Reklam
    Reklam
    Savunma Sanayi

    Türk Savunma Sanayii 1400’ün Üzerinde Projeyi Eş Zamanlı Yürütüyor

    4 binden fazla firmayla 1.400'ü aşkın projeyi eş zamanlı yürüten Türk savunma sanayiinde odak, tasarımdan seri üretime kayıyor.

    Türk savunma ve havacılık sanayii, iki farklı rakamın aynı tabloyu tarif ettiği bir döneme giriyor. Sektör bugün 4 binden fazla firmayla 1.400’ü aşkın projeyi eş zamanlı yürütüyor.

    Bu projelerin önemli bölümü tasarım ve prototip aşamasını geride bırakmış durumda. Ortaya çıkan tabloyu TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu; ”Şirket, önümüzdeki on yılda 1.500 hava platformu teslim etmeyi hedefliyor” şeklinde özetliyor. Demiroğlu, bu dönemi “hasat dönemi” olarak tanımlıyor.

    Reklam
    Reklam

    Ekosistemin bugünkü ölçeği

    Sektörün ulaştığı büyüklük, bu hedefi taşıyabilecek bir altyapıya işaret ediyor. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün‘ün aktardığı verilere göre yerlilik oranı, 20. yüzyılın sonunda yüzde 20’nin altındayken bugün yüzde 80’in üzerine çıkmış durumda. Sektör 100 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağlıyor, yıllık cirosu 20 milyar doları aşıyor.

    Firma sayısının 4 bini geçmesi, yapının yalnızca birkaç büyük ana yüklenici üzerinden değil, geniş bir alt yüklenici ağı üzerinden geliştiğini gösteriyor. Bu ağ, kabin parçasından aviyonik karta, dövme malzemeden yazılıma kadar uzanan bir yelpazede çalışıyor.

    Reklam
    Reklam

    TUSAŞ’ın on yıllık listesi

    TUSAŞ’ın 1.500 platformluk hedefi, tek bir üründen değil, aynı anda olgunlaşan bir programlar kümesinden oluşuyor. Şirketin seri üretim kapasitesini artırmayı planladığı platformlar arasında şunlar bulunuyor:

    • KAAN — milli muharip uçak
    • HÜRJET — jet eğitim uçağı ve hafif taarruz platformu
    • HÜRKUŞ — başlangıç ve temel eğitim uçağı
    • GÖKBEY — genel maksat helikopteri
    • ANKA-3 — kanat gövde bütünleşik insansız savaş uçağı
    • AKSUNGUR — yüksek faydalı yük kapasiteli insansız hava aracı

    Listenin kapsamı, hedefin neden yalnızca bir üretim rakamı olmadığını da açıklıyor. Muharip uçaktan helikoptere, eğitim uçağından insansız platforma uzanan bu yelpaze, farklı üretim hatlarının, farklı tedarik zincirlerinin ve farklı sertifikasyon süreçlerinin eş zamanlı yönetilmesini gerektiriyor.

    Tasarımdan seri üretime geçiş

    Havacılık sanayiinde bir platformu tasarlamak ile onu yılda onlarca adet üretmek, iki ayrı mühendislik disiplini. Prototip aşamasında elle yapılan işler, seri üretimde tekrarlanabilir ve ölçülebilir süreçlere dönüştürülmek zorunda.

    Reklam
    Reklam

    Bu geçişin üç ana darboğazı bulunuyor. Birincisi tedarik zinciri kalifikasyonu: Her parça tedarikçisinin havacılık standartlarında onaylanması, bu onayın sürekliliğinin denetlenmesi gerekiyor. İkincisi iş gücü: Kompozit üretiminden tahribatsız muayeneye kadar uzanan alanlarda uzman teknisyen ihtiyacı, üretim hacmiyle doğru orantılı büyüyor. Üçüncüsü ise test ve sertifikasyon kapasitesi.

    Demiroğlu, hedefin yalnızca TUSAŞ’ın büyümesi anlamına gelmediğini vurguluyor. Genel Müdür’e göre şirketin projelerinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden yüzlerce firma yer alıyor; üretim artışı bu firmaların da kapasitesini genişletecek ve Anadolu’yu küresel havacılık tedarik zincirine daha güçlü biçimde bağlayacak.

    TUSAŞ’ın bu zincirdeki mevcut konumu da bir referans oluşturuyor: Şirket, dünyanın önde gelen havacılık firmalarına belirli bileşenlerde tek kaynak tedarikçi konumunda bulunuyor.

    Reklam
    Reklam

    İhracat, ilk kez 10 milyar doları aştı

    Üretim kapasitesindeki genişleme, dış pazar verilerinde de karşılığını buluyor. Türk savunma ve havacılık sanayii 2025 yılında ihracatını 10 milyar 54 milyon dolara taşıyarak tarihinde ilk kez 10 milyar dolar eşiğini geçti. Artış oranı yüzde 48,8 olarak kaydedildi.

    Bu tutarın yaklaşık yüzde 56’sı Avrupa Birliği, NATO üyesi ülkeler ve ABD’ye gerçekleştirildi. Avrupa’ya yapılan ihracat 4,3 milyar dolar, Orta Doğu’ya yapılan ihracat 1,6 milyar dolar seviyesinde oluştu. Türk savunma ürünleri 185 ülkeye ulaştı.

    2026 verileri artışın sürdüğünü gösteriyor. Temmuz ayında 1 milyar 120 milyon dolarlık ihracat yapılırken, yılın ilk yedi ayında toplam ihracat yüzde 26,2 artışla 5 milyar 787 milyon dolara ulaştı. Son 12 aylık kümülatif rakam 11,2 milyar dolar. Sektör temsilcileri yıl sonu için 13 milyar dolarlık hedef telaffuz ediyor.

    Türkiye savunma ihracatında dünya sıralamasında 11’inci konumda; açıklanan hedef 2028’e kadar ilk 10’a girmek.

    Platform ihracatının kanıtı: HÜRJET ve KAAN sözleşmeleri

    TUSAŞ’ın seri üretim hedefini somutlaştıran asıl gösterge, imzalanan uluslararası sözleşmeler. İspanya, 30 adet HÜRJET tedariki için yaklaşık 2,6 milyar dolarlık anlaşmaya imza attı. Endonezya ise 48 adet KAAN için tedarik kararı aldı.

    Bu iki sözleşmenin ortak yanı, Türkiye’nin artık alt sistem ya da parça değil, tam platform ihraç ettiğini göstermesi. Sektörün bileşen ithalatına bağımlılığını ölçen akademik endeksler de aynı yönü işaret ediyor: Oran 2020’de yüzde 97’nin üzerindeyken 2023’te yüzde 75 seviyesine gerilemiş durumda.

    Firma bazında tablo da bu yönelimi destekliyor. Baykar 34 ülkeye 600’ün üzerinde Bayraktar TB2 teslim etti. TUSAŞ 16 ülkeyle 23 ihracat anlaşması imzaladı. TEI’nin toplam sipariş büyüklüğü 8,2 milyar dolara ulaştı.

    Öne çıkan savunma sanayii projeleri

    Sektörün eş zamanlı yürüttüğü 1.400’ü aşkın proje içinde, önümüzdeki on yılın çerçevesini belirleyecek programlar birkaç başlıkta toplanıyor.

    Hava platformları

    KAAN, Türkiye’nin beşinci nesil muharip uçak programı. TUSAŞ tarafından geliştirilen uçak, ilk uçuşunu 2024’te gerçekleştirdi; Endonezya ile 48 uçaklık tedarik kararı programın ilk ihracat açılımı oldu. HÜRJET, jet eğitim uçağı ve hafif taarruz platformu olarak konumlanıyor; İspanya ile imzalanan 30 uçaklık sözleşme, Türkiye’nin bir NATO ve AB ülkesine gerçekleştirdiği en büyük hava platformu ihracatı.

    ANKA-3, kanat gövde bütünleşik tasarımıyla insansız savaş uçağı sınıfında yer alırken, Baykar’ın KIZILELMA‘sı aynı kategoride gemi güvertesinden operasyon hedefiyle geliştiriliyor. Döner kanat tarafında GÖKBEY genel maksat helikopteri ile T929 ATAK-2 ağır sınıf taarruz helikopteri seri üretim aşamasına ilerliyor.

    Hava savunma Sistemleri

    Çelik Kubbe, farklı menzil ve irtifalardaki sistemleri tek komuta kontrol yapısında birleştiren katmanlı hava savunma mimarisi. Mimarinin üst katmanını oluşturan SİPER, uzun menzilli hava savunma sistemi olarak envantere girmeye başladı. ASELSAN’ın Ankara Oğulbey’de kurduğu tesis, tamamlandığında bu ailenin üretim merkezi olacak.

    Füze ve mühimmat

    TAYFUN, Türkiye’nin envanterindeki en uzun menzilli yerli balistik füze; sisteme ait fırlatma, taşıma-yükleme ve komuta kontrol araçları 2026 Ağustos’unda Kara Kuvvetleri envanterine alındı. ATMACA gemisavar füzesi, MİLGEM sınıfı gemilerin yanı sıra Malezya’ya ihraç edilen korvetlerde de kullanılıyor. ALPAGUT ve KEMANKEŞ gibi dolanan mühimmatlar ise insansız platformlardan atılabilen yeni nesil sınıfı oluşturuyor.

    Deniz platformları

    MİLGEM programı, korvet ve firkateyn seviyesinde yerli tasarım kabiliyetini kurumsallaştırdı. Programın İstif sınıfı firkateynleri Deniz Kuvvetleri’ne teslim edilirken, aynı tasarım ailesi Pakistan’a Babur sınıfı olarak, Ukrayna’ya ise Hetman Ivan Mazepa sınıfı olarak ihraç edildi. TCG Anadolu, insansız hava araçlarını taşıyabilen dünyadaki ilk gemi olma özelliğiyle ayrı bir başlık oluşturuyor. STM’nin Malezya için inşa ettiği LMS Batch-2 korvetleri ise Asya-Pasifik pazarına açılan ilk halka.

    Motor ve kritik teknolojiler

    Programların tamamını besleyen alt katman motor tarafında yoğunlaşıyor. KAAN için geliştirilen TF35000, GÖKBEY’in turboşaft motoru TS1400 ve insansız hava araçlarında kullanılan PD170 dizel piston motoru, Türkiye’nin motor bağımlılığını azaltmayı hedefleyen programlar. TEI ile TRMOTOR’un TEI TEKNOLOJİ çatısı altında birleştirilmesi, bu alandaki mühendislik kapasitesini tek merkezde toplama amacı taşıyor. Askeri çip, ileri malzeme ve kuantum teknolojileri ise aynı zincirin en alt halkasında yer alıyor.

    Rekabetin yeni ölçütü: hız

    Görgün, önümüzdeki dönemde savunma kapasitesini belirleyecek unsurların değiştiğine dikkat çekiyor. Başkan’ın ifadesiyle 2035’e gelindiğinde bu kapasiteyi tanımlayacak olan, en yüksek harcamayı yapan ülkeler değil; en hızlı üreten, tedarik zinciri en derin olan ve sahadan edinilen dersleri en kısa sürede ürüne dönüştüren aktörler olacak.

    Bu yaklaşım, TUSAŞ’ın 1.500 platformluk hedefiyle doğrudan örtüşüyor. On yıllık bir teslimat programı, ancak tedarik zincirinin kesintisiz çalışması ve üretim çevrimlerinin kısalması hâlinde tutturulabilir.

    Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında savunma sanayii için belirlenen öncelikli başlıklar ise yapay zekâ, siber güvenlik, uzay sistemleri, ileri malzeme teknolojileri ve yazılım yoğun platformlar olarak sıralanıyor. Kritik hammadde tarafında Görgün, ileri savunma sistemlerinde kullanılan praseodim, neodim, samaryum, terbiyum ve disprosyum gibi nadir toprak elementlerinde Türkiye’nin yerli kapasiteye sahip olduğunu belirtiyor.

    Kalan yüzde 20

    Yerlilik oranının yüzde 80’in üzerine çıkması, geriye kalan payın nerede yoğunlaştığı sorusunu öne çıkarıyor. Sektör kaynaklarına göre bu pay büyük ölçüde motor, mikroelektronik ve ileri malzeme başlıklarında toplanıyor.

    Bu üç alanda son dönemde atılan adımlar da bunu doğruluyor: TEI ile TRMOTOR’un TEI TEKNOLOJİ çatısı altında birleştirilmesi, ASELSAN’ın askeri çip alanında 500’ü aşkın personel istihdam etmesi ve Oğulbey Teknoloji Üssü’nde kurulan ileri malzeme altyapısı, aynı darboğazı farklı uçlarından hedefleyen çalışmalar olarak öne çıkıyor.

    1.500 platformluk hedefin tutup tutmayacağını belirleyecek olan da büyük ölçüde bu alanlardaki ilerleme hızı olacak.

    Henüz yorum yok İlk Yorumu Yaz
    ×

    Yorumunuz gönderildi,
    onaylandıktan sonra yayımlanacak.

    Yorum Yaz

    Mobil Versiyondan Çıkış Yap