Bazen Instagram uygulamasında telif hakkı mesajı alabilirsiniz. Telif hakkı, bir ürünün ve yaratıcısının haklarını koruyan yasal bir uygulamadır. Aşağıdakiler dahil olmak üzere çok çeşitli türde ürünleri kapsar:
Görsel veya görsel işitsel eserler: videolar, filmler, TV programları ve yayınları, video oyunları, resimler, fotoğraflar
Sesli eserler: şarkılar, müzik kompozisyonları, ses kayıtları, seslendirme kayıtları
Yazılı eserler: kitaplar, tiyatro oyunları, el yazmaları, makaleler, müzik notaları
Instagram’ın kullanım koşulları ve topluluk kuralları gereğince, sadece bir başkasının fikri mülkiyet haklarını ihlal etmeyen içerikler paylaşabilirsiniz. Telif hakkı sahibinin hesabını paylaşımınıza etiketlemiş olsanız veya ticari bir amaç gütmüyor olsanız bile, hak sahibinden izin almadan yayınlayamazsınız. Aksi durumda hesabınıza yaptırım uygulanır.
Instagram telif hakkı mesajı neden gönderir?
Fikri mülkiyet haklarının ihlali, Instagram’da hesap açarken kabul ettiğiniz Kullanım Koşulları’nda yasaklanmıştır. Bir kez telif hakkı ihlali yaptığınızda, paylaşım Instagram tarafından kaldırılır. Ayrıca aynı içeriği paylaşmamanız gerektiği konusunda da uyarılırsınız.
Aynı zamanda platformun Tekrar İhlal Etme Politikası da bulunmaktadır. Bu politika uyarınca, bir ticari markanın veya telif hakkı sahibinin münhasır haklarını ihlal etmeyi sürdürürseniz, hesabınız kalıcı olarak devre dışı bırakılabilir. Bir başka deyişle Instagram’ın kaldırdığı bir içeriği kesinlikle yeniden paylaşmaya kalkmayın.
Gelen mesaj sahte olabilir mi?
Hackerların en sık başvurduğu yöntemlerden bir tanesi de: Instagram telif hakkı mesaj göndererek kurbanını tuzağa düşürmeye çalışmaktır. Hesapları geçirmek için sahte telif hakkı ihlali bildirimleri içeren kimlik avı e-postaları gönderirler.
Gönderilen e-postada genellikle “Telif hakkı ihlali nedeniyle hesabınız kalıcı olarak silinecektir” anlamına gelen bir mesaj yazar. İnandırıcı olması için bu e-postaya Instagram’ın adı ve logosunu yerleştirirler ve gönderici olarak da genellikle mail@theinstagram.team ya da info@theinstagram.team gibi mail adresleri yazar.
E-postada, 24 saat içerisinde (bazen 48 saat) itiraz etmeniz gerektiğini söyleyen bir uyarı görebilirsiniz. Uyarının hemen altında ise “Şikayeti gözden geçir” veya “Kimliğini doğrula” başlıklı bir buton yer alır. Butona tıkladığınızda, sanki gerçekten Instagram’a aitmiş gibi görünen bir sayfa karşınıza çıkar. Bu sayfada, söz konusu dolandırıcıların hazırladığı bir iletişim formu görürsünüz.
“İtiraz Et” bağlantısına tıkladığınız anda, hesabınızın giriş bilgilerini girmeniz istenir. Üstelik bununla da bitmeyip, hemen ardından bir şöyle bir mesaj çıkar: “Geri bildiriminizi doğrulamamız ve e-posta hesabınızın Instagram hesabınızla eşleştiğini kontrol etmemiz gerekiyor.”
E-Postamı Doğrula seçeneğine tıkladığınızda ise, birkaç saniye içinde karşınıza “Geri bildiriminizi gözden geçireceğiz” yanıtı çıkacaktır. Bunun ardından Instagram’ın gerçek sitesine yönlendirileceksiniz. Ancak ne yazık ki hesap bilgileriniz büyük ihtimalle kötü niyetli kişilerin eline geçmiş olacak.
Instagram hesabınızı nasıl koruyabilirsiniz?
“Bunun ne olduğu konusunda bir fikrim yok” diye düşündüğünüz bağlantılara tıklamayın.
Tıkladığınız linkin içeriğin kontrol edin. Instagram’ın resmi adresi https://instagram.com şeklindedir. Bunun yerine instagram.security-settings.com gibi yabancı şeyler yazıyorsa sayfayı kapatın.
Google Play ve App Store mağazalarından indirdiğiniz resmi Instagram uygulamasını kullanın.
Hem Instagram hem de e-posta hesabınızda iki faktörlü kimlik doğrulama etkinleştirin.
Herhangi bir kişi ya da kurumun haklarını ihlal etmediğinizi düşünüyorsanız, aldığınız “Instagram telif hakkı mesajı” büyük ihtimalle sahtedir. Mesajı göz ardı edebilirsiniz.
James Bond serisinin, sinema dünyasındaki yeri apayrı diyebiliriz. Ajanlık filmleri kategorisinin temellerini atan evren, pek çok açıdan ikonik detaylara sahip. Karizmatik, İngiliz aksanlı jön oyuncuların oynadığı yapımlar, 1963‘ten bu yana hayatımızdalar.
Sektördeki yeri bambaşka olan evrenin, araba dünyasında da bir karşılığı bulunmakta. Literatüre Bond arabaları olarak geçen bu araçların en önemli özellikleri neler? Birbirinden ikonik 10 James Bond arabasını sizler için derledik.
James Bond arabaları neden bu kadar önemli?
Bir süper kahraman edasıyla izleyicilerini karşılayan Ajan 007, her bakımdan mükemmel olarak resmedilmek zorunda. En iyi kıyafetleri, en modern silahları ve son teknoloji ekipmanları olan James Bond‘un, arabası da mükemmel olmak zorunda. Zira Bond, sinema perdesinde her zaman iyiliğin mükemmeliyetçiliğini temsil eder. Son model arabaların olduğu listede pek çok klasik aracın da yer aldığını belirtelim.
Lotus Espirit S1
James Bond arabaları listesine, fütüristik bir araç ile başlıyoruz. 1977 yapımı, The Spy Who Loved Me filminde kullanılan araç, deyim yerindeyse bir teknoloji harikası. Roger Moore‘un James Bond karakteri tarafından kullanılan araba, hem karada hem de suda gitmesi ile meşhur.
Citroen 2CV
Listenin en aykırı arabası ile karşı karşıyayız. Diğer üyeler gibi son model olmayan Citroen 2CV, yine Roger Moore‘un başrolde olduğu, For Your Eyes Only filminde kullanıldı. Kullanım amacı basit olan araç, Ajan 007‘nin belli şartlarda kamufle olmasını sağlıyordu.
Toyota 2000GT Roadster
İlk James Bond filminde kullanılan araç, Japonya’da çekilen yapımın yerel olmasına ön ayak oldu. Sean Connery’nin bindiği Toyota, özellikle yarışlarda kendini gösteren bir yapıya sahipti. Bununla birlikte başrol Connery, araca bir türlü alışamadı. Zira usta aktör, Toyota 2000GT Roadster için fazla uzun kaldı.
BMW Z8
1990′lı yıllarda James Bond olan Pierce Brosnan, araba kültüründe de değişikliklere yol açtı. Normalde İngiliz temelli Aston Martin‘i neredeyse her filmde kullanan stüdyo, artık BMW’ye geçiş yaptı. Ana araçlardan olan Z8, diğer rakipleri gibi oldukça teknolojik bir yapıya sahipti. Karadan havaya roket sistemi bulunan araç, karizmatik ajanımıza önemli yardımlarda bulundu.
Aston Martin Vanquish
90’lı yılların BMW modası, yerini Aston Martin‘e bıraktı. Pierce Brosnan‘ın son filmi olan Die Another Day‘de kullanılan araç, klasik anlamda bir Bond arabası olarak bizleri karşılıyor. Son teknoloji ürünü Vanquish, görünmez olabiliyordu. Modern ve iddialı görünümü ile dikkat çeken araba, torpido atabilme gibi klasikleşen özelliklere de sahipti.
Aston Martin V8 Vantage Volante
V8 Vantage Volante’nin yeri James Bond evreninde bir ayrıdır. 1987 yapımı The Living Daylights filminde kullanılan araç, alanında bir ilk olmayı başarıyor. James Bond‘un ilk Aston Martin‘i Vantage Volante, roketleri, lazerleri ve ölümcül silahları ile oldukça dikkat çekiyor.
Aston Martin Valhalla
James Bond arabaları serimizin en yeni üyelerinden biri Aston Martin Valhalla. No Time to Die filminde kullanılan araç, agresif tasarımı ile dikkat çekiyor. Rakiplerine nazaran daha yarış arabası konseptine sahip Valhalla, toplamda sadece 500 adet üretildi.
Ford Mustang Mach 1
James Bond arabaları listemizdeki Aston Martin hegemonyasına bir süreliğine ara veriyoruz. Avrupai ve mümkün olduğunca İngiliz araçlar kullanan karakterimiz, 1971 yapımı Diamonds Are Forever‘da Amerikan rüyasını yaşıyor. Las Vegas’ta geçen sahnelerde kullanılan kırmızı araç, evrendeki en ikonik sahnelerden de birinin altına imza atıyor.
BMW 750iL
BMW modasına geri dönüyoruz. 1997 yapımı Tomorrow Never Dies filminde kullanılan araç, diğerlerine göre daha büyük boyutlara sahip. Bununla birlikte durumun avantajını kullanan 750iL, geniş bir ekipman çeşitliliğine sahip. Pierce Brosnan‘ın eline geçen araç, evrendeki 5 BMW‘den biri.
Aston Martin DB5
Geldik James Bond arabalarının bir numarasına. 1963 yılında üretilen DB5, günümüzde hala filmlerde kullanılıyor. Bununla birlikte her aktöre bir kez olsun sürdürülen araç, James Bond bu dünyada var olmasa bile fazlasıyla James Bond‘luk duruyor. Ayrıca Aston Martin efsanesini başlatan DB5, sinema dünyasının da ikonik eserlerinden biri olmayı başardı.
Peki sizce evrenin en iyi aracı hangisi? Bununla birlikte listede olmasını beklediğiniz arabaları bizlere aktarabilirsiniz.
Son yıllara damgasını vuran işbirlikçi oyun Among Us çok oynanmaya ve konuşulmaya devam ediyor. Geliştirici ekip Innersloth dönem dönem yeni güncellemeler ve değişiklikler getirmeye çalışıyor.
Çok oynanan bu oyunun perde arkasında bilinmeyen pek çok şey var. Biz de bunları açığa çıkarmak ve merak edenler için Among Us hakkında bilmediğiniz 10 şeyi hazırladık.
Başta SpaceMafia olarak adlandırılırdı
Parti ve işbirlikçi bir yapıya sahip Among Us, mafya ve bilim kurgu korku filmi The Thing‘den ilham alındı. Oyunun yapısı itibarıyla de en uygun ad SpaceMafia idi.
Birkaç kez iptal edildi
Among Us hayatına bir internet fenomeni olarak başlamadı. İlk piyasaya sürüldüğünde yaklaşık 30-50 oyuncuya sahipti ve çevrimiçi çok oyunculu oyundan yoksundu. Programcı Forest Willard, bir Kotaku röportajında: “Oyun çok iyi bir şekilde piyasaya sürülmedi” ifadelerini kullandı.
Willard ek olarak: “Oyunu iptal etmeye çalıştık ve birkaç kez bunu denedik. Kesinlikle bırakmalıydık” sözlerini dile getirdi. Oyun şu anda Steam’in analizlerine göre ortalama 100.000 eşzamanlı oyuncuya sahip.
ABD dışında daha popüler
Oyunu en çok ABD’li yayıncıların oynadığı ve en çok katılımın oradan sağlandığını düşünebilirsiniz. Aslında durum hiç de öyle değil. Forest Willard bir Kotaku röportajında: ABD‘nin Brezilya, Kore ve Meksika gibi ülkelere kaybettiğini söyledi.
Bir devam oyunu duyurulup ardından iptal edildi
Among Us‘ın viral başarısından dolayı Innersloth ekibi yeni bir devam oyunu yapmak istediğini bildirdi. itch.io sayfasındaki bir gönderide ikinci bir yapımın geleceğini hayranlara duyurdu. Duyurunun ardından birkaç ay sonra iptal kararı alındı.
Oyunun tanıtım şekli politik
Bir uzay cinayeti oyunu Among Us oldukça ağır politik anlarda da yer aldı. Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, 2020 ABD başkanlık seçimlerinde daha fazla genci oy kullanmaya teşvik etmek için popüler yayıncılara Twitch‘teki bir oturumda katıldı.
Paskalya yumurtaları ile dolu
Paskalya yumurtaları geliştiricilerin ilhamlarını ortaya çıkarmanın popüler ve eğlenceli bir yoludur. Call of Duty zombi Paskalya yumurtaları, yeni bir zombi haritası yayınlandığında gündemde kalmayı başardı.
Rick and Morty, çizgi dizisinden de ilham alındı. Ayrıca Innersloth’un en son oyunu The Henry Stickmin Collection‘a göndermeler de Among Us içerisinde kullanıldı.
Mevsimsel değişiklikler
Oyuncuların geri dönmeye devam etmesini isteyen yapımlar dönem dönem yeni güncellemeler ve içerikler sunmak zorunda. Killing Floor 2 ve Call of Duty gibi oyunlardaki mevsimsel harita değişiklikler oyuncular tarafından olumlu karşılandı.
Oyun içerisinde mevsimsel değişikliklerin kilidini açmak için cihazınızın saatini değiştirebilirsiniz. Noel Günü’nde ise bir oyuna ev sahipliği yaparsanız, siz ve oynayan herkes yeni şapkaların kilidini açabilirsiniz.
Bu fasulyeler şaşırtıcı derecede gelişmiş
Amatör astrologlar, Polus haritasındaki teleskopla bakabilir ve evren hakkında bilgi sahibi olabilir. Görebilecekleri ancak tanıyamadıkları bir şey ise Dyson Küresi‘dir.
Dyson Küresi yıldızdan yayılan tüm enerjiyi toplamak için bir yıldızın etrafına sarılmış bir cihazdır. Bu kürenin zamanında uzayda yolculuk eden uygarlıklar için gerekli olacak bir şey olduğuna inanılıyor. Bu da sevimli küçük fasulyeleri ortaya çıkarıyor. Bu yuvarlakların içinde beyin bile var.
The Thing filminden ilham alındı
Among Us uzak bir yerde bulunan bir grup bilim insanının, aralarında şekil değiştiren bir uzaylı taklitçisinin kim olduğunu bulmaya çalıştığımız bir oyundur. Bu olayın aslı John Carpenter‘ın 1982 bilimkurgu korku klasiği The Thing filminden geliyor.
Filmde de Antarktika araştırma istasyonundaki bilim adamları, küçük fasulyelerimizin yaptığı gibi düşman bir uzaylı parazite karşı savaşıyor.
Düzenbazlar kazanır
Oyunda eğer suçlu siz iseniz düzenbazlık yapmak zorundasınız. Düzenbazlar tüm mürettebatı öldürerek veya gemiyi sabote ederek oyunu kazanabilir.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte artık tüm işlemler dijital dünyaya taşınmaya başladı. Şüphesiz bunların başında da e-Devlet kapısı geliyor. Vatandaşların devlet tarafından verilen hizmetlere elektronik ortamda ulaşmasına olanak sağlayan bu hizmet, devlet hizmetlerinin vatandaşa en kolay ve en etkin yoldan, kaliteli, hızlı, kesintisiz ve güvenli bir şekilde ulaştırılması hedefliyor.
Peki özellikle son dönemde kullanımına ciddi şekilde ihtiyaç duyulan e-Devlet kapısı şifresi en kolay şekilde nasıl alınır? Yazımızda anlattık.
Geçtiğimiz günlerde 7326 kanun niteliğinde yürürlüğe giren vergi borcu yapılandırma işlemi nasıl yapılır? Yazımızda anlattık.
e-Devlet şifresi nasıl alınır?
Şifre almak için iki farklı yöntem mevcut. Bunlardan ilki; şahsen başvuru ile yurt içinde PTT işyerlerinden veya yetkili acentelerinden, yurt dışında ise Dışişleri Bakanlığı’na bağlı elçilik ve konsolosluklara başvurmak.
Bir diğer yöntem ise; eğer Mobil imza, Elektronik imza, yeni TC kimlik kartı veya internet bankacılığı kullanıyorsanız, e-Devlet sistemine bunlardan biri ile giriş yaptıktan sonra kolaylıkla şifre oluşturabilirsiniz.
e-Devlet şifresini kimler alabilir?
Sisteme şifre ile ilk defa giriş yapan kullanıcı, güvenlik sebebiyle, otomatik olarak “Şifre Değiştirme” sayfasına gider. Kayıt sonrasında sisteme giriş yapmış vatandaşlar dilerse “Şifre ve Güvenlik Ayarlarım” sayfasından şifre değişikliği işlemini gerçekleştirebilir. Ayrıca vatandaşlar PTT şubelerinden tekrar şifre alarak da şifre değiştirme işlemi gerçekleştirebilirler.
15 yaşını doldurmuş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları,
Mavi kartlı kişiler (5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28. maddesinde belirtilen yabancı ülke vatandaşları),
Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarınca verilen yabancı kimlik numarasına sahip yabancılar şifre alma imkanına sahip.
e-Devlet şifre yenileme işlemi:
PTT şubesine gitmeden şifrenizi yenileyebilmeniz için; cep telefonu numaranızı (veya profil sayfasında seçmiş olduğunuz şifre yenileme metoduna bağlı olarak cep telefonu numaranız ile beraber e-posta adresinizi ) profilinizde tanımlamış ve doğrulamış olmanız gerekmektedir.
Şifrenizi yenilemek için şu adımları uygulayın:
Giriş sayfasındaki “Şifremi Unuttum” düğmesini tıklayınız.
Başlangıç sayfasındaki seçeneklerden birini işaretleyerek “Devam Et” düğmesini tıklayınız.
Kullanacağınız kimlik tipini seçerek ” Kimlik No” ve “Kimlik Detay” sayfalarında istenen bilgileri ilgili kutucuklara yazınız.
e-Devlet Kapısı’nda yer alan iletişim bilgilerinizi yazınız.
15 yaşını doldurmuş Türkiye Cumhuriyeti e-Devlet Kapısı kullanıcıları ve mavi kartlı kullanıcılar bu şifre yenileme hizmetinden faydalanabilmektedir. Ancak yabancı kullanıcılar şifre yenileme hizmetinden faydalanamamaktadır.
Hata giderme gibi bazı durumlarda için işletim sistemlerinde yer alan güvenli mod özelliğinin kullanıması gerekebiliyor. Windows 10 güvenli mod nasıl açılır? ve CMD ile Windows 10 güvenli mod açma işlemi nasıl yapılır? sorularının cevabı için makalemize göz atabilirsiniz.
Windows 10 güvenli mod nasıl açılır?
Windows işletim sistemine sahip cihazlarda güvenli modu birden fazla yöntem ile açmak mümkün. Sizler için en çok tercih edilen yöntemleri derledik.
Windows başlat menüsünde yer alan Aç/Kapat sekmesine tıklayın. Ardından Yeniden Başlat butonuna Shift tuşuna basılı tutarak tıklayarak işletim sisteminizin güvenli modda açabilirsiniz.
Güvenli modu msconfig ile açmak için arama çubuğuna çalıştır yazın. Ardından karşınıza çıkan ekranda çalıştır yazılımını açtıktan sonra mscofig yazarak enter tuşuna basın. Açılan pencerede yer alan Ön Yükleme sekmesine tıklayın.
Sol alt kısımde bulunan Güvenli Önyükleme butonuna bastıktan sonra En az yazılı olan bölümü işaretleyin. Daha sonra bilgisayarınızı yeniden başlatın. Çalıştır yazılımını Windows + R tuş kombinasyonu ile de açabilirsiniz.
CMD ile Windows 10 güvenli mod açma işlemi
Komut İstemi (CMD) ile 3 farklı güvenli mod başlatma işlemi gerçekleştirebilirsiniz.
Standart güvenli mod için Windows arama çubuğuna CMD yazdıktan sonra karşınıza çıkan sekmeye sağ tıklayarak Yönetici Olarak Çalıştır butonuna basın. Ardından karşınıza çıkan komut ekranına bcdedit /set {default} safeboot minimal yazdıktan sonra enter tuşuna basın.
İnternet bağlantılısına sahip güvenli mod için Windows arama çubuğuna CMD yazdıktan sonra karşınıza çıkan sekmeye sağ tıklayarak Yönetici Olarak Çalıştır butonuna basın. Ardından karşınıza çıkan komut ekranına bcdedit /set {default} safeboot network yazdıktan sonra enter tuşuna basın.
Komut sistemiyle çalışan güvenli mod için Windows arama çubuğuna CMD yazdıktan sonra karşınıza çıkan sekmeye sağ tıklayarak Yönetici Olarak Çalıştır butonuna basın. Ardından karşınıza çıkan komut ekranına ilk olarak bcdedit /set {default} safeboot minimal yazın ve enter tuşuna basın. Daha sonra bcdedit /set {default} safebootalternateshell yes yazın ve tekrar enter tuşuna basın.
Ekranda İşleminiz başarıyla gerçekleşti uyarısını gördükten sonra bilgisayarınızı yeniden başlatarak güvenli moda giriş yapabilirsiniz. Bilgisayarınızı normal modda başlatmak için komut satırına bcdedit /deletevalue {default} safeboot yazın ve enter tuşuna basın.
realme, ürün yelpazesini genişletmek için çalışmalarını sürdürüyor. Çinli marka bu kapsamda teknik özellikleriyle ve fiyatıyla dikkatleri çeken realme C75 5G modelini tanıttı. Peki, markanın yeni akıllı telefonu neler sunuyor? İşte ayrıntılar!
realme C75 5G özellikleri ve fiyatı
realme C75 5G’de 6.67 inç, HD+ çözünürlük, 625 nit parlaklık ve 120 Hz yenileme hızı sunan LCD bir panel yer alıyor. Aynı zamanda önde delikli bir panel tasarımı kullanılıyor.
Ürüne güç veren işlemci MediaTek Dimensity 6300. Buna ek olarak 4/6 GB RAM ve 128 GB depolama ile kullanıcılarına karşısına çıkıyor.
Önde 8 MP selfie kamerası yer alırken, arkada 32 MP ana kamera bizleri karşılıyor. Öte yandan, 45W hızlarında şarj olabilen 6.000 mAh’lik bir pilden besleniyor. Ürünün fiyatı ise 154 dolardan başlıyor.
Turkcell, 1-4 Mayıs tarihlerinde Lefkoşa’da düzenlenen TEKNOFEST KKTC’de yenilikçi bir 5G uygulamasına imza attı. Etkinlik kapsamında, Girne Alsancak sahilindeki insansız deniz aracı, festival alanından sağlanan 5G bağlantısı ile başarıyla uzaktan kumanda edildi.
Daha önce kara ve hava araçlarında test ettiği 5G teknolojisini bu kez deniz aracında deneyen Turkcell, Kıbrıs’ta önemli bir ilke imza atmış oldu. Testin ardından konuşan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, şirketin ileri teknoloji vizyonuna dikkat çekerek, TEKNOFEST’in milli teknoloji hamlesine katkısını vurguladı.
Turkcell, 5G teknolojisini KKTC’de denize taşıdı
Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç’un başarıyla tamamlanan çalışmanın ardından şu açıklamaları yaptı;
”2026 yılında ülkemizde devreye alınması planlanan 5G teknolojisi için yaptığımız altyapı yatırımları hızla devam ediyor. Mobil ve fiber altyapı çalışmaları devam ederken, farklı kullanım alanlarına yönelik bağlantı testlerimizi de çeşitlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıl, karada pek çok bağlantı denemesi yaptık.
TEKNOFEST KKTC’de ise karadan denize gerçekleştirilen ilk 5G testine imza attık. Bu testte, 5G’nin düşük gecikme ve yüksek hız avantajlarıyla otonom bir deniz aracını başarıyla yönettik.
KKTC’de yaptığımız bu testin bir diğer önemi ise kentsel su üstü taşımacılığı amacıyla tasarlanan insansız deniz aracının TEKNOFEST kuşağından gençler tarafından geliştirilmiş olması. Turkcell 5G ile kontrolünü sağladığımız yeni nesil otonom mobil deniz aracını geliştiren SuTech ekibi TEKNOFEST’te doğmuş, uluslararası başarılar kazanmış bir ekip. Bu vesileyle TEKNOFEST kuşağı girişimci gençlerimizi tebrik ediyorum.
İştirakimiz Kuzey Kıbrıs Turkcell (KKTCELL) ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dijitalleşme, enerji ve altyapı alanlarına önemli yatırımlar yapıyoruz. Bugüne dek kamuya doğrudan ve dolaylı olarak sağladığımız katkının toplam tutarı 1.1 milyar doları, altyapımıza yaptığımız toplam yatırım ise 300 milyon doları aştı. 4.5G teknolojisini adaya ilk getiren operatör olarak, şimdi de 5G ve fiber altyapısına yönelik yatırımlarımızı hayata geçiriyoruz.
Türkiye’nin lider teknoloji markası olarak, gençlerimizi yenilikçi fikirler üretmeye ve değerli projeler geliştirmeye teşvik ediyoruz. Üniversite öğrencilerine yönelik düzenlediğimiz ‘5G Konumlandırma Yarışması’nın sonuçları da TEKNOFEST’in sonbaharda yapılacak İstanbul etabında açıklanacak.”
İlk olarak 2011 yılında HBO kanalı üzerinden yayın hayatına başlayan Game of Thrones, 8 sezon boyunca tüm dünyadan izleyicileri ekran başına kitlemeyi başardı. Ünlü yazar George R. R. Martin’in A Song of Ice and Fire isimli epik fantezi roman serisinden uyarlanan dizi, toplam 59 ödül ile birlikte tarihin en çok Emmy Ödülü kazanan ikinci televizyon şovu ünvanının da sahibi oldu.
Peki David Benioff ve D. B. Weiss tarafından hayata geçirilen ve kadrosunda Emilia Clarke, Sophie Turner, Kit Harrington ve Peter Dinklage gibi başarılı oyuncuları barındıran Game of Thrones hakkında az bilinen birçok detay olduğunu biliyor muydunuz? Diziyi daha da değerli hale getirecek ve belki de yeniden başlamanıza neden olacak bu detayları sizler için bir araya getirdik.
Game of Thrones az bilinen detaylar
Yayınlandığı süre boyunca gerek oyuncu kadrosu gerekse hikayesi ile büyük bir hayran kitlesi elde eden Game of Thrones hakkında az bilinen 10 ilginç detay…
Meşhur ‘Demir Taht’ gerçek kılıçlardan yapıldı
Dizinin sembollerinden biri haline gelen Demir Taht, sanıldığının aksine plastikten değil gerçek kılıçlardan yapılmıştır. Yapımı yaklaşık 2 ay süren ve 2.4 metre uzunluğunda olan bu taht, ahşap bir çerçevenin etrafına yerleştirilen onlarca demir kılıçtan oluşuyor. Hatta bunların arasında Yüzüklerin Efendisi’ndeki Galdaf’ın kılıcı da yer alıyor.
Bir döneme damga vuran ve tüm dünyada ciddi bir izleyici kitlesine sahip olan efsane dizi Lost hakkında az bilinen detayları derledik.
Hiç yayınlanmayan bir pilot bölümü vardır
Game of Thrones az bilinen detaylar
Oscar Ödülü sahibi Tom McCarthy tarafından yönetilen ilk pilot bölümü yapım ekibi tarafından hiç beğenilmedi ve bunun üzerine rafa kaldırıldı. Hatta dizinin yaratıcılarından David Benioff o dönem yaptığı açıklamada, ‘’ Senaryoyu yazarken bazı önemli detayları tamamen atladık. Örneğin, pilot bölümü izlettiğimiz kişilerin hiçbiri Jaime ve Cersei’nin kardeş olduğunu anlamadı. Aslında bu bizim kurmak istediğimiz bir komplo noktasıydı.’’ demişti.
Rafa kaldırılan pilot bölümünde bazı oyuncular farklıydı
Görünüşe göre yapım ekibi sadece senaryoyu değil, kadroda rol verdiği bazı oyuncuların da performansını beğenmemiş. Zira hiç yayınlanmayan pilot bölümde Catelyn Stark karakterini Jennifer Ehle, Daenerys Targaryen karakterini ise Tamzin Merchant canlandırmıştı. Ancak ilk bölüm yayınlandığında bu oyuncuların yerini diziye damga vuran Michelle Fairley ve Emilia Clarke almıştı.
Peter Dinklage ilk etapta Tyrion Lannister rolüne sıcak bakmadı
Game of Thrones az bilinen detaylar
Game of Thrones’a adeta damga vuran karakterlerden biri olan Peter Dinklage, kendisine Tyrion Lannister rolü teklif edildiğinde ilk etapta sıcak bakmadı. Fantezi türü nedeni ile kafasında soru işaretleri oluşan, uzun sakal ve sivri ayakkabı gibi şeyler istemediğini yapım ekibine ifade eden oyuncu, yapımcıların kendisine gerekli garantileri vermesinin ardından rolü kabul etti.
Hatta Tyrion Lannister’in çapkın ve alkolik bir karakter olması da Dinklage’nin rolü kabul etmesindeki en büyük etkenlerden biriydi.
Arya Stark karakterine uygun oyuncu son ana kadar bulunamadı
Dizide dikkat çeken karakterlerin başında gelen Arya Stark için ciddi bir oyuncu krizi meydana geldi. 2017 yılında dizinin yapımcılarından David Benioff’un açıklamalarına göre, İngiltere’de Arya için 300’den fazla oyuncu ile görüşüldü, ancak hiçbiri istenilen seviyede değildi.
Dizinin çekimlerine kısa bir süre kala Fas’a giden yapımcılar, oyuncu seçmelerini video konsepti üzerinden devam ettirme kararı aldı. Ancak ülkenin interneti o kadar yavaştı ki, bir videoyu indirmek neredeyse saatleri alıyordu. İşte tam da bu noktada oyuncu Maisie Williams yapımcılara seçme videosunu gönderdi. Videodan sonra da Arya Stark karakterinin sahibi belli olmuştu. Hatta o dönem yapımcılar Williams’ın videosunu izlemek için 40 dakikanın üzerinde beklediklerini ifade etmiştir.
Iwan Rheon neredeyse Jon Snow’u oynayacaktı
Game of Thrones az bilinen detaylar
Dizide Ramsay Bolton karakterine hayat veren Iwan Rheon aslında seçmelere Jon Snow karakteri için katılmıştı. Hatta yapım ekibi tarafından da beğenilen oyuncu, Kit Harrington’un ortaya çıkması ile birlikte maalesef şansını kaybetti.
Joffrey Baratheon karakterini canlandıran Jack Gleeson oyunculuğu bıraktı
Kral Joffrey karakteri ile büyük bir hayran kitlesine ulaşan Jack Gleeson, 2014 yılında diziden ayrıldıktan sonra 21 yaşında oyunculuğu bıraktı. Oyunculuk yeteneği sayesinde henüz 8 yaşında keşfedilen Gleeson, artık bundan zevk almadığını ve akademik kariyerine odaklanmak istediğini açıklamıştı.
Yaklaşık 6 yıl gibi uzun bir süre ortalarda görünmeyen oyuncu, 2020 yılında BBC Two kanalında yayınlanan Out of Her Mind dizisi ile geri dönse de eskisi gibi büyük etki yaratamadı.
Dizide Charlie Chaplin’in torunu da rol almıştır
Game of Thrones az bilinen detaylar
Gelmiş geçmiş en başarılı oyuncular arasında gösterilen Charlie Chaplin’in torununun da dizide rol aldığını biliyor muydunuz? Talisa Maegyr karakteri ile diziye dahil olan oyuncu Oona Chaplin, kısa süre sonra diziden ayrılmıştır.
Yapımcılar Peter Dinklage’a büyük bir şaka yaptı
Dizinin renkli karakterlerinden Tyrion Lannister’a hayat veren Peter Dinklage, yapımcıların yaptığı büyük bir şakaya kurban gitti. Hatırlanacağı üzere orijinal pilot bölümün rafa kaldırılmasının ardından yapımcı David Benioff oyuncuyu arayarak dizinin iptal olduğunu söylemiş. Bunun üzerine fazlasıyla üzülen oyuncu yaklaşık 6 saat boyunca dizinin iptal olduğunu düşünmüş.
Game of Thrones ilk başta bir film serisi olacaktı
Game of Thrones az bilinen detaylar
Televizyon tarihinin en önemli yapımları arasında gösterilen Game of Thrones neredeyse bir film serisi olarak izleyici karşısına çıkacaktı. Hatta o dönem projenin beyaz perdeye uyarlanabilmesi için ciddi sayıda içeriğin ve olayın tamamen kaldırılması gündeme geldi. Ancak daha sonra yapımcılar bu hamlenin Game of Thrones’u zayıflatacağını düşündü ve proje dizi olarak karşımıza çıktı.
Akıllı telefonlar her ne kadar gelişmiş olsa da, batarya kapasiteleri hala sınırlı kalıyor. Gün içinde batarya ömrünü uzatmak için çeşitli yöntemler bulunuyor ancak telefonun şarjı tamamen bittiğinde ve bir priz bulunamadığında, bu yöntemlerin hiçbir faydası olmuyor. Bu noktada powerbank önemli bir çözüm sunuyor.
Powerbank satın almanız için en önemli sebepler
Akıllı telefonlar, tek şarjla ortalama 15 ila 20 saat arasında dayanabiliyor. Ancak yoğun kullanım, unutulan şarjlar veya uzun seyahatler gibi durumlarda batarya günü tamamlamadan tükenebiliyor. Eğer bir priz bulunamıyorsa, powerbank kullanmak tek alternatif olarak öne çıkıyor. Hızlı şarj destekleyen modeller, kısa sürede telefonu kullanılabilir hale getirerek büyük kolaylık sağlıyor.
Kamuya açık şarj istasyonları her ne kadar alternatif bir çözüm sunsa da, çoğu zaman boş bir port bulmak zor olabiliyor. Ayrıca halka açık şarj noktalarında telefonun yavaş şarj olması, uzun süre beklemeyi gerektiriyor.
Bunun yanında, kötü niyetli yazılımlar veya veri hırsızlığına neden olabilen “juice jacking” saldırıları, bu istasyonları güvenlik açısından riskli hale getiriyor. Kendi powerbank’ine sahip olmak, bu tür güvenlik tehditlerinden de kaçınmayı sağlıyor.
Bu haberimizde, Temu'dan alışveriş yaparken dikkat etmeniz gereken en önemli faktörleri sizler için derledik.
Telefon bataryalarının sağlığı açısından, cihazın şarj seviyesinin sürekli olarak %0’a inmesi veya %100’e kadar doldurulması önerilmiyor. Uzun vadede bataryanın kapasitesini kaybetmemesi için %20 ile %80 arasında tutulması gerekiyor. Gün içinde şarj seviyesini bu aralıkta tutmak her zaman mümkün olmasa da, powerbank ile bu denge sağlanabiliyor.
Özellikle seyahat sırasında, telefonun bataryasının bitmesi birçok soruna yol açabiliyor. Navigasyon, fotoğraf çekme ve iletişim gibi temel ihtiyaçlar için kullanılan telefonun kapanması, seyahati zorlaştırıyor. Priz bulmanın her zaman mümkün olmadığı bu gibi durumlarda, yüksek kapasiteli bir powerbank bulundurmak, yolculuğu daha güvenli ve konforlu hale getiriyor.
Powerbank’ler, fiyat ve taşınabilirlik açısından da avantaj sağlıyor. Uygun fiyatlı ve hafif yapıları sayesinde, bu ürünler çanta ya da cepte rahatlıkla taşınabiliyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Yeni bir bilgisayar satın alındığında veya sıfırdan bir kurulum gerçekleştirildiğinde yapılan ilk işlemlerden birisi de genellikle gerekli programların yüklenmesi oluyor. Peki 2025 itibariyle format sonrası yüklenmesi gereken programlar ve yazılımlar hangileri? Sizler için derledik…
Format sonrası hangi programlar yüklenmeli?
Sürücü güncellemeleri
Bir format işleminden sonra yapılması gereken ilk şey bilgisayarınızdaki sürücülerin güncel olup olmadığını kontrol etmek. Burada genellikle sürücüleri otomatik olarak bularak güncelleyen üçüncü parti uygulamalar kullanılsa da bazı durumlarda yanlış güncellemelerin yüklenerek çeşitli hatalara neden olması nedeniyle bu gibi yazılımları çok fazla önermiyoruz. Aygıt Yöneticisi üzerinden manuel olarak sürücü güncellemelerinin yapılması daha sağlıklı olacaktır.
İnternet tarayıcısı
Dijital dönüşümün lokomotifi internetle buluşabilmek için birçok tarayıcı mevcut. Windows’un varsayılan Microsoft Edge tarayıcısını sevmiyorsanız, format sonrası yüklenmesi gereken programlar listesinin başında bir internet tarayıcısı olmalı. StatCounter’ın geçen hafta yayınladığı rapora göre Google Chrome, yüzde 67’lik pazar payıyla bu alanda lider konumda.
Antivirüs programları
2025 itibariyle kötü amaçlı yazılımların sayısı tavan yaptı. Kullanıcı verilerinin çalındığı haberleriyle sıklıkla karşılaştığımız bu süreçte Antivirüs programlarının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu nedenle format sonrası yüklenmesi gereken programlar listesinin en üst sırasında bu tür uygulamalar olmalı. Aynı şekilde Microsoft’un varsayılan olarak kullanıcılara sunduğu Windows Defender da kullanılabilir. Öte yandan üçüncü parti Kaspersky, Avast, AVG ve McAfee’yi de tercih edebilirsiniz.
Ofis programları
Belge, elektronik tablo ve sunum gibi işlerle uğraşıyorsanız, format sonrası ofis programlarını yüklemeniz gerekiyor. Burada Microsoft’un Office paketi ön plana çıksa da ücretli olması nedeniyle ücretsiz olan alternatifleri de sıklıkla kullanılıyor. Bunlara The Document Foundation tarafından geliştirilen ofis yazılım seti LibreOffice’ı örnek gösterebiliriz.
Medya oynatma yazılımları
Windows’un varsayılan olarak kullanıcılara sunduğu bir medya oynatma uygulaması olsa da format sonrası genellikle üçüncü parti programlar bilgisayarlara yükleniyor. Bu alanda VLC Media Player veya GOM Player gibi birçok yazılım öne çıkıyor. Bunlardan birisini tercih edebilirsiniz.
Dosya arşivleme uygulamaları
İnternetten indirilen programlar ve yazılımlar çoğu zaman arşivlenmiş bir yapıyla karşımıza çıkar. Bu noktada dosya arşivleme ve çıkarmaya yarayan programlara ihtiyaç duyarız. Format sonrası yüklenmesi gerekenlerden birisi de bu tür yazılımlar olmalıdır. Kullanıcılar, 7-zip ve WinRAR gibi uygulamaları tercih edebilir.
Windows bakım programları
Format sonrası indirilmesi gereken programlar denince akıllara ilk olarak sistemdeki gereksiz dosyaları, çerezleri ve bilgileri silerek yer açan Windows bakım uygulamaları geliyor. Kullanıcıların burada en çok tercih ettiği yazılım CCleaner diyebiliriz. Ancak bu, üçüncü parti bir program konumunda. Microsoft’un ilgili uygulamayla aynı işleri yapan yerleşik bir hizmeti olduğunu da belirtelim.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz, format sonrası hangi programları ilk önce yüklüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Apple, 25 ülkede 500’den fazla fiziksel mağazayı müşterileri ile buluşturmakta. Şirket her ne kadar siparişlerinin çoğunu internet üzerinden alsa da fiziksel mağazalardan da vazgeçmiyor. Özellikle Çin’deki müşterilerin cihazlarını fiziksel mağazadan almayı tercih etmesi, bunun nedenlerinden biri. Siz de Apple mağazalarının tasarımlarını sevenlerdenseniz en şık Apple mağazaları listemizi seveceksiniz.
Tasarımı ile büyüleyen en şık Apple mağazaları
Apple mağazalarının tasarım prensipleri, onları bir şablona uymaya zorluyor. Mağazaların tasarımları, genelde beyaz tonlarda ve iç dekorasyonda beyaz ile uyumlu kalan renklerden oluşuyor.
Tayland mağazası
En şık Apple mağazaları
Tayland’ın ilk mağazası olan bu yer, 2018 yılının Kasım ayında açıldı. Özellikle çevresinin hoş şekilde yeşille donatılmış olması görünüşe güven katıyor. Ayrıca ışıklandırmalarla mağazanın tavanı da hoş detaylar arasında. Mağazanın içerisi ise bir alışveriş merkezini andırıyor çünkü bir alışveriş merkezi ile aynı alanı paylaşıyor. Buna rağmen aynı tasarım anlayışı olduğu için bunu fark etmeyebilirsiniz bile.
Milan mağazası
En şık Apple mağazaları
Milan’ın en işlek caddelerinden birinde bulunan mağazanın girişi çoğunuzu büyüleyecek cinsten. Mağazaya girerken indiğiniz merdivenlerdeki görüntü, sanki bir akvaryuma yürüyormuşsunuz gibi hissettiriyor.
Singapur mağazası
Asya’nın güneydoğusundaki ilk Apple mağazasına sahiplik eden Singapur’da şehrin yeşille kaplı dokusunun vurgulanması için mağaza da ağaçlarla kaynaşmış. Mağazanın dışında 16 ağaç bulunuyor ve mağazanın yüksekliği epey fazla. İçeriye girdiğinizde en tuhaf gelecek şey, son derece kıvrımlı olan merdiveni olacaktır.
Dubai mağazası
Dünyanın en yüksek yapısı olan Burj Khalifa’dan birkaç adım ötede olan Apple mağazası, Dubai’deki ikinci mağaza unvanında. Mağazayı havalı kılan unsurlarından göze çarpanı güneş panelleri, ama bundan daha da havalı olan şey nasıl açılıp kapandıkları.
New York City mağazası
En büyük Apple mağazası, ABD’nin en kalabalık şehirlerinden olan New York City’de bulunuyor. Cam panellerden oluşan mağaza girişinin hoş görünmediğini inkar edemeyiz.
Paris mağazası
En şık Apple mağazaları
En sıra dışı tasarıma sahip mağazanın böyle görünmesinin nedeni eskiden orada bir bankanın olması. Binanın dokularının bozulmaması adına 2010’da bu mağaza açılırken Apple, binayı olabildiğince aynı bırakmış. Bu yüzden tarihsel dokuların bozulmadığı bu sıra dışı Apple mağazası bizim beğenimizi kazandı.
Sizin bu mağazalar arasından en beğendiğiniz hangisi oldu? Yorum bırakabilirsiniz.
Apple, 1 Nisan 1976 yılında Kaliforniya’da Steve Jobs, Steve Wozniak ve Ronald Wayne tarafından kuruldu. Wayne hisselerin yüzde 10’una sahipti. Fakat çok geçmeden girişimin batmasından korktuğu için Jobs ve Wozniak’e satıp oyundan çıktı. Sonraki 45 yılda ise 300’e yakın ürün satışa sunuldu. Peki hangi teknolojileri ilk kez Apple üretimi cihazlarda gördük?
Hangi teknolojileri ilk kez Apple kullandı?
Apple çıkartmış olduğu ürünler kadar cihazları için geliştirdiği yazılım ve uygulamaları ile de biliniyor. Şirketin öncülük ettiği pek çok teknoloji ve hayatımızı kolaylaştıran uygulaması bulunuyor. Bazılarımız gündelik hayatımızda bunların birçoğunu farkında bile olmadan kullanıyoruz. Peki hangi teknolojileri ilk kez Apple kullandı?
Apple-1 ve iMac
Apple 1’in en büyük özelliği ilk modern kişisel bilgisayar olmasıydı. Daha öncesinde çıkmış tüm bilgisayarlar iş odaklı olup son kullanıcıya hitap eden hiç bir yanı bulunmuyordu. Herkesin evinde en az bir tane televizyon bulunduğu için maliyet odaklı düşünen Jobs ve Wozniak ikilisi bu çözümde karar kılıp Wayne’in de desteği ile ürünü tanıttılar.
Apple, Kendin Tamir Et programına Mac bilgisayarları ve Studio Display'i eklediğini açıkladı. İşte detaylar.
iMac ise yine beğenilen Macintosh modelinin disket yuvalarını çıkarıp yerine USB bağlantılarını ekledikleri ve son kullanıcıya “nihai internet cihazı” adıyla reklamı yapılan ve de evinden internete erişmek isteyen herkesin istediği bir modeldi. iMac ve Machintosh’un tasarımları oldukça ilham vericiydi. Bu cihazları gören diğer markaların aklında beliren tek soru şu oldu: “Biz neden hepsini böyle topluca bir kasa içerisinde vermiyoruz?”
Çoklu dokunmatik ekranlar
2007 yılından önce telefonlar iki guruba ayrılırdı. 1’den 9’a kadar sayısal tuş takımı olanlar ve QWERTY klavyeye sahip Blackberry gibi ve bazen klavye üstünde kalem aracılığı ile dokunabileceğimiz küçük ekranlı akıllı telefonlar.
İlk iPhone’un tanıtılmasından sonra her şey değişti. 3.5 inç boyutlu LCD ekrana sahip ve tamamı birden fazla parmağınızı algılayabilen dokunmatik bir ekrana sahip çok işlevli bir telefon. Gerçekten oyunun kurallarının yeniden yazılmasını sağlayan iPhone serisi Jobs’ın en büyük zaferleri arasında yerini alıyor.
Google Haritalar
Evet, yanlış okumadınız Google Haritalar. iPhone için özel uygulamalar geliştirmek isteyen Jobs, birden fazla şirketle anlaştı. Ancak içlerinde en çok bilinen Google Haritalar, eğer Apple olmasaydı belki de hiç bir zaman geliştirilmeyecekti.
Uygulama ilk çıktığında tek kullanıcısı olan iPhone’da henüz GPS sistemi yoktu. Ancak sonraki nesillerde bu durum düzeltildi. Bugün başta Android cihazlar olmak üzere tüm akıllı telefon ve bilgisayarlar üzerinden kullanılabilen bu akıllı harita uygulaması ilk çıktığı gün gibi ücretsiz bir şekilde hizmet sağlıyor.
Uygulama Mağazası
İlk iPhone çıktığında tamamı dokunmatik olan büyük bir ekran ile birlikte beraberinde bazı sorunlarda geldi. Bu dokunmatik ekranlı akıllı cihaz önceden çıkan uygulamaların büyük bir kısmıyla uyumlu değildi. Zira neredeyse tüm uygulamalar tuşlu telefonlar için tasarlanmıştı.
Apple bu duruma bir uygulama mağazası geliştirerek çözüm buldu ve 2008 yılında iPhone 3G ile birlikte bu uygulama mağazasını da tanıttı. Günümüzde 100 milyar dolarlık devasa bir pazar payına sahip olan mobil oyun sektörü, Uber, Snapchat ve Tinder gibi pek çok dev şirket eğer bu uygulama mağazası olmasaydı şuan çok daha farklı konumlarda olabilirlerdi.
Parmak izi tarayıcısı
Parmak izi tarayıcısını cihazlarına entegre eden ilk şirket Apple değil. Ancak pek çok şeyde olduğu gibi bunu popüler hale getiren ve 5S cihazında Touch ID’yi tanıtmasıyla birlikte birçok kapının aralanmasını sağlayan şirket.
Tanıtıldığında herkesin hoşuna giden sistemi insanlar deneyimlemek istiyordu. Telefonun tuş kilidini açmak ve alışverişlerde kredi kartlarını ve de şifrelerini parmak izi ile güvence altına alma fikri kullanıcıların ve akıllı telefon üreticilerinin oldukça hoşuna gitti.
Gorilla Glass
Ekranı bu kadar büyük ve ön planda olan cihazların yaşadığı en büyük problem camlarının kırılması oluyordu. Apple bu durumu ön görüp Corning’in uzmanlığından yararlandı. Kendi alanında önde gelen Amerikan firması da zaten 2005’ten beri tüketici elektroniği için sertleştirilmiş camlar üzerinde deneyler yapıyordu.
Apple’ın Corning’ten isteği oldukça netti. Dokunmatik ekranın fonksiyonlarını etkilemeyecek kadar ince ve sertleştirilmiş, normal cama göre çatlamaya ve çizilmeye karşı dayanıklı bir cam. Günümüzde Corning, 7 farklı Gorilla Glass modeli ile cihazları korumaya devam ediyor.
Mobil İnternet
Mobil internet iPhone serisi çıkmadan önce de bizlerle birlikteydi. Ancak WAP tarayıcı üzerinden küçük ekranlı cihazlardan internet kullanım deneyimi ile iPhone’un tamamı dokunmatik ekranında mobil Safari arasında oldukça büyük bir deneyim farkı bulunuyor.
Mobil internet olmasaydı ne olurdu diye sanırım tek tek anlatmamıza gerek yok. Yukarıda sizlerle uygulama mağazasının önemini paylaştık. Eğer mobil internet Apple tarafından akıllı cihazlara entegre edilmeseydi ne uygulama mağazasının ne de içerisindeki oyun, film, bankacılık ve daha bir çok şeyin önemi kalmayacaktı.
Sanal asistan
Google asistan, Microsoft Cortana ve Amazon’un Alexa’sı gibi yapay zeka destekli yardımcı asistanların temelini Apple 2010 yılında Siri ile attı. Diğer şirketlerin kendi sistemlerine entegre sanal asistanlar yapması uzun sürdüğü için Apple uzun bir süre bu konuda rakipsiz lider konumunda kalmayı başardı.
Başlangıçta yalnızca sınırlı sayıda komuta cevap verebilen Siri, artık tüm Apple akıllı cihazlarında başarılı bir şekilde çalışıyor. Bizim için şarkı çalabiliyor, takvim planlaması yapabiliyor, bir yere gittiğimiz zaman en uygun rotayı bulabiliyor. Hatta bizim için internette araştırma yapıp gerçek bir asistan gibi hayatımızı kolaylaştırıyor.
Hepsi bir arada cihaz konsepti
Apple daha önce bilgisayarlarında da benzer bir işe imza atmıştı. Ancak bu kadar ses getirememiş olmasının sebebi kullanıcıların cebine sığmıyor oluşuydu. İlk iPhone çıkmadan önce akıllı telefonlar arasında bir standart yoktu. Hepsi birer prototip gibi belirli pazar paylarına hitap etmeye çalışıyorlardı.
Klavyeli akıllı telefonlar genellikle iş hayatında e-posta ve takvim uygulamalarını bir arada bulundurmak isteyen insanlara göre tasarlanırken, kameralı ve müzik çalarlı telefonlar biraz daha son kullanıcı için yapılıyordu. Ancak ilk iPhone’un çıkmasıyla beraber artık akıllı telefon alırken bu ayrımların hiç birini yapmamıza gerek kalmadı.
İvme ölçer
Apple, kullanıcıların akıllı cihazlarında yaşadıkları deneyimi olumlu yönde arttırabilmek için farklı yöntemler deniyor ve çeşitli prototipler hazırlıyordu. Bunların içinde en çok istenen ve sevilen özellik de ivme ölçer oldu.
Bu özellik sayesinde telefon yan çevrildiğini anlayıp ekranı otomatik olarak döndürebiliyordu. Günümüzde bile pek çok geliştirici uygulamalarını yaparken bu özellikten faydalanıyor. Hatta yarış oyunlarında bu bir alternatifsiz durumda.
Artık kulaklık jakı yok
Muhtemelen Apple’ın en tartışmalı ve eleştiri alan yeniliği bu oldu. Yeni çıkan iPhone’larda kulaklık jakı olmadığını duyurduğu zaman herkes çok şaşırmış ve bunun tıpkı telefondan kamerayı kaldırmak gibi radikal bir karar olduğunu öne sürmüştü. Ancak Amerikalı üretici bu yaptığını yıllarca savunmaya devam etti.
Kulaklık jakının yüz yıllık eski bir kablolu teknoloji olduğunu ve bunu kaldırmanın Bluetooth teknolojisinde ve kablosuz kulaklıklarda atılım sağlanmasına yol açmasını bekliyordu. Nitekim öyle de oldu. Artık cihazlar hem çok daha ince hem de kablo sorunu ile ulaşmadan uzun süreler kullanabiliyoruz. Üstelik kablo sorunu ortadan kalktığı için akıllı bileklik ve saatlerimizle bile kullanabiliyoruz.
Bugün sizlerle ilk kez Apple sayesinde hayatımıza giren ve pek farkında olmadığımız teknolojileri bir araya getirdik. Sizce bu özelliklerin hepsi söylendiği kadar faydalı oldu mu? Konuyla ilgili görüşlerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın.