Electronic Arts, merakla beklenen oyunu iptal etti!

Electronic Arts (EA), Apex Legends ve Star Wars Jedi gibi popüler yapımlarla tanınan Respawn Entertainment stüdyosundan yaklaşık 100 kişiyi işten çıkardı. Aynı zamanda, stüdyonun geliştirdiği ve “R7” kod adıyla bilinen yeni Titanfall oyunu da iptal edildi.

Electronic Arts, yeni Titanfall oyununu rafa kaldırdı

Bu karar, şirketin küresel düzeydeki yapısal dönüşüm planının bir parçası olacak. Respawn Entertainment tarafından yapılan açıklamada, iki erken geliştirme aşamasındaki projenin resmen iptal olduğu belirtildi.

Electronic Arts, yeni Titanfall oyununu rafa kaldırdı.

Gelen son bilgilere göre, işten çıkarılanlar arasında geliştiricilerin yanı sıra kalite kontrol ve yayın ekiplerinden çalışanlar da yer aldı. Bazı çalışanların ise EA’in diğer projelerine, örneğin Motive stüdyosunun geliştirdiği Iron Man oyununa ve Battlefield serisine kaydırıldığı aktarıldı.

Organizasyonel değişiklikler sadece iş gücü ile sınırlı kalmıyor. Respawn Entertainment’ta operasyonlardan sorumlu kıdemli başkan yardımcısı olan Daniel Suarez, stüdyonun yeni genel müdürü olarak atandı.

Samsung’dan bir modele daha One UI 7 güncellemesi!

Samsung’dan bir modele daha One UI 7 güncellemesi!

Android 15 tabanlı One UI 7 güncellemesi Galaxy Z Fold 3 modeli için yayınlandı. İşte yeni güncellemeyle ilgili ayrıntılar!

Suarez, bu görevde doğrudan Respawn’ın kurucu ortağı ve CEO’su Vince Zampella’ya bağlı olarak çalışacak. Zampella, 2021 yılında Battlefield serisinin başına geçerek EA bünyesindeki etkisini artırmıştı.

İptal edilen Titanfall projesi, serinin hayranları açısından yeni bir hayal kırıklığı anlamına geliyor. Titanfall evreni; hızlı tempolu oynanışı, mekanik tabanlı çatışmaları ve bilim kurgu atmosferiyle oyun dünyasında kendine özgü bir yer edinmişti.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.

Anakart ile ekran kartı uyumu nasıl kontrol edilir?

Bilgisayar kasası toplamak isteyen kişilerin, alacakları parçaların birbirleriyle olan uyumlarını kontrol etmesi gerekiyor. Özellikle de RAM, işlemci, grafik kartı ve SSD başta olmak üzere tüm donanımların direkt olarak bağlandığı ve birbiriyle etkileşime geçmesini sağlayan anakartların neleri desteklediğini satın alım yapmadan önce öğrenmek oldukça önemli. Biz de anakart ekran kartı uyumu nasıl kontrol edilir sorusunun cevabını adımlarıyla birlikte paylaşıyoruz.

Anakart ekran kartı uyumu nedir? Nasıl kontrol edilir?

Günümüzde piyasaya sürülen tüm ekran kartları ve anakartlar PCIe ya da PCI Express olarak adlandırılan bağlantı türünü kullanıyor. Dolayısıyla son bir kaç yıl içerisinde satışa çıkan cihazları aldığınızda böyle bir problem yaşamanız pek muhtemel değil.

AGP Express

Fakat nispeten biraz daha eski bir ekran kartı veya anakartınız varsa AGP Express olarak bilinen veriyolunu yani bağlantı türünü kullanıyor olabilir. Ancak endişe edecek bir durum değildir. Zira anakart ekran kartı uyumu oldukça kolay anlaşılabilir.

Ekran kartı kaç GB nasıl öğrenilir?

İlk olarak anakart üzerinde bulunan girişlerin çevresinde yazan kodlara bakabiliriz. Örneğin, yukarıdaki fotoğrafta ilgili bağlantı noktasının hemen yan tarafında AGP Express girişi olduğu belirtiliyor. Aşağıdaki fotoğraftaysa nispeten daha yeni bir anakart görüyoruz. Üzerinde PCI, x1 PCI Express ve x16 PCI Express girişleri bulunuyor. Burada ekran kartımızı bağlayacağımız alan x16 girişi olacaktır.

Tabii hiç görmediğimiz bir anakart satın alıyorsak, benzer bir şekilde ekran kartını da daha önce görme ve deneme şansımız olmadıysa, üreticilerin internet sitelerinden ilgili bilgilere ulaşabiliriz.

Örneğin, NVIDIA Geforce GTX 1060 ekran kartını ve MSI B450M-A Pro VDH anakartını almak istiyorsanız, NVIDIA’nın ve MSI’ın sitelerinden ilgili ürünlerin teknik bilgilerine bakabilir ve x16 PCIe mi yoksa AGP Express bağlantı noktasını mı kullanıyor öğrenebiliriz.

Buna ek olarak, buraya tıklayarak GPU-Z uygulamasını indirebilirsiniz. Bu sayede ekran kartınız hakkında tüm verilere ulaşabilir, ilgili bağlantı türünü de uygulamanın açılan penceresi üzerinde görüntüleyebilirsiniz.

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi SDN Forum‘da veya yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın!

Dünya dönmezse gezegenimizde neler olur?

Dünya’da yaşamı sürdüren temel faktörlerden biri de gezegenimizin dönüşü; peki dünya dönmezse ne olur? Güneş’in varlığı, Dünya’nın hem kendi ekseni hem de Güneş’in etrafında dönmesi gibi faktörler hayatî önem taşıyor. Gezegen, Güneş’in etrafında dans edercesine dönerken bizler de günlük dönüş hareketleri ile uyur ve uyanırız. Güneş’in ısısı, Dünya’nın her noktasını belli bir seviyede sıcak tutar. Bununla birlikte, Dünya’nın dönüşü jeomanyetik alanı, atmosferin ve okyanusların dolaşımını da düzenler.

Peki, bu temel koşul devre dışı kalırsa gezegenimize ne olacak? Bunu hiç düşündünüz mü? Sizin için neler olacağını yazdık.

Dünya dönmezse her şey doğuya sürüklenecek

Dünya kendi ekseni etrafında dönerken bir taraftan Güneş’in etrafında da döner. Kendi ekseninde dönmesine günlük hareket de denir. Bu hareket süresi ise yaklaşık 24 saattir. Ancak Güneş’in etrafında dönüşünü tamamlaması ise 365 gün 6 saati bulur. İşte bu hareketler gün ve yılı oluşturur.

Dünya dönmezse ne olur?

Gezegenimiz, Güneş Sistemi’nin 4.6 milyar yıl önce oluşmasıyla dönüyor. Dünya’nın dönme hızı en yüksek ekvator bölgesindedir ve bu hız saatte 1.609 km. Bu hareket aniden durursa, her şey doğuya doğru hızla kaymaya başlar. Hareket eden kayalar ve okyanuslar depremleri ve tsunamileri tetikler. Gözünüzde filmlerdeki kıyamet sahneleri canlandı mı?

Virginia Üniversitesinden fizikçi Louis Bloomfield şöyle açıklıyor: “Tam bir karmaşa olurdu. Çoğu insan boğulur, tıkanır, kavrulur ya da donarak ölürdü.” Ancak çok az bir insanın ölümden kurtulacağını da ekliyor. Gezegendeki dört noktadan birinde yaşayan seçkin bir grup insan hayatta kalacaktır. İşte bu ‘şanslı’ noktalar kutuplar. Çünkü kutuplarda dönüş hızı sıfıra yakın. Doğru atmosferik basınç ve doğru sıcaklığın iyi bir karışımına sahip dört şanslı bölgenin ikisi Kuzey Yarımküre’de ve ikisi ise Güney Yarımküre’de.

Dünya dönmezse ne olur?

Üstelik Dünya dönmezse olacaklardan biri de şekil değişikliği. Dünya’nın ekvatordan şişik, kutuplardan basık olmasının sebebi gezegenin kendi ekseni etrafında dönmesi. Ekvatorda ölçülen Dünya’nın çapı, bugün kutuplardan ölçülen Dünya çapından yaklaşık 21.4 kilometre daha fazla. Ancak eğer gezegenimiz durursa tam bir küre şekline sahip olurdu. Fakat belirtmek gerekir ki bu durum oldukça yavaş bir süreçte gerçekleşir.

Böyle bir durumda atmosfer de benzer bir şekilde değişerek, kutuplarda kalınlaşacak ve ekvatorda daha ince olacak. Bu durumda ise yalnızca orta enlemlerin etrafındaki bir noktada yaşayan Dünyalılar sağ çıkmak için doğru atmosferik basıncı deneyimleyebilir. Ancak sadece doğru atmosfer yaşam için yeterli değil.

Hem iyi, hem kötü haberimiz var

Bloomfield, Live Science‘a gezegenin dönmeyi bıraktığında her şeyin doğu yönüne kayacağını belirtti. Ayrıca Bloomfield, “Okyanuslar ekvatordan kutuplara doğru kayacak. Ekvator yakınları tamamen kuru kalacak. Kutuplar ise kilometrelerce su içinde kalacaktır.” dedi.

Dünya dönmezse ne olur?

Ayrıca Dünya dönmezse bir taraf hep Güneş’e bakacak. Bu durumda sürekli Güneş ışığı alacak taraf aşırı derecede sıcak olurdu. Bitki örtüsü ölür, toprak kurur ve çatlar. Karşı yarım küre ise sürekli buzlu karanlığa gömülecek ve toprak donmuş tundraya benzeyecekti. Ayrıca ekvator çevresi mega bir kıtaya dönüşecektir. Sular altında kalacak bölgeler ise, kuzeyde başlıca Kanada, ABD, tüm Grönland‘ın yanı sıra Sibirya, Asya ve Avrupa’nın kuzey ovaları.

Ama endişelenmeyin! ABD Ulusal Hava ve Uzay Müzesindeki Dünya ve Gezegen Araştırmaları Merkezinde çalışan jeolog Jim Zimbelman bir açıklama yaptı. Böyle bir olayın, dönen gezegenimizdeki her şeyin momentumunda depolanan aynı miktarda enerjiyi gerektireceğini söyledi. Ayrıca dünyadaki hiçbir fiziksel mekanizmanın bunu yapamayacağını belirtiyor.

Dünya dönmezse ne olur?

Kısacası bu olayları yaşayıp hayatta kalacak dört insan kabilesi aralarındaki zorlu koşullardan ötürü ayrı kalacak. Çevresel farklılıklar dört farklı insansı türün evrimine yol açacaktır. Jeomanyetik bir alanın yokluğunda deneyimleyecekleri daha büyük kozmik radyasyon akışıyla başa çıkmak için hepsinin mevcut insanlardan daha sert ve daha kalın tenli olmaları gerekiyor.

İşte, şimdi size gerçek kötü haberi verelim: Aslında Dünya, dönüşünü durdurmaya doğru gidiyor. Dönüşten kaynaklanan kara ve okyanus gelgitlerinin kabarması gezegene zarar veriyor. Tüm bu gelgitleri ileri geri hareket ettiren enerji yavaş yavaş bizi yavaşlatıyor.

Doksanlı yıllara damgasını vuran eski oyunlar – 4

Doksanlı yılların sonlarına doğru, FPS (First Person Shooting) yani birinci şahıs nişancı oyunlar döneme damgasını vurdu. Wolfenstein 3D ile başlayan bu yeni oyun türü, Duke Nukem, Quake ve Doom gibi türün önemli temsilcileri ile yoluna devam etti.

Doksanlı yıllara damgasını vuran FPS oyunlar

Dosyamızın ilk kısmında Wolfenstein 3D’ye, oyun dünyasında önemli ilklere imza attığı için yer verdik. Şimdi ise aynı yoldan yürüyen ve aynı rüzgarın şişirdiği yelkenlerle FPS oyun okyanusuna açılan diğer oyunları ele alacağız.

FPS oyun dünyasında yeni bir 3D deneyimi: Quake

Quake, yine id Software tarafından geliştirilen ve doksanlı yıllara damgasını vuran oyunlardan biri. Firma Wolfenstein ve Doom ile ilk 3D oyun motorlarını geliştirse de, Quake ilk gerçek 3D oyun olarak döneme damgasını vurdu.

Quake ile birlikte labirent yapılı 3D haritaların yerini yavaş yavaş, daha gerçekçi kaplamalara sahip 3D mekan tasarımları almaya başladı.

doksanlı yılların oyunları, eski oyunlar, fps oyunlar, birinci şahıs oyunları, fps oyunları
Quake oyun grafikleri bugün için komik olsa da, o dönem için önemli bir eşiği aştı

Bugün, Blizzard stüdyolarının çatısı altında hayatına devam eden stüdyo, 3D oyun motorları ile oyun dünyasını baştan aşağı değiştirdi.

Quake oyunu, ilk olarak 1996 yılında karşımıza çıktı. Bu eski oyun, şimdi oynadığımızda çok absürt gelen ve Minecraft’ı andıran 3D grafiklere sahipti. Buna karşın Quake, FPS yani birinci şahıs nişancı oyunları arasında önemli yere sahip.

Quake, yine Id Software oyunu olan Doom’un silahlarının kullanıldığı bir oyun. Hikaye açısından da efsane oyunun izini süren Quake, daha sonra ise çok farklı bir yere doğru hareket etmeye başladı.

Quake hikayesi

Quake, ışınlanma teknolojisi üzerine kurgulanmış bir FPS oyun. İnsanlığın ışınlanma teknolojisi denemeleri bir felaketle sonuçlanır. Aslında oyuna konu olan Slipgate adlı bu boyut kapıları, insanlıktan bile eski zamanlara dayanıyor.

İnsanlar, atıl durumda olan bu kapıları yeniden çalışır hale getiriyor. Quake kod adlı yaratık ise bu yeniden açılan kapıları kullanarak, dünyayı işgal ediyor. Bu işgale son vermek için ise özel bir deniz piyadeleri birliği görevlendiriliyor. Ancak bu birlikten Ranger adlı kahramanımız dışında kurtulan olmuyor.

Yaratıkların geldiği boyuta ışınlanan oyuncu, üç zorluk derecesinden birini seçerek oyuna başlıyor. Üç farklı köprünün yer aldığı bu seçim kısmı, birçok oyunda rastlamayacağımız orijinallikte. Oyunda kolay, zor, çok Zor seçimlerinin dışında, bitirilmesi imkansız olarak görülen ve saklanmış olan kabus zorluk derecesi yer alıyor.

Bu bölümlerden geçtikten sonra oyuncu farklı boyutlara geçerek, Quake adlı düşmanı bulmaya çalışıyor. Quake adlı düşmanın gerçek adı ise Shub-Niggurath. Bu ana yaratık, Quake dünyasında karşınıza çıkan tüm yaratıkları meydana getiriyor. Ranger ise bu yaratığı öldürerek dünya işgaline son vermeye çalışıyor.

Her ne kadar basit anlatmaya çalışsak da Quake dünyası oldukça karışık bir hikayeye sahip. Daha sonrasında ortaya çıkan Quake oyunları ise bazı oyuncular için ilk oyunun yerini tutamıyor. Bu anlamda doksanlı yıllara damgasını vuran birinci şahıs oyunları arasında Quake, oynanışı ile ön plana çıkıyor.

Online FPS için dönüm noktası: Quake 3 Arena

Quake, her ne kadar tek oyunculu olarak da önemli bir yerde olsa da, bir dönemin en önemli online oyunlarından biriydi. Quake 3 Arena isimli 1999 yılında çıkan oyun, aslında ilk oyunda yer alan Deathmatch modunun farklı bir versiyonu. Belirli haritalar üzerinde başlayan Quake Arena maçları, tüm rakiplerinizi öldürmek mantığı üzerine kurulu.

doksanlı yılların oyunları, eski oyunlar, fps oyunlar, birinci şahıs oyunları, fps oyunları
Quake 3 Arena, hızlı oynanışı ile o dönemde popüler oldu

Quake bu anlamda dönemin gençleri ve çocuklarını bilgisayar başına kilitledi. Böylece Counter Strike ile birlikte ilk internet kafelerin vazgeçilmez oyunları arasına girdi.

Quake 3 Arena, tek kişilik hikaye de barındırıyordu. Ancak Quake 1 ve 2’nin tersine çok oyunculu tarafı ön plana çıkmıştı.

Doğalgaz aboneliği internetten nasıl yapılır? E-devlet

Günümüzde önemli bir yere sahip olan ihtiyaçlar arasında doğalgaz yer alıyor. Özellikle yaşam alanlarının ısınması ve yemek yapmak gibi temel ihtiyaçları karşılıyor. Bu nedenle de yeni bir eve taşınıldığı zaman akla ilk gelen şey doğalgaz oluyor. Bunun için de e-Devlet sizlere yardımcı oluyor. e-Devlet doğalgaz aboneliği sayesinde işlerinizi pratik şekilde halledebilirsiniz.

Önceden bu ihtiyacı karşılamak için bağlı olduğunuz doğalgaz dağıtım yerine özellikle girmeniz gerekiyordu. Ancak günümüzde dağıtım şirketine gitmeye gerek kalmadan internet aracılığıyla bunu halledebilirsiniz. Bu yazımızda da e-Devlet doğalgaz aboneliği için yapmanız gerekenleri anlattık.

e-Devlet doğalgaz aboneliği nasıl yapılır?

e-Devlet üzerinden doğalgaz abonelik başvurusu, kurumun talebine göre Bilgilendirme ve Onay, Sorgulama Yöntemi, Abonelik Yeri Sorgulama, Başvuru Formu, Ön İzleme, Sözleşme Onayı ve İşlem Sonucu olmak üzere 7 aşamada tamamlanır. Kolaylık sağlayan bu hizmetle birlikte kişiler, zamandan da tasarruf ediyor. Bu işlemi gerçekleştirmek için yapmanız gerekenler şu şekilde:

  • Adım 1: # İlk olarak e-Devlet resmi internet sayfasına girin.
https://shiftdelete.net/wp-content/uploads/2022/02/Dogalgaz-aboneligi-internetten-nasil-yapilir-e-Devlet-1.png
  • Adım 2: # Daha sonra karşınıza çıkan sayfada sağ üst köşede yer alan ‘Giriş Yap’ kısmına tıklayın. T.C. kimlik numarası ve e-Devlet şifresini girerek giriş yapın. Eğer kimlik doğrulama yapmadıysanız bu doğrulamayı yapmanız gerekiyor. (Henüz bir e-Devlet şifresine sahip değilseniz size en yakın PTT şubesine giderek bir e-Devlet şifresi edinebilirsiniz.)
  • Adım 3: # Giriş yaptıktan sonra e-Devlet ana sayfasının en üstünde yer alan arama kısmına bulunduğunuz bölgedeki görevli doğalgaz dağıtım şirketinin adını yazın.
https://shiftdelete.net/wp-content/uploads/2022/02/Dogalgaz-aboneligi-internetten-nasil-yapilir-e-Devlet-2.png
  • Adım 4: # Çıkan seçeneklerden ‘Abonelik Sözleşmesi Başvurusu’ yazısını seçin. Eğer doğalgazınızı kapattıracaksanız ‘Abonelik Sözleşme Feshi Başvurusu’ seçeneğiniz seçmeniz gerekiyor.
  • Herhangi bir başvurunuz bulunmuyorsa sağ köşede yer alan ‘Yeni Başvuru’ seçeneğine tıklayın.
  • Daha sonra karşınıza çıkan sayfada sizden istenilen bilgileri girerek işlemi devam ettirin.
https://shiftdelete.net/wp-content/uploads/2022/02/Dogalgaz-aboneligi-internetten-nasil-yapilir-e-Devlet-4.png
  • Adım 5: # Son olarak da işleminizi onaylayarak başvurunuzu tamamlayabilirsiniz.

Bu işlem yalnızca tarayıcı üzerinden değil, e-Devlet mobil uygulamasından da yapılıyor. Bunun için de yapmanız gereken tek şey telefonunuza e-Devlet mobil uygulama indirmek. İndirdikten ve giriş yaptıktan sonraki adımlar yukarıda da belirtildiği gibidir.

Aynı zamanda e-Devlet doğalgaz aboneliği başvurusunda yer alacağınız konutta kiracıysanız kira kontratını tek dosya halinde yüklemeniz gerekiyor. Aynı şekilde mal sahibiyseniz de tapu senedinizi yüklemeniz gerekir.

Taahhütlü internet cayma bedeli nasıl hesaplanır?

İnternet ve telefon başta olmak üzere pek çok işletme, tüketicilere belirli hizmetleri, taahhüt karşılığında satıyor. Taahhüt süresi sona ermeden de abonelik sözleşmesini feshetmek isteyen kullanıcılara bazı yaptırımlar uygulanıyor. Taahhütlü internet cayma bedeli, hizmet aldığı süre boyunca, hizmetten memnun kalmayan kişiler tarafından tercih ediliyor.

Almış olduğu hizmetten memnun olmayan kullanıcılar ise bu durumda yasal haklarını merak ediyor. Taahhüt süresinden önce kullanımını sonlandırmak isteyen kişilerin karşı karşıya kaldığı belirli bir ücret yer alıyor. Bu yazımızda da ‘taahhütlü internet cayma bedeli nasıl hesaplanır?‘ sorusunu yanıtladık.

Taahhütlü internet cayma bedeli nasıl hesaplanır?

Taahhüt iptal etmek durumunda ortaya çıkan cayma bedelinin hesaplanması, karışık gibi görünse de son derece basit işlemlerden oluşur. Taahhütlü internet hizmeti alımında genel olarak hizmetin standart fiyatının altında bir ücret kişilere yansıtılıyor. Taahhüt iptali halinde ise indirimli bir tarifeden yararlanan kişilerden fark ücretinin iadesi isteniyor.

https://shiftdelete.net/wp-content/uploads/2022/03/Taahhutlu-internet-cayma-bedeli-nasil-hesaplanir-2.jpg

Örneğin, bir internet firmasından 24 aylık taahhütlü hizmet satın aldınız. Bu hizmetin karşılığında ise firma, 100 TL değerindeki paketi, 80 TL’ye satmayı önerdi. Siz de, bu hizmetten memnun olmadığınızı söyleyerek taahhütü iptal etmek istediniz. Kullanıcının abonelik iptali yapması durumunda, her ay standart olan 100 TL ile indirimli ücret olan 80 TL arasındaki farkı ödemesi gerekiyor. Yani kısacası, sözleşmenin imzalanması sonrasında indirimli hizmetten yararlanılan her ay için 20 TL ödeme yapılıyor.

Taahhüt ne demek?

Kelime anlamı olarak “bir şeyi üstlenme, üstüne alma” anlamına gelir. Bir kişi, bir konu ile ilgili taahhüt verirse, o konudaki yükümlülükleri yerine getirmek için söz vermiş olur. Taahhüt, günümüzde şirketler ve vatandaşlar arasındaki sözleşmelerde kullanılıyor. Bir şirket, müşterisine bir mal satarken ya da hizmet verirken, taraflar birbirlerine belirli taahhütlerde bulunur.

https://shiftdelete.net/wp-content/uploads/2022/03/Taahhutlu-internet-cayma-bedeli-nasil-hesaplanir-4.jpg

Kullanıcı, aldığı hizmetten memnun olmadığı takdirde taahhüt iptali yapabiliyor. Bunun için ise kullanıcı, taahhütten caydığı için sözleşmede yer alan yaptırımları karşılamak zorundadır. Kişilerin sözleşmesine göre yaptırımlar da farklılık gösteriyor. Bu nedenle kullanıcıların ilk olarak sözleşmedeki yaptırımlara dikkat etmesi gerekiyor.

Samsung Galaxy Z Flip 7’nin işlemcisi belli oldu!

Samsung, katlanabilir telefon işindeki çalışmalarına devam ediyor. Güney Koreli marka bu kapsamda önümüzdeki aylarda Galaxy Z Fold 7 ve Flip 7 modellerini tanıtacak. Son gelişmeler, Z Flip 7 ile ilgili yeni teknik detayları gözler önüne seriyor.

Bugüne dek ortaya çıkan raporlar Galaxy Z Flip 7‘nin işlemcisiyle ilgili akıllardaki soru işaretlerini bir hayli artırdı. Ürünle ilgili paylaşılan ilk bilgiler markanın yeni modelde kendi üretimi Exynos 2500’ı kullanacağı yönündeydi. Buna karşılık geçen hafta paylaşılan raporlar ise şirketin Snapdragon 8 Elite işlemcisine daha fazla sıcak baktığını ortaya koydu.

Bugün yaşanan gelişmeler ise Güney Koreli firmanın yaklaşan Galaxy Z Flip 7’de Exynos 2500 yonga setini kullanacağını iddia etti. Hatta, katlanabilir telefonun seri üretiminin bu ay başlayacağına vurgu yapılıyor.

Waymo ile Toyota, otonom sürüş alanında işbirliği yapıyor!

Waymo ile Toyota, otonom sürüş alanında işbirliği yapıyor!

Waymo ve Toyota, otonom sürüş alanında işbirliği yapmaya hazırlanıyor. Bu ittifak, otomotiv sektöründe dengeleri değiştirebilir.

Geçmiş raporlar, ürünün iki hücreli bir pil takımıyla geleceği ve toplam 4,300 mAh’lik bir kapasite sunacağını söyleniyor.

Kullanıcılara fikir vermesi açısından, Galaxy Z Flip 6’nın özellikleri şu şekilde;

Ana ekran6.7 inç, 2640 x 1080 piksel, FHD+ Dinamik AMOLED, 425 ppi, 2600 nit ve 120 Hz yenileme hızı
İkincil ekran3.4 inç, 748 x 720 piksel, Super AMOLED
Ana kamera50 MP f/1.7 OIS destekli. Ultra geniş kamera 12 MP f/2.2, 123 derece geniş açıya sahip.
Ön kamera12 MP f/2.2 diyafram
İşlemciSnapdragon 8 Gen 3 for Galaxy (4nm) işlemci
RAM12 GB
Depolama215 GB ve 512 GB
Batarya4.000 mAh
Şarj25W hızlı şarj, 15W kablosuz şarj ve güç paylaşımı
Kalınlıkkatlıyken 14.9 mm – açıkken 6.9 mm

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!



Efsaneleşmiş bilim hikayelerindeki yanlışlar neler?

Bilim hikayelerindeki yanlışlar daha önce dikkatinizi çekti mi? Şaşırdığımız hikayelerin bazılarının arkasındaki gerçekler aslında farklı. Hatta birçok insanın, “Kafasına elma düşerek yer çekimini bulmuş, bize keşfedecek bir şey kalmadı ki!” dediğini tahmin ediyoruz.

Küçük bir spoiler ile başlayalım; mesela, Newton aslında yer çekimini kafasına elma düşerek keşfetmedi. Ama nasıl keşfetti ve bu elma hikayesi de nereden çıktı? Şimdi, birlikte bu keşiflerin aslında bu kadar sıradan olmadığını, uzun yıllara dayanan araştırma ve düşünme süreçlerine dayandığını okuyalım.

Hiçbir şey bir elmanın düşmesiyle başlamadı

2010 yılında Londra Kraliyet Topluluğu, 18. yüzyıl yazarı William Stukeley‘in el yazması anılarını ilk kez çevrim içi yayımladı. Newton’ın yakın arkadaşı Stukeley, Newton’la sohbetlerini ve onun biyografisini Memoirs of Sir Isaac Newton’s Life eserinde kaleme aldı. 1752 yılında yayımladığı bu esere 2010 yılına kadar yalnızca akademisyenler ulaşabilmekteydi.

Newton yer çekimini nasıl buldu?

Peki, yer çekimi hikayesi neydi? Yıllarca öğrendiğimiz şey, Newton’un bir elma ağacının altında otururken kafasına bir elma düşmesi sonucunda “Buldum!” diyerek yer çekimini keşfetmesiydi. Ancak pek çok cezbedici hikaye gibi bu da içinde ‘elma’ olmasına rağmen tam olarak böyle değil.

100 sayfalık eserde Stukeley o anları şöyle anlatıyor: “Akşam yemeğinden sonra havanın da biraz ısınmasıyla bahçeye çıktık. Elma ağaçlarının gölgesinde çay içtik. Yalnızca o ve ben… Bana yer çekimi düşüncelerinin hala aklına ilk girdiği zamanki gibi olduğunu söyledi. Derin düşüncelere dalarak otururken bir elmanın düşmesi vesile oldu. ‘Neden bu elma her zaman dik bir şekilde düşüyor da yana ya da yukarı doğru düşmüyor? Bu, kesinlikle yer çekiminin onu dünyanın merkezine çekiyor olmasından.

Newton, yer çekimi kanunu

Maddede bir çekim gücü olmalı. Dünyadaki çekim gücünün toplamı dünyanın herhangi bir tarafında değil, dünyanın merkezinde olmalı. Bu nedenle bu elma dikey olarak veyahut merkeze doğru düşüyor. Eğer bir madde diğerini çekiyorsa bu onun miktarıyla da orantılı olmalı. Dolayısıyla Dünya’nın elmayı çektiği gibi elmanın da dünyayı çektiğini söylemek mümkün.’ dedi.”

Bilim hikayelerindeki yanlışlar bir kenara, gelelim doğrulara. ‘Gravitation’ (yer çekimi) kelimesi de ilk kez Newton ile Stukeley’in bu sohbetlerinde geçmiştir. Eserde ayrıca Newton’un çocukluğuna ve hayatından birçok olaya da değinildi. Örneğin, Grantham’daki evinin yakınına tam ölçekli bir yel değirmeni modelini nasıl inşa ettiğini anlatıyor. Bunun dışında, dünyanın en etkili ikinci fizikçisi (birincisi Einstein) kabul edilen Newton’un unutkanlığından da bahsediliyor.

İlk olarak hipotez olan yer çekimi daha sonra kanun haline gelmiştir.

Şimşekten elektrik toplamak akıl kârı değil!

Texas Üniversitesinden araştırmacı Dr. Alberto Martinez, Science Secrets: The Truth About Darwin’s Finches, Einstein’s Wife, and Other Myths kitabında bilim efsanelerini çürütüyor. Kitap hakkında konuşan Martinez, Benjamin Franklin‘in meşhur uçurtma deneyinin gerçek olup olmadığını anlattı.

Benjamin Franklin elektriği buldu mu?

İddiaya göre, Franklin yıldırımda elektrik yükünü kanıtlamak için yağmurlu bir havada ‘paratoner‘ gibi bir uçurtmayı uçurur. Bu deneyi kesin olmamakla birlikte (zaten deneyin kendisi de kesin değil) 1752’de yaptı. Bir anahtara bağlı bir uçurtmayı fırtınalı bir havada uçurdu. Uçurtma leyden kavanozuna bağlıydı. Anahtara yıldırım çarptığında, elektrik kavanozun içine girdi. Böylece yıldırımın elektrikten oluştuğunu kanıtladı. Ancak deneyin başarısız olmasından korkan Franklin, deneyde sadece oğlunu yanında bulundurdu. Bu durum, deneyin gerçekten yapılıp yapılmadığı konusunda şüpheleri artırıyor.

Benjamin Franklin uçurtma deneyi

Martinez bu konuyu şöyle anlatıyor: “Efsaneye göre, Benjamin Franklin fırtınalı bir günde paratoner ve ipin ucunda sallanan bir anahtarla uçurtma uçurmaya cesaret etti. Yıldırım uçurtmaya çarptı. Güçlü yıldırım metal anahtarı doldurdu. Franklin daha sonra anahtara dokundu ve elektriklendi. Böylece yıldırımın elektrik yüklü doğasını kanıtladı.”

Ardından Dr. Martinez, hikayenin gerçek olup olmadığına dair görüşünü şöyle dile getiriyor: “Kitapta geçen Ben Franklin’in uçurtması hikayesine bayılıyorum. Bu adamın fırtınada uçurtma uçuracak cesarete ve aptallığa sahip olduğunu ve bir çocuk oyuncağını gökyüzünden ‘elektrik ateşi’ çekmek için kullandığını hayal etmek büyüleyici. Klasik bir efsane ile aynı: Gökyüzü ve gök tanrısından ateşi çalmak için uzun bir rezene sapı kullanan Prometheus’un hikayesi.”

Bilim hikayelerindeki yanlışlar bir bir ortaya çıkıyor

Büyük bir ihtimalle bu deney hiç olmadı. Alberto A. Martinez’in kitabında belirttiği gibi, Franklin’in ünlü deneyindeki şüphelerden biri hiç ayrıntı olmaması. Aslında, Franklin Ağustos 1752’de Pennsylvania Gazette‘deki yazısında deneyin açıklamasını yapmadı. Bunun yerine, herkesin yapabileceği bir şey olarak tanımlayarak, fırtınada uçurtma uçurmanın sadece temel bir taslağını verdi.

Franklin'in uçurtma deneyi gerçek mi?

Buna karşılık, Fransız bilim insanı Jacques de Romas 1753’te benzer bir deney yaptı. Fakat deney hakkında sayısız ayrıntı verdi: tarih ve saat, kullanılan ipin ve telin uzunluğu ve fırtına yaklaşırken ipe dokunma hissi. Franklin’in makalesi, fırtınada güvenli bir şekilde uçurtma deneyi yapılabileceğini yazarken, de Romas uçurtma ipine parmak eklemleriyle sadece kısa bir süre dokunduğunu yazdı. Üstelik elektriğin verdiği acı hissi onu bu deneyimi çıplak elle tekrar etmemeye ikna etti.

De Romas, Paris Bilimler Akademisinden deneyi başarıyla tamamlayan ilk kişi olduğunu kabul etmelerini istedi. Komite, Franklin’in önceliğe sahip olduğunu gösteren ayrıntıları vermemesi nedeniyle isteği kabul etti. Franklin ilginç bir şekilde oldukça sessizdi.

Yanlış bilim hikayeleri

O zamandan beri çeşitli araştırmacılar, Franklin’in o uçurtmayı 1752’de uçurmadığını kanıtlamaya çalıştı. Buna, deneyin gerçek olmadığını ileri süren TV programı Mythbusters da dahil. Bilim yazarı Tom Tucker da Bolt Of Fate: Benjamin Franklin And His Electric Kite Hoax kitabının bir bölümünü uçurtma hikayesini çürütmek için harcadı. Yine de hikayenin savunucuları var. Martinez bile hikayenin doğru olmadığından tam olarak emin değil.

Darwin’in ispinozları ve Einstein’ın karısı

Bilim hikayelerindeki yanlışlar bitmedi. Elbette, evrim teorisinin fikir sahibi Charles Darwin ve dünyanın gelmiş geçmiş en öncü fizikçisi Albert Einstein da efsanelerden nasibini aldı. Birçok insan hala Darwin’in Galapagos Adaları’ndaki ispinozlarını inceleyerek evrim teorisi için ilham aldığını düşünüyor. Ama bu doğru değil. Alaycı kuşlar ve kurbağalar hakkındaki kesin gerçekler, Darwin için daha iyi kanıtlar sağladı.

Charles Darwin

Dr. Martinez yine bu konudan da kitabında bahsediyor. Dr. Martinez’e göre, Darwin’in yeni başlayan makroevrim anlayışında ispinozların ne kadar rol oynadığına dair bir bulgu yok. Evet, ispinozları ve onların çeşitli gagalarını belgeledi. Ancak Türlerin Kökeni eserinde ispinozlardan bahsetmedi. İspinozlar ve gagaları, Beagle’ın Yolculuğu‘nda kısa da olsa önemli bir yere sahip.

Galapagos kuşları neden önemli

Ama ispinozlar, Darwin’in doğal seçilim ve evrim konusundaki çalışmalarının temel ilham kaynağı değildi. Darwin’in Beagle gemisinde geçirdiği zaman, Galapagos’ta gördüklerini çeşitli yaratılış teorileriyle birleştirdiği için şekillendirici oldu. İspinozlar mikroevrimin mükemmel örnekleri olabilir. Ancak bu ispinozların varlığı, Galapagos’taki kurbağaların ve yerli küçük memelilerin yokluğundan daha az etkiliydi.

Galapagos ispinozu neden önemli?

Peki, bu hikaye nasıl ortaya çıktı? Bilim tarihçileri bunu, Galapagos ispinozları ve fizyolojileri ile doğal seçilim arasındaki bağlantıyı inceleyen evrimci biyolog David Lack‘e atfediyor. 1947 tarihli Darwin’in İspinozları kitabına uzanıyor. Bu terimi ilk kullanan o olmasa da Darwin’in adını bu özel gagalı kuşlarla ilişkilendirdi. Gaga şeklindeki ve büyüklüğündeki çeşitlilik, doğal seçilim ve kademeli değişim için mükemmel bir örnekti. Darwin gerçekten de ispinozları incelediği için, birçok kişi Darwin’in çalışmalarında ispinozların rolünü yanlış yorumladı. Üstelik bu baskın anlatı haline geldi.

Son olarak fizikçi Albert Einstein’ın görelilik teorisinde karısından yardım aldığı iddialarına kısaca bakalım. İddiaya göre, Einstein büyük teorisini geliştirirken eşi Mileva Marić‘ten etkilendi. Dr. Martinez bu konuda da fikrini beyan ediyor: Marić ve Einstein, Zürih Politeknik‘te birlikte araştırma konuları geliştirdi. Ancak Marić hamileliği dolayısıyla okuldan ayrıldıktan sonra araştırma işbirliği yaptıklarına dair hiçbir kanıt yok.

Bilim hikayelerindeki yanlışlar neler? Yanlış bilim hikayeleri

PBS Ombudsmanı Michael Getler de Einstein’ın Karısı filmindeki hataları kaleme aldı. Martinez de Marić’in yakın arkadaşlarına yazdığı mektuplarda Einstein’ın araştırmalarına katılımına dair hiçbir kanıtın olmadığını söyledi. Einstein’ın meslektaşları, Olympia Akademisi tartışma gruplarında Marić’in sessiz gözleminden özellikle bahsediyor.

İnsanlar geçmişi bilmek için o kadar güçlü bir arzuya sahip ki, çoğu zaman geçmişi icat ediyorlar.

Zamanın ötesindeki teknolojiler: Sony PSP

Günümüzde neredeyse her gün farklı bir teknolojinin geliştirilmesine şahit oluyoruz. Sağlıktan eğlenceye kadar her alanda yapılan yenilikler, hayatımızı kolaylaştırıyor ve değiştiriyor. Ancak bugün geliştirilen bazı teknolojilere baktığımızda, aslında yeni olmadıklarını görüyoruz

Örneğin 2018 yılında tanıtılan ve satış rekorları kıran Nintendo Switch’in sahip olduğu pek çok özelliğin, 2004 yılında hayatımıza giren PSP ( PlayStation Portable) isimli el konsolunda olduğunu biliyor muydunuz?

PS4 ve 5 ile konsol pazarında fırtınalar estiren Sony, bir zamanlar el konsolları da üretiyordu. Şirketin Nintendo Gameboy rakibi PSP, uzun süre piyasada kalarak, büyük başarılar elde etti. İşte PSP’nin hikayesi.

Sony PSP ile Nintendo’ya rakip olmak istedi

Neredeyse ilk nesilden bu yana konsol savaşlarının parçası olan Nintendo, ev konsollarında ciddi bir rekabet içindeydi. Ancak iş el konsollarına geldiğinde şirket adeta rakipsizdi. Özellikle Gameboy Advence ile satış rekorları kıran Nintendo’nun bu başarısı, rakiplerinin de dikkatini çekti.

Bu şirketlerden biri olan Sony, 2003 yılındaki E3 fuarında beklentileri karşılayarak ilk el konsolunu duyurdu. 21. yüzyılın Walkman’i olarak duyurulan PSP, zamanında tanıtılan her şeyin ötesinde olacaktı. Örneğin şirketin rakipleri hala kartuş kullanırken döneme ayak uyduran Sony, UMD teknolojisini tercih etti.

Standart CD ve DVD’lerin yarı boyutunda olan UMD’ler, 1.8GB depolama kapasitesiyle dikkatleri üzerine çekti. Konsol kalitesindeki oyunları PSP’ye getiren bu teknoloji, yüksek çözünürlükteki filmlerin el konsollarında izlenebileceği anlamına geliyordu. Hatta şirket tanıtımda merakla beklenen Spider-Man 2 filminin fragmanını konsolda oynatmayı başardı.

Performans konusunda da iddialı olan Sony, PSP için PS2 kalitesindeki oyunların sözünü verdi. El konsolu için 90nm teknolojisini kullanan şirket, 32 bit mimariye sahip özel bir işlemci geliştirmişti. 4.7 inç 480 x 272 ekranla gelen PSP, 3D ses teknolojisine ve Dualshock’a benzer tuş dizilimine sahipti.

Need for Speed ve Metal Gear Acid gibi pek çok oyun, konsolun çıkışıyla beraber bu platforma özel olarak tanıtıldı. Şirket aynı zamanda EA gibi büyük geliştiricilerle anlaşarak platformun sürekli destek görmesini sağladı. Ortak bir toplantı düzenleyen iki şirket, PSP için pek çok EA oyunun duyurusunu yaptı.

Sony korsanla mücadelede başarısız oldu

Standart ve Value şeklinde iki farklı paketle gelen PSP, ilk olarak 2004 yılında Japonya’da satışa çıktı. Standart model için 185 dolar isteyen Sony, kılıf ve kulaklık gibi ürünlerle Value paketi 230 dolardan satışa sundu. 1 yıl sonra ABD pazarına da giren şirket, Value paketine 249 dolar etiket belirledi. İlk dönemde oldukça başarılı olan Sony, Japonya’da ilk gün 200 bin konsol sattı. ABD ve Avrupa için de benzer satış rakamları elde edildi.

PSP

Ancak söz konusu yazılım olduğunda işler o kadar da iyi gitmiyordu. Korsan yazılımlarla boğuşan şirket, oyun ve filmlerin yasa dışı dağıtımını bir türlü engelleyemedi. PSP açıklarını gidermek için sık sık güncellemeler yayınlayan şirket, ne yazık ki başarılı olamadı. İçerik satışlarına da yansıyan bu durum, her konsol başına yalnızca 2-3 oyun ve film satılmasına neden oldu.

2007 yılında konsolu güncelleyen Sony, yüzde daha 33 hafif ve yüzde 19 daha ince modelini tanıttı. PSP 3000 ismi verilen bu yeni konsol, God of War ve Battlefront gibi oyunlarla desteklendi. Ancak donanım ve oyun tarafındaki bütün yeniliklere rağmen şirket rakibini geçmeyi başaramadı.

Devam konsolları beklentileri karşılamadı

PSP serisi 2007 yılının sonuna kadar 35 milyon adet satarken, Nintendo 64 milyon konsol sattı. Nintendo Switch modelinde de kullanılan harici ekrana yansıtma da ilk defa bu konsolda hayatımıza girdi. Ancak zamanla eskiyen donanımı yenilemek isteyen Sony, 2 yıl sonra PSP Go‘yu tanıttı.

Ne yazık ki kullanıcılar tarafından beğenilmeyen konsol, beklentileri karşılayamadı. Tamamen dijital olarak gelen Go, UMD kullanmayı bırakması ve 349 dolarlık fiyatıyla kullanıcıların tepkisini topladı. Bu nedenle şirket sadece iki yıl aradan sonra 2011’de PS Vita‘yı tanıtarak PSP devrini sonlandırdı. Ancak PSP‘nin başarısını yakalayamayan Vita, kısa süreli mücadelenin ardından tamamen unutuldu. Böylelikle el konsolu pazarından çekilen Sony, uzun süredir devam niteliğinde bir ürün çıkarmadı.

E-devlet bireysel emeklilik sorgulama nasıl yapılır?

Ülkemizde dijital tarafından işlemler konusunda yeni seçenekler geliyor. Bunlardan birisi de bireysel emeklilik sorgulama işlemini E-devlet üzerinden yapmadan geçiyor. Vatandaşımız bu tarz konulara pek hakim olamayabiliyor. Biz de bu durum için E-devlet üzerinden bireysel emeklilik sorgulama nasıl yapılır sorusunu yanıtlıyoruz.

E-devlet, bireysel emeklilik sorgulama nasıl yapılır?

1 – ) Buraya tıklayarak veya doğrudan turkiye.gov.tr adresini ziyaret ederek, sayfanın sağ üst kısmında yer alan Giriş butonuna tıklayın. TC kimlik numarası ile şifrenizi girerek veya diğer giriş yöntemlerinden birisini kullanarak e-Devlet’e giriş yapın.

bireysel-emeklilik-sorgulama-nasil-yapilir-e-devlet-2022
  • Arama çubuğuna ‘Bireysel emeklilik ve otomatik katılım sistemlerinde devlet katkısı sorgulama’ yazarak aratın. (Hemen sorgulama işlemi yapmak için buraya da tıklayabilirsiniz.)
  • Karşınıza gelen sayfadan temel sözleşme bilgileri, hesaplanan devlet katkısı tutarı ve ilgili yıl için kalan devlet katkısı limiti görüntüleniyor.

Yukarıda belirttiğimiz sıraya uyduğunuzda sorgulama işlemini gerçekleştirmiş oluyorsunuz. E-devlet daha buna benzer pek çok özelliği bünyesinde barındırıyor. Bunun dışındaki emeklilik işlemlerinizi de platform üzerinden görüntüleyebilir ve kurum binalarına gitmeden evinizden kolayca işlem gerçekleştirebilirsiniz.

E-devlet, çıktığı günden bu yana halkımız tarafından yoğunlukla kullanılıyor. Platform özellikle yaşlı ve engelli bireylerimize oldukça kolaylık sağlıyor. Önceden bu kişiler kurum binalarında mağduriyet yaşarken, şimdi sorunsuz bir şekilde işlemlerini halledebiliyor.

Platform, sizin maliyetten de kazanç sağlamanızı mümkün kılıyor. Kurum binalarına giderken belki de taksiye ödeyeceğiniz ücreti ortadan kaldırıyor. Ayrıca ülkemiz adına da teknolojik bir gelişme sunuyor. Son olarak hayat kalitesinde artışa sebep olurken, bireysel katılımı da yükseltiyor.

Sizler E-devlet hizmetleri ve bireysel emeklilik sorgulama sistemini nasıl buldunuz? Fikirlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı ihmal etmeyin!

Bilgisayarı hızlandıran SSD önerileri!

Bilgisayarınıza SSD eklemek hızını artırmanın en etkili yollarından biri diyebiliriz. Geleneksel sabit disklerin yerini hızla alan SSD’ler yüksek okuma ve yazma hızlarıyla sistem açılışını uygulama yüklenmesini ve dosya transferlerini belirgin şekilde hızlandırıyor. Özellikle oyunseverler, içerik üreticiler ve çoklu görev kullanıcıları için SSD’ler büyük bir performans artışı sağlıyor.

Güvenilir bir SSD seçerken kapasite, dayanıklılık ve hız gibi faktörlerin göz önünde bulundurulması gerekiyor. NVMe SSD’ler, yüksek bant genişliği ve ultra hızlı veri erişim süreleriyle dikkat çekerken, SATA SSD’ler ise daha uygun fiyatlı bir alternatif konumunda. Samsung, Western Digital, Crucial ve Kingston gibi markalar uzun ömürlü ve yüksek performanslı modelleriyle kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılıyor. İşte bilgisayarı hızlandıran SSD önerileri!

Listemizin ilk sırasında Kingston KC3000 PCIe 4.0 NVMe M.2 SSD bulunuyor. Bu SSD, hem dizüstü hem de masaüstü modellerde rahatlıkla kullanılabilirken, yeni Gen 4×4 NVMe denetleyici ve 3D TLC NAND’ı kullanarak kullanıcılara üst düzey bir performans vadediyor. 7.000MB/s‘ye varan okuma ve yazma hızları sayesinde de bilgisayarınızı maksimum noktadan hızlandırıyor. 1 TB depolama sunan bu cihazın fiyatı ise 3 bin 595 TL.

Kingston KC3000 1 TB PCIe 4.0 NVMe M.2 SSD

Samsung 1 TB 970 Evo Plus Nvme M.2 SSD gelişmiş V-NAND teknolojisi ve NVMe bant genişliğiyle kullanıcılara üst düzey bir depolama deneyimi vadediyor. 1 TB dahili depolamayla gelen SSD, sırasıyla 3.500/3.300 MB/s okuma/yazma hızlarıyla selefi 970 Evo’ya kıyasla yüzde 37’lik bir hız artışı sunuyor. Intelligence TurboWrite hızlandırma gibi kritik özelliklerle gelen modelin fiyatı 3 bin 298 TL.

Samsung 1 TB 970 Evo Plus Nvme M.2 SSD

Yüksek hızları deneyimlemek isteyen, fakat yüksek meblağlar ödemek istemeyenler için Samsung 970 Evo Plus Nvme M.2 SSD modelinin 500 GB sunan versiyonu iyi bir seçenek olabilir. Tıpkı 1 TB varyantı gibi V-NAND teknolojisi ve NVMe bant genişliğiyle dikkatleri üzerine çeken donanım 3.500 MB/s okuma ve 3.300 MB/s yazma hızlarıyla hızlı bir deneyim vadediyor. Bu ürünün fiyatıysa 2 bin 99 TL.

Samsung 500 GB 970 Evo Plus Nvme M.2 SSD

Listemizdeki bir diğer ürün ise Kingston NV2 SNV2S/1000G PCIe 4.0 1 TB M.2 SSD. Bu SSD, NVMe protokolünü ve PCIe M.2 bağlantı arabirimini kullanarak yüksek hızlı veri aktarımı sağlamasının yanı sıra 3500 MB/s okuma hızı ve 2100 MB/s yazma hızıyla kullanıcı karşısına çıkıyor. 1 TB depolama alanıyla gelen modelin fiyatı ise 2 bin 268 TL.

Kingston NV2 SNV2S/1000G PCI-Express 4.0 1 TB M.2 NVMe SSD

Listemizdeki ürünlerden bir diğeri ise Samsung 1TB MZ-77E1T0BW 870 Evo SATA SSD. Bu ürün 600 MB/s ile sınırlandırılan SATA teknolojisi nedeniyle diğerleri gibi yüksek okuma ve yazma hızları sunmasa da, kolay kurulum gibi birçok nedenden dolayı tercih edilebiliyor. 560/ 530 MB/s okuma ve yazma hızlarıyla gelen SSD, Intelligence TurboWrite hızlandırma gibi özellikleri sayesinde üst düzey bir depolama deneyimi vadediyor. 1 TB depolamalı bu ürünün fiyatıysa 3 bin 336 TL.

Samsung 1TB MZ-77E1T0BW 870 Evo SATA SSD

En iyi RAM temizleme programları hangileri?

Bilgisayarlar üzerinden her gün birçok işlem yapılıyor. Bu işlemler yapılırken bilgisayarlarımız RAM‘leri büyük oranda çalışıyor ve yaptığımız işlemleri geçici olarak hızlı bir şekilde depoluyor. Bu sayede sizlerin ihtiyacınız olan bilgilere anında ulaşmanıza yardımcı oluyor. Ancak bazı durumlar RAM temizleme programlarına ihtiyaç duyabiliyorsunuz.

RAM temizleme sayesinde RAM’iniz hafızasını boşaltarak bir sonraki işlemlerinizi daha hızlı bir şekilde ve takılma yaşamadan gerçekleştirebilirsiniz. Bu işlemi yapabilmeniz için size bu yazımızda en iyi RAM temizleme programlarından bahsedeceğiz.

1. Advanced System Optimizer

Advanced System Optimizer, en iyi RAM temizleme programları arasında yer alıyor. Bu program sayesinde bilgisayarınız bakımlarına yapıp iyileştirmeler yapabilirsiniz. Özellikle Windows uyumu ile çok sevilen uygulama üzerinden RAM’inizi kolaylıkla temizleyerek ilerleyen zamanlarda yaşayacağınız yavaşlık ve kasma problemlerinden kurtulabilirsiniz.

2. Ashampoo WinOptimizer

Ashampoo WinOptimizer da en iyi RAM temizleme programları arasında yer alıyor. Bunun sebebi ise program, tüm Windows cihazınızı tarar ve bozuk kayıt defterini temizler. Buna ek olarak geçici ve gereksiz dosyalardan sizi kurtarır. Bu sayede tüm sisteminizi sadece birkaç tık ile rahatlıkla optimize edebilirsiniz.

3. Advanced PC Cleanup

Advanced PC Cleanup da diğerleri gibi en iyi RAM temizleme programları arasında kendine yer buluyor. Bu araç sayesinde bilgisayarınızın hızını artırabilir ve RAM’inizi temizleyebilirsiniz. Programın birçok temizleme seçeneği bulunuyor. Bu sayede tek bir tıkla tüm gereksiz dosyaları silebilirken bazı seçenekler sayesinde belli alanlarda silme işlemi gerçekleştirebilirsiniz.

4. Wise Memory Optimizer

Wise Memory Optimizer da en iyi RAM temizleme programları listesinde uygun fiyatıyla göze çarpıyor. Diğer programlarda olduğu gibi bu programla da birlikte bilgisayarınızın performansını artırıp RAM’inizi temizleyebilirsiniz. Özellikle Windows ile olan uyumluluğu sayesinde sizlere daha kolay bir arayüz ile daha iyi bir deneyim sunuyor.

ram temizleme programları

5. RAMRush

En iyi RAM temizlemeyiciler listesindeki son programımız RAMRush. RAMRush, fiziksel RAM’inizin kolayca boşaltılmasını sağlayarak bilgisayarınız hızlı ve takılma yapmadan çalışmasını sağlar. Bu program da diğer programlar gibi Windows desteği ile ön plana çıkmayı başarıyor.

ram temizleme programları

Peki, sizin düşünceleriniz neler? Sizce en iyi RAM temizleyici hangisi? Görüşlerinizi SDN Forum‘da veya yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın!