı Ön Aydınlatma Sistemi (IFS)
–
–
–
–
S
LED Gündüz Farları ve LED Pozisyon Lambaları
S
S
S
S
S
LED Arka Lamba Kombinasyonu
–
–
S
S
S
Otomatik Yanan Farlar
S
S
S
S
S
Yüksekliği Ayarlanabilir Akıllı Bagaj Kapağı
–
–
–
S
S
Elektrikli Açılır Sunroof
–
S
S
S
S
Tavan Rayları
S
S
S
S
S
Solar Ön Cam
S
S
S
S
S
Solar Ön Kapı Camları
–
–
–
S
S
Karartılmış Arka Kapı Camları, Renkli Arka Cam
S
S
S
–
–
Karartılmış Arka Kapı Camları ve Arka Cam
–
–
–
S
S
Gövde Rengi Kapı Kolları
S
S
S
S
S
Elektrik Kontrollü Isıtmalı ve Katlanabilir Yan Aynalar
S
S
S
S
S
Yan Aynalar Üzerinde LED Sinyal Lambaları
S
S
S
S
S
Gövde Rengi Yan Aynalar
S
S
S
S
S
Kaput Altı İzolatörü
S
S
S
S
S
Lastik Tamir Kiti (TMK)
S
S
S
S
S
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Hyundai Tucson 2024 fiyatları nasıl? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Yaşamın şifresi olarak bilinen DNA’nın keşif hikayesi, bilim tarihinin en heyecan verici sayfalarından birini oluşturuyor. 20. yüzyılın ortalarına kadar bilim insanları hücrelerde kalıtımı sağlayan temel yapının ne olduğunu tam olarak bilmiyordu. Bugün genetik biliminin temelini oluşturan bu keşif, birçok bilim insanının uzun yıllar süren çalışmalarının sonucunda gerçekleşti.
DNA nasıl keşfedildi?
DNA’nın keşif yolculuğu 1800’lerin sonlarında İsviçreli biyokimyacı Friedrich Miescher ile başladı. Miescher 1869 yılında beyaz kan hücrelerinin çekirdeklerinde “nüklein” adını verdiği bir madde izole etti. Bu madde daha sonra nükleik asit olarak adlandırıldı ve bugün DNA olarak bildiğimiz yapının ilk keşfiydi. Ancak o zamanlar bunun genetik materyalin kendisi olduğu anlaşılmadı.
1920’lere gelindiğinde bilim insanları DNA’nın yapısında dört farklı nükleotid bulunduğunu tespit etti: adenin, timin, guanin ve sitozin. Phoebus Levene bu nükleotidlerin fosfat, şeker ve azotlu bazlardan oluştuğunu gösterdi. Ancak DNA’nın kalıtım materyali olduğu hala kesin olarak bilinmiyordu.
1944 yılında Oswald Avery, Colin MacLeod ve Maclyn McCarty yaptıkları deneylerle DNA’nın genetik bilgiyi taşıyan madde olduğuna dair güçlü kanıtlar sundular. Farklı bakteri türleriyle yaptıkları transformasyon deneylerinde, bir bakteriden izole ettikleri DNA’nın başka bir bakterinin özelliklerini değiştirebildiğini gösterdiler. Bu çalışma, genetik materyalin DNA olduğunu gösteren ilk ciddi çalışma oldu.
DNA’nın yapısının tam olarak anlaşılması için en önemli adım 1953 yılında atıldı. James Watson ve Francis Crick, Rosalind Franklin ve Maurice Wilkins’in X-ışını kırınım çalışmalarından elde ettikleri verileri kullanarak DNA’nın çift sarmal yapısını keşfettiler.
London King’s College’da çalışan Rosalind Franklin, DNA kristallerinin X-ışını kırınım görüntülerini çekti. “Photo 51” olarak bilinen bu görüntü, Watson ve Crick’in DNA’nın yapısal modelini oluşturmasında kritik bir rol oynadı.
Watson ve Crick 25 Nisan 1953’te Nature dergisinde yayınladıkları kısa makalede DNA’nın çift sarmal yapısını açıkladılar. Bu model, iki zincirin sarmal şeklinde düzenlendiğini ve bu zincirlerin içe dönük bazların hidrojen bağlarıyla birbirine bağlandığını gösteriyordu. Adenin her zaman timinle, guanin ise sitozinle eşleşiyordu. Bu yapı, DNA’nın nasıl kopyalandığını ve genetik bilgiyi nasıl taşıdığını açıklıyordu.
Bu keşif, moleküler biyolojide devrim yarattı. Watson, Crick ve Wilkins 1962 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandılar. Rosalind Franklin 1958’de kanserden hayatını kaybettiği için Nobel ödülüne aday gösterilemedi, çünkü Nobel ödülleri ölümden sonra verilmiyor.
DNA’nın keşif hikâyesi 1953’te sona ermedi. 1961’de Marshall Nirenberg ve Heinrich Matthaei, genetik kodun çözülmesi yolunda önemli bir adım attılar. Üç nükleotidin bir amino asidi kodladığını keşfettiler. Bu, DNA’daki genetik bilginin proteinlere nasıl dönüştüğünü anlamada kritik bir adımdı.
1977’de Frederick Sanger, DNA dizileme tekniğini geliştirdi. Bu teknik, DNA dizisinin belirlenmesini sağlıyordu ve modern genetik çalışmalarının temelini oluşturdu. 2003 yılında tamamlanan İnsan Genom Projesi, insanın tüm genetik yapısını ortaya çıkardı ve tıp alanında yeni bir çağın kapılarını açtı.
DNA’nın keşif süreci, bilim tarihindeki işbirliği ve rekabet dinamiklerini gösteren mükemmel bir örnek. Birçok bilim insanının katkıları, zamanla birleşerek yaşamın temel şifresinin çözülmesini sağladı. Bu keşif, modern tıp, adli bilimler, biyoteknoloji ve genetik mühendisliği gibi birçok alanın doğmasına yol açtı. Bugün DNA teknolojisi sayesinde hastalıkların teşhis ve tedavisi, tarımsal ürünlerin geliştirilmesi ve evrimsel süreçlerin anlaşılması gibi birçok alanda önemli ilerlemeler kaydediliyor.
Apple’ın Haziran ayında düzenleyeceği WWDC 2025 etkinliğinde tanıtılacak olan iOS 19 sürümüyle ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Gelen son bilgilere göre şirket, açık Wi-Fi ağlarına bağlanma sürecini kolaylaştıran bir özellik üzerinde çalışıyor.
iOS 19, Wi-Fi deneyimini iyileştirecek
iOS 19 ile birlikte, Apple ekosistemine bağlı cihazların ortak bir Wi-Fi ağına daha hızlı bağlanması mümkün hale gelecek. Yeni özellik sayesinde, aynı hesapla eşleştirilmiş birden fazla cihazdan yalnızca birinin açık bir Wi-Fi ağına bağlanması yeterli oluyor.
Apple, iOS 19 ile birlikte Wi-Fi deneyimini resmen iyileştiriyor.
Ardından diğer tüm cihazlar, bu bağlantıya otomatik olarak erişim sağlayabiliyor. Bu sayede tekrar tekrar kayıt olma, giriş yapma ya da ağ doğrulaması gibi işlemler yapmaya gerek kalmayacak.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Bu işlev; özellikle kafeler, kütüphaneler, kampüsler ve havalimanları gibi Wi-Fi ağlarının sık kullanıldığı ortamlarda kullanıcı deneyimini iyileştirmeyi hedefliyor. Apple cephesinden resmi bir açıklama yapılmasa da, yeniliğin çok cihazlı kullanıcılar için de önemli bir kolaylık sağlaması bekleniyor.
iOS 19’un, Apple’ın son yıllarda geliştirdiği en kapsamlı sistem güncellemelerinden biri olacağı tahmin ediliyor. WWDC 2025’te tanıtılması planlanan sürüm, eylül veya ekim ayında tüm kullanıcılara sunulacak.
Bu güncellemeyle birlikte macOS, visionOS, iPadOS, watchOS ve tvOS platformlarında da önemli yenilikler yapılacak. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte insan sağlığı da ciddi bir tehlike altına girdi. Kullandığımız akıllı telefon, dizüstü bilgisayar ve televizyon gibi elektronik cihazlar, radyasyon başta olmak üzere yaydıkları çeşitli kötü enerjiler ile ciddi tehlike arz ediyor.
Özellikle dijital ekrana sahip cihazlar, mavi ışık adı verilen insan sağlığı için son derece zararlı bir ışık türü yayıyor. Maalesef ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada göz ardı edilen bu durum, uzun vadede ciddi sorunlara yol açıyor. Peki mavi ışık nedir? Korunma yöntemleri nelerdir? Sizler için anlattık.
Mavi ışık insan gözünün görebildiği, görünür ışık spektrumunun bir parçasıdır. 380 ila 500 nanometre aralığında titreşen, en kısa dalga boyuna ve en yüksek enerjiye sahip olan bu ışık, görünür ışığın yaklaşık üçte birini oluşturur. Mavi ışığın yüksek enerjisi nedeni ile diğer görülebilen ışıklardan daha fazla zarar verme potansiyeli vardır.
Mavi ışık iki farklı türde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki aslında oldukça faydalı olan güneşten gelmektedir. Bu türdeki mavi ışık, vücut hormonlarını dengeleyerek biyolojik ritme düzen getirmenin yanı sıra melatonin salımını da baskılayarak gün içinde odaklanma seviyesini artırır.
Mavi ışık dalga boyları her yerdedir ve yapısı itibariyle bizi çevreler. Diğer yandan gökyüzünün mavi görünmesinin nedeni de güneşten gelen mavi ışıklardır. Bu durumda dalga boyları hava molekülleri ile çarpışır, bu da mavi ışığın dağılmasına ve gökyüzünü mavi olarak işlememize neden olur.
İkincisi ise zararlı olan mavi ışıktır. Bu, elektronik cihazların yaygınlaşması ile evlerimizin içine kadar getirdiğimiz güneşten gelen doğal mavi ışığın aksine enerji düzeyi çok yüksek olan bir ışıktır. Genellikle TV, akıllı telefon, bilgisayar, dizüstü bilgisayarlar, tablet, LED ve floresan gibi cihazlarda bulunur.
Elektronik cihazlardan gelen yapay mavi ışığın zararları nelerdir?
Özellikle pandemi döneminde elektronik cihazlara karşı ilgi daha da arttı. Bu nedenle yapay mavi ışığın özellikle göz üzerinde ciddi negatif bir etkisi olduğu ifade ediliyor. Göz, mavi ışığı engellemede iyi olmadığından, görünür mavi ışığın neredeyse tamamı korneadan geçerek retinaya ulaşır.
Uzun süre mavı ışığa maruz kalmak sarı nokta hastalığına neden olur. Diğer yandan göz kanseri, katarak gibi rahatsızlıklarda ortaya çıkar.
Zamanla mavi ışığa sürekli maruz kalmak retina hücrelerine zarar verebilir ve yaşa bağlı ‘’Sarı nokta hastalığı’’ olarak da bilinen makula dejenerasyonu gibi görme sorunlarına neden olur. Diğer yandan katarakt, göz kanseri gibi ciddi göz rahatsızlıklarının yanı sıra baş ağrısı, boyun ve omuz ağrısı gibi fiziksel sorunlar da ortaya çıkmaktadır.
Peki mavi ışıktan nasıl korunuruz?
Mavi ışığa karşı alınacak birçok önlem mevcut. Diğer yandan teknoloji şirketlerinin de bu konuda bazı hamleleri var.
Alınacak çeşitli yöntemler ile zararlı olan mavi ışığa maruz kalma durumunu minimuma indirme imkanınız var. Bunun yanı sıra teknoloji şirketlerinin de aldığı bazı önlemler mevcut. İşte bu önlemlerden bazıları;
Akıllı telefon, tablet ve bilgisayar ekranları için mavi ışık filtreleri edinmek. Diğer yandan bu filtreler yeni nesil cihazlarda bir özellik olarak kullanıcılara sunulurken, piyasada temperli cam mantığında mavi ışık filtreleri de mevcut.
Mavi ışıktan koruyan gözlükler ve lensler tercih edin. Bunlar, gözlerinizi korumaya yardımcı olacak ve retinanıza ulaşan zararlı mavi ışık ışınlarının miktarını ciddi oranda azaltacaktır.
Dijital göz yorgunluğunu azaltmak için 20-20-20 kuralına uyun. Her 20 dakikada bir 20 metre uzaktaki bir nesneye 20 saniye boyunca bakarak gözlerinizi dinlendirin.
Ekrana bakarken daha sık göz kırpın
Göz yorgunluğunu azaltmak için cihazın arka plan renklerini daha sıcak renkler ile değiştirin.
Yakın zamanda bir göz muayenesi varsa, mavi ışık koruması hakkında göz doktorunuza danışın.
Polonyalı girişimci Tomasz Patan’ın liderliğinde geliştirilen ve Star Wars filmlerinde sıkça görülen “speeder” motosikletlerine benzerliğiyle dikkat çeken Airbike isimli uçan araç tanıtıldı. Airbike, pervane kullanmadan havalanabilen ilk hoverbike aracı olma özelliğini taşıyor ve saatte 200 kilometreye kadar ulaşabilen hız değerleriyle öne çıkıyor.
Uçan motosiklet Volonaut Airbike tanıtıldı!
Volonaut isimli şirketin geliştirdiği Airbike tek kişilik kullanım için tasarlanmış durumda. Aracın jet motoru ile çalıştığı belirtiliyor. Bu motor sayesinde hem havalanma hem de havada süzülme işlevi pervanelere gerek duyulmadan sağlanıyor. Airbike geleneksel uçan araçların çoğunda yer alan dönen rotor sistemine sahip değil. Bu sayede dar alanlarda daha kolay hareket edebiliyor.
Airbike’ın videolarında aracın üzerine oturmuş bir kişinin elini kaldırarak kameraya selam verdiği ve bu sırada aracın sabit şekilde havada durduğu görülüyor. Yani Airbike’ta özel dengeleyici sistemler ve uçuş bilgisayarının otomatik sabit duruş (hover) özelliği de bulunuyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Çinli otomobil markası Chery’nin Türkiye’de üretime başlayacağını açıkladı. Detaylar haberimizde...
Uçuş pozisyonu da dikkat çekici. Sürücü engellenmeyen 360 derecelik bir görüş alanına sahip oluyor. Şirket bu deneyimi, “kullanıcının uçan makineyle bütünleştiği ve tam özgürlük hissine ulaştığı” bir yapı olarak tanımlıyor.
Araç, karbon fiber malzeme kullanımı, 3D baskı teknolojisi ve minimal tasarım anlayışı sayesinde sıradan bir motosikletten yedi kat daha hafif. Bu durum da hem enerji verimliliği hem de manevra kabiliyeti açısından önemli avantajlar sağlıyor.
Henüz yeni tanıtılan Airbike’ın teknik özellikleri hakkında tüm detaylar paylaşılmadı. Zira şimdiye kadar gizli tutulan bir geliştirme sürecinden yeni çıkmış durumda. Tanıtımda ürünün ne zaman satışa sunulacağı veya hangi ülkelerde kullanılabileceği konusunda herhangi bir bilgi verilmedi.
Airbike kişisel hava taşımacılığında yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Özellikle jet motorlu yapısı, pervanesiz uçuş kabiliyeti ve fütüristik tasarımıyla bilimkurgu filmlerinden gerçeğe taşınan nadir teknolojiler arasında.
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM), yolcu uçuşlarında güvenliği artırmak amacıyla yeni bir düzenlemeyi yürürlüğe koydu. 2 Mayıs 2025 tarihinde onaylanan “Yolcu Anonsları Genelgesi” kapsamında, emniyet kemeri ikaz ışığı sönmeden ayağa kalkan yolculara idari para cezası uygulanabilecek. Yeni düzenleme, özellikle iniş sırasında kabin düzenini bozan davranışlara karşı caydırıcı önlemler içeriyor.
Uçaklarda kemer ikaz ışığı sönmeden ayağa kalkanlara para cezası verilecek
Yayınlanan genelgeye göre, ticari hava taşımacılığı yapan tüm işletmelerin gerçekleştirdiği uçuşlarda standart yolcu anonsları revize edildi. Bu kapsamda; kemer ikaz ışığı yanarken ayağa kalkan, baş üstü dolaplarını açan veya kabin görevlilerinin uyarılarına rağmen yerinde kalmayan yolcular, “kural dışı hareket eden yolcu” statüsüne alınacak.
Bu statüde değerlendirilen yolculara ise, mevcut mevzuat çerçevesinde idari para cezaları uygulanabilecek. Türk Hava Yolları’nın kabin ekiplerine gönderdiği bilgilendirmeye göre, iniş tamamlanmadan ayağa kalkma girişimlerinde bulunan yolculara karşı artık daha sert bir tutum sergilenecek.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Ayrıca kabin görevlilerinin sorumluluk alanı da genişletiliyor. İniş sonrası yapılan klasik “veda anonsuna” ek olarak, kemer ışığının sönmediğini hatırlatan uyarı anonsunun yapılması zorunlu hale getirildi.
Anonsların, hem kurallara uymayan yolcuları uyarmak hem de diğer yolcuların farkındalığını artırmak amacıyla yeniden düzenlendiği vurgulandı. Yeni düzenleme ile birlikte, uçak tamamen durmadan ayağa kalkma alışkanlığının önüne geçilmesi ve iniş sürecinde yaşanabilecek güvenlik risklerinin azaltılması hedefleniyor.
Peki siz bu karar hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Xiaomi, Çin’de tanıttığı Wireless Mouse Lite 3 modeliyle giriş segmentindeki kullanıcıları hedef alıyor. Hafif yapısı, sade tasarımı ve temel kullanım özellikleri ile dikkat çeken fare, yaklaşık 5 dolarlık fiyatıyla satışa çıktı.
Xiaomi, uygun fiyatlı kablosuz faresini piyasaya çıkardı
Wireless Mouse Lite 3, ergonomiyi ön planda tutan pürüzsüz ve yuvarlak hatlara sahip bir gövde ile geliyor. Cihaz, AA pil olmadan yalnızca 45 gram olarak ölçüldü. Bu değer, farenin kendi sınıfında yer alan birçok üründen daha hafif olacağı anlamına geliyor. Uzun süreli kullanımda bilek ağrısını azaltmak üzere tasarlanan gövde, ele tam oturan yapısıyla konfor vadediyor.
Farenin en dikkat çeken teknik özelliği ise, 1000 DPI çözünürlüğe sahip optik sensör oldu. Bu seviye, temel ofis ve gündelik kullanım için yeterli hassasiyeti sağlıyor. Alt yüzeyde yer alan PTFE ayaklar sayesinde de yüzey sürtünmesi minimize ediliyor. Bu malzeme, daha yumuşak ve sessiz bir kayma performansı sunuyor.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Kablosuz bağlantı, 2.4 GHz frekansında çalışan küçük bir USB alıcı üzerinden sağlanıyor. Alıcı, fare kasasının arka kapağında yer alan özel bölmeye yerleştirilebiliyor. Bu detay, taşınabilirlik açısından önemli bir avantaj sunuyor. Fakat cihazda Bluetooth bağlantısı ya da dahili şarj özelliği bulunmuyor.
Xiaomi Wireless Mouse Lite 3’ün Türkiye’de satılıp satılmayacağı henüz belli olmadı. Peki siz bu ürün hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
22 Ocak’taki Galaxy Unpacked etkinliğinde ilk kez gösterilen Galaxy S25 Edge için geri sayım resmen başladı. Telefon, 13 Mayıs’ta kullanıcıların beğenisine sunulacak ve bugüne dek ortaya çıkan raporlar sayesinde neler beklememiz gerektiğini büyük oranda biliyoruz. İşte Galaxy S25 Edge hakkında tüm bilinenler!
Galaxy S25 Edge hakkında tüm bilinenler
Samsung’un paylaştığı son tanıtım videosuna göre Galaxy S25 Edge modeli Corning’in yeni Gorilla Glass Ceramic 2 camını kullanan ilk akıllı telefon olacak. Bu yeni cam teknolojisi sayesinde cihazın dayanıklılığı önemli ölçüde artacak.
Kaynak: Android Headlines
Cihazın ultra ince bir tasarımla gelecek. Aynı zamanda yalnızca 5.8 mm kalınlığında olacak. Bunun yanı sıra, düz çerçevelere, oldukça ince ekran çerçevelerine ve ekranın üst-orta kısmında konumlandırılmış bir delikli ön kameraya ev sahipliği yapacak. Ayrıca, Titanium Icyblue, Titanium Silver ve Titanium Jetblack olmak üzere üç farklı renk seçeneğiyle raflardaki yerini alacak.
Modelin arka panelinde 200 MP ana ve 12 MP ultra geniş açı sensörlerinden oluşan çift kamera adası mevcut olacak. Önde ise 12 MP çözünürlüğünde bir selfie kamerası bizleri karşılayacak. Bunlara ek olarak, toza ve suya karşı dayanıklı olduğunu gösteren IP68 sertifikasına sahip diyebiliriz.
Telefonda 6.7 inç büyüklüğünde ve 120 Hz yenileme hızına sahip bir AMOLED ekran bulunacak. Öte yandan, Qualcomm Snapdragon 8 Elite for Galaxy işlemcisinden güç alacak. Dahası, 12 GB LPDDR5X RAM ve 256 GB UFS 4.0 depolama alanıyla gelecek. Son olarak, 25W hızlarında şarj olabilen 3.900 mAh’lik bir pilden beslenecek.
Xiaomi, ürün yelpazesini genişletmek için çalışmalarını sürdürüyor. Çinli marka bu kapsamda Xiaomi 16 serisi üzerinde yoğun bir mesai harcıyor. Son gelişmeler, seriyle ilgili yeni detayları gözler önüne seriyor. İşte Xiaomi 16 ile ilgili tüm bilinenler!
Xiaomi 16 ne zaman tanıtılacak ve neler sunacak?
Sektördeki sızıntılarıyla tanınan Smart Pikachu, yaklaşan Xiaomi 16 serisiyle ilgili yeni detaylar paylaştı. Buna göre marka yeni seriyi eylülde kullanıcıların beğenisine sunacak. Ayrıca standart modelin Qualcomm’un Snapdragon 8 Elite 2 işlemcisinden güç alan ilk telefon olacağı ifade ediliyor.
Sadece bunlarla sınırlı değil. Zira kaynağa göre modelde 100W hızlarında şarj olabilen 6 bin 800 mAh kapasiteli bir pil kullanılacak.
Bilindiği gibi geçtiğimiz ay ortaya çıkan raporlar yaklaşan Xiaomi 16 modelinin selefine kıyasla daha büyük bir ekranla geleceğini iddia etti. Fakat, burada spesifik bir detay paylaşılmadı. Bugün yaşanan gelişmeler ise ürünün ekran boyutlarında herhangi bir değişikliğin olmayacağını gösteriyor. Yani son dakika değişikliği olmazsa modelde selefindeki gibi 6,3 inç boyutlarında bir panel yer alacak.
Kullanıcılara fikir vermesi açısından Xiaomi 15’in özellikleri şöyle;
Çıkış
Duyurulma Tarihi
29 Ekim 2024
Durum
Mevcut. Çıkış: 29 Ekim 2024
Gövde
Boyutlar
152.3 x 71.2 x 8.1 / 8.4 / 8.5 mm
Ağırlık
189 / 191 / 192 g
Yapı
Cam ön, alüminyum alaşımlı çerçeve (6M42)
SIM
Nano-SIM + Nano-SIM
IP68 toza/suya dayanıklı (1.5m’ye kadar, 30 dk boyunca)