Yangın Söndürme Uçakları ve Helikopterlerimiz Yeterli mi? | 2T Teknoloji & Savunma #11
Orman yangınlarıyla mücadelede en önemli konulardan biri, yangın daha başlamadan önce gerekli önlemleri almak. Çünkü istatistikler, orman yangınlarının yaklaşık yüzde 91’inin insan faktörüyle çıktığını ortaya koyuyor. Yani orman yangınlarının çok büyük bir bölümünde insan etkisi bulunuyor. Bu nedenle yangınlarla mücadelede yalnızca yangın çıktıktan sonra müdahale etmek değil, yangının çıkmasını önlemek de büyük önem taşıyor.
Peki bir orman yangınının büyümesini ve kontrol altına alınmasını zorlaştıran faktörler neler?
Öncelikle nem oranının düşmesi ve rüzgarın artması, yangın riskini ciddi şekilde yükseltiyor. Bu koşullar oluştuğunda yangının yayılma hızı artarken, yangını kontrol altına almak ve söndürmek de çok daha zor hale geliyor.
Bir diğer önemli faktör ise engebeli arazi. Dağlık ve ulaşılması zor bölgelerde kara ekiplerinin yangına doğrudan müdahale etmesi güçleşiyor. Arazözlerin ve diğer kara araçlarının olay yerine ulaşmasının zor olduğu bölgelerde hava araçlarının önemi daha da artıyor.
Yangının yüksekliği de müdahale yöntemini doğrudan etkiliyor. Özellikle tepe yangınlarında alevlerin 20 metreyi aşması durumunda, yangına doğrudan müdahale etmek yerine yangının çevresinin kontrol altına alınması ve yayılmasının önlenmesi tercih ediliyor.
Bunlara bir de aşırı sıcaklık ve kuraklık ekleniyor. Örneğin 2025 yılının Temmuz ayında Cizre’de 50,5 derece sıcaklık ölçülerek rekor seviyelere ulaşıldı. Sıcaklıkların bu kadar yükseldiği, nemin düştüğü ve kuraklığın arttığı dönemlerde orman yangınları çok daha hızlı büyüyebiliyor.
Bir başka büyük problem ise eşzamanlı çoklu yangınlar. Aynı anda onlarca farklı noktada yangın çıktığında, müdahale ekiplerinin tamamını tek bir bölgeye göndermek mümkün olmuyor. Bu durumda ekipler ve hava araçları stratejik önceliklere göre farklı bölgelere dağıtılmak zorunda kalıyor.
Dolayısıyla orman yangınlarıyla mücadelede yalnızca yangın söndürme uçağı veya yangın söndürme helikopteri yeterli değil.
Hava araçları, kara ekipleri ve teknolojinin birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Özellikle riskli bölgelerin önceden belirlenmesi, yangın ihtimali yüksek alanların sürekli takip edilmesi ve İHA’ların bölgeleri sürekli gözlem altında tutması büyük önem taşıyor. Yangının mümkün olduğunca erken tespit edilmesi, müdahalenin başarı şansını ciddi şekilde artırıyor.
Burada bir diğer kritik unsur ise yer ekipleri.
Orman yangınlarına karşı mücadelede görev yapan orman işçisi sayısı da artırılmış durumda. Geçen yıl yaklaşık 25 bin olan orman işçisi sayısı bu yıl 28 bine çıkarıldı. Bunun yanında arazöz, iş makinesi ve diğer yangınla mücadele ekipmanlarının sayısı da artırılmış durumda.
Çünkü yangınla mücadelede hava araçları ne kadar önemliyse, yerdeki ekiplerin çalışması da o kadar kritik.
Bir diğer dikkat çekici gelişme ise hızlı müdahale süresi.
2000’li yılların başında yaklaşık 40 dakika olan ilk müdahale süresi, bugün 11 dakikaya kadar indirilmiş durumda. Orman yangınlarında dakikaların bile büyük önem taşıdığını düşündüğümüzde, bu süre ciddi bir avantaj sağlıyor.
Peki Türkiye’nin bugün yangın söndürme hava filosu ne durumda?
Orman Genel Müdürlüğü, yani OGM verilerine göre bu yıl 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile operasyon yapılacak.
Ayrıca havadan su atma kapasitesi de artırılmış durumda. Geçtiğimiz yıl 438 ton olan havadan su atma kapasitesi, bu yıl 462 tona yükseltildi.
Bu rakamlar, geçen yıla kıyasla 1 uçak ve 14 helikopter ilavesi anlamına geliyor.
Peki bütün bunlar yeterli mi?
İşte asıl tartışma burada başlıyor.
Örneğin geçtiğimiz dönemde Yunanistan’da yaşanan helikopter kazası, yangın söndürme operasyonlarında kullanılan hava araçlarının ne kadar zorlu şartlarda görev yaptığını bir kez daha gündeme getirdi.
Peki Türkiye neden daha büyük yangın söndürme uçaklarına sahip değil?
Örneğin A400M gibi büyük askeri nakliye uçakları veya Boeing 747 gibi çok büyük uçaklar, orman yangınlarıyla mücadelede neden kullanılmıyor? Kullanılabilir mi, yoksa bu uçakların yapısı ve operasyon gereksinimleri yangın söndürme görevleri için uygun değil mi?
Bir diğer önemli konu ise Türk Hava Kurumu’nun CL-215 yangın söndürme uçakları.
Bu uçakların durumu ne? Yeniden aktif olarak kullanılabilirler mi? Türkiye’nin yangın söndürme filosunda nasıl bir yere sahip olabilirler?
Ve aslında bütün bu tartışmanın merkezinde çok önemli bir soru daha var:
Orman yangını sadece helikopterle mi, sadece uçakla mı söndürülür?
Yoksa başarılı bir yangınla mücadele için uçaklar, helikopterler, İHA’lar, kara ekipleri, arazözler, iş makineleri ve erken uyarı sistemlerinin tamamının birlikte çalıştığı entegre bir sisteme mi ihtiyaç var?
Bir başka soru da şu:
Türkiye’nin neden sabit ve sürekli hazır durumda bulunan bir yangın söndürme hava filosu yok?
Her yıl yangın sezonu geldiğinde farklı çözümler üretmek yerine, yıl boyunca hazır bekleyen, gerekli bakım ve eğitimleri düzenli olarak yapılan, Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre oluşturulmuş kalıcı bir yangın söndürme filosu daha mı doğru olur?
Bugün yangın söndürme uçakları ve helikopterlerimiz gerçekten yeterli mi?
Yoksa değişen iklim koşulları, artan sıcaklıklar, kuraklık, rüzgar ve aynı anda çıkan çok sayıda orman yangını karşısında daha büyük ve daha kapsamlı bir hava-kara mücadele sistemine mi ihtiyacımız var?
İşte 2T Teknoloji & Savunma’nın 11. bölümünde, Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelesinde kullandığı uçakları, helikopterleri, İHA’ları ve kara ekiplerini; mevcut kapasiteyi ve önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulabilecek teknolojileri konuşuyoruz.
Yorumunuz gönderildi,
onaylandıktan sonra yayımlanacak.