İçeriğe geç
ShiftDelete.Net
Haber ara/ SDN'ye SorGiriş
Haber Akışı SDNTV İnceleme Forum Yapay Zeka Akıllı Telefon Elektrikli Otomobil Oyun ShiftDelete.Net Global Teknoloji Haberleri Mobil Otomobil Donanım Savunma Bilim Sosyal Medya İnternet Giyilebilir Teknoloji Rehber Ürünler Son dakika Yazarlar
  1. Ana sayfa
  2. Topluluk
  3. SDN Konu Dışı
  4. Konu Dışı
Konu Dışı

Dil Devrimi ve Sonuclari

bohongtw04.05.201062 cevap10.454 görüntüleme
2009'den beri829 mesaj
#1
Dil devrimin başlatıldığı 1932’den 1970’lere kadar 6.500 yeni sözcük türetilmiştir; bunlardan ‘tutan’ ve Türk diline malolanlar bu sözlükte yer almaktadır. Yeni türetilmiş sözcükler, Prof. Aksoy’a göre, günümüzde Türkçe genel kullanımda bulunan toplam 28.000 sözcüğün sevindirici bir oranını temsil etmektedir.

Devellioğlu ve Aksoy’un verilerini aynen kabul eder ve Püsküllüoğlu’nun toplamından, sözlükte gereksiz bir yer kaplayan 1.500 kadar sontakılı türevi çıkarırsak, dil devriminin sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Türk dilinden yaklaşık 60.000 kelime atılmış, yerine 3.100 kadar yeni kelime (atılanın % 5’i) konmuştur. Yüzyıl başında kültür dilinde bulunan 83.400 civarında kelime (60.000 atılan artı 23.400 kalan) yerine, bugünkü yazı Türkçesi en çok 26.500 kelimeye sahiptir. Bir başka deyimle, Türkçe yazı dili en az % 68,2 oranında fakirleşmiştir.”2

yazinin tamami ve kaynak : http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2436&yagmur=bolum2&sid=47
Cevaplar
2008'den beri6.118 mesaj
#2
Şimdi bu olaya sadeleştirme olarak bakarsak iyimi kötümü ? :D
bohongtw Konuyu açan
2009'den beri829 mesaj
#3
Sadelestirme geregi nerden dogdu , onu da gectim ingilzice gecenlerde 1 milyonuncu kelimesine ulasti adamlar dunya da tek olup gidiyor bir milyon arkadas sadelestirme neyim yok
2009'den beri2.169 mesaj
#4
Evet bu dediklerinize aynen katılıyorum. Bizler bırakın 100-200 yıl önceki Türkçe'yi 40 yıl önceki dilimize dahi yabancıyız. Bu konuda yanılmıyorsam Murat Bardakçı'nın güzel bir söz söylemişti. "Dedesinin babaannesine yazdığı mektubu okuyaman bir toplumda yaşıyoruz". E tabi bunun çözümü mutlaka var.
2010'den beri1.287 mesaj
#5
bohongtw dedi: ↑
Sadelestirme geregi nerden dogdu , onu da gectim ingilzice gecenlerde 1 milyonuncu kelimesine ulasti adamlar dunya da tek olup gidiyor bir milyon arkadas sadelestirme neyim yok
Hangi bir milyondan bahsediyorsun?:lol:

Adamlar baş harflerden kelime yapıyorlar. Örnek: RAM - Random Access Memory

Bizim dilimizde böyle kötü bir şey yoktur. Kelime ihtiyaçı olduğu zaman kendimiz üretebiliyoruz. Bu da Türkçenin bir özelliğidir:clap:
SmiLey dedi: ↑
Bu konuda yanılmıyorsam Murat Bardakçı'nın güzel bir söz söylemişti. "Dedesinin babaannesine yazdığı mektubu okuyaman bir toplumda yaşıyoruz". E tabi bunun çözümü mutlaka var.
Dedesinin babaanesine mektup yazdığı dönemde kaç kişi okuma yazma biliyormuş?

Dil devrimi gerekliydi ve yapıldı...
2009'den beri3.927 mesaj
#7
Türkçe 26.500 kelimeye rağmen öğrenmesi en zor 3. dildir dünyada
İngilizce ise 1 milyon kelimeye rağmen öğrenmesi en kolay dillenderdir.
İngilizce ile Türkçeyi karşılaştıramazsınız çünkü İngilizce eklemeli bir dil değildir.
Ekledikleri şeyler en fazla bir kelimeyi karşıt hale getiren ön ekler un in im gibi şeylerdir.
Dolayısıyla hemen her durum için farklı bir kelime kullanır
Biz ise aynı kelimeyi eklerle farklı duruma sokarız
Çekoslavakyalılaştırdıklarımızdanmısınız?
1 kelime
Are you one of those people whom we unsuccesfully tried to make resemble the citizens of Çekoslavakya?
17 kelime
Şu an gerçek Türkçeye en yakın dil olan Azeri Türkçesinin kelime sayısı bizden daha azdır.
Geçen gün gördüm gazete Türkçe bilim dili olmaya en yatkın dil seçilmiş dünyada.
2009'den beri2.169 mesaj
#8
6.burhan dedi: ↑
Hangi bir milyondan bahsediyorsun?:lol:

Adamlar baş harflerden kelime yapıyorlar. Örnek: RAM - Random Access Memory

Bizim dilimizde böyle kötü bir şey yoktur. Kelime ihtiyaçı olduğu zaman kendimiz üretebiliyoruz. Bu da Türkçenin bir özelliğidir:clap:

Dedesinin babaanesine mektup yazdığı dönemde kaç kişi okuma yazma biliyormuş?

Dil devrimi gerekliydi ve yapıldı...
Böyle bir yorum geleceğini biliyordum ve cevabımı da hazırladım :laugh: Şimdi olaya 40 yıl öncesini örnek göstererek baktım. 40 yıl öncesinin dilini dahi anlamıyoruz. Ben onu belirtmek istemiştim. Yani burada dil devrimini eleştirmiyorum. Eğer siz öyle anladıysanız yanlış anlamışsınız. Ayrıca madem konu açıldı dil devrimi hakkında da düşüncelerimi belirtiyim. Öncelikle gerekli olduğunda hemfikiriz. Onun dışında benim demeye çalıştığım şu. Dilde sadeleştirme yapılırken o bir kenara attığımız kelimeleri de unutmamak lazım. Belki günlük konuşmalarda kullanmasanız dahi eğitimli bir bireyin o kelimeleri bilmesi lazım. Zaten asıl sizin yanlış anladığınız nokta şudur: Siz sanıyorsunuz ki biz latin harflerini sadeleştirme olarak görüyoruz. Hayır efendim. Siz konuya önce muvaffak olun sonra söz söyleyin. Bizim tartıştığımız 1970 yıllarında başlayan -latin harfleri kullanılıyor o zaman da- sadeleştirmeden bahsediyoruz. Bugün Yahya Kemal'in kitaplarını ya da dizisini dört gözle beklediğiniz Aşk-ı Memnu'yu ya da Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'unu okumaya çalışsanız benim dediklerimi daha iyi anlarsınız. Yani 1949'da yayınlanan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur adlı romanını toplumumuzun büyük bir çoğunluğu anlamaz. Bundan bahsediyoruz biz. Hatta size başka bir köşe yazısı sunayım.
Hilmi Yavuz'un bir yazısını hatırlıyorum. Uzun yıllar önce, belleğim yanıltmıyorsa, Milliyet Sanat Dergisi'nde yayımlanmıştı. Yaman bir ironi eşlik ediyordu bu yazıya. Çünkü Hilmi Yavuz, Halid Ziya Uşaklıgil'in bir öyküsünden bir paragraf alıntılıyor; sadeleştirile sadeleştirile bu paragrafın nasıl tanınmaz bir dil edindiğini gözler önüne seriyordu. Elbette yalnızca ironik yaklaşım değildi. Bir yandan da, sadeleştirme çabalarımızın hangi uç noktalarda ne büyük tehlikelere yol açacağını imliyordu.
Dilde sadeleştirme zorunluluk mu? Türkçe'nin evreleri düşünülürse, belki. Belki ve bazan. Fakat nereye kadar?
Eski sözcüklerden kolay kolay vazgeçmeyen, anlatımı kudretli, iktisat bilimcisi Sabri F. Ülgener'in söylediklerine kulak verirsek, her otuz kırk yılda kelimeleri değiştirmenin, yeni fikirler üretememekle eşanlamlı olduğunu ısrarla vurguluyor. Ekliyor: Kelimelerin ömürlerine saygı gösterelim, daha yaşarlarken kelimelerin canına kıymayalım...
Ne var ki, son kırk, elli yıllık dil serüvenimiz, Ülgener'in görüşüne pek yüz vermemiştir. Dilde sadeleştirme çabaları ise, bu serüvenin acıklı gülünç bölümü.
Atlas Kitabevi, 1960'larda Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın tüm eserlerini okurla yeniden buluştururken, sadeleştirme için, bazı yazarlarımıza baş vurmuştu. Mustafa Nihat Özön'le Mükerrem Kâmil Su'nun sadeleştirmeleri dışta tutulursa, bu girişim, Hüseyin Rahmi'den yazık ki bir şeyler kaybettiriyordu. Ardından, Halide Edib'in eseri de aynı yayınevince sadeleşttirildi. Bu kez sonuç daha yıkımlıydı.
Mustafa Nihat, Hüseyin Rahmi'nin üslûp değeri taşıyan deyişlerine asla dokunmamıştı. Mükerrem Kâmil ise, romancılığından gelen sezgiyle sadeleştirmiş, Hüseyin Rahmi lezzetini korumuştu. Ama yol açılmıştı bir kere: Çok geçmeyecek, sade, arı Türkçe'nin zaten ustası ve savunucusu olan Refik Halid Karay'ın romanları bile güzelim kelimelerinden yoksun bırakılacaktı. Öğrendiğimde çok şaşırmıştım: Doğrudan doğruya Refik Halid'in oğlu yapıyormuş sadeleştirmeyi.
Sadeleştirme örnekleri arasında, çok başarılı bir örnek, Behçet Necatigil'dendir. Necatigil, Ahmet Mithat Efendi'nin Süleyman Musulî'sini Musullu Süleyman'a dönüştürürken, 1870'lerin dilinden tatlar korumayı ilke edindiğini belirtmişti, bir söyleşimizde.
Bir başka başarılı örnek, Zeynep Kerman'ın Sergüzeşt sadeleştirmesidir. Zeynep Kerman'a, "Keşke arkasını da getirseydiniz, başka eserleri de sadeleştirseydiniz" dediğimde; "O mesuliyeti bir daha taşımak istemem" cevabıyla karşılaştım. Evet, gerçekten çetin mesuliyet.
Kim bilir hangi başarısız örneklerin yol açtığı kaygıyla, İnci Enginün, Abdülhak Hâmid'in hatıralarını yeni yazıya geçirdiğinde bu mesele üzerinde özellikle durmuştu. Enginün, yeni yazıya ilk kez geçirilen eserlerde özgün dilin ille korunması gerektiğini sonraları da kaleme getirdi. Hiç değilse, sadeleştirmelerin özgün metinle kıyaslanabilmesi için.
Attilâ İlhan kestirip atıyordu: İngilizce, Fransızca öğrendikleri gibi Osmanlıca da öğrensinler. Cemal Süreya, İnci Enginün gibi düşünüyor; özgün metin göz önünde olunca, sadeleştirme girişimlerinin bir edebî yarış niteliği edineceğini söylüyordu.
A. Kadir'in ve Ahmet Muhip Dıranas'ın Tevfik Fikret sadeleştirmelerini hatırladım şimdi. İki değerli şairin emeği... A. Kadir, alabildiğine özgür bir sadeleştirmeyi tercih etmişti; ama Tevfik Fikret'in şiirlerindeki ruha, duyuşa alabildiğine sadık kalarak. Dıranas ise, handiyse imkânsızı başarmıştır: Dıranas, Tevfik Fikret şiirlerinin veznini korumuştur.
"Olvido" şairinin Finten sadeleştirmesi -ve yeniden sahne için uyarlaması- de bu alandaki en önemli, en başarılı çabalardan. Ah keşke, Dıranas, dünkü tiyatro edebiyatımızdan başka oyunlara da hayat verseydi...
Öyle sanıyorum ki, sadeleştirilmesi zorunlu metinler, ancak uzmanınca sadeleştirildiğinde ahenklerini, içsel anlamlarını, yazınsal niteliklerini koruyabiliyor. Gerisi çok tehlikeli. Geçen hafta, hangi geceydi, TRT 2'de Renkahenk'i izliyordum. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan üst düzeyde bir yönetici, 2008 Yahya Kemal yılında yapılacakları anlatıyor. O gün bir toplantıdan gelmiş; toplantıda, bugünkü genç kuşaklar, daha kolay kavrasınlar diye, Yahya Kemal'den, sadeleştirmeli yayınlar görüşülmüş. Ve galiba yapılacakmış böylesi yayınlar. Doğrusu, irkilip kaldım. Eski Şiirin Rüzgârıyle'de derlenmiş şiirleri düşündüm. Bu şiirler, Yahya Kemal'in dilde sadeleşmeye için için itiraz değil mi? Dildeki tercihlerine katılalım katılmayalım, büyük bir şairin kendi tercihine ihanetin ne yararı olabilir? Hayır, şiirleri değil, düzyazıları sadeleştirilecek denebilir. Ne fark eder?
Yahya Kemal'in dilini -ister şiir, ister düzyazı- sadeleştirmeyi önerenlere, Beşir Ayvazoğlu imzalı Yahya Kemal / Ansiklopedik Biyografi'den "Dil Devrimi" maddesini okumalarını salık veririm.
Yani son sözüm şudur ki siz hemen belki hiç okumadan bahsedilen devrimin latin harfelerine geçiş olduğunu sanmışsınız. Lakin böyle bir şey söz konusu değildir. O yüzden böyle bir cevap verme girişiminde bulunmuşsunuz. Umarım şimdi anlamışsınızdır. Ve bu durumda bana da hak vereceksinizdir. İyi forumlar :)
2010'den beri1.287 mesaj
#9
SmiLey dedi: ↑
.
Yani son sözüm şudur ki siz hemen belki hiç okumadan bahsedilen devrimin latin harfelerine geçiş olduğunu sanmışsınız. Lakin böyle bir şey söz konusu değildir. O yüzden böyle bir cevap verme girişiminde bulunmuşsunuz. Umarım şimdi anlamışsınızdır. Ve bu durumda bana da hak vereceksinizdir. İyi forumlar :)
Yeni abece Arap abecesinin zor olmasından ve halk tarafından anlaşılmamasından dolayı kabul edilmiştir. Harf devriminde Latin abecesi olduğı gibi kullanılmamıştır. Önce Türkçeye uygun hale getirilmiştir.

Ayrıca 40 yıl ile dedesinin dönemi arasında bir 40 yıl daha fark vardır. Sizin dediğinizin aksine 40-50 yıl öncesi anlaşılabiliyor.

Ancak son yıllarda Türkçe bozulmuştur. Bunun bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Bir kaç örnek:

Yaralıları buradan çıkarmak zor güç oldu. (Haber )

Kapalı spor salonu ful dolu. ( Geveze Show )

Haftanın altıncı cumartesi gününde sizlerle beraberiz. (Günebakan)

Böyle çabuk çabuk acele etmesinler. ( Sağlıklı Sabah Sohbetleri)

Mağranın ilk girişindeyiz. ( Madalyon )

Yıldırım düşmesi sonucu sekiz hayvanın hayatına mal oldu. ( Günebakan )

Geçmiş birikimlerinden yararlanarak yapılması gerekenler hakkında düşüncelerimi. (Haber )

Dilerim ki yürümesini gönülden arzu ediyorum. ( Gündem )

Karşılıklı diyalog kurmak suretiyle bu tedbirleri de alıyor. (Gün Başlıyor )

İnegöl nüfusunun yüzde elli kişisi mobilyacılıkla geçinir ( belgesel )
2009'den beri629 mesaj
#10
1.000 yıl önceki mektubu, 40 yıl önceki mektuptan daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü dilimiz, çok köklü ve sağlam temelleri olan bir dildir.

1000 - 1100 'lü yıllarda yaşamış Hoca Ahmet Yesevi'nin sözlerini okursanız 40 yıl önceki mektuptan daha çoğunu anladığınızı göreceksiniz.

Bu durumda 40 yıl önceki dili anlamamamızın sorumlusu, şu anda İngilizceyi zorla hayatımıza sokan düşüncenin, zamanında Farsça ve Arapçayı zorla hayatımıza sokmasıdır.

İnsanlarımız bilim yapmayı ve bu bilimi Türkçe yapmayı becerirlerse belki o gün her şey çok farklı olacak ama biraz zor.

Son olarak Türkçenin en zor öğrenilen dil olması olabildiğince saçma bir yorum. Çünkü kime göre zor olduğununda belirtilmesi gerekiyor.

Ana dili İngilizce olan birisi için Almanca'yı öğrenmek çok kolaydır. Türkçeyi öğrenmek zordur.
Ana dili Türkçe olan birisi için Özbekçeyi öğrenmek çok kolaydır. Almancayı öğrenmek zordur.

Hatta bir şey söyleyeyim, bizim dilimiz Japonca ve Korece gibi dillerle aynı aileden geldiği için dil bilgisi kurallarımız çok benzemektedir. Dolayısıyla bu dilleri öğrenmemiz bir İngilizin bu dilleri öğrenmesine göre çok daha kolaydır.
2009'den beri2.169 mesaj
#11
MaviAteş'in dediklerine katılıyorum. Herhalde örneklesem daha iyi olacak.
Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever
Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
Kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı
Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı
Fuzuli şiirlerini Azeri Türkçe'si ile yazar.

Mehmet Akif Bülbül Şiiri
Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:
Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

Muhitin hali "insaniyet"in timsalidir sandım;
Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryad.

O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sur-ı mahşerdi!

-Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin.
Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun,
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!

Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen!

Hazansız bir zemin isterse, şayet ruh-ı serbâzın,
Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın.

Değil bir kayda, sığmazsın kanatlandın mı eb'ada
Hayatın en muhayyel gayedir âhrara dünyada.

Neden öyleyse matemlerle eyyâmın perişandır,
Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşandır?

Hayır matem senin hakkın değil, matem benim hakkım;
Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım.

Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda
Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda.

Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Seraba Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
Salahaddin-i Eyyubi'lerin, Fatih'lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman'ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;
Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan'ın!

Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!

Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!
Ayrıca:
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Ya da Aşık Veysel:
Ben giderim sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lal olsun dillerin söyleme yada
Garip bülbül gibi ah u zar etme
Ay geçer yıl geçer uzarsa ara
Giyin kara libas yaslan duvara
Yanından göğsünden açılır yara
Yar gelmezse yaraların elletme
Yahut Faruk Nafiz Çamlıbel:
O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat,
Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat,
Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde...
En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde
Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür.
Orhan Veli Kanık- Anlatamıyorum:
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Ahmet Muhip Dıranas - Serenad
Şeffaf damlalarla titreyen ağır
Goncanın altında bükülmüş her sak;
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin yasemin, karanfil, zambak...
Cahit Sıktı Tarancı - Desem ki
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Yani sonuçta farklı şeyleri konuşuyoruz ama aynı şeyi konuşuyormuşuz gibi tepkiler veriyoruz. Benim demek istediğim yeni nesil bu kelimelerin kaçını biliyor? Ya biz? Ab kelimesinin su olduğunu ve aynı zamanda ma olduğunu kaç kişi biliyor? Eğer mesele Arapça ve Farsça'dan geçen kelimelerse de yine de tam olmuyor. Çünkü bu sadeleştirmede öz Türkçe dediğimiz kelimeler de nasibini aldı. Ayrıca dil ve kültür bir bütündür. Kültürler arası alışveriş olduğu zaman diller arası da olur. Şimdi biz dilimizdeki yabancı sözleri bir kenara atmak doğru olmaz. Çünkü onlar zenginliktir. Temsilci yerine murahhas veya delege demenin ne zararı olabilir. Zaten Türkçe bu haliyle en güzelidir. Ya da oy yerine rey demek. Ram kelimesine herkes aşinadır burda. Beki ram kelimesi Türkçe'dir ve boyun eğme anlamına gelir dersem? Tuhaf karşılanır. Tabi bu bahsettiğimiz "ram" ın yazılışı aynı ait olduğu dili farklıdır. Ya da Şeyhi'nin Harname'sindeki har kelimesinin ne olduğunu bilmeden okumaya çalışmak. Harname başlığı olayı özetlidğini anlayabilmemiz güç olacaktır:) Ama biliyorum yine bu yazdıklarım sadece bana vakit harcatmaktan öteye gidemeyecek. Çünkü benim dediğimi sen de diyorsun. Ama sen benim dediğimi yanlış anlıyorsun. Yani 40 yıl önceki dili anlamamızın nedeni o zaman çok kullanılan kelimelerin bir kenara atılmasıdır. Ve son bir örnek ile pekiştireyim. Atatürk'ün bir sözü:
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dil dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. 2 Eylül 1930
2009'den beri2.169 mesaj
#12
utku-k burda kimse Atatürk ilke ve inkılaplarına laf atmıyor. En azından ben 1970 yılındaki sadeleştirmeler hakkındaki eleştirilerimi belirtiyorum. Bu sözü üstüme alınıyorum bu arada.
2007'den beri973 mesaj
#13
SmiLey dedi: ↑
utku-k burda kimse Atatürk ilke ve inkılaplarına laf atmıyor. En azından ben 1970 yılındaki sadeleştirmeler hakkındaki eleştirilerimi belirtiyorum. Bu sözü üstüme alınıyorum bu arada.
Alınma çünkü lafım sana değil, alttaki mesajları okumadım, direk konuyu açan adama diyorum.
2008'den beri24 bin mesaj
#14
Bir gecede alimlerin cahil, cahillerin alim olduğu bir uygulama..
2010'den beri1.287 mesaj
#15
mr_rain42 dedi: ↑
Bir gecede alimlerin cahil, cahillerin alim olduğu bir uygulama..
Yani Atatürk'ün yaptığı bu devrimin yanlış olduğunu düşünüyorsun.

Şeyhleri alim olarak gördüğünüz için olabilir mi?
2007'den beri973 mesaj
#16
6.burhan dedi: ↑
Yani Atatürk'ün yaptığı bu devrimin yanlış olduğunu düşünüyorsun.

Şeyhleri alim olarak gördüğünüz için olabilir mi?
Hem de ne alim. :D :D :D

Açıkçası bir önceki satırda yazdığım şeyi yazarken içimde bir korku vardı, artık halimiz bu işte. :D
bohongtw Konuyu açan
2009'den beri829 mesaj
#17
Yani birseyin dogrulugu Atamizin yapmisligina gore mi belli oluyor , her yaptigi dogru mu oluyor , bir Allah in kuluda su yazinin tamamini okusa ordaki guzel verileri okuduktan sonra konussa olur mu arkadas , harf devrimine kadar ki dilimiz o donemin dogu dilleri arasinda en ust seviye de olani idi , diplomasi de ve fenn de o donemin turkcesi gosteriliyordu , onu da gectim bugun Nefi nin yazdigi siirlerin cogunun turkce sozlukler de anlami yazmiyor , dilimizin %68 i cope gitmis diyorum , kalkmis illa da devrimse haklidir diyor , veri sun bana kardesim ,bana elle tutulur kanit goster bu yapilan ise yaramistir diye ,. Allah in cinlisi 2000 yillik yaitlari okuyor , kimse bu dil zor diye 50000 karakteri 3-5 bine indirelim demiyor , Allah in israili olmus ibraniceyi yeniden ortaya cikardi , simdi soruyorum eski harfler olsaydi bu kadar kolay girer miydi ingilizce dilimize , sadece dile girmiyor kulture de giriyor , kultur deyince o da turkce degilmis turkce karsiligi yokmus zaten , tasavvuf bizim kulturumuzun urettigi birseydi kendi felsefemiz de simdi tasavvufun kac kelimesini alnliyoruz bi soralim kendimize , kacimiz muhtesem osmanli donemi eserlerini okuyabilyior , nasil anlayacam ben o hukumdarligin dunyayi yonettigini , hammerin yazdigi , baska yabancilarin yazidigi tarihten mi ?
2008'den beri6.977 mesaj
#18
bohongtw dedi: ↑
Yani birseyin dogrulugu Atamizin yapmisligina gore mi belli oluyor , her yaptigi dogru mu oluyor , bir Allah in kuluda su yazinin tamamini okusa ordaki guzel verileri okuduktan sonra konussa olur mu arkadas , harf devrimine kadar ki dilimiz o donemin dogu dilleri arasinda en ust seviye de olani idi , diplomasi de ve fenn de o donemin turkcesi gosteriliyordu , onu da gectim bugun Nefi nin yazdigi siirlerin cogunun turkce sozlukler de anlami yazmiyor , dilimizin %68 i cope gitmis diyorum , kalkmis illa da devrimse haklidir diyor , veri sun bana kardesim ,bana elle tutulur kanit goster bu yapilan ise yaramistir diye ,. Allah in cinlisi 2000 yillik yaitlari okuyor , kimse bu dil zor diye 50000 karakteri 3-5 bine indirelim demiyor , Allah in israili olmus ibraniceyi yeniden ortaya cikardi , simdi soruyorum eski harfler olsaydi bu kadar kolay girer miydi ingilizce dilimize , sadece dile girmiyor kulture de giriyor , kultur deyince o da turkce degilmis turkce karsiligi yokmus zaten , tasavvuf bizim kulturumuzun urettigi birseydi kendi felsefemiz de simdi tasavvufun kac kelimesini alnliyoruz bi soralim kendimize , kacimiz muhtesem osmanli donemi eserlerini okuyabilyior , nasil anlayacam ben o hukumdarligin dunyayi yonettigini , hammerin yazdigi , baska yabancilarin yazidigi tarihten mi ?
Ellerin dert görmesin harika yazmışsın. Hakaretlerin arkasına sığınırak ne kadar zavallı olduklarını ortaya çıkaranlara da çok güzel bir cevap vermişsin. :thumbup1:
2008'den beri24 bin mesaj
#19
6.burhan dedi: ↑
Yani Atatürk'ün yaptığı bu devrimin yanlış olduğunu düşünüyorsun.

Şeyhleri alim olarak gördüğünüz için olabilir mi?
Evet yanlış olduğunu düşünüyorum. Gerici olmayı cahil bir ilerici olmaya tercih ederim. Şeyhler alimdir gibi bir ifadem de olmadı.

Bir zamanlar Legolas vardı. Ulusalcı takılır, teknoloji ile ilgili 5 kuruş faydası olmaz ama bu tarz konulara sazan gibi atlardı. Sadece tahrik eder, çirkeflik yapardı. Banlandı ve kayboldu. Onu hatırlatıyorsun bana. Belki de osun. Zorlama şansını fazla bence...
2009'den beri1.255 mesaj
#20
O kadar gereksiz var ki...

Tarihi günümüze göre incelediğiniz sürece tarih size hep yanlış gelecektir olaylar yaşandıkları zaman dilimine göre ele alınmalıdır.

Zamanında dil devrimine ihtiyaç duyulmuş ve yapılmış, dilimizin gelişememesi geride kalması dil devriminin suçu değil bizlerin, çalışmayan tembel olan halkımız suçudur.

Doğrudur, bizler 150 yıl önce konuşulan halk dilini anlayamayız nedeni ise gayet basit, Arapça ve Farsça ile yoğrulmuş bir dil nasıl olurda Türklerin dili olabilir.
bohongtw Konuyu açan
2009'den beri829 mesaj
#21
utku-k dedi: ↑
Necisiniz demiştim de cevabı aldım, gericisiniz gericiii. :)

Neyse daha bir şey yazmıyorum, zaten Atatürk mü kaldı? Utanmasanız küfür edeceksiniz.
Biz atamizi enine boyuna inceliyoruz , onu mahfuz perdeler ardina, tozlu pece;er arkasina saklayarak diktator gibi gosteren sizin o asla yanlis yapmaz seklinde ki garip inancinizdir , devrim oldu bitti tamam herkes sussun anlayisi ile surekli geride ki devrimler de kalinca kim gerici oluyor ?
lugatiniz de gerici kelimesinden baska kelime kalmadi zaten , sanki ileri namina cok sey yapiyormusunuz gibi herkese gerici yaftasi , ilerisi icin ne yaptin , ne fikir sundun , ne ortaya koydun , hic birysey yok ! , anca olani elestiririz mantigi sizin ki ! , , al iste ortaya belge koyuyorum , sonuclarin analizini koyuyorum ornekler veriyorum , sen de yapsana , iki belgede sen ortaya koysana , desene harf devriminden sonra edebiyatimiz dunyayi sarsti diye , desene kulturumuzu korudu , gecmis ile baglarimizi daha da bir artirdi diye , diyemiyorsun susmayi da gururuna yediremiyorsun , haksizim da demek agirina gidiyor , son bir can havli ile gericisiniz hepiniz diye ne anlama geldigi dahi tartiisilir bir iftira!!! ,

"Biz fikirleri tartisiyoruz , siz hala sahislarda takildiniz kaldiniz!!!"
2008'den beri6.977 mesaj
#22
Küfür etmeyiz, istesek de edemeyiz zaten biz terbiyeli insanlarız. Biz düşünürüz, geleceğin daha iyi olması için çalışırız, geçmişteki hatalardan ibret almaya çalışırız.

Bir insanın hata yapması çok olağan bir şeydir. Hatasız kul olmaz sözü de bu nedenle söylenmiştir.

Biz böyle düşünüyorken eğer gerici oluyorsak bir konu hakkındaki bir yazının forumda yayınlanmasına tahammül edemeyenler acaba ne oluyorlar?

---------- saat 18:44 eklendi ---------- önceki mesaj saat 18:36 eklenmişti ----------

tarumoloji dedi: ↑
O kadar gereksiz var ki...

Tarihi günümüze göre incelediğiniz sürece tarih size hep yanlış gelecektir olaylar yaşandıkları zaman dilimine göre ele alınmalıdır.

Zamanında dil devrimine ihtiyaç duyulmuş ve yapılmış, dilimizin gelişememesi geride kalması dil devriminin suçu değil bizlerin, çalışmayan tembel olan halkımız suçudur.

Doğrudur, bizler 150 yıl önce konuşulan halk dilini anlayamayız nedeni ise gayet basit, Arapça ve Farsça ile yoğrulmuş bir dil nasıl olurda Türklerin dili olabilir.
Ne yazık ki bugünkü dilimizin çoğu kelimeleri saf Türkçe değil. Bunu söylemek istemezdim ama ne yazık ki o devrim tamamiyle bizim aleyhimize oldu.

Arapça bilen birilerinden sorarsan kullandığımız çoğu kelimenin Arapça olduğunu görürsün. Yarısı kadar da Farsça varsa gerisini sen düşün.

Olan olmuş. Bugün çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız. Son zamanlarda aşırı bir İngilizce hayranlığı oluştu aramızda. Özellikle komedi dizilerinde araya serpiştirilen İngilizce kelimeler, eğer bir önlem alınmazsa dilimize karışacaklar. Bence tarihi tartışmak yerine ondan ders alıp bu büyük soruna yönelmeliyiz.

Sadece biz üyelerin bile yapabileceği şeyler var emin olun. Yeter ki yapmaya çalışalım.
2010'den beri1.287 mesaj
#23
bohongtw dedi: ↑
veri sun bana kardesim ,bana elle tutulur kanit goster bu yapilan ise yaramistir diye
Harf devrimi öncesi okuma yazma oranı ile harf devrimi sonra okuma yazma oranı arasındaki dağlar kadar fark yeterli değil senin için sanırım.

Ayrıca günümüz(harf devrimi sonrası) Türkçesi bilim dilidir, matematik dilidir. Öğrenmesi dedikleri gibi çok zor değildir.

Ancak siz gerekli özeni göstermezseniz bir ilerleme sağlanmaz. En basitinden yarışmalara bile İngilizce şarkı ile katılıyoruz. Kendi marka isimlerimize bile İngilizce isim koyuyoruz.

Ondan sonra diyorsun ki zamanın dili bizim kullandığımız dildi. Senin kullandığın dil Arapça-Farsça karışımıydı ve Avrupa'da konuşulmuyordu. Sadece orta doğuda yani kendi sınırları içindeydi.

Ayrıca günümüzdeki sözcüklerin Arapça, Farsça olduğunu nasıl söylüyorsunuz? Daha etimoloji sözlüğümüz bile yok.

Bende utku-k gibi sizin gerici olduğunuzu düşünüyorum.
2009'den beri1.255 mesaj
#24
yusufsan21 tamam işte düşünün sadeleştirme olduğu halde durum böyle sadeleştirme olmadan nasıl olduğunu çok fazla düşünmeye gerek yok açın bir edebiyat kitabını eski Türk edebiyatı Osamanlı zamanında yazılmış bir şiir okuyun.

Ortalık bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarla dolu olduğu için her şeyi tek tek açıklamak gerekiyor.

Harf Devrimi, Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun"un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecine genel olarak verilen isimdir. Bu yasayla o güne kadar kullanılan Osmanlı Alfabesi'nin yerine, Latin Alfabesi'nin Türkçe'ye uyarlanmış bir biçimi kabul edildi.

Dil Devrimi (12 Temmuz 1932) , Türkçe'nin vatandaşların çoğunluğunun anlayamadığı Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak, ulusal dili olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmesini amaçlayan devrim.
Cumhurbaşkanı Atatürk öncülüğünde 1932 yılında başlatılmış, 1932-1938 yıllarındaki en köklü değişim döneminden sonra değişen hız ve yoğunluk düzeylerinde 1970'lere kadar sürmüştür. Eski Türk Dil Kurumu'nun kapatıldığı 1982 yılı, Dil Devrimi'nin bitiş tarihi olarak kabul edilebilir.

Dil Devrimi, 1928'de gerçekleştirilen Harf Devrimi ile birlikte, Türkçenin 20. yüzyılda geçirdiği büyük yapısal değişikliğin iki temel taşından biridir.
Millî his ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
— Mustafa Kemal Atatürk, 1930
2009'den beri629 mesaj
#25
Atatürk'ün bu sözünün eş değeri olduğunu düşünüyorum. Açıkçası yaklaşık bin yıl önce söylenmiş olması bu sözü bir çok bakımdan daha anlamlı yapıyor.

Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe dilini
Erenlerden işitsen açar gönül dilini
Ayet - hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar
Anlamına erenler başı eğip uyarlar
Miskin hafız Hoca Ahmet, yedi atana rahmet
Fars dilini bilir de sevip söyler Türkçe'yi.

Ahmet Yesevi
bohongtw Konuyu açan
2009'den beri829 mesaj
#26
6.burhan dedi: ↑
Harf devrimi öncesi okuma yazma oranı ile harf devrimi sonra okuma yazma oranı arasındaki dağlar kadar fark yeterli değil senin için sanırım.

Ayrıca günümüz(harf devrimi sonrası) Türkçesi bilim dilidir, matematik dilidir. Öğrenmesi dedikleri gibi çok zor değildir.

Ancak siz gerekli özeni göstermezseniz bir ilerleme sağlanmaz. En basitinden yarışmalara bile İngilizce şarkı ile katılıyoruz. Kendi marka isimlerimize bile İngilizce isim koyuyoruz.

Ondan sonra diyorsun ki zamanın dili bizim kullandığımız dildi. Senin kullandığın dil Arapça-Farsça karışımıydı ve Avrupa'da konuşulmuyordu. Sadece orta doğuda yani kendi sınırları içindeydi.

Ayrıca günümüzdeki sözcüklerin Arapça, Farsça olduğunu nasıl söylüyorsunuz? Daha etimoloji sözlüğümüz bile yok.

Bende utku-k gibi sizin gerici olduğunuzu düşünüyorum.
tamamen tarafsız, mesela Nepalli, normal zekada bir ilkokul öğrencisine analttığınızda mantıksızlığını rahatlıkla anlayabileceği düzenlemedir. o yaşta bir insan dahi "alfabe değiştirince okuma-yazma mı artarmış canım?" der. ilkokul sıralarında okuma-yazmayı yeni öğrenmiş çocukların, o sırada kendilerine yabancı gelen eski harflere bakıp "evet karışıkmış, iyi ki değişmiş" demesi normaldir. 7-12 yaş aralığındaki çocukların bu durumu garipsemesini bekleyemeyiz. fakat koskoca insanların hatta akademisyenlerin dahi inkılabı yalnızca kolaylaştırıcı, insanların zaten bildiği bir alfabeye geçişi gibi görmeye ve göstermeye canla başla çabalaması anlaşılmazdır. ırkçı-turancı zevatın da latin harflerini sanki türklerin yüzyıllardır kullandığı alfabeymiş gibi görmesi, güneş dil teorisi (http://sourtimes.org/show.asp?t=gunes+dil+teorisi) komedisi vs. ise apayrı zırvalar. diyelim ki alfabeyi değiştirmek gerçekten ilerici, kolaylaştırıcı bir adım. peki dünyada teknolojide birinci, ekonomide ikinci büyük konuma hakim japonlar ruh hastası mı ki o denli zor, yukardan aşağı alfabeyi inatla kullanıyorlar? ya da zamanında gelişimin dibine vurmuş, dünyamızın uzaya ilk çıkmış medeniyeti olan rusya neden akıl edemiyor o acaip kril işaretlerini, öğrenmesi kolay ve çabuk latin alfabesiyle değiştirmeyi? bu o yıllarda yapılmış en büyük çaplı disinformation hatta cahil bırakma operasyonudur. orwell'in 1984'te çok güzel dile getirdiği üzre dil, yazı toplumun düşündüğünü ifade etmedeki aracıdır. okuduğu, yazdığı harfler bir gecede tedavülden kaldırılan insanların düşünebilme yetenekleri dumura uğrar. tam da insanların kendileri hakkında düşünmelerini gerektiren cumhuriyet sonrasında bu hamle tesadüfi değildir. bugün her türlü değişikliği körü körüne, katıksız iyi ve yüzde yüz ilerici hamleler olarak algılamakta ısrar eden entelektüeller yetiştirmek için tarihin bir başlangıç noktası olmalıydı. izin verilen, sakıncalı bulunmayan kadarı öğrenilebilmeliydi. mesela, 'büyük ihtimalle, kesin' gibi anlamlara gelen belki (http://sourtimes.org/show.asp?t=belki) bugün küçük ihtimali ifade etmek için, 'sağlam ileti, kesinlik' arzeden rivayet (http://sourtimes.org/show.asp?t=rivayet) kelimesi "tırtın biri uydurmuş" demek için kullanılmaktadır. ve daha bir sürü şey (http://sourtimes.org/show.asp?t=ve+daha+bir+suru+sey)... “harf inkilâbini sadece okuyup-yazma kolayligi için yapilmamistir. harf inkilâbini biz kültürümüzü degistirmek için yaptik. arap kültüründen kurtulmak için yaptik. artik eski yaziya dönülmeyecektir. bunun mânâsi artik eski kültürümüzle bagimiz kalmadi demektir.” ismet inönü (ulus gazetesi, 15 nisan 1969) “1 kasım 1928’de yapılan harf inkılabının temel amacı, sadece toplumu hafıza kaybına uğratarak, bonapartist diktatörlüğü takviye etmek değil, türkiye’nin bir ‘batı ülkesi’ olduğunu kanıtlamaktı. harf inkılabı aslıda bir inkılap değil cinayetti. üstelik insanlık tarihinde eşine az rastlanır cinayetlerdendi. böyle bir şey, bir toplumu bir anda okur-yazar olmaktan çıkarmaktır. bütün bir tarihe yabancılaşmaktır. zira harf inkılabıyla o zamana kadar yazılı mirasa yabancılaşılmıştı. aslında böyle bir şey en bağnaz sömürge yönetimlerinin bile cüret edemeyeceği bir saçmalıktır. bir toplumu toptan kendi tarihine ve kültürel geçmişine yabancılaştırmak, ‘köksüzleştirmektir’. artık o tarihten sonra eskiye merak saran birinin, kendi uzak-yakın tarihiyle ilgili bir şey öğrenebilmek için bir yabancı dil öğrenir gibi eski yazıyı öğrenmesi gerekiyordu. (...) harf inkılabı’nın ne anlama geldiğini ve yapılanın ne büyük bir cinayet olduğunu anlamak için, 2000 yılında mevcut alfabe yerine çin alfabesinin alındığını düşünün... harf devriminin gerekçesi de şaşırtıcıydı. böylece türkiye’de okuma-yazma bilmeyen kalmayacağı; zira latin alfabesinin daha kolay okuma-yazmaya imkan verdiğiydi. (...) bu iddiada gerçek payı olabilirdi, ama bu eski alfebeyi bir çırpıda yok saymaya haklılık kazandırmazdı. mustafa kemal, arap harflerini anlaşılmaz işaretler olarak görüyordu ve bu anlaşılmaz işaretlerden kurtulunursa okuma-yazma oranının hızla artacağını idda ediyordu... “asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz...”(aktaran: bernard lewis - modern türkiyenin doğuşu) (...) bir toplumda okuma yazma bilenlerin oranı, alfabenin ne olduğundan çok, o ülkede eğitime verilen önemle ilgili bir şeydir. zira harf inkılabından onlarca yıl sonra da, okuma-yazma bilenlerin oranı son derece düşük kalmaya devam etti. söz konusu oran, 1963’te bile %52 civarındaydı.” (fikret başkaya - yediyüz: osmanlı beyliğinden yirmi sekiz şubat'a bir devlet geleneğinin anatomisi) Ekşi Sözlük (http://sourtimes.org/) şimdiye kadar hiç bunu sorguladıkmı, sanmıyorum, hemen hemen herşeyi sorguluyoruz, hatta kuran'daki ayetleri bile, ama iş atatürk ve devrimleri sözkonusu olunca asla "neden" "nasıl" "niçin" sormayız, ben soruyorum ? "herseye katiksiz inanip koru korune savunan senin gibi yobazlar ilerici oluyorsa , gericiligimle gurur duyarim"
2009'den beri1.255 mesaj
#27
Dil devriminin temelinde Atatürk Milliyetçiliği olduğunu Türk birlik ve bareberliğini uyandırmak olduğunu, yıllarca süren politikalar sonucu Türklerin Türklüğünü unutmalarına sebeb olan Osmanlıcılık politikasının izlerini silmek olduğunu anlarsanız neler olacak ama bunu anlayamayabilrsinz çünkü at gözlükleri denilen şey çok kötü bir şeydir.
bohongtw Konuyu açan
2009'den beri829 mesaj
#28
tarumoloji dedi: ↑
Dil devriminin temelinde Atatürk Milliyetçiliği olduğunu Türk birlik ve bareberliğini uyandırmak olduğunu, yıllarca süren politikalar sonucu Türklerin Türklüğünü unutmalarına sebeb olan Osmanlıcılık politikasının izlerini silmek olduğunu anlarsanız neler olacak ama bunu anlayamayabilrsinz çünkü at gözlükleri denilen şey çok kötü bir şeydir.
anlayisiniza hayran oldum , demek milyon tane belge koysam onune , soksam gozune gozune yine yok aga, yine milleti at gozlugu takmakla suclayacan , anca laf .... baska bir halt yok
2005'den beri5.118 mesaj
#29
Millet kendini öğretmenliğe adamış yahu...:rolleyes:
son derece isabetli ama şu zaman da bunu tartışmak bile gereksiz.
2009'den beri1.255 mesaj
#30
Latin harflerine sadece Atatürk mü geçilsin istiyordu sanıyorsunuz siz; Osmanlı zamanında bile Latin harflerine geçme çalışmaları yapılmış bu fikir uygulanmaya çalışılmıştır.

Mahmut Nedim Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ali Suavi gibi devlet adamları ve aydınlar 1900’lerden önce Latin alfabesine geçilmesi çağrısında bulunmuşlardı.

Nasıl olurda Türkçeyi Arap harfleriyle yazmanın kolay olduğu görüşünü savunuyorsunuz anlamıyorum. bunu tek bir sebebi olabilir dini duygusallık.

bohongtw alıntıladığız yazı tamamen saçmalık, değersiz belge, niteliği olmayan bilgiler yığını.
ekonomide ikinci büyük konuma hakim japonlar ruh hastası mı ki o denli zor, yukardan aşağı alfabeyi inatla
Bu bakış açısıyla. Bizim bu durumda Göktürk alfabesi kullanmamız gerekirdi. Yine harf devrimi yapılmalı ve GökTürk alfabesine geçerdik. Adında üstünde Japonca Japon alfabesi....
ya da zamanında gelişimin dibine vurmuş, dünyamızın uzaya ilk çıkmış medeniyeti olan rusya neden akıl edemiyor o acaip kril işaretlerini
Ruslar Kiril alfabesini kullanırlar bu alfabe Slavlara aittir ve Ruslarda Slav Irkandandırlar. Yani Ruslarda dillerini uygun olan alfabe ile telaffuz ediyorlar.
öğrenmesi kolay ve çabuk latin alfabesiyle değiştirmeyi? bu o yıllarda yapılmış en büyük çaplı disinformation hatta cahil bırakma operasyonudur
Türkiyede okuma yazma oranı yıllara göre sürekli artış göstermiştir. Bu yargı tamamen saçmadır.
“harf inkilâbini sadece okuyup-yazma kolayligi için yapilmamistir. harf inkilâbini biz kültürümüzü degistirmek için yaptik. arap kültüründen kurtulmak için yaptik.
Evet doğrudur, ben Arap kültürünü sevmiyorum şu anda durumları ortada. Çok konuşmaya gerek yok bu konuda sayfalarca örnek verilebilir.
bir toplumu bir anda okur-yazar olmaktan çıkarmaktır
Bir toplumu okur yazar olmaktan çıkarmış ve tekrar okur yazar olarak toplumu geri kazandırmıştır bu nedenle devrim deniyor zaten. :D Okur yazar oranları çok düşük olan bir ülkede böyle bir devri yapmak çok zor olmamıştır. Şu anda okur yazar oranımız düşük olasydı bu devrimin yanlış olduğunu söyleyebilirdim ama olay tam dersi olması nedenyle....
mustafa kemal, arap harflerini anlaşılmaz işaretler olarak görüyordu
Mustafa kemal eğitimin Osmanlı okullarında almış ve Osmanlıcaya hakim bir insandır, Türkçe için kullanımı zor bir harf sistemi olduğu görüşünü savunmuştur.
1963’te bile %52 civarındaydı.”
1923 yılında okuma bilme bilenlerin sayısı(Osmanlıca) halkın sadece % 10 olduğunu göz önne alınırsa ve bir devrim ile halka sıfırdan okuma yazma öğretildiği düşünülürse iyi bir rakam olduğunu anlayabiliriz. Halkın yarısı.....

Ben dilimden ve yazın şeklinden hoşlanıyorum, iyi ki böyle bir değişime gidilmiş yoksa Arapça denilen acayip dil ile cebelleşmek zorunda kalırdım. (Arap harfleri) Hatta bir dönem Arapça öğrenme çabam bile olmuştu ama gerçekten çekilesi bir değil öğrenemedim.

Cevabını yaz

Cevap yazmak için giriş yap ya da üye ol. Eski forum kullanıcı adın ve parolanla girebilirsin.