Ölü piksel testi nasıl yapılır? – Ölü piksel nedir?

Ölü piksel, ekrana sahip akıllı cihazlarda en çok karşılaşılan sorunlardan biri olarak biliniyor. Bu makalemizde Ölü piksel nedir? ve Ölü piksel testi nasıl yapılır? sorularını yanıtlayacağız. Windows, macOS, Android ve iOS cihazlarda ölü piksel testi yazılımları için rehberimize göz atabilirsiniz.

LCD teknolojisi, adreslenebilir piksellerden oluşan satır ve sütunlar sayesinde ekranda metin ve görüntü oluşturuyor. Her bir pikselde, görüntünün oluşabilmesi için kırmızı, yeşil ve mavi alt piksel bulunuyor. Alt piksellerin açılıp kapanabilmesi için transistör kullanılıyor. Ölü piksel sorunu, transistörlerin pikselleri aydınlatmadığı veya aşırı aydınlattığı durumlarda ortaya çıkıyor.

Ölü piksel nedir?

Akıllı telefon ekranlarında ve monitörlerde sıklıkla rastlanan ölü piksel, ilgili yerin renk değiştiremediği anlamına geliyor. Parlak görüntülerde kolay bir şekilde fark edilen ölü piksel sorunu, donanımsal bir sorundur.

Ölü piksel nedir?

Ölü piksel sorunu, birden fazla sebeple ortaya çıkabilir. Transistör üretiminde meydana gelen üretim hataları, belirli bir süre kullandıktan sonra cihazınızda ölü piksel sorunu oluşmasına neden olabilir. Ekranınıza gelecek herhangi bir darbe, ölü piksel sorunu yaratabilir.

Ölü piksel testi nasıl yapılır?

Kullandığınız teknolojik cihazda ölü piksel sorunu olduğunu düşünüyorsanız belirli uygulamalar ile bunu test edebilirsiniz. Windows işletim sisteminde Pixel Doctor adlı programı kullanarak cihazınızda ölü piksel olup olmadığına bakabilirsiniz.

Çevrimiçi ölü piksel testi nasıl yapılır?

macOS işletim sisteminde ise Screen Utilty adlı programı kullanabilirsiniz. Android telefon ve tabletlerinizde Dead Pixels Test and Fix veya benzeri uygulamalar ile test işlemini gerçekleştirebilirsiniz. iOS işletim sisteminde ölü piksel tespiti yapabilmeniz için ScreenTest uygulaması mevcut.

Online (çevrimiçi) ölü piksel testi nasıl yapılır?

Windows ve Mac kullanıcıları, online (çevrimiçi) ölü piksel testi ile cihazlarında herhangi bir sorun olup olmadığını tespit edebilir. Buraya tıklayarak ekran testi için geliştirilmiş web sitesine giderek ölü piksel testi yapabilirsiniz. Android ve iOS cihazlarda online ölü piksel testi yapılamıyor.

Sinemanın vazgeçilmezi: CGI teknolojisi nedir?

CGI teknolojisinin, sinema dünyasındaki yeri artık tartışılmaz bir gerçek. Teknik ekipmanların gelişmesi ile filmlerin sunduğu görsel yetkinlikler arttı. Bu teknoloji sayesinde, gördüğümüz ve hayran kaldığımız pek çok yapım, küçük stüdyolarda çıkabiliyor.

Kimilerine göre şaheserler ortaya çıkaran CGI teknolojisi, bazı kesimlerin ise eleştirilerine maruz kalıyor. Çoğu yönetmen ve yapımcı, bu metodun kültürü öldürdüğünü savunuyor. Tüm bu tartışmaların gölgesinde, CGI teknolojisi ve en iyi örneklerini sizler için derledik.

CGI teknolojisi nedir?

CGI yani bilgisayar tabanlı imgeleme, görsel oluşturmaya yarayan bir grafik uygulaması olarak bizleri karşılıyor. Sinema dünyasına büyük katkıları olan bu teknoloji, sadece filmlerde değil oyun dünyasında dahi kullanılmakta. Kimi zaman yeşil, mavi perde, kimi zaman da oyuncu üzerine yerleştirilen sensörler sayesinde, sahne aslında olandan bambaşka bir hale getirilebilir.

CGI Hollywood

Günümüz sinemasının olmazsa olmazı haline gelen bu teknoloji o kadar ilerledi ki, bazen izleyiciler CGI görüntü ile normal dış çekim arasındaki farkı anlayamıyor. Ayrıca kullanımı oldukça kolay olan bu uygulama, amatör sanatçılar tarafından da oldukça tercih edilmekte.

CGI teknolojisinin avantajları

Pek çok önemli kolaylığa sahip olan CGI teknolojisinin, sinema dünyasına etkileri oldukça büyük. Ancak bu uygulamanın en birinci kullanım nedeni olarak, mali şartlar gösteriliyor. Örnek vermek gerekirse, yapımcılar basit bir aksiyon sahnesini gerçek dış planda mekanik efekt (patlama, çarpışma veya fiziksel hasar) ile kurgulamak yerine, kapalı bir stüdyoda tamamen bilgisayar efekti ile çekmeyi tercih ediyorlar. Bu sayede dış plandaki malzeme ve insan yükü minimuma indirilmiş oluyor.

Bir diğer önemli avantaj ise, CGI teknolojisinin zaman kaybını önlemesi. Önceki örnekte olduğu gibi, çekim ekibi tüm kurulumların hazır olmasını beklemek yerine, kapalı stüdyoda perde ve sensör kullanımı ile işi kotarıp bilgisayar başında vakit harcamaya daha sıcak bakıyor. Detaylı hazırlık sürecine dahil olmayan ekip, hızlı bir şekilde çekimleri tamamlama imkanına sahip olabiliyor.

CGI denilince akla gelen isimler

Günümüzde görsel efektler denilince akıllara pek çok önemli yıldız geliyor. Bunlardan kuşkusuz en göz önünde olanı da Andy Serkis diyebiliriz. Yüzüklerin Efendisi serisinde Gollum karakteri ile izleyicileri karşılayan Serkis, bu teknolojiyi o kadar iyi kullandı ki, uzun bir dönem bazı filmlere danışmanlık yaptı. Ardından, Maymunlar Cehennemi serisinde de başrol oynayan usta oyuncu, son olarak CGI ağırlıklı Venom 2‘ye yönetmen oldu.

Bu teknoloji ile arası iyi olan bir yönetmen de Micheal Bay diyebiliriz. Transformers serisinin yönetmeni, CGI uygulamalarını o kadar zamandır kullanıyor ki, bir dönem yönetmenlik tarzı ile sosyal medyanın gündemine dahi yerleşti. Bu isimlerin dışında, J.J. Abrams, Jon Favreau, Guillermo del Toro gibi usta yönetmenler de günümüz sinemasında CGI teknolojisi ile önemli işlere imza atmaktalar.

Peki CGI teknolojisi sinema kültürünü öldürüyor mu?

Uzun süredir tartışma konusu olan bu sorunun cevabı aslında seyirci de bitiyor. Yapımcı ve yönetmenlerin işini kolaylaştıran CGI teknolojisi, oyuncuların pek gözdesi değil. Zira bazı oyunculara göre asla bulunmadıkları ortamda bulunmaya çalışmak rolün zorluklarını arttırıyor. Usta aktör Sir Ian McKellen‘ın Hobbit filminin çekimleri sırasında yeşil perdeden bunaldığı ve hatta ağlamaya başladığı da gerçekte yaşanmış bir olay olarak dikkat çekiyor.

CGI Hollywood

Hayranların görece mutlu olduğu teknoloji bazı eski kuşak yönetmenlere göre de, filmleri sıradanlaştırıyor. Birçok usta isim, film çekmenin heyecanı ve ruhunun kaybolduğunu iddia ediyor. Öte yandan hayatını kaybetmiş birçok oyuncunun da efekt olarak filmlere geri dönüş yapabilmesi, tartışmayı körükleyen bir başka etken olarak bizleri karşılıyor.

Sizler CGI teknolojisini nasıl buluyorsunuz? Sizce sinema dünyasının böyle bir uygulamaya ihtiyacı var mı? Görüşlerinizi bizlere aktarmayı unutmayın.

Teknolojinin karanlık yüzü: Masum sandığımız korkunç ürünler

Gelişen teknoloji ile birlikte insan hayatını ciddi ölçüde kolaylaştıran yeni ürünler ortaya çıktı. Özellikle son yıllarda yapay zeka konusunda atılan önemli adımların sonucu olarak karşımıza çıkan yeni ürünler, adeta teknolojinin altın çağını yaşadığımızın en büyük göstergesi.

Peki yetenekleri ile tüm dünyayı adeta mest eden teknolojik ürünlerin zararlı yönleri de olabilir mi? Sizler için günümüz teknolojisinin karanlık yüzünü ve kötü amaçlarla kullanıldığı zaman korkunç hale gelebilecek bazı ürünlerini derledik…

Bedensel engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran teknolojiler

Masum sandığımız korkunç ürünler

Akıllı ev teknolojileri sandığımız kadar masum mu?

Son yıllarda adını sıklıkla duymaya başladığımız akıllı ev teknolojileri, insanların evlerinde rahat ve konforlu bir yaşam sürmesi için geliştirilen en faydalı ürünlerden biri olarak görülüyor. Genellikle kullanıcıların akıllı telefonlarına yüklediği bir uygulama üzerinden evlerindeki neredeyse her şeyi kontrol edebildiği teknoloji, her geçen gün daha da popüler hale geliyor.

Masum sandığımız korkunç ürünler

Tabii ki burada en uç ihtimallerden bahsediyoruz. Ancak dünya üzerinde internete bağlanan her cihaz ve teknoloji potansiyel bir tehlike altındadır. Hele ki evinizde kurulu bir güvenlik kamerası veya sürekli aktif mikrofonlara sahip akıllı TV gibi ürünler varsa, olası bir hack durumunda özel hayatı derinden etkileyecek görüntüler ve ses kayıtlarınız başkalarının eline geçebilir.

Peki ya otomobiller?

En çok tercih edilen ulaşım araçlarından biri olan otomobiller, her geçen gün daha da yetenekli hale geliyor. Özellikle son yıllarda elektrikli ve otonom araçların piyasaya çıkmasıyla, otomobil dünyasında ciddi bir kimlik değişimi yaşanmaya başladı. Peki insan hayatını büyük ölçüde kolaylaştıran otomobiller sandığımız kadar masum mu?

Masum sandığımız korkunç ürünler

Tabii ki burada eski model araçlardan bahsetmiyoruz. Bunun aksine günümüzde neredeyse çoğu otomobil, bünyesinde barındırdığı teknolojileri kullanabilmek için yapay zeka veya bilgisayar sistemlerine başvuruyor. Bu da gelişmiş teknolojilere sahip otomobiller için potansiyel bir hacklenme tehlikesi olduğu anlamına geliyor. Her ne kadar üreticiler, araçları için gelişmiş güvenlik sistemleri kullansa da unutmayın ki, internete bağlanabilen her ürün veya teknoloji hacklenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Drone teknolojisi insanlık için büyük bir tehlike oluşturabilir mi?

İnsansız hava aracı sınıfına giren ve günümüzde bir hayli popüler olan drone cihazları; fotoğrafçılık, haritalama, kargolama, tarımsal ve zirai uygulamalar gibi birçok alanda başarıyla hizmet veriyor. Peki uzaktan kumanda veya otonom yazılımlarla kontrol edilebilen drone teknolojisi, insanlık için tehlike oluşturabilecek amaçlar için kullanılabilir mi?

Masum sandığımız korkunç ürünler

2017 yılında Kaliforniya Üniversitesi tarafından zararsız gibi görünen dronların adeta bir suikast makinesine dönüştüğü bir video yayınlandı. Videoda neredeyse avuç büyüklüğündeki bir dronun, yapay zeka sayesinde insan yüzünü tanıma ve o kişiye kilitlenme yeteneğinin yanı sıra taşıdığı patlayıcı maddelerle toplumda katliam yapabilecek potansiyelde olduğuna dikkat çekilmişti.

Tabii ki yayınlanan bu video, yalnızca simülasyondan ibaretti. Ancak araştırmacılara göre, şimdiden önlem alınmazsa dronlar ilerleyen dönemlerde insanlık için büyük bir kaos oluşturabilir.

İnsansı robotlar kontrolden çıkabilir mi?

2018 yılında hayatını kaybeden ünlü fizikçi Stephen Hawking’in robotlar ve yapay zeka hakkında söylediği sözler gerçek olabilir mi? Robotları, insanların tasarladığı en büyük virüs olarak nitelendiren Hawking, bu icatların bir gün kendi yaşam biçimlerini oluşturarak insanlığın sonunu getireceğini iddia etmişti.

Masum sandığımız korkunç ürünler

2018 yılının Mart ayında bir grup güvenlik araştırmacısı, Aldebaran Robotics tarafından geliştirilen orta ölçekli bir insansı robot olan Nao’yu hacklemeyi başardı. Halihazırda mağaza, havalimanı ve hastane gibi yerlerde kullanılan bu robotun sistemine sızan araştırmacılar, robota test amaçlı argo kelimeler söyletmeyi başardı.

Bunun yanı sıra robotun ekranından müstehcen görüntüler açmayı başaran araştırmacılar, tüm dünyaya insansı robotların kötü amaçlar için kullanılabilecek potansiyel bir tehlike olduğunu kanıtladı. Özellikle son dönemde Boston Dynamics’in üzerinde çalıştığı atletik insansı robotları, Stephen Hawking’in meşhur sözünü akıllara getirmiyor değil.

Deepfake teknolojisi şantaj amacıyla kullanılabilir mi?

Geçtiğimiz Mart ayında Tom Cruise’un viral olan videosu sonrası tüm dünyanın bir anda dikkatini çeken deepfake teknolojisi, ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Yayınlanan videodaki kişi Tom Cruise değildi, ancak deepfake sayesinde ünlü oyuncuya neredeyse tıpatıp benziyordu. İşte tam da bu noktada teknolojinin şantaj amaçlı kullanılabileceği iddiaları ortaya atıldı.

Masum sandığımız korkunç ürünler

Her ne kadar Tom Cruise videosunun yaratıcısı VFX uzmanı Chris Ume, bu tür videoların yapımının oldukça zor olduğunu belirterek insanların rahat olması gerektiğini söylese de, deepfake teknolojisi bir anda yetişkin film sektörüne de girdi. Özellikle Scarlett Johansson, Jennifer Lawrence ve Michelle Obama gibi isimlerin bu alanda onlarca deepfake videosu çıkarken, birçok ünlü isimden konu ile ilgili şantaj açıklaması bile geldi.

Online oyunlarda ping düşürme yöntemleri

Son yıllarda oyun dünyasında yaşanan en büyük devrimlerden biri online oyunlar oldu. İnternetin her eve girmesiyle insanların birlikte oyun oynama arzusu, online oyunları ortaya çıkardı. Milyonlarca oyuncunun katıldığı bu akım çok keyifli olsa da bazen teknik sorunlar oyuncuları çileden çıkarıyor. Oynadığınız oyunda ping düşürme yöntemlerine ihtiyacı olanlar için etkili ipuçlarından bahsettik.

Online oyunlarda ping düşürme yöntemleri

Bilmeyenler için; ping bilgisayarınızla hedef sunucu arasındaki bağlantının iletim süresidir. Bu süre, yani gecikme ne kadar yüksek olursa oyunlarda hareketleriniz o kadar geç yansır. Rekabetçi FPS oyunlarında 70ms’in üzerindeki ping çoğu zaman sorunlara neden olur. Bu yüzden rekabetçi oyunlar başta olmak üzere pek çok oyunda ping, kontrol altına alınmalıdır.

Her zaman en düşük gecikme süresine ulaşamazsınız. Örneğin League of Legends’ın Türkiye sunucusunda oynarsanız ortalama bir internet bağlantısıyla pinginiz yüksek olmayacaktır. Aynı internet bağlantısıyla Almanya’daki sunucuya bağlanırsanız ping daha yüksek olacaktır.

İnternetinizin ulaşabileceği ideal gecikme değerine, bahsettiğimiz ipuçları sayesinde erişebilirsiniz.

Kablolu, kablosuzdan her zaman iyidir

Ping düşürme
Ethernet kablosu – Ping düşürme

Kablosuz internet bağlantısı ne yaparsanız yapın gecikmeye neden olacaktır. Üst seviye modemler gecikmeyi kablolar kadar azaltabilse de maliyet bakımından kablolu her zaman iyidir. Oyunları kablo ile oynamak en bilinen ping düşürme yöntemlerinden biridir. Bu yüzden bilgisayarınızda Wi-Fi yerine Ethernet kablosunu kullanmak daha düşük gecikmelere neden olacak.

Yakındaki oyun sunucusunu seçin

Ping düşürme
LoL sunucuları – Ping düşürme

Oyunun sunucusunu değiştirmek her oyunda mümkün olmasa da mümkün olan oyunlarda size en yakın sunucuyu seçin. Oynadığınız oyunun Türkiye sunucusu varsa ve siz de Türkiye’de ikamet ediyorsanız ideal bağlantıyı kurmuş olacaksınız. Her oyun şirketi Türkiye sunucusu açmasa da en azından size konum olarak yakın olanı seçmeye çalışın.

Ping düşürme yöntemleri: Modeminize dinlenmesi için zaman tanıyın

Modemlerin içlerinde ısı yayan bileşenler bulunur, özellikle ucuz modemlerin soğutması pek kaliteli olmadığı için yüksek ısılar performans kaybına neden olur. Bunun önüne geçebilmek için modeminizi ara ara dinlendirin. Modeminizi haftada bir bile olsa 10-15 dakikalığına kapatın. Eğer bunu yapmaya zamanınız yoksa bile yeniden başlatmanız etkili olacaktır.

Bulut oyun servislerinden ve VPN’lerden uzak durun

Ping düşürme

Ping düşürme ile ilgili en yaygın şehir efsanelerinden biri de VPN kullanmanın daha düşük pingle oynamayı sağlayacağıdır. Bu tamamen yanlış bir önerme, VPN ile bağlantı kurduğunuzda ekranda daha düşük ping değerleri görebilirsiniz fakat arka planda işler pek de öyle değil. Zira bilgisayarınızın direkt olarak oyun sunucusuna bağlanması gerekirken önce VPN’e, sonra oyun sunucusuna bağlanmasına neden oluyorsunuz. Bu da yolu uzatarak pingin daha da yükselmesine neden olur.

Bulut oyun servisleri de aynı şekilde araya başka bir sunucuyu soktuğu için

Windows’ta yazabileceğiniz bazı komutlar

Bağlantı sorunları yaşadığınızda klavyenizin “Başlat” ve “R” tuşlarına basıp Çalıştır penceresini açabilirsiniz. Bu pencereyi Başlat’ta aratarak da bulabilirsiniz. Açtıktan sonra sırasıyla aşağıdaki komutları yazmanız, internetinizi biraz olsun rahatlatacaktır.

  • ipconfig /release (İnternet bağlantınızı keser.)
  • ipconfig /flushdns (DNS önbelleğini temizler.)
  • ipconfig /renew (İnternet bağlantınızı geri getirir.)

Online oyunlarda ping düşürme için yapabileceğiniz ipuçları bu şekilde. Sizler oyunlarda aldığınız ping değerlerinden memnun musunuz?

Apple, Türkiye’de rekor kırdı!

Apple, 2025 yılı ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı. Şirket, hisse başına kazanç (EPS) ve gelir açısından analist beklentilerinin üzerine çıkarak güçlü bir performans sergilese de, yatırımcı tepkisi hisselerde düşüşle sonuçlandı.

Açıklanan verilere göre Apple, çeyrek dönem boyunca 95,36 milyar dolar gelir ve hisse başına 1,65 dolar kar elde etti. Bu rakamlar, sırasıyla 94,22 milyar dolar gelir ve 1,61 dolar EPS yönündeki piyasa tahminlerinin üzerinde gerçekleşti. Yüzde 5’lik yıllık gelir artışı ve yüzde 8’lik EPS büyümesine rağmen, Apple hisseleri kapanış sonrası işlemlerde yüzde 3,91 oranında değer kaybederek 204,97 dolardan işlem gördü.

Apple CEO’su Tim Cook, açıklamasında şirketin küresel ölçekte birçok pazarda rekor kırdığını belirtti. Cook’un verdiği bilgilere göre Apple, Birleşik Krallık, İspanya, Finlandiya, Brezilya, Şili, Türkiye, Polonya, Hindistan ve Filipinler’de tüm zamanların en yüksek çeyrek gelirini elde etti.

iPhone segmenti çeyrek boyunca 46,8 milyar dolar gelir sağlayarak yıllık bazda yüzde 2 büyüme gösterdi. Yeni tanıtılan iPhone 16e modeli, Apple’ın kendi geliştirdiği C1 modemle donatıldı ve bu modem sayesinde şimdiye kadarki en uzun pil ömrüne sahip 6.1 inç iPhone modeli oldu. iPhone 16 ailesi genelinde kullanıcı memnuniyeti ve yükselen satış trendleri dikkat çekti.

Mac satışları da beklentilerin üzerinde seyrederek yüzde 7 artışla 7,9 milyar dolara ulaştı. Özellikle M4 çipli MacBook Air ve yeni Mac Studio modelleri güçlü talep gördü. iPad tarafında ise M3 çipli iPad Air sayesinde yüzde 15’lik bir büyüme kaydedildi ve toplam gelir 6,4 milyar dolara çıktı. Şirket, iPad kullanıcılarının yarısından fazlasının ürünü ilk kez satın alanlardan oluştuğunu belirtti.

Servis kategorisinde Apple, tüm zamanların en yüksek çeyrek gelirini elde ederek 26,6 milyar dolara ulaştı. App Store, Apple TV+, iCloud ve Apple Pay gibi hizmetlerin kullanım oranlarında çarpıcı artışlar görüldü. Toplamda 1 milyarın üzerinde ücretli aboneye sahip olan Apple, servis tarafındaki büyümenin sürdürülebilirliğine dikkat çekti.

Ancak tüm bu olumlu verilere karşın bazı risk unsurları da öne çıktı. Apple, tedarik zincirini çeşitlendirme stratejisine devam ederken, ABD’ye yapılan ürün ithalatında artan gümrük vergileri nedeniyle haziran çeyreğinde 900 milyon dolarlık ek maliyet beklediğini duyurdu. Şirket, üretimin büyük kısmını Çin dışına kaydırma sürecinde Hindistan ve Vietnam gibi alternatif ülkelere yöneldi. 2025 yılı boyunca 19 milyar çipin 12 farklı ABD eyaletinden tedarik edilmesi planlanıyor.

Apple ayrıca ABD içinde toplam 500 milyar dolarlık yatırım planını duyurdu. Bu yatırım kapsamında Michigan, Teksas, Kaliforniya, Arizona, Nevada, Iowa, Oregon, Kuzey Karolina ve Washington’da yeni tesisler ve istihdam alanları oluşturulacak. Teksas’ta kurulacak yeni sunucu üretim tesisi de bu planın önemli bir parçası olarak öne çıktı.

Yapay zekâ alanında Apple, Apple Intelligence çatısı altında geliştirdiği üretken modelleri ürünlerine entegre etmeye devam ediyor. Şirket, bu modellerin hem cihaz üzerinde hem de bulut tabanlı olarak çalıştığını açıkladı. Ancak daha kişisel Siri özelliklerinin ertelendiği belirtildi. Apple, bu gecikmenin kalite standartlarını karşılamak amacıyla gerekli olduğunu ifade etti.

Tim Cook’un aktardığına göre, Apple ürünlerinde kullanılan yapay zekâ özellikleri; yazı yazma araçları, fotoğraf düzenleme, görsel tanıma, ChatGPT entegrasyonu, özetleme ve akıllı yanıt sistemlerini içeriyor. Ayrıca Apple’ın kendi çipleriyle donatılmış sistemlerde bu modellerin doğrudan çalışması, kullanıcı verilerinin gizliliğini koruma yaklaşımını da destekliyor.

Şirketin 2025 Haziran çeyreğine dair beklentisi, yıllık bazda düşük ila orta tek haneli gelir artışı yönünde. Brüt kâr marjı aralığı ise yüzde 45,5 ile 46,5 arasında olacak. Apple ayrıca temettüsünü yüzde 4 artırarak 0,26 dolara çıkardı ve hisse geri alımı için 100 milyar dolarlık yeni bir program başlattı.

Nisan ayında en çok izlenen dizi ve filmler belli oldu!

JustWatch tarafından paylaşılan güncel verilere göre Türkiye’de dijital platformlarda en çok izlenen dizi ve filmler belli oldu. 1 Nisan – 30 Nisan tarihleri arasındaki verileri kapsayan listede Netflix, Amazon Prime Video, Disney+, BluTV gibi popüler platformlardaki izlenme oranları yer alıyor. İşte nisan ayının en popüler film ve dizileri…

Diziler listesinin zirvesinde BluTV platformunda yayınlanan The Last of Us yer alıyor. İkinci sırada ise Amazon Prime Video’da yayınlanan Reacher bulunuyor. Üçüncü sıraya baktığımızdaysa yine Prime Video’da yayınlanan Zaman Çarkı yapımını görüyoruz.

İşte nisan ayında en çok izlenen diziler;

  • The Last of Us – BluTV
  • Reacher – Prime Video
  • Zaman Çarkı – Prime Video
  • Solo Leveling – Crunchyroll
  • Prens – BluTV – TV+
  • MobLand – TOD
  • Taht Oyunları – BluTV
  • The White Lotus – BluTV
  • House of the Dragon – BluTV
  • İlk ve Son – BluTV – TV+

Filmler sıralaması ise şu şekilde;

  • Rüzgara Bırak – Netflix
  • Culpa Tuya – Prime Video
  • Culpa Mía: Londra – Prime Video
  • Başka Bir Sen – Disney+
  • Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk – BluTV
  • Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki – BluTV
  • Furiosa: Bir Mad Max Destanı – BluTV
  • Bütün Kadınlar Bunu Yapar – Cultpix
  • Aquaman ve Kayıp Krallık – BluTV
  • Meg 2: Çukur – BluTV

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!

Bitcoin madenciliği artık kârlı olmayabilir!

ABD’de yayımlanan son veriler, Bitcoin madenciliğinin özellikle küçük ve orta ölçekli girişimler için artık kârlı bir faaliyet olmaktan çıktığını ortaya koydu. Bu işletmelerin bir Bitcoin çıkarmak için harcadığı enerji maliyeti 137 bin dolara kadar yükseldi. Buna karşın, Bitcoin’in güncel piyasa değeri 90 bin dolar civarında seyrediyor.

Bitcoin madenciliği artık kârlı değil

2009 yılında 50 BTC olan blok ödülü, her dört yılda bir gerçekleşen yarılanmalarla birlikte 2024 itibariyle 3.125 BTC’ye kadar düştü. Bu düşüş Bitcoin madencilerinin gelirini doğrudan azaltırken, artan enerji fiyatlarıyla da birlikte madencilik faaliyetlerini daha az sürdürülebilir hale getirdi.

Bugün yalnızca, büyük altyapılara ve güçlü donanım ağlarına sahip şirketler bu faaliyetlerden anlamlı gelirler elde edebiliyor. Bu şirketlerde bile bir Bitcoin çıkarmanın ortalama maliyeti 82 bin dolar seviyesinde ölçüldü.

iPhone 18 serisi, yeni RAM teknolojisiyle geliyor!

iPhone 18 serisi, yeni RAM teknolojisiyle geliyor!

Apple, iPhone 18 serisinde yeni RAM teknolojisi sunmaya hazırlanıyor. Bu hamle, akıllı telefon sektöründe dengeleri değiştirebilir.

Bitcoin’in toplam arzı 21 milyonla sınırlı. Bu sınır nedeniyle kazançlı madencilik faaliyetlerinin uzun vadede sürdürülebilir olmayacağı fikri, sistemin ilk yıllarından itibaren biliniyordu. Ancak enerji maliyetlerindeki hızlı artış, bu öngörünün beklenenden daha erken gerçekleşmesine neden oldu.

2024 yılının eylül ayında bir Bitcoin çıkarmanın maliyeti en verimli sistemlerde dahi 56 bin dolar civarındayken, bugün bu rakam %46 artışla 82 bin dolara kadar çıktı. Yüksek enerji fiyatları ve azalan blok ödülleri, madencilik faaliyetlerinde ölçek ekonomisinin etkisini belirginleştirdi.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

GTA 4’teki Niko Bellic karakteri hakkında en ilginç detaylar

Rockstar Games, 2008 yılında ana karakteri Niko Bellic olan GTA 4 (Grand Theft Auto IV) oyununu piyasaya sürdü. Serinin diğer yapımlarına göre daha karanlık bir havaya sahip olan oyun derin bir hikaye işledi. Böylece oyunculara biraz daha farklı bir deneyim sundu.

Niko Bellic ile alakalı oyun içerisinde bilinmeyen birçok detay bulunuyor. Biz de karakterle ilgili az bilinen ve ilginç gördüğümüz birtakım bilgilere içeriğimizde yer veriyoruz.

Yugoslav savaşlarına katıldı

Niko Sırbistan‘da doğdu ve gençlik yıllarında Yugoslav savaşlarında yer aldı. Oyun sırasında karakterin bir helikopter pilotu ve piyade olduğu vurgulanıyor. Ayrıca erkek kardeşi ve teyzesinin de savaş sırasında öldüğü ortaya çıktı. Mücadele sırasında Niko’nun ekibi pusuya düşürüldü ve çoğu öldürüldü. Yalnızca Niko ve iki arkadaşı hayatta kalmayı başardı.

GTA 4deki Niko Bellic karakteri hakkında en ilginç detaylar

Ray Bulgarin düşmanlığı

Niko, Bulgarin‘in gemisi Adriyatik Denizi‘nde batana kadar Avrupa‘da Ray Bulgarin adına çalıştı. Karakter gemiden güvenli bir yere kadar yüzdü ve Ray, Niko’nun bu olayı planladığına ikna oldu. Niko, Liberty City‘e gelerek Ray’dan kaçmayı planladı. Ardından Ray’da şehre geldi.

GTA 4deki Niko Bellic karakteri hakkında en ilginç detaylar

Hikaye ilerledikçe düşman Dimitri Rascalov‘un Bulgarin ile birlikte çalıştığı ortaya çıktı. Niko senaryonun ilerleyen bölümlerinde Bulgarin‘e ait olduğu ortaya çıkan elmas ticaretiyle uğraştı. Bu durum Bulgarin’i, Niko’ya karşı daha da kızdırdı. Ancak Bulgarin hiçbir şey yapamadan öldürüldü.

GTA’daki CJ karakteri hakkında bilmediğiniz ilginç detaylar

Çatı katındaki Claude kıyafeti

Oyuncular Playboy X‘i öldürüp çatı katına ulaşarak dolapta tanıdık bir kıyafete denk geliyor. Giysi GTA 3(Grand Theft Auto III)‘de Claude tarafından giyilen aynı siyah deri ceket ve yeşil pantolona benziyor. Serinin hayranları bu geri dönüşü oldukça beğendi. Her iki yapım da Liberty City‘de geçtiğinden bu kıyafet oyuncuların önceki bir kahraman gibi giyinmelerine olanak tanıyor.

GTA 4deki Niko Bellic karakteri hakkında en ilginç detaylar

İki motorcu çetesi arasındaki savaş

Niko istem dışı olarak The Lost MC ve Angels of Death arasındaki savaşa neden oldu. Karakter Mikhail Faustin tarafından The Lost‘un bir üyesi olan Jason Michaels‘i öldürmekle görevlendirildi. The Lost and Damned DLC‘sinde, Lost başkanı Bill Gray‘in bunu düşman çetesine saldırmak için bir bahane olarak kullandığı ortaya çıktı.

GTA 4deki Niko Bellic karakteri hakkında en ilginç detaylar

LifeInvader hesabı

GTA 5 (Grand Theft Auto V) oyununda kullanıcılar, Jimmy de Santa karakterini Niko‘nun LifeInvader sayfasına bakarak bulabilir. Bu bir paskalya yumurtasıyken Niko’nun 2013 yılında hala hayatta olduğunu gösteriyor. Niko’nun arkadaş listesinde Little Jacob ve Roman gibi tanıdık yüzler de var. Hesapta Roman’a mutlu yıllar dilemek ve Chinatown‘un resmi gibi gönderiler yer alıyor. Görünüşe bakılırsa sosyal medya Niko’nun dikkatini çekiyor.

Bankayı soyan adam

GTA 4 boyunca Niko‘nun suç hayatından vazgeçmek ve barış içerisinde yaşamak istediği biliniyor. Birtakım olaylardan sonra istediğine kavuşmuş olabilir. GTA 5‘teki Lester Crest, Niko’dan dolaylı olarak Liberty City‘deki bankayı soyan adam olarak bahsediyor.

Sizler GTA 4‘ün ana karakteri Niko Bellic hakkında neler düşünüyorsunuz?

Xbox’ta iki oyun kısa süreliğine ücretsiz oldu!

Oyun fiyatlarının artmasıyla birlikte platformların sunduğu kampanyalar ve indirimler oyuncuların daha çok ilgisini çekiyor. Bu alanda öne çıkan platformlardan biri de Xbox. Her hafta düzenlediği “Free Play Days” etkinliğiyle popüler oyunları kısa süreliğine ücretsiz oynama fırsatı sunan platform, bu kez de iki oyunu kısa süreliğine ücretsiz hale getirdi.

Xbox kullanıcıları için Xbox Free Play Days kapsamında iki oyun ücretsiz bir şekilde erişime açıldı. Bu kapsamda, The Escapists bu hafta sonu Xbox Game Pass Ultimate, Standard ve Core üyeleri için ücretsiz oldu. Yapımı 4 Mayıs akşamına kadar deneyimleyebilirsiniz.

Buna ek olarak, Forza Motorsport tüm kullanıcılara herhangi bir Game Pass aboneliği gerektirmeksizin 4 Mayıs’a kadar ücretsiz hale geldi.

Peki siz yeni ücretsiz oyunlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu haftanın oyunları nasıl? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!


Mouse DPI değeri nasıl öğrenilir? Fare hassasiyeti öğrenme

Mouse, bilgisayar kullanımı için gerekli olan en temel çevre birimlerinden biridir. Bu yüzden mouse hassasiyetini, farklı ihtiyaçlara göre değiştirmek gerekebilir. Peki mouse DPI değeri öğrenme ve farklı değerler atama nasıl yapılır?

Dots per inch (DPI), mouse’un hareket hassasiyetini belirleyen bir terimdir. Daha yüksek DPI değerlerine sahip mouse’lar aynı hareketle ekran üzerinden daha fazla yol alabilir. Özellikle nişancı oyunlarında önemli olan bu hassasiyet, mühendislik programlarında da dikkat edilen bir kriterdir.

Mouse DPI değeri öğrenme nasıl yapılır?

Mouse hassasiyeti, imlecinizi hareket ettirirken en küçük hareketleri bile daha doğru bir şekilde yapmanıza yardımcı olur. Grafik tasarımcılar, CAD tasarımcıları, mimarlar ve bilgisayar üzerinde çalışan kişiler DPI hassasiyetini göz ardı etmemelidir.

sessiz mouse önerileri

Mouse üreticisinin web sitesini kontrol edin

Kullandığınız çevre birimleriyle ilgili doğru bilgiyi öğrenmenin en kolay yolu üreticinin web sitesini ziyaret etmektir. Marka ve modeliniz için yapacağınız arama ile DPI değerlerini listeleyen teknik özellik sayfasını bulabilirsiniz.

Ayrıca bazı popüler modeller için Google’dan yardım alabilirsiniz. Örneğin Logitech Pro oyun mouse’u modelleri için bir Google araması yaparsanız, teknik özellikler listesinde DPI numarasının da yer aldığını gözlemleyebilirsiniz.

Mouse yazılımını kullanın

Yüksek işlevli farelerin DPI’ını kontrol etmek için üreticiler tarafından sunulan yazılımlara göz atabilirsiniz. Bu kontrol uygulamaları sayesinde DPI’yi kontrol etme, hassasiyeti düzenleme, düğme ayarlarını yönetme ve gibi farklı mouse ayarlarını yönetebilirsiniz.

Örneğin, Logitech kullanıcılarının tercih edebileceği Logitech G Hub isimli bir kontrol aracı bulunmaktadır. Her markanın kendine özel bir yazılımı olabileceğini ve farklı markanın yazılımını desteklemeyeceğini de göz ardı etmeniz gerekir. Eğer fareniz bu tür bir yazılıma sahipse çeşitli ayarlamaları kolayca yapabilirsiniz.

Çevrimiçi mouse DPI ölçme siteleri

Web siteleri üzerinden mouse’un DPI değerini hesaplamanız mümkündür. Bazı DPI hesaplayıcı siteler, farenizi hassasiyetini kolay bir şekilde ölçmenize yardımcı olacaktır.

  • Adım 1: Öncelikle siteye gitmek için bu bağlantıya tıklayın.
  • Adım 2: Hedef mesafe olarak 1 değerini ve birim olarak inç’i seçin. Diğer ayarları değiştirmeden bırakın.
  • Adım 3: Kırmızı renkli artı işareti göreceksiniz. Farenizi düz bir zemine yerleştirdikten sonra, kırmızı artı işaretini 1 inç’e ulaşana kadar sağa doğru hareket ettirin.

Ekranda yer alan “Actual DPI” değeri mouse’unuzun hassasiyetini göstermektedir.

Fare hassasiyeti nasıl değiştirilir?

Logitech G Hub gibi bazı mouse yazılımlarında DPI ayarlama seçeneği bulunur, ancak bunu aynı zamanda Windows 10 Denetim Masası’ndan da kolayca yapabilirsiniz.

  • Adım 1: Denetim Masası’na gidin.
  • Adım 2: Donanım ve Ses > Aygıtlar ve Yazıcılar > Fare yolunu izleyin.
  • Adım 3: Sağ tarafta yer alan Ek fare seçenekleri sekmesine tıklayın.
  • Adım 4: Üst tarafta yer alan İşaretçi Seçenekleri sekmesine gidin.
  • Adım 5: Hareket bölümünde size uygun olan ayara getirin.

Bu yolun haricinde çoğu mouse’ta fiziksel bir DPI tuşu da bulunmaktadır. Bu tuş yardımıyla DPI değerini kademeli olarak artırıp azaltmak mümkündür. Ayrıca oyun içerisinde veya çizim programlarında hassasiyet için kolaylık sağlar.

Peki sizin Mouse DPI değeri öğrenmek için kullandığınız başka yollar var mı? Düşüncelerinizi yorum kısmından ya da SDN Forum‘da belirtebilirsiniz.

Amiral gemisi telefon almak bir hata olabilir! Peki neden?

Son yıllarda amiral gemisi akıllı telefonlarına olan ilgi önemli ölçüde değişti. Eskiden her yeni model, teknoloji meraklıları için adeta bir gereklilik gibi görülürken, zamanla bu telefonların sunduğu yeniliklerin sınırlı ve pahalı hale geldiği fark edildi.

Amiral gemisi telefon almak bir hata mı?

Eskiden 1.000 dolar ve üzeri fiyat etiketlerine sahip telefonlar, önemli teknolojik gelişmeler sunarken, bugün bu telefonlar daha az fark yaratıyor ve fiyatları, çoğu kullanıcı için hiç de adil görünmüyor.

Özellikle iPhone 11 Pro’nun 2019’daki tanıtımından sonra, amiral gemisi telefonlar bir adım daha ileriye gitmişti. Bu telefon, gece modu gibi yeniliklerle düşük ışıkta fotoğraf çekmeyi önemli ölçüde geliştirdi, ayrıca üçlü kamera sistemi ve uzun pil ömrü ile diğer modellere kıyasla belirgin farklar sundu.

O dönemlerde orta segment telefonlar, tasarım ve performans açısından sınırlıydı ve gerçekten yüksek performans isteyen kullanıcılar için amiral gemisi modelleri dışında seçenek pek bulunmuyordu. Ancak 2025 yılında durum değişti.

Temu’dan alışveriş yaparken nelere dikkat etmeliyiz?

Temu’dan alışveriş yaparken nelere dikkat etmeliyiz?

Bu haberimizde, Temu'dan alışveriş yaparken dikkat etmeniz gereken en önemli faktörleri sizler için derledik.

iPhone 16 Pro’nun getirdiği yenilikler, iPhone 15 Pro’ya kıyasla çok küçük düzeyde kaldı. Kamera iyileştirmeleri ve performans artışları gözle görülür şekilde düşük ve batarya ömrü neredeyse aynı. Öte yandan orta sınıf telefonlar; OLED ekranlar, kaliteli kameralar ve hızlı performans sunuyor. Üstelik fiyatları amiral gemisi modellere göre çok daha uygun.

Bir zamanlar telefon üreticileri, her yıl ya da iki yılda bir telefon değiştirmeyi bir gereklilik gibi sunuyordu. Operatörlerin takas fırsatları ve üreticilerin büyük lansman etkinlikleriyle bu düşünce pekiştiriliyordu.

Ancak gerçek şu ki, çoğu zaman yapılan yenilikler sadece küçük ve dar çaplı iyileştirmelerden ibaret. Önceki yıllarda, örneğin iPhone 8’den iPhone X’e geçiş, OLED ekran ve Face ID gibi önemli yenilikler sunduğunda gerçekten anlamlıydı.

Ancak artık iPhone 16 Pro’nun, 14 Pro ile yan yana konduğunda pek de fark yaratmadığı bir dönemdeyiz. Hızlı bir işlemci ve biraz daha iyi kameralar, 1.000 dolar gibi yüksek bir fiyatı haklı çıkarmaz.

Sonuç olarak, günümüzde amiral gemisi telefonlar artık sadece prestij arayışı haline gelmiş durumda. Orta sınıf telefonlar ihtiyacımız olan her şeyi daha uygun fiyata sunarken, pahalı modeller ekstra özelliklerle dolsa da bunlar günlük kullanımda pek bir fark yaratmıyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

İlk Android telefon: HTC Dream hangi özelliklere sahipti?

HTC Dream, ilk Android işletim sistemi ile piyasaya çıkan akıllı telefon olarak tarihte yerini alıyor. 2008 yılında piyasaya sürülen cihaz, çıkış yaptığı dönem içerisinde devrim niteliğinde özelliklere sahipti. İlk olarak T-Mobile G1 adını alan akıllı telefon daha sonrasında isim değişikliğine gitti.

Günümüz akıllı telefonları teknik özellik bakımından artık sınırları zorlarken, tarihte ilk olarak anılan Dream G1 kullanıcılarına neler sunuyordu. Gelin hep birlikte ilk Android işletim sistemli cihazı inceleyelim.

HTC Dream yeni bir rekabetin kapılarını açtı

2005 yılında Google tarafından satın alınan Android Inc., akıllı telefon dünyasında adından söz ettirmek için çalışmalara başladı. Nokia Symbian, Microsoft ise Windows Mobile ile pazarda önemli bir yere sahipti. Bu durumun farkında olan Google, Linux tabanlı yeni bir işletim sistemi için çalışmalara başladı.

İlk Android telefon: HTC Dream hangi özelliklere sahipti?

Sooner isimli bir prototip geliştiren şirket, 2007 yılında ilk iPhone‘un çıkması ile prototipi geri çekti ve HTC’nin önünü açtı. Firmayla ortak olan Google, daha sonradan akıllı telefon dünyasının fenomeni olacak Android işletim sisteminin temellerini bu cihaz ile attı.

Android 1.0 ile yeni bir dönemin başlangıcı

Tarihteki ilk Android telefon olan HTC Dream, pek çok önemli entegrasyona sahipti. Google uygulamaları yüklü bir şekilde piyasaya çıkan cihaz, firmanın hizmetleri ile de senkronizasyon imkanı sunuyordu.

Bununla birlikte akıllı telefon, Gmail dışında da e-posta hizmetlerine imkan verirken, WebKit tabanlı internet tarayıcısı ile kullanıcılarının karşısına çıktı. HTC Dream sahipleri, ilave uygulama yüklemek için Android Market uygulamasını kullanabiliyorlardı. Ayrıca akıllı telefon, Amazon MP3 uygulaması ile yıllar öncesinden Spotify benzeri bir deneyimi kullanıcılarına sundu.

İlk Android telefon: HTC Dream hangi özelliklere sahipti?

Android 1.0 ile piyasaya çıkan HTC Dream, 4 ay sonra ise 1.1 sürümüne geçti. Ardından gelen süreçte akıllı telefon, Android Cupcake (1.5) ve Donut (1.6) güncellemelerine sahip oldu. Özellikle günümüz cihazlarındaki pek çok yenilik aslında 2008 yılında HTC Dream ile ortaya çıkmaya başlamıştı.

Fiziksel klavye ve kızaklı mekanizma

Dokunmatik ekranın yaygınlaşmadığı bu dönemde, kullanıcılar fiziksel klavyelere ve tuşlara daha sıcak bakıyordu. 2007 yılında çıkan iPhone‘un geri dönüşlerini değerlendiren HTC, cihaza sanal klavye eklemek istemedi. Fiziksel tuşların yer aldığı Blackberry havasındaki akıllı telefon, kızaklı yapısı ile de kompakt bir görünüme sahipti.

İlk Android telefon: HTC Dream hangi özelliklere sahipti?

Bununla birlikte dokunmatik ekrana sahip akıllı telefonda 5 adet de ,klavye harici, mekanik tuş yer alıyordu. Firma böylece kullanıcılarına, cihazı kontrol etmek için alternatif yollar sunuyordu.

3.2 inçlik ekrana sahip akıllı telefon, dönemine göre boyutsal anlamda küçük değildi. Corning Gorilla Glass cam ile gelen cihaz, 320×480 piksel çözünürlüğü ile hayranlarının karşısına çıktı.

192 MB RAM ve 256 MB dahili hafıza

Günümüz akıllı telefonlarında RAM ve depolama alanları artık farklı bir rekabet yeri haline geldi. Pek çok üretici cihazlarında en yüksek değerlere ulaşmak istiyor. 2008 yılında tam olarak böyle ihtiyaçların olmadığı bir dönemde HTC Dream, 192 MB RAM ile kullanıcılarını karşıladı. Kulağa oldukça küçük gelen bu kapasite, döneminin şartlarını rahatlıkla karşılayabiliyordu. Aynı şekilde dahili depolama alanı da 256 MB olan akıllı telefon, microSD kart girişine de sahipti.

Akıllı telefon arka tarafta bir adet 3.15 Megapiksel kamera ile piyasaya çıktı. Kulaklık girişi bulunmayan cihaz, 1150 mAh batarya kapasitesi ile bulunduğu dönemin şartlarında yeterli pil performansı sunuyordu.

Günümüz dünyasında normal olarak yeterli olmayan HTC Dream, yeni bir dönemi başlatması ile her zaman farklı bir yerde olacak diyebiliriz.