tarumolji neyin tartışmasını yapıyorsun sen ya? Bunlar lafından dönmez bilmez misin? Körü körüne saçma şeylere inanır, sonra da sana o kadar kanıt sunuyoruz hala bildiğini okuyorsun der. Sanki kendisi ne yaparsak yapalım fikrini değiştirecekmiş gibi. Bırak bunlarla tartışmayı.
Dil Devrimi ve Sonuclari
Cevaplar
bu cumlelerin senin durumuna daha cok yakisiyor , ben yanlis oldugunu ispatlayan bir ton neden goruyor ispatliyorum , bu durum da korukorune inanan ben oluyorum oyle mi ? , ilahi utku , bossunuz boosss:tongue::thumbdown:utku-k dedi: ↑tarumolji neyin tartışmasını yapıyorsun sen ya? Bunlar lafından dönmez bilmez misin? Körü körüne saçma şeylere inanır, sonra da sana o kadar kanıt sunuyoruz hala bildiğini okuyorsun der. Sanki kendisi ne yaparsak yapalım fikrini değiştirecekmiş gibi. Bırak bunlarla tartışmayı.
Kanıt olarak sunduğunuz şeylerin bilimsel bir değeri olmadığı için kanıtlarınız boş.
Makale kaynakları:
"Mehmet Kaplan - Kültür ve Dil" eserinden alınanları ise tamamen doğru kabul etmek ne kadar mantıklıdır orası tartışılır. Kaplan olaya sadece dilin kültür üzerindeki değişimini ele almış diğer alanlardaki değişimlerini göz ardı etmiştir. Dil devriminin sadece dil ile ilgili olmadığını daha önce söylemiştim "Türk birlik ve bareberliğini uyandırmak, yıllarca süren politikalar sonucu Türklerin Türklüğünü unutmalarına sebeb olan Osmanlıcılık politikasının izlerini silmek " ,"batılı devletlerin ulaşmış olduğu bilimsel ve teknolojik seviyeyi yakalamak" gibi onlarca faktörü de ele almak gerektiği aşikardır.
İkinci alıntıladığız yazı ise saçmalık ötesi.
Sonuç şudur ki ispat dediğiniz şeyler ne yazzık ki yetersiz yanlış eksi bilgiler bütünü, kısaca saçmalık.
Makale kaynakları:
Yukarıda yazanlara bak bak çay demle. Bunların kaçı edebiyattçı, Fettulah Gülen kim ki Türk dili hakkında ahkam kesebiliyor. Adam hakkında kötü laflar ettirmeyin bana.1. D. Mehmet Doğan, “Türkçe ve Olimpiyat”, Anadolu’da Vakit, 14.05.2009.
2. Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Atatürk ve Kemalizm üzerine 51 Soru, Kırmızı Yay., s. 171-172, Haziran 2008.
3. Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil, s. 112, Dergâh Yay. İst., 1992.
4. Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Atatürk ve Kemalizm üzerine 51 Soru, Kırmızı Yay., s. 171, Haziran 2008.
5. M. Fethullah Gülen, “Türkçe”, Fikir Atlası (Fasıldan Fasıla-5), s. 175, Nil yay., İst., 2008.
6. M. Enes Ergene,” M. Fethullah Gülen ve Misyonuna Genel Bir Bakış” Geleneğin Modern Çağa Tanıklığı, Yeni Akademi Yay., İst., 2006.
7. M. Fethullah Gülen, “Türkçe ve Gökteki Mahkeme” İkindi Yağmurları (Kırık Testi-5), s.39, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yay., İst., 2007.
8. _____, “Millî Günah” Fikir Atlası, (Fasıldan Fasıla-5), s. 174, Nil yay., İst., 2008.
9. _____, “Türkçenin Dünya Dili Hâline Getirilmesi” Prizma-2, s. 172, Nil yay., İzmir, 2000.
10. _____, “Türkçe ve Gökteki Mahkeme” İkindi Yağmurları (Kırık Testi-5), s. 41-42, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yay., İst., 2007.
11. _____, “Türkçe ve Gökteki Mahkeme”, Age, s. 39.
12. _____, “Dil ve Düşünce” Yağmur, Nisan 1999.
13. Emre Eren, “Fethullah Gülen ve Türkçe”, Yağmur, Temmuz 2007.
14. Arif Sarsılmaz, “İlmî Makalelerde Şirk Problemi” Sızıntı, Nisan 2004.
15. M. Fethullah Gülen, “Dil ve Düşünce”, Yağmur, Nisan 1999.
"Mehmet Kaplan - Kültür ve Dil" eserinden alınanları ise tamamen doğru kabul etmek ne kadar mantıklıdır orası tartışılır. Kaplan olaya sadece dilin kültür üzerindeki değişimini ele almış diğer alanlardaki değişimlerini göz ardı etmiştir. Dil devriminin sadece dil ile ilgili olmadığını daha önce söylemiştim "Türk birlik ve bareberliğini uyandırmak, yıllarca süren politikalar sonucu Türklerin Türklüğünü unutmalarına sebeb olan Osmanlıcılık politikasının izlerini silmek " ,"batılı devletlerin ulaşmış olduğu bilimsel ve teknolojik seviyeyi yakalamak" gibi onlarca faktörü de ele almak gerektiği aşikardır.
İkinci alıntıladığız yazı ise saçmalık ötesi.
Sonuç şudur ki ispat dediğiniz şeyler ne yazzık ki yetersiz yanlış eksi bilgiler bütünü, kısaca saçmalık.
Ben yazının kaynağına bakmamıştım. Hainleri kaynak diye göstermiş, yüzsüz...
Hangi devrim "LATİN" devrimi mi? Bunun anlamı şudur, "İslam" ile alakası olmasın da ne olursa olsun. Gözü kapalı bir "inanç"tır bu. Şu anda kullandığımız dilden Arapça ve Farsça kökenli sözcükler atılıp yerine bol miktarda Fransızca ve İtalyanca sözcükler alındı. Bu mudur devrim? Bugün Arapça bir sözcüğü makalesinde kullandığı için düşük not alan öğrenciler bırak makaleyi, günlük dile dahi bolca Fransızca sözcüğü yerleştiren Atatürk gibi muamele göremiyorlar.6.burhan dedi: ↑Hangi bir milyondan bahsediyorsun?:lol:
Adamlar baş harflerden kelime yapıyorlar. Örnek: RAM - Random Access Memory
Bizim dilimizde böyle kötü bir şey yoktur. Kelime ihtiyaçı olduğu zaman kendimiz üretebiliyoruz. Bu da Türkçenin bir özelliğidir:clap:
Dedesinin babaanesine mektup yazdığı dönemde kaç kişi okuma yazma biliyormuş?
Dil devrimi gerekliydi ve yapıldı...
Sanıyorum ki ben de yazımda bolca Arap ve Fars kökenli sözcük kullandım, üzgünüm yerlerine daha Fransız bir öbek bulamadığımdan olsa gerek.
Dil devrimi için Latin devrimi demek cahillikten başka bir şey değildir.Elmacik dedi: ↑Hangi devrim "LATİN" devrimi mi?
Ayrıca dil devrimin olduğu dönemde bahsettiğiniz gibi kasıtlı Fransızca sözcüklerin girmesi gibi bir durum söz konusu değildir.
Öyle veya böyle, herkes Türkçeyi seviyor gibi görünüyor.
Geçmişe yönelik yapabileceğimiz bir şey olmadığına göre umarım gelecekte Türk Dilinin daha iyi bir dönem geçirmesi için herkes elinden geleni yapar.
Sadece bildiğiniz bir alan hakkında bir paragraflık Türkçe makale yazmanız bile Türkçe için büyük katkıdır.
Geçmişe yönelik yapabileceğimiz bir şey olmadığına göre umarım gelecekte Türk Dilinin daha iyi bir dönem geçirmesi için herkes elinden geleni yapar.
Sadece bildiğiniz bir alan hakkında bir paragraflık Türkçe makale yazmanız bile Türkçe için büyük katkıdır.
Dil devrimi olarak ifade edilen şey, Arap harflerinden Latin harflerine geçilmesiyle başlar. (Harf devrimi.) Gerekçeler sunulabilir kimisi haklı dahi olabilir; fakat özünde dil devrimi adına dildeki en köklü değişiklik alfabe değişikliğidir. Yani "Latin alfabesi"nin kabul edilişidir. Bunun da "devrim" olması tartışmalıdır haliyle. Bir milletin yazısından başka bir milletin yazısına geçilmesinin neresi "millileştirme" diye sorulabilir (ki "milli" sözcüğünün kendisi dahi yabancıdır); özünde devrim yapılmamıştır, sadece taraf olunmuştur. "Doğu" yerine "batı", "İslam" yerine başka bir şeyler seçilmiştir. Ben bazı şeyleri bildiğini varsayarak yazmıştım arkadaşım.6.burhan dedi: ↑Dil devrimi için Latin devrimi demek cahillikten başka bir şey değildir.
Ayrıca dil devrimin olduğu dönemde bahsettiğiniz gibi kasıtlı Fransızca sözcüklerin girmesi gibi bir durum söz konusu değildir.
Bununla birlikte, Atatürk'ün yakın arkadaşlarının anılarını okursan, günlük dilde çok fazla Fransızca sözcükler kullandığını göreceksin. Nitekim Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakacak olursan da dilimizde bolca Fransızca ve İtalyanca kökenli sözcükler olduğunu da kendin mütalaa edebilirsin. Diyebiliriz ki asıl cehalet, bilgiye sahip olmadığı halde sunulanı bir gerekçe olmadan reddetmektir.
Meclis açılış konuşmasında Atatürk'ün konuşması:
Sadece bu kadarcık cümlede kaç tane yabancı sözcük olduğunu tespit edebilmek için yine TDK'nın sözlüğünü kullanabilirsin.Milli kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyeti'nin temel dileği olarak temin edeceğiz. Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, alakalı olmasını isteriz
Dilin korunması ve ihtiyaç halinde yeni sözcükler türetilebilmesi güzel bir şeydir. Bu bağlamda Atatürk'ün yazdığı geometri kitabındaki bazı sözcükler kayda değer örneklerdir. Fakat sırf belirli bir şeye düşmanlık etmek için yüzlerce yıl boyunca halka mal olmuş sözcükleri atmaya çalışmak da dile verilebilecek en büyük zararlardandır.
Türk Milletinin Arap Milletinin harflerini kullanması ne kadar milliydi ki?
Latin harfleri olduğu gibi kabul edilmemiştir. Türkçe'ye uygun hale uyarlanmıştır ki Latin alfabesinde 23 harf vardır.Elmacik dedi: ↑Yani "Latin alfabesi"nin kabul edilişidir. Bunun da "devrim" olması tartışmalıdır haliyle.
Ben de tam olarak bunu anlatıyorum işte. :) Zaten ben de "yenilikler milli mi değil mi" tartışması yapmıyorum, çok başka bir şey söylüyorum. Arap'tan Latin'e geçildi. Gerçekte "dil devrimi" yapılmadı, "İslam ile alakası olmasın da ne olursa olsun" anlayışını eleştiriyorum ben, Latin harflerine geçilmesini değil.tarumoloji dedi: ↑Türk Milletinin Arap Milletinin harflerini kullanması ne kadar milliydi ki?
Kısacası, milli olup olmamaktan ziyade yapılan şeyin sebebini konuşuyoruz. Çünkü "millileştirmek" için yapılmadığı kesin olduğuna göre başka bir şey için yapılmış olmalı. İşte ben bu sebepleri konu ediniyorum. ;)
Bu cümlenle birlikte savunduğun bütün fikirler de çarpıklaşıyor bu arada. Çünkü bu şekilde milli olmayan bir şeyin milliymiş gibi kakalanmasını kabul ediyor ve desteklemiş oluyorsun.
@6. Burhan, bir dilden bozma, derme çatma uygulama yapıldığını kendin söylüyorsun işte. Benim eleştirdiğim de odur, "niye Latin'e geçildi" şeklinde algılamışsan yanlış algılamışsın. Yani Arapça'dan kural ve kelime alınmasını hazmedemeyenler Latince'den kural ve kelime aldılar, ne değişti demek istiyorum.
Latin alfabesi yerine Osmanlıcayı istemek Osmanlı zamanında Çivi yazısını istemeğe benzer
Tarihimiz asırlardır var, hatta Varoluşun ilk zamanlarından beri var olduğumuz söylenir/tahmin edilir
Bu süre zarfında birçok dili almış bir çok dili bırakmışızdır, gerek çevre koşulları gerekse zamanın getirdiklerinden dolayı
Osmanlı zamanında ne yazık ki alim olanlar ne kadar varsa hem alim gözüken hemde şarlatanların bol olduğu bir dönemdir arapçayı bilselerde istedikleri gibi yorumlarlar arapçayı
Nedeni ise çok basittir
Rönesans öncesi Hıristiyanlardaki gibi "Cennetten arsa satmanın kolaylığıdır"
Nasıl onlar dine rahatlık getirdiler ya da incili çoğaltmaya başladılar bu durum sona erdi
Bizde halkında kolaylıkla öğrenebileceği latin alfabesine geçtik
bu sayede cennetten arsa satan şarlatanların soyu tükendi (O dönem için tabii şu anda hala devam etmekte)
Atatürk zamanında yapılanlar gerekliydi ve yapıldı bunu burda tartışmak yersiz olur.
Asıl önemli olan şimdi ve ilerde bizim napıcağımızdır
Beğen yerine Beyen diyen bir gençlik var ve türüyo
K yerine Q koymalar G yerine Q koymalar ve daha nicesi
Hiçbirimiz kusursuz değiliz ama kusurlarımı kapatmak elimizde
Tarihimiz asırlardır var, hatta Varoluşun ilk zamanlarından beri var olduğumuz söylenir/tahmin edilir
Bu süre zarfında birçok dili almış bir çok dili bırakmışızdır, gerek çevre koşulları gerekse zamanın getirdiklerinden dolayı
Osmanlı zamanında ne yazık ki alim olanlar ne kadar varsa hem alim gözüken hemde şarlatanların bol olduğu bir dönemdir arapçayı bilselerde istedikleri gibi yorumlarlar arapçayı
Nedeni ise çok basittir
Rönesans öncesi Hıristiyanlardaki gibi "Cennetten arsa satmanın kolaylığıdır"
Nasıl onlar dine rahatlık getirdiler ya da incili çoğaltmaya başladılar bu durum sona erdi
Bizde halkında kolaylıkla öğrenebileceği latin alfabesine geçtik
bu sayede cennetten arsa satan şarlatanların soyu tükendi (O dönem için tabii şu anda hala devam etmekte)
Atatürk zamanında yapılanlar gerekliydi ve yapıldı bunu burda tartışmak yersiz olur.
Asıl önemli olan şimdi ve ilerde bizim napıcağımızdır
Beğen yerine Beyen diyen bir gençlik var ve türüyo
K yerine Q koymalar G yerine Q koymalar ve daha nicesi
Hiçbirimiz kusursuz değiliz ama kusurlarımı kapatmak elimizde
"Latin harfleri örnek alınarak milli bir alfabe oluşturuldu" cümlesiyle bazı şeyler yerine oturur sanırım.
Arap harfleri Türkçe için kullanışsız bir harf sistemiydi.
Harfler değişince din elden falan gitmedi herkes hristiyan falan olmadı eeee sorun nerde.
Arap harfleri Türkçe için kullanışsız bir harf sistemiydi.
Harfler değişince din elden falan gitmedi herkes hristiyan falan olmadı eeee sorun nerde.
Elmacik
Bütün yapılanları İslam karşıtı olarak görüyorsun sanırım. Oysa ki Kuran'ı Kerim'i Türkçeye çevirten Atatürk'tür.
Bu ülkede cumhuriyet var, bu ülkede laiklik var, bu ülkede dil devrimi yapıldı.
Bu ülkede İslamiyet'i yaşayamadığını düşünüyorsan, cumhuriyetin İslamiyet karşıtı olduğunu düşünüyorsan İslamiyet ile yönetilen ülkelere gidebilirsin. Eğer bu ülkedeki bu düzen değişecek diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Bütün yapılanları İslam karşıtı olarak görüyorsun sanırım. Oysa ki Kuran'ı Kerim'i Türkçeye çevirten Atatürk'tür.
Bu ülkede cumhuriyet var, bu ülkede laiklik var, bu ülkede dil devrimi yapıldı.
Bu ülkede İslamiyet'i yaşayamadığını düşünüyorsan, cumhuriyetin İslamiyet karşıtı olduğunu düşünüyorsan İslamiyet ile yönetilen ülkelere gidebilirsin. Eğer bu ülkedeki bu düzen değişecek diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Herkes Hristiyan da olabilirdi, doğrusu buna karışmazdım, çünkü herkes kendi dinini seçmekte özgürdür. İkinci defa söylüyorum ki, söylenen şeyler üzerine konuşmak yerine söylenmeyen bir şeylerin uydurulup konuşulması bir fayda getirmeyeceği gibi "fikirlerin tükendiğini" veya hiç olmadığını gösteriyor. (Bkz. "Din elden gitti" ifadesinin alakasızca tarafınızdan üretilip yine tarafınızdan konunun çıkış noktası haline getirilmesi.)tarumoloji dedi: ↑Harfler değişince din elden falan gitmedi herkes hristiyan falan olmadı eeee sorun nerde.
belli bir kişinin sözde öğretileriyle büyüyenler "Bütün yapılanları İslam karşıtı olarak görüyorsun sanırım. Oysa ki Kuran'ı Kerim'i Türkçeye çevirten Atatürk'tür."6.burhan dedi: ↑Elmacik
Bütün yapılanları İslam karşıtı olarak görüyorsun sanırım. Oysa ki Kuran'ı Kerim'i Türkçeye çevirten Atatürk'tür.
Bu ülkede cumhuriyet var, bu ülkede laiklik var, bu ülkede dil devrimi yapıldı.
Bu ülkede İslamiyet'i yaşayamadığını düşünüyorsan, cumhuriyetin İslamiyet karşıtı olduğunu düşünüyorsan İslamiyet ile yönetilen ülkelere gidebilirsin. Eğer bu ülkedeki bu düzen değişecek diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Bu sözü din karşıtlığı olarak görür çünkü Kur'an ın resmi dili arapçadır. Altında yatan sebeplere bakmaz direk cümle üstünden giderler
O yüzden bu cümleyi burda kullanman çok yanlış oldu çünkü daha fazla tartışmayı alevlersin
Ayrıca birçok yerde kullanılan "Ya sev Ya terket" cümlesi bazı yerlerde abartı dursada bazı yerlerde tam olarak oturmaktadır
İran'daki yönetim biçimini, şeklini, kuralları vb. kavramları benimseyen ve Türkiye'yi de o kalıba sokmak isteyenler hala bu ülkededir ve sanmıyorumki hiçbir zaman İran'a gitmeyeceklerdir. Sonuç olarak "İnsanın vatanı doğduğu yer değil, doyduğu yerdir." (sözlerim meclisten dışarı)
Bknz: İslam ile alakası olmasın da ne olursa olsun.(Elmacik)
Anlamadığım nokta burda tartışılan "Dilimizdeki pürüzler mi" yoksa "Dil devriminin Milliyetçi mi yoksa Din karşıtlığı için mi yapıldığı"
Dilimizdeki pürüzler ise dini araya sokmanın bi anlamı yok çünkü Laiklik din ve vicdan özgürlüğü demektir. Herkes istediğine inanır ve tapar sorgulanması gereksizdir çünkü Toplumsal doğru yoktur bireysel doğru vardır
Milliyetçilikle alakası var desen o da saçma biz Araplardan nefret ettiğimiz için arapçayı bırakmadık ki? Bizim arapçayı asıl bırakış nedenimiz;arapçadan daha kolay bir dil olan (Hem telaffuzu hemde okunuş açısından)Latin aflabesi değiştirilmesiyle ortaya çıkan ve içine Arapça Farsça ve birçok kökenden gelen kelimeleri katarak sanki yüzyıllarca kullanılan Türkçenin yoğrulup,harmanlanıp daha duru ve anlaşılır hale getirilmiş olan dili kullanmak ileriye adım atmaktır.
Kısacası Dil devriminin;
Ne dinle (Müslümanlıktan, hıristiyanlığa geçiş ya da öteki dinlere geçiş) alakası vardır
Ne milliyetçilikle (Araplardan ve diğer islam ülkelerinden nefret) alakası vardır
Dil devriminin asıl amacı;
Halkın daha çabuk okuma yazma öğrenmesi, Kur'an ın ana dili olan Arapçanında ilerde öğrenilebilmesi, Arapçanın yanı sıra Latin alfabesi kullanan dilimize yatkın olabilcek dillerin daha rahat öğrenilebilmesi. Sonuçta Kur'an kurslarımız vardır dimi? bu sayede az çok arapça okur yazar olabiliyoruz
Latin alfabesi sayesinde Avrupa kökenli kelimeleride okuyabiliyoruz
Geriye bir tek Asya dilleri kalıyo
Örnek vermek gerekirse:
Almanca aşk:Liebe
Arapça aşk: حب
Dilimizdeki pürüzler ise dini araya sokmanın bi anlamı yok çünkü Laiklik din ve vicdan özgürlüğü demektir. Herkes istediğine inanır ve tapar sorgulanması gereksizdir çünkü Toplumsal doğru yoktur bireysel doğru vardır
Milliyetçilikle alakası var desen o da saçma biz Araplardan nefret ettiğimiz için arapçayı bırakmadık ki? Bizim arapçayı asıl bırakış nedenimiz;arapçadan daha kolay bir dil olan (Hem telaffuzu hemde okunuş açısından)Latin aflabesi değiştirilmesiyle ortaya çıkan ve içine Arapça Farsça ve birçok kökenden gelen kelimeleri katarak sanki yüzyıllarca kullanılan Türkçenin yoğrulup,harmanlanıp daha duru ve anlaşılır hale getirilmiş olan dili kullanmak ileriye adım atmaktır.
Kısacası Dil devriminin;
Ne dinle (Müslümanlıktan, hıristiyanlığa geçiş ya da öteki dinlere geçiş) alakası vardır
Ne milliyetçilikle (Araplardan ve diğer islam ülkelerinden nefret) alakası vardır
Dil devriminin asıl amacı;
Halkın daha çabuk okuma yazma öğrenmesi, Kur'an ın ana dili olan Arapçanında ilerde öğrenilebilmesi, Arapçanın yanı sıra Latin alfabesi kullanan dilimize yatkın olabilcek dillerin daha rahat öğrenilebilmesi. Sonuçta Kur'an kurslarımız vardır dimi? bu sayede az çok arapça okur yazar olabiliyoruz
Latin alfabesi sayesinde Avrupa kökenli kelimeleride okuyabiliyoruz
Geriye bir tek Asya dilleri kalıyo
Örnek vermek gerekirse:
Almanca aşk:Liebe
Arapça aşk: حب
sevgili kaynaga takilan ,kelimelere takilan birkac sazan arkadaslarim , once 1-2 dakika harf devrimi ile dil devrimi arasinda ki farki dusunun !!!!
sonra sazan gibi kaynakta su kisiler var demeden gidin yazinin tamamini okuyun , ,siz sazanlar direk kaynaga bakinca vay efendim fetullah gulen kim ki harf devrimine laf ediyo dersiniz , cunku yaziyi okumadiniz cunku harf devrimine bir laf etmedigini gormek yerine direk kafalarinizda ki ni yazdiniz! saf herifler adam fg nin yazilarinin yeni nesile agir gelisini anlatirken bu konuya girmis bi okusana saf!
5. sayfa 4. gun hala su ise bak bu dil devriminin soyle faydasi oldu bak su sonuclari oldu diye kaynaginiz yok , garibanlar ....
Yine de konuya acik,ik getirmek icin soyleyeyim dil devrimi hakkinda ki yazdigim ustteki seyler tamamen PEYAMI SAFA ya ait seylerdir
http://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:bjughXIGggQJ:sbe.dpu.edu.tr/13/245-254.pdf+mehmet+kaplan+dil+devrimi&hl=en&pid=bl&srcid=ADGEESg2kSahgnpLLU5kQiCz2-VwOoT-LT6QPQtYVeS-Tx7XgJSbuOU_0VEY6nANvl9O_GxH_ws66zgnjQLWvUA_P01TyrudhQM8mm77IPG0XoDwnwAiKlIyjjOEtl5o6wwWEtHdE8gY&sig=AHIEtbQfCxFqilrsEb6rGNELgo8y4hSEWQ
ama siz yine sazan gibi atlar okumazsiniz diye tahmin ediyorum !!
dil devrimi donemi butun yazarlari (Jon tiplemeler haric , onlari da savunacaksaniz zaten bu milletin evladi oldugunuz supheli) dil devrimi sonrasi oz turkcelestirme cabalarini uydurmaca olarak anlatir bu yuzden de cogu bu is icin goreve getirilmis ama sacmalaiklari gorunce ya istifa etmis ya da istifaya zorlanmistir !!!!
, simdi dusunun televizyon yok , radyo zar zor var, (hadi guncel ornek olsun) anayasayi degistiriyorlar sonra da dunyanin 4 te biri nufusa sahip CIN dunya devi, ekonomisi zaten , onu ornek almak icin bir de rejim degistiriyoruz sonra da diyoz ki dilimizi de CINCE yapiyoz ,alfabeyi de CINCE yapiyoz hayal et bakalim !!!! sonra kendin su soruyu sor hangi salak diyebilir ki okuma yazma orani artti ?!!!, simdi dersiniz ki sonra ki 30 yila bak , ebe allah in kulu savastan cikmis barislar imzalamissin artik cephe de savas yok eee o zaman dil devrimi olmasa da artacakti bu !
Alamanlar kendi alfabelerinin yanin da gotik harflerini de ogretirler , ingililer latin alfabelerini , cinliler geleneksel ve kolaylastirilmis cinceyi ,ustune latin alfabelerini ..... biz niye kokten siliyoruz !!! rusya da heykeli olan fuzuliye dunya hayranken ben onun torunu anlayamiyorum , masallah okuyamamak , anlayamamak icin butun tedbirler alinmis !!
gidin yazmadan once arastirin okuyun biseyler , bana bos bos duydujlarinizi yazipta zorla kendinize sazan dedirtmeyin
---------- saat 17:41 eklendi ---------- önceki mesaj saat 17:33 eklenmişti ----------
haa bir de su sanki TURKCE harf ,dil devriminden sonra icad olunmus gibi bir konusmalariniz yok mu , ayri bir alem , gorende karamanoglu mehmet bey dil devrimi zamani yasadi sanir , turkceye canimiz kurban , turkceyi bilmek vacip tir diyor buyukler ,dinine sahip cikan turkceye sahip cikmak zorundadir , ama saf saf konusmayin gozunuz sevem sanki osmanli da herkes arapca ,farsca konusuyodu .neymis bu alfabe turkceye uygunmus , yok yaav , yumusak g harfini turkce ogretmeyen bilmez nasil birsey oldugunu, ses incelme ,kalinlasmalari ayri birsey, sanki hic biriniz girtlaktan ses cikarmiyorsunuz, sanki hic biriniz yuksek alcak harf kullanmiyorsunuz , bari bu konuda arastirsaydiniz biraz be kardesim , accik turkce nin ozelliklerini arastirsaydiniz , bu kadar bodoslama yazilmaz ki
sonra sazan gibi kaynakta su kisiler var demeden gidin yazinin tamamini okuyun , ,siz sazanlar direk kaynaga bakinca vay efendim fetullah gulen kim ki harf devrimine laf ediyo dersiniz , cunku yaziyi okumadiniz cunku harf devrimine bir laf etmedigini gormek yerine direk kafalarinizda ki ni yazdiniz! saf herifler adam fg nin yazilarinin yeni nesile agir gelisini anlatirken bu konuya girmis bi okusana saf!
5. sayfa 4. gun hala su ise bak bu dil devriminin soyle faydasi oldu bak su sonuclari oldu diye kaynaginiz yok , garibanlar ....
Yine de konuya acik,ik getirmek icin soyleyeyim dil devrimi hakkinda ki yazdigim ustteki seyler tamamen PEYAMI SAFA ya ait seylerdir
http://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:bjughXIGggQJ:sbe.dpu.edu.tr/13/245-254.pdf+mehmet+kaplan+dil+devrimi&hl=en&pid=bl&srcid=ADGEESg2kSahgnpLLU5kQiCz2-VwOoT-LT6QPQtYVeS-Tx7XgJSbuOU_0VEY6nANvl9O_GxH_ws66zgnjQLWvUA_P01TyrudhQM8mm77IPG0XoDwnwAiKlIyjjOEtl5o6wwWEtHdE8gY&sig=AHIEtbQfCxFqilrsEb6rGNELgo8y4hSEWQ
ama siz yine sazan gibi atlar okumazsiniz diye tahmin ediyorum !!
dil devrimi donemi butun yazarlari (Jon tiplemeler haric , onlari da savunacaksaniz zaten bu milletin evladi oldugunuz supheli) dil devrimi sonrasi oz turkcelestirme cabalarini uydurmaca olarak anlatir bu yuzden de cogu bu is icin goreve getirilmis ama sacmalaiklari gorunce ya istifa etmis ya da istifaya zorlanmistir !!!!
, simdi dusunun televizyon yok , radyo zar zor var, (hadi guncel ornek olsun) anayasayi degistiriyorlar sonra da dunyanin 4 te biri nufusa sahip CIN dunya devi, ekonomisi zaten , onu ornek almak icin bir de rejim degistiriyoruz sonra da diyoz ki dilimizi de CINCE yapiyoz ,alfabeyi de CINCE yapiyoz hayal et bakalim !!!! sonra kendin su soruyu sor hangi salak diyebilir ki okuma yazma orani artti ?!!!, simdi dersiniz ki sonra ki 30 yila bak , ebe allah in kulu savastan cikmis barislar imzalamissin artik cephe de savas yok eee o zaman dil devrimi olmasa da artacakti bu !
Alamanlar kendi alfabelerinin yanin da gotik harflerini de ogretirler , ingililer latin alfabelerini , cinliler geleneksel ve kolaylastirilmis cinceyi ,ustune latin alfabelerini ..... biz niye kokten siliyoruz !!! rusya da heykeli olan fuzuliye dunya hayranken ben onun torunu anlayamiyorum , masallah okuyamamak , anlayamamak icin butun tedbirler alinmis !!
gidin yazmadan once arastirin okuyun biseyler , bana bos bos duydujlarinizi yazipta zorla kendinize sazan dedirtmeyin
---------- saat 17:41 eklendi ---------- önceki mesaj saat 17:33 eklenmişti ----------
haa bir de su sanki TURKCE harf ,dil devriminden sonra icad olunmus gibi bir konusmalariniz yok mu , ayri bir alem , gorende karamanoglu mehmet bey dil devrimi zamani yasadi sanir , turkceye canimiz kurban , turkceyi bilmek vacip tir diyor buyukler ,dinine sahip cikan turkceye sahip cikmak zorundadir , ama saf saf konusmayin gozunuz sevem sanki osmanli da herkes arapca ,farsca konusuyodu .neymis bu alfabe turkceye uygunmus , yok yaav , yumusak g harfini turkce ogretmeyen bilmez nasil birsey oldugunu, ses incelme ,kalinlasmalari ayri birsey, sanki hic biriniz girtlaktan ses cikarmiyorsunuz, sanki hic biriniz yuksek alcak harf kullanmiyorsunuz , bari bu konuda arastirsaydiniz biraz be kardesim , accik turkce nin ozelliklerini arastirsaydiniz , bu kadar bodoslama yazilmaz ki
anlamadığım noktaonu ornek almak icin bir de rejim degistiriyoruz sonra da diyoz ki dilimizi de CINCE yapiyoz ,alfabeyi de CINCE yapiyoz hayal et bakalim !!!
eğer harf devrimi sadece ama sadece batıyı örnek almak adına yapıldıysa
osmanlı zamanında arapça ve farsçanın karışımı bir dil olan osmanlıca
arapları örnek almak adına mı yapılmış?
yoksa İslamiyetle tanışıldığından dolayı mı ilk önce arapça olmuş?
Bakın eğerki Osmanlı bile arapçayı tamamen kendi dili yapmayıp arapça ve farsçayı karıştırıp bir dil oluşturuyorsa kimi örnek aldığımızı siz düşünün
..düşündüğünüz zaman görceksiniz ki kimseyi örnek almadık, aksine halkın daha rahat konuşabilmesi için böyle şeyler yapıldı
ilk önce milletleri ve dilleri düzgün yazalım alaman ya da igiliz diye bişi yokturAlamanlar kendi alfabelerinin yanin da gotik harflerini de ogretirler , ingililer latin alfabelerini , cinliler geleneksel ve kolaylastirilmis cinceyi ,ustune latin alfabelerini ..... biz niye kokten siliyoruz
biz kökten silip atmadık o kelimleleri latin harfleriyle birleştirdik arada çok büyük fark var
Allah kelimesini örnek alalım
Araplar Allah kelimesini nasıl okur Allah diye di mi?
Bunu latin alfabesiyle yazdığında farklı bi kelime mi çıktı ortaya? hayır Allah her zaman okunduğu gibi yazıldı
Bu örnek Allah kelimesi değilde farklı bi kelimede olabilirdi hiç farketmez biz okunuşunu aldık ve sembolik bir dil olan Arapçadan harf tabanlı olan Latine taşıdık (Tamam arapçada da harf vardır ama demek istediğimi anladınız sonuçta)
bir ton sey anlattik gittin kelimelere mi takildin arkadasim , vay alaman degilmis igiliz degilmis !!!Vendetta_ dedi: ↑anlamadığım nokta
eğer harf devrimi sadece ama sadece batıyı örnek almak adına yapıldıysa
osmanlı zamanında arapça ve farsçanın karışımı bir dil olan osmanlıca
arapları örnek almak adına mı yapılmış?
yoksa İslamiyetle tanışıldığından dolayı mı ilk önce arapça olmuş?
Bakın eğerki Osmanlı bile arapçayı tamamen kendi dili yapmayıp arapça ve farsçayı karıştırıp bir dil oluşturuyorsa kimi örnek aldığımızı siz düşünün
..düşündüğünüz zaman görceksiniz ki kimseyi örnek almadık, aksine halkın daha rahat konuşabilmesi için böyle şeyler yapıldı
ilk önce milletleri ve dilleri düzgün yazalım alaman ya da igiliz diye bişi yoktur
biz kökten silip atmadık o kelimleleri latin harfleriyle birleştirdik arada çok büyük fark var
Allah kelimesini örnek alalım
Araplar Allah kelimesini nasıl okur Allah diye di mi?
Bunu latin alfabesiyle yazdığında farklı bi kelime mi çıktı ortaya? hayır Allah her zaman okunduğu gibi yazıldı
Bu örnek Allah kelimesi değilde farklı bi kelimede olabilirdi hiç farketmez biz okunuşunu aldık ve sembolik bir dil olan Arapçadan harf tabanlı olan Latine taşıdık (Tamam arapçada da harf vardır ama demek istediğimi anladınız sonuçta)
harf konsunda ornek alma kisminda ise ben tamamen sunu bunu ornek aldik onlar igibi olmak icin yaptik demiyorum lakin su da bir gercek ki o donem bir cok aydin da onlar gibi olmak icin tamamen onlara benzemeliyiz seklinde bir yaklasim vardi , hatta o kadar ki aralarinda fransizca yazisanlar , onu gectim tamamen taklitcilik uzerine bina edilen yasamlarin oldugunu biliyorsunuz....
arapca ,farsca karisim falan demissiniz , osmanli ile karsilastirmak cok mantik degil zira dediginiz milletler de osmanliydi o zaman tabii ki karisacak , osmanlica bu dillerin karisimi falan da degildi o konuyu da bir arastirirsaniz sevinirim , karisim olan yazi dili cogu itibari ile ...en son da Allah kelimesinden yola cikarak fark yok demissiniz guzel demissiniz ben de onu diyorum fark yok niye degistirerek bir milleti gecmis baglari ile kopariyoruz , niye bir milleti atalrinin yazdiklari konustuklari ile kopariyoruz !!! ben bahsettigim butun sorulari sunlari bunlari geciyorum bu kisma takiliyorum , dunya devi olmus, donemin super guclerini dize getirmis bir millet ,devletken neden baglarimiz koparildi dil ile harf ile .....
İsteyen istediği zaman Osmanlıca öğrenebilir (Tabi öğrenebiliyorsa) merak eden öğrensinde geçmiş ile kültürel bağlarını güçlendirsin. :D Kültürel bağ olarak koptuğumuz grup Araplardır bu yüzden bazen Sabahlara kadar ağlıyorum neden nedennn diye (!) :D
Diğer Türk devletleriyle bağlarımızın kopma nedeni ise Ruslardır buraya hiç girmeyin çıkamazsınız.
Bilim ve kültürel açıdan Türkiye ve Arapları karşılaştırırsak Araplar bizden bayaaaa bir ileri oldukları için(!) bu inkilap devrim falan çok kötü oldu. Özellikllle tellaffuzu zor Arapça kelimeleri atınca milletimiz bir garip oldu. Neyse çok uzatmaya gerek yok mef-ülü , mefa-ülün, düm tek tek.... :D
Diğer Türk devletleriyle bağlarımızın kopma nedeni ise Ruslardır buraya hiç girmeyin çıkamazsınız.
Bilim ve kültürel açıdan Türkiye ve Arapları karşılaştırırsak Araplar bizden bayaaaa bir ileri oldukları için(!) bu inkilap devrim falan çok kötü oldu. Özellikllle tellaffuzu zor Arapça kelimeleri atınca milletimiz bir garip oldu. Neyse çok uzatmaya gerek yok mef-ülü , mefa-ülün, düm tek tek.... :D
bildiğim kadarıyla o zamanın diplomasi dili fransızcaydıhatta o kadar ki aralarinda fransizca yazisanlar , onu gectim tamamen taklitcilik uzerine bina edilen yasamlarin oldugunu biliyorsunuz..
yurtdışındaki devlet ilişkileri ing olarak değil fransızca olarak devam etmekti
ve fransadan alınan bir çok edebi eser (Türkçeye çevrilen) sayesinde bir kısım edebiyatçı türkçeden çok fransızcayı kullanıyordu.
arap fars harflerinin birleşimi demiştim
senin yazından sonra acaba dedim ve araştırdım şöyle birşeye rastladım:
yani osmanlıca : arap fars harflerinin karışımı ve bununda yanında azeri türkçesi de kullanımaktaymışOsmanlı Türk alfabesi (ISO 639-2: ota - Arap/Fars harfleri ile 1500-1928)
Son olarakda Allah kelimesine gelirsek benim dediğim Allah kelimesi ağızdan hem arapçada hem latin harflerini kullanan kişilerce aynı çıkmasıdırOsmanlıca harfler (Osmanlı Türkçesi: الفبا elifbâ), Batı Türkçesi adını verdiğimiz Oğuz Türkçesi; Osmanlı Türkçesi-Azerî Ağzı ile birlikte olan müşterek devresini, hemen hemen 15. yüzyılın ortalarına kadar sürdürür. Ancak bu zamandan sonradır ki, Selçuklular devrinin sonunda yer alan ve Eski Anadolu Türkçesi adı ile andığımız her iki ağzın müşterek oldukları zaman görülen bazı ayrılıkların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı da Azerî Türkçesi'nde umumîleşerek 16. yüzyıldan başlamak üzere iki ağzın kesin çizgilerle ayrılmasına sebep olur. Bunun yanında her iki şîvenin komşularından alınan kelimeleri, Arapça ve Farsça olanlar hariç, Azerî ve Osmanlı Türkçelerinde anlaşmada çıkacak, ikinci bir ayrılığı ortaya çıkarır.
yani biz bunu sembolik bir şekilde yazıcağımıza latin harflerinin şu anki kullandığımız ve ağzımızdan çıktığı gibi yazmamızı sağlayan sembollerini kullanmak daha rahattır
İsteyen osmanlıcayı öğrenebilir gerçekten zor bir dildir ve edebiyatçıların en çok sıkıntı çektiği derslerden biridir.
ayrıca bknz : http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_dil_alfabesi
hocam tarih namina bir b*k bilmeden senin kadar bos konusunana cok az denk geldim ,hala olaya bugun olmus gibi devletlerin bugun ki durumlarina bakarak konusuyosun saf misin kardesim sen , ben de o zaman cinceye gecelim diyom iste , madem bugun ki hallerine bakiyosun. Onu da gectim sanki milletleri iler -geri tasiyan dil , o yuzden en zor alfabeye sahip cin japonya ,israil su bu bugun rezil durumda de mi . vaktiyle butun avrupaya ilim ogreten , onlara rakamlari ogreten , onlara tibbi ogreten bizdik biz de onlarin alfabesini kullaniyorduk , simdi durum nasil ?tarumoloji dedi: ↑İsteyen istediği zaman Osmanlıca öğrenebilir (Tabi öğrenebiliyorsa) merak eden öğrensinde geçmiş ile kültürel bağlarını güçlendirsin. :D Kültürel bağ olarak koptuğumuz grup Araplardır bu yüzden bazen Sabahlara kadar ağlıyorum neden nedennn diye (!) :D
Diğer Türk devletleriyle bağlarımızın kopma nedeni ise Ruslardır buraya hiç girmeyin çıkamazsınız.
Bilim ve kültürel açıdan Türkiye ve Arapları karşılaştırırsak Araplar bizden bayaaaa bir ileri oldukları için(!) bu inkilap devrim falan çok kötü oldu. Özellikllle tellaffuzu zor Arapça kelimeleri atınca milletimiz bir garip oldu. Neyse çok uzatmaya gerek yok mef-ülü , mefa-ülün, düm tek tek.... :D
vendetta kardesim once ki yazdigim da size osmanlica nin yazi dilinin karisim oldugunu soylemistim zaten siz de bunu tasdik eder mahiyette veriler sunmussunuz , yanii...?
bohongtw
Amaçın ne? Arapça öğrenmek mi, Farsca öğrenmek mi? Yoksa ülkeye resmi dil olarak Arapça'yı getirmek mi?
Amaçın ne? Arapça öğrenmek mi, Farsca öğrenmek mi? Yoksa ülkeye resmi dil olarak Arapça'yı getirmek mi?
Bkz: "Din elden gitti" (tarumoloji) (Bu iddiayı kendi kendine ortaya atan, sonra kendi kendine çürüten bir mesaj.)tarumoloji dedi: ↑Bknz: İslam ile alakası olmasın da ne olursa olsun.(Elmacik)
Bu anlamsız şeyler yerine ortaya atılan fikirlere cevap verseydin daha anlamlı olacaktı sayın arkadaşım. Fakat yine her zamanki gibi gereksiz bir çarpıklık var; demek ki "dil devrimi" gerçekten bir işe yaramamış çünkü hala ilkokul Türkçesi ile fikir tartışmaya(!) çalışıyoruz.tarumoloji dedi: ↑Bilim ve kültürel açıdan Türkiye ve Arapları karşılaştırırsak Araplar bizden bayaaaa bir ileri oldukları için(!) bu inkilap devrim falan çok kötü oldu. Özellikllle tellaffuzu zor Arapça kelimeleri atınca milletimiz bir garip oldu.
Araplar bilimde ileri veya geri, bunun konuyla bir ilgisi yok. Zaten de "niye buna geçtik Arap harfleri iyiydi" şeklindeki varsayımı da siz kendi kendinize ediniyorsunuz. Önemli olan bu değil ki? Önemli olan milletin aldatılışı, "millileştirmek için yapıyoruz" yalanıyla aslında bir milletin dilinden başka milletin diline yamanması. Yani gerçek bir dil çalışması yapılıyormuş gibi gösterilip, özünde ise doğuyu bırakıp batıya yönelişin devlet zoruyla yapılmasıdır.
Millileştirme yalanıyla aldatılan Türk halkına "inkılap"mış gibi gösterilen dil değişikliklerinin yine başka bir milletten alınması hakkında "ya Arapça zordu, dilimize uymuyordu" gibi başka bir yalanla daha uyutulması..
Ayrıca sen telaffuzu zor kelimeler atıldı zannediyorsun sayın arkadaşım. :) Günlük dilde halkın benimsediği ve artık Türkçe kabul edilen yaklaşık 10.000 tane sözcük var Arapça ve Farsça kökenli. Yani günlük konuştuğun neredeyse her 5 kelimeden 2-3 tanesi Arap-Fars kökenli. Kalanı da zaten Fransız, İngiliz, İtalyan ve bir miktar da İspanyol. Halkın yüzlerce yıldır kullandığı bu "kelime"lerin "telaffuz"u zor olduğuna kimseyi inandıramazsın haliyle. Çünkü kaç kuşaktır zaten konuşuyoruz ve hali hazırda dil devriminden sonra dahi binlerce kelime hala dilimizde. Sadece bu sayfadaki yazışmaları gözden geçirsen yüzlerce Arapça kelime bulacaksın. Yani kendin bile zor olduğunu zannettiğin o kelimeleri her gün kullanıyorsun. Halkın benimsediği ve yüzlerce yıldır kullanıp dilin bir parçası haline getirdiği bu öbekleri dilden atmaya çalışmak, bir dil katliyamıdır. (Kaldı ki zaten atılan o kelimelerin yerine büyük çoğunlukla batılı dillerden alıntılar yapıldığını söylemiştik. Bu konuda güzel bir sözü vardı Türkçe öğretmenimin: "Siz bir yerden ihtimalleri, kelimeleri atmaya çalışırken diğer taraftan greyderler buldozerler giriyor". Yeterince açıklayıcı bir söz ve "dil devrimi" adı altında bilinçli yapılmış bir uygulama.)
Sonuç olarak; burada tartışılması gerekli en öncelikli konu, dil devrimi aldatmacasının yapılış nedeni ve şeklidir. "Neden Arapça neden Latince" gibi tartışmalar daha önemsizdir. Bana kalırsa ben Türkiye'de zaten Arap alfabesinin kullanılmasını istemem.
Yalnız bütün bunlardan ayrı olarak, "kelime", "mektup", "ihtimal" gibi sözcüklerin telaffuzu zor olduğunu zannediyorsun da özenti bir şekilde "mavi mum" yerine "sir bleu" (siğ bluğ, şeklinde okunuyor olsa gerek) denilmesinin zor olmadığını düşünüyor musun? İşte ülkemizde yapılan uygulama budur. (Bizati kendim gördüm ve şahit oldum, mavi mum yerine bu söz öbeğinin kullanılmasının "gerekli" olduğunu söyleyen bazı yetkililere.)
e yuh be kardesim , yuh diyorum artik adam hala amacin ne diye soruyor yuh artik , 5 gundur bir b*k okumadin mi yaziklarimizdan , artik olan oldu bitti deyip konusmayalaim mi , kapatalim mi bu yakin tarihimizi arastirmayi , gecmisiziden ogrenmek amacim , anlamak istiyorum yapilanlari , neden yapildiklarini derdim bu arkadasim , yoksa senin hayal dunyanda ki gibi her devrime laf edeni soylediginiz gibi anayasal duzeni yikmak ,rejim karisti islere bulasmak,hele hele sizin gibi bir halt bilmeden ,arastirmadan ,anca konusan ,kelimelere takilan , sabit fikir tiplemelerle ugrasmak hic niyetim degil , o kadar kaynak verdik olurda okur dusunursunuz arastirirsiniz diye gittiniz yazinin bir kaynagina birde verdigim kismina baktiniz sonra car car konusutunuz bir b*k bilmeden sonra da sazan durmuna dusurdunuz kendinizi , sayenizde sizin kafa yapiniza sahip kisilerin karsit fikirlere olan tahammulu beni hayran birakti !6.burhan dedi: ↑bohongtw
Amaçın ne? Arapça öğrenmek mi, Farsca öğrenmek mi? Yoksa ülkeye resmi dil olarak Arapça'yı getirmek mi?
ben 3 yildir uzakdogu da turkce ogretiyorum turkce ogretmenin zorluklarini biliyorum , bunun arastiririken karsima cikan seyleri aktardim ama olaya atlayanlar en cahilleri cikti !
4 yildan fazladir cin dili uzerine calisiyorum adamlarin 2 bin yillik seyleri okudugunu gorup bana fuzuluyi soran adama anlamiyorum dedigim de niye diye sorunca anlatmak icin ugrastigim cabalari ben biliyorum , ya siz! hic bir halt yok anca konusuyorsunuz , arastirma yok , sorusturma yok , uzerinde dusunme yok, anca ezberden konusuyosun sonra da AMACIN NE SENIN diye soruyosun
maksat turkceye sahip cikmaksa , ben ustume duseni yapiyorum elimden geldigince turkceyi sevdirmeye calisiyorum insalara ,ogretiyorum turkceyi ve kulturumuzu , merak etme bu vakitten sonra bi daha devrim olsun deyip ayni hatayi yine yapacak kadar mal degilim , kendi hayal dunyan da bana amaclar koymayi birak kardesim , kendi kendine dusman icad etme !
, masallah devrimlere sahip cikan sizin gibi arkadaslarin kullandigi uslubu da gorunce ,devrimler kimlere emanet kalmis demekten de kendimi alamadim !!
bohongtw
1. Kaynak diye gösterdiğin kişi vatan hainidir. Onun yazdıklarının, dediklerinin tabii ki benim için hiç bir önemi yoktur.
2. Uzakdoğu'da hangi okullarda eğitim veriyorsun?
3. Madem neden yapıldığını öğrenmek istiyorsun o zaman neden devrime karşı yazılar koyuyorsun?
Buyur sana kısa bir bilgi;
HARF DEVRİMİ (1 KASIM 1928)
Türkiye Cumhuriyeti Yazısını Niçin Değiştirdi?
Türkiye Cumhuriyeti beşinci yılını doldurur ve birbiri arkasına devrimler yapılırken Mustafa Kemal ve arkadaşları ekin devriminin en önemli, en büyük adımını atmaya hazırlanırlar. Çünkü genç cumhuriyete, Osmanlı İmparatorluğunun kalıtı olan Arap abecesi türlü sorunlar yaratmaktadır. İmparatorluk, yüzyıllarca Arap abecesini kullanmıştır. Bu abece, doğallıkla bükünlü bir dil olan Arapçanın doğasına yatkındır; bağlantılı dil özelliği taşıyan Türkçenin doğasındaki sesleri yansıtmaktan uzak bir dizgedir; Türkçenin ünlü seslerini göstermemekte; h, k, s gibi kimi ünsüzler için birkaç ayrı harf kullanılmaktadır.
Arap abecesi, ayrıca dinsel anlamlar yüklenmiş bir dizgedir. Okuryazar olmayan halk, bu abeceyle yazılmış tüm kitaplara, gördüğü her basılı kâğıda inanç penceresinden bakmakta, kutsal kitap yazısıyla yazılmış her şeyi âdeta kutsallaştırmakta; bu nedenle salt okuma yazma bilmek bile dinle ilişkilendirilmekteydi. Okuryazar olmayan halk, dilekçesini, mektubunu yazmaktan yoksundu, eski yazıyı bilenlerin yönlendirmesine açıktı.
Yönünü çağdaş uygarlığa çeviren genç cumhuriyetin amaçladığı devrimlerin yaşama biçimi olması için ilk engellerden biri yazıdır. Kaldı ki cumhuriyet öncesi yazı ve dil, Osmanlı aydınlarınca da yoğun tartışmalara yol açmıştır. Mustafa Kemal'in yazının değiştirilmesine ilişkin düşüncesi yeni değildir, bu düşünceyi çevresiyle tartışarak geliştirmiş, o güne değin yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş, bu kurula "Alfabe Komisyonu" denmiş, bu adın yanına bir de "Dil Encümeni" eklenmiştir.
Bu kurulda dokuz üye bulunuyordu. Ragıp Hulusi Özden, İbrahim Grantay, Ahmet Cevat Emre, Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Avni Başman, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanloğlu'ndan oluşan kurul çalışmalarını kısa zamanda tamamladı.
Mustafa Kemal, yeni abeceyi Dilci İbrahim Necmi Dilmen'den öğrenmiş, 4-5 Ağustos 1928 gecesi Başbakan İsmet İnönü'ye yeni harflerle mektup yazmıştı. 9-10 Ağustos akşamı Sarayburnu'nda düzenlenen bir dinletide Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün yeni harflerle yazdığı açıklamayı yüksek sesle okudu:
"Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum."
Atatürk, aynı gece Sarayburnu'nda halka şunları söylemiştir:
"Bugün yapmak zorunda bulunduğumuz çok değerli bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmek... Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, bütün yurttaşlara öğretiniz... Bunu yurtseverlik, ulusseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu ancak okuma yazma bilir, yüzde doksanı bilmezse, bundan insan olanların utanması gerek."
Atatürk, yazıyı değiştirecek devrimi anlatabilmek için hemen yurt gezilerine başladı. Birçok yerde tahta başında yeni harfleri yazdı, yazdırdı; yeni yazıyı tanıttı, bu yazının ne denli kolay öğrenilebileceğini belirterek her konuda olduğu gibi bu işte de ulusuna öncü oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1928'de 1353 Sayılı Yasayla 29 harften oluşan yeni Türk abecesini kabul etti. Yeni abecenin bütün ulusa öğretilmesi, "Millet Mektepleri" (Ulus Okulları) denilen, bir bakıma ülkedeki ekin devrimini hızlandıran kurumlar aracığıyla sağlandı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1 Kasım 1928'de TBMM'yi açarken söylediği şu sözler, Harf Devrimini ve önemini çok iyi tanımlamaktadır:
"Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması, bu memleketin yükselme uğraşında başlıbaşına bir geçit olacaktır.
Yeni Yazı, Eski Dile Ayna Tutuyor
Yeni yazı, bir gerçeği gözler önüne sermişti. Bu yazıyla Osmanlıcayı oluşturan yabancı sözcükleri, tamlamaları yazmak, yazım birliği sağlamak kolay olmuyordu. Yazı Devrimi, bir bakıma dile ayna tutmuş, Türkçenin üzerinden kalın bir perde kalkmıştı sanki. Başka dillerden, özellikle Arapça ve Farsçadan akın eden, bu dillerin yapısına uydurulmaya çalışılarak yapılan uzunlu kısalı, anlaşılması zor "terkipler"in, her biri başka başka yazılan batı kaynaklı sözcüklerin boyunduruğu altındaki Türkçe tanınmayacak durumdaydı. Kuşkusuz Osmanlıca, yüzyıllar süren bir imparatorluğun diliydi; bu nedenle yadsınamazdı; ama kendi benliğinden çok uzaklaşmış bir dille genç cumhuriyetin bilimsel, sanatsal yaratıcılığının ortaya çıkarması, düşünsel üretimin hızlanması, bütün bilim, sanat, teknik kavramların karşılanması da olanaksızdı.
Mustafa Kemal, dilin de yenileşmesi gerektiğini yakın çevresine açıklamıştı. Yazı Devrimini gerçekleştiren "Dil Encümeni" dağılmamış, Milli Eğitim Bakanlığı içinde bir birim olarak dil işleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Yazım (imla) konusu, bu kurulun çözmesi gereken ilk sorundu, nitekim "Dil Encümeni" ilkin "İmla Lügatı" (1928) adıyla bir yazım kılavuzu hazırladı. Arkasından "Türk Söz Kitabı" adıyla sözlük hazırlığına girişildi. Ancak hem kurul üyeleri arasında anlaşmazlık vardı, hem bu anlaşmazlıklar TBMM kürsüsüne dek uzanıyordu. Bu kurulun dilin yenileşmesi için sağlıklı çalışamayacağı, siyasal erkin dil işlerine sık sık karışacağı belli olmuştu; nitekim 1931 yazında Milli Eğitim Bakanlığı ödeneğini kesince, Dil Encümeninin çalışmaları son buldu.
DİL DEVRİMİ (12 TEMMUZ 1932)
Dilde Devrim Yapmak Bir Zorunluluktu
Türkiye Cumhuriyeti'nde uluslaşma sürecini tamamlayan Türk Devriminin ya da Atatürk devrimlerinin en önemli basamaklarından ilki cumhuriyetin kuruluşundan dört yıl sonra yapılan Harf Devrimi, ikincisi de cumhuriyetin kuruluşundan dokuz yıl sonra yaşama geçen Dil Devrimidir. Dilbilimci-Yazar Prof. Dr. Tahsin Yücel, Yazı Devriminden Dil Devrimine uzanan süreci şöyle anlatır:
“Cumhuriyetten önce Türkiye’de okuryazarlığın bile herkesin erişemediği bir ayrıcalık olarak kaldığı, yurt çapında bir ulusal eğitimin varlığından söz etmenin güç olduğu göz önüne alınınca, örneğin üçgen, dörtgen, açı gibi terimlerin bile eski karşılıklarının ne Türkçeliklerinden söz edilebilirdi, ne Türkçeleşmişliklerinden. ‘Bunların hiçbir karşılığı yoktu’ demek daha doğru olurdu. Ama Türkçe de bütün diller gibi sonsuz sayıda bildiri üretmeye elverişli bir dizge olduğuna göre, yeni gereksinimleri kendi olanaklarıyla kendi kaynaklarından sağlamasından daha doğal bir şey olamazdı. Bunun için büyük Atatürk’ün söylediği gibi, onu ‘bilinçle işlemek’ yeter, bilinçle işlenebilmesi için de genellikle yazıyı sözden üstün tutma alışkanlığında olan aydınların onu bir yazı dili olarak somut biçimde algılayabilmelerini sağlamak gerekirdi.
Bu açıdan bakınca, Yazı Devriminin Dil Devriminden önce başlatılması gerçekten derin bir sezginin, gerçekten derin bir dil duygusunun belirtisidir. Atatürk, ‘Bizim zengin, uyumlu dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir’ derken, öncelikle dilsel bir gereksinimi vurgular, ulusumuzun ‘güzel ve soylu diline kolay uyan’ bu aracın bizi ‘az emekle, kısa yoldan’ kurtaracağını söylediği ‘bilisizlik’ de aynı zamanda dilsel bir bilisizliktir. Hiç kuşkusuz başka yararları da vardır Yazı Devriminin, okuyup yazmayı kolaylaştırır. (…) Gerçekten yeni abecenin benimsenmesinin salt bir yazı değişimi olarak kalmayacağını o dönemin devrimcileri de tutucuları da seziyorlardı.
Falih Rıfkı Atay, yeni abecenin hazırlanışı sırasında çıkan tartışmalardan söz ederken açıkça ortaya koyar bunu: ‘Yeni yazı komisyonunda biz Türkçüler kazandık. Sağcılar Arap ve Farsça sözlerini bütün değerleri ile belirtecek harfler aramışlardır. Arapçada üç noktalı se başka, dişli sin başkadır: Süreyya ve selim aynı söylenmez. Biz buna karşı koyduk. Çünkü Türk ağzında bu söyleniş farkı kalmamıştır. Asıl kavga q harfinden koptu: K harfli Türkçe kelimeleri ince seslilerle ke, kalınlarla ka okuruz. Biz Türkçe alfabe için q harfine lüzum olmadığını ileri sürdük. Yabancı kelimeler ya ayıklanıp gidecek, yahut Türk ağzına uyacaktı’ der, sonra da devrimin gelişimini yakından izlemiş bir yazar olarak kesin gözlemini ekler: ‘Yeni yazı Türkçeleşme hareketine hız vermiştir. Osmanlıcanın devam etmesine imkân yoktu.’
Gerçekten de eğitimin yaygınlaşmaya, okuyanların sayısının hızla çoğalmaya başladığı bir dönemde Osmanlı yazı dili öğelerinin dilimize eskiden olduğundan da fazla karışması işten bile değilken, yeni yazı buna olanak vermedi. Tam tersine Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun söylediği gibi, ‘Harf Devrimi kesinlikle Dil Devrimini, yani karma bir dil olan Osmanlıcadan ulusal bir dil Türkçeye geçişi getirecekti ve nitekim getirdi de.’
Görüldüğü gibi, Yazı Devrimi Türkçeyi bilinçle işlemenin önkoşulu ve ilk evresidir. 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün öncülüğünde, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasından, 26 Eylül 1932’de Birinci Türk Dili Kurultayının toplanmasından sonra da bu eğilim dizgesel bir çabaya dönüşür. 1936 yılında Üçüncü Türk Dili Kurultayında, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin adının Türk Dil Kurumu’na dönüştürülmesiyse bu çabaların kısa sürede sağladığı büyük başarıya tanıklık eder.” (Dil Devrimi ve Sonuçları, TDK Yayınları, Ankara 1982, s. 33 ve ötesi)
Bu bilgilerin ışığında Dil Devrimini kısaca, Türkçe ile düşünmeyi, Türkçenin bütün, bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda gelişmesini sağlayan eylemdir, diye tanımlayabiliriz. Dilbilimci Kâmile İmer de "Dil Devrimi nedir" sorusunu şöyle yanıtlıyor:
"Dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'Dil Devrimi' adı verilmektedir." (Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1976, s. 31 ve ötesi)
Dil Devrimi, dilbilimcilerin belirttiği gibi, doğrudan dilin gelişmesiyle ilgilidir. Devrim süreciyle yüzyıllarca Türkçenin unutulan sözcükleri kullanılır olmuş, işletilemeyen ek-kök ya da gövdeleri işlerlik kazanmış, böylece dilimiz, Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi “bilinçle” ele alınmıştır. Dilde devrim yapılamayacağını, türetme işinde “aşırılığa” kaçıldığını öne sürenlerse, yapılan eylemin Türkçenin işlenmesi olduğunu göz ardı ederek ve Dil Devrimini sözcük türetme eylemiyle sınırlı tutarak, türetilen sözcükleri de devrimi de küçümsemişlerdir. Yanlış kullanılan Arapça ve Farsça sözcüklerle, yanlış kurulan eski “terkip”leri bile “galatımeşhur” (yaygın yanlış) diyerek hoşgörenler, “toplum, okul, ilginç, örneğin…” gibi pek çok sözcüğün yanlış yapıldığını, “-sal /-sel” gibi kimi eklerle sözcük türetilemeyeceğini savlayarak Türkçenin kendi olanaklarıyla yapılan sözcüklerden hoşgörüyü esirgemişlerdir.
Her insan, kendi dilinin sözcükleri arasında bağ kurarak kendi tümcesini kurar ve düşüncesini anlatır. Sözcük ve kavramları zengin bir dil, düşüncenin aktarılmasını, iletişimi kolaylaştırır. Bu açıdan bakınca Türkçeye yeni sözcükler, kavramlar kazandıran Dil Devrimi aynı zamanda düşüncenin yenileşmesini sağlayan bir eylemdir. Yine İmer'in söylediği gibi, "Dil Devriminin gerçekleşmesini sağlayan etkenler, aynı zamanda onun amaçlarını ortaya koymaktadır. Uluslaşma etkeni dili yabancı öğelerden temizleme amacını, öteki de kültür dili durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçların olumlu sonuçlar vermesi, ortaya çıkan ürünlerin toplumun malı olmasına bağlıdır. Devletin desteği olmaksızın dilde yapılan devrim, bireysel bir eylem olarak kalır, topluma mal olmaz. Dil Devriminin hazırlık evresindeki çabalar, bunun en güzel örnekleridir. Türk Dil Devriminin hazırlık evresi olarak nitelendirebileceğimiz ve Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemdeki dili temizleme isteği toplumu kapsayamamıştır. Ancak cumhuriyetten sonra, 1932 yılında devletin öncülüğünde Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kuruluşuyla dilde yapılan yenilikler, ulus çapında bir eylem olarak topluma mal olmaya başlamıştır." (Agy, s. 32)
Dil Devrimi hızla topluma mal olmaya başlamışken özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra devrime eleştiriler yoğunlaşır.
“Dili değiştirmeye kalkan biz değiliz ki! Bu dil, en aşağı yüzyıldan beri boyuna değişiyor. Niçin değişiyor. Bir kişi öyle dilemiş de buyurmuş, onun için mi değişiyor? Olur mu öyle şey? Yüzyıldan beri boyuna değişiyorsa demek ki bir sıkıntısı var, kendi kendine yetmiyor, kendini beğenmiyor; sınırları dar geliyor” (Söyleşiler, TDK Yayını, 1962, s. 113) diyen Nurullah Ataç kuşkusuz haklıdır. Hiçbir dil kendi kendine değişemez, gelişemez. Tarihin hiçbir döneminde hiçbir dil, kendi akışına bırakılmamıştır. Gelişmiş toplumlar, bilim, sanat ve uygulayımda (teknikte) attıkları her adımı, yeni sözcüklerle, yeni kavramlarla adlandırmışlardır. Üstelik dünyada dilde devrim yapan ilk ve tek ülke Türkiye değildir. Almanya, Macaristan, İsrail ve Norveç, Türkiye’den çok çok önce dilde devrim yapma gereksinimi duymuşlardır (K. İmer, aynı yapıt, s. 36 ve ötesi).
Dil Devrimine Tepkiler Bilimsel Değil, Duygusaldır
Türkiye’deki dilde devrimin kuşaklar arasında kopukluğa yol açtığı, geçmişle bağımızı kopardığı türünden savlar, dilbilimsel veriler, olgular göz ardı edilerek yoğunlaştırılmış, 1950’den sonra bu savların sahipleri siyasal erkten de aldıkları destekle Dil Devriminin tam karşıtı olan “yaşayan Türkçe” söylemini özellikle eğitim kurumlarına egemen kılmışlardır.
Dil Devrimine karşı olanlar eleştiride olduğu gibi eleştirme biçiminde de ölçüyü kaçırmış, Dil Devrimini savunanlara, “ne idüğü bilirsiz manyaklar; kültürsüz, cahil, kasıtlı kişiler; dilimize güve gibi musallat olanlar; fareler; havhavcılar; türediler; birtakım herifler; Nurallah Ataç da olduğu gibi (işi) deliliğe kadar götüren bir ruh hastalığı ve kuru inatçı bir taassub; abesle uğraşma; ilmi tezyif ve istihkâr etme; hür teffekküre düşman olma; cehalet ve hiyanet; hoyrat; densiz; dinsiz; cibilliyetsiz; milletin aklı selimine küfretmek; gençliğin ruhi asaletini yıkan ve behimi hislerini kışkırtan sapıklık; manevi cinayet; milli facia; ilericiliğin soysuzlaşması; Hitlercilik; azılı bir ırkçılık, solculuk; komünistlik; komünistler…” gibi sıfatlar ve anlatımlarla saldırıyı yoğunlaştırmışlardır. Yazık ki bu tür sıfatları ve anlatımları yazıp konuşanlar arasında ordinaryüs profesörler, akademik sanı olan öğretim üyeleri, yazarlar, gazeteciler bulunmaktadır (T. Yücel, aynı yapıt, s.45- 69 arası). Bu kişilerin etkisi ve yönlendirmesiyle özellikle 1960’ların ortasında MEB’nin başlattığı sözcük yasaklama eylemi, sonraki yıllarda da zaman zaman depreşerek bütün devlet kurumlarına yayılmış, insanlar kullandıkları sözcüklere bakılarak “ilerici/gerici; solcu sağcı” diye adlandırılmış; başta öğretmenler olmak üzere pek çok kişi, kullandığı dil öne sürülerek cezalandırılmıştır. Devlet kurumlarının genelgeler yayımlayarak Dil Devrimiyle kazanılan yeni sözcükleri yasaklaması, genellikle “milliyetçi muhafazakâr” iktidarlar dönemine rastlamaktadır, Türkçeyi dışlayan bu “milliyetçilik” anlayışı çok düşündürücüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, ülkede konuşulan başka diller de olmasına karşın, Türkçe dışında, “resmi uyarı, buyruk, belge” niteliği taşıyan genelgelerle yasaklanan başka dil yoktur.
Dil Devrimi savunucularına yöneltilen “dili siyasaya araç yapmak” suçlamasını ise, devlet eliyle yayımlanan genelgelerle; devrimcileri yukarıda örneklerini verdiğimiz sıfatlarla aşağılayanların tavrı çürütmüştür.
Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’yla Dil Devrimini savunanların hiçbir yapıtında, konuşmasında sözcük yasaklama girişimi; kişileri, kurumları kullandıkları dile bakarak eleştiren, türlü sıfatlarla anan ve adlandıran yoktur. Hiç kimse “imkân, cevap, mesele, hürriyet…” gibi sözcükleri kullandığı için eleştirilmemiş, ceza almamış; ama “olanak, yanıt, sorun, özgürlük…” gibi sözcükleri kullananlar uyarılmış, soruşturma geçirmiş, kimi öğretmenler sürgünle cezalandırılmıştır.
Ancak 2000’li yıllara gelindiğinde Dil Devrimini ve devrimle kazanılan sözcükleri karalayanlardan yaşamda olanlar gibi, devrim karşıtlarının ardılları da “deli” diye anılan Ataç’ın, öteki devrimcilerin yarattığı sözcüklerle konuşup yazmaya başlayacaklardır.
Böylece Ataç’ın dediği gibi, Türkçenin ve devrimin gücü önünde durulamayacağını tarih kanıtlamıştır. En önemlisi, laik cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ne denli uzakgörüşlü, duyarlı bir önder ve aydın olduğu yeniden ortaya çıkmıştır.
Eleştiri adıyla büyüyen ve örgütlü tepkiye dönüşen bu saldırılar, meyvesini 1980’lerin başında vermiş, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu, olağanüstü bir dönemde militarizmin gücüne yaslananlar tarafından kapatılmıştır.
Kaynak
1. Kaynak diye gösterdiğin kişi vatan hainidir. Onun yazdıklarının, dediklerinin tabii ki benim için hiç bir önemi yoktur.
2. Uzakdoğu'da hangi okullarda eğitim veriyorsun?
3. Madem neden yapıldığını öğrenmek istiyorsun o zaman neden devrime karşı yazılar koyuyorsun?
Buyur sana kısa bir bilgi;
HARF DEVRİMİ (1 KASIM 1928)
Türkiye Cumhuriyeti Yazısını Niçin Değiştirdi?
Türkiye Cumhuriyeti beşinci yılını doldurur ve birbiri arkasına devrimler yapılırken Mustafa Kemal ve arkadaşları ekin devriminin en önemli, en büyük adımını atmaya hazırlanırlar. Çünkü genç cumhuriyete, Osmanlı İmparatorluğunun kalıtı olan Arap abecesi türlü sorunlar yaratmaktadır. İmparatorluk, yüzyıllarca Arap abecesini kullanmıştır. Bu abece, doğallıkla bükünlü bir dil olan Arapçanın doğasına yatkındır; bağlantılı dil özelliği taşıyan Türkçenin doğasındaki sesleri yansıtmaktan uzak bir dizgedir; Türkçenin ünlü seslerini göstermemekte; h, k, s gibi kimi ünsüzler için birkaç ayrı harf kullanılmaktadır.
Arap abecesi, ayrıca dinsel anlamlar yüklenmiş bir dizgedir. Okuryazar olmayan halk, bu abeceyle yazılmış tüm kitaplara, gördüğü her basılı kâğıda inanç penceresinden bakmakta, kutsal kitap yazısıyla yazılmış her şeyi âdeta kutsallaştırmakta; bu nedenle salt okuma yazma bilmek bile dinle ilişkilendirilmekteydi. Okuryazar olmayan halk, dilekçesini, mektubunu yazmaktan yoksundu, eski yazıyı bilenlerin yönlendirmesine açıktı.
Yönünü çağdaş uygarlığa çeviren genç cumhuriyetin amaçladığı devrimlerin yaşama biçimi olması için ilk engellerden biri yazıdır. Kaldı ki cumhuriyet öncesi yazı ve dil, Osmanlı aydınlarınca da yoğun tartışmalara yol açmıştır. Mustafa Kemal'in yazının değiştirilmesine ilişkin düşüncesi yeni değildir, bu düşünceyi çevresiyle tartışarak geliştirmiş, o güne değin yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş, bu kurula "Alfabe Komisyonu" denmiş, bu adın yanına bir de "Dil Encümeni" eklenmiştir.
Bu kurulda dokuz üye bulunuyordu. Ragıp Hulusi Özden, İbrahim Grantay, Ahmet Cevat Emre, Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Avni Başman, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanloğlu'ndan oluşan kurul çalışmalarını kısa zamanda tamamladı.
Mustafa Kemal, yeni abeceyi Dilci İbrahim Necmi Dilmen'den öğrenmiş, 4-5 Ağustos 1928 gecesi Başbakan İsmet İnönü'ye yeni harflerle mektup yazmıştı. 9-10 Ağustos akşamı Sarayburnu'nda düzenlenen bir dinletide Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün yeni harflerle yazdığı açıklamayı yüksek sesle okudu:
"Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum."
Atatürk, aynı gece Sarayburnu'nda halka şunları söylemiştir:
"Bugün yapmak zorunda bulunduğumuz çok değerli bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmek... Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, bütün yurttaşlara öğretiniz... Bunu yurtseverlik, ulusseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu ancak okuma yazma bilir, yüzde doksanı bilmezse, bundan insan olanların utanması gerek."
Atatürk, yazıyı değiştirecek devrimi anlatabilmek için hemen yurt gezilerine başladı. Birçok yerde tahta başında yeni harfleri yazdı, yazdırdı; yeni yazıyı tanıttı, bu yazının ne denli kolay öğrenilebileceğini belirterek her konuda olduğu gibi bu işte de ulusuna öncü oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1928'de 1353 Sayılı Yasayla 29 harften oluşan yeni Türk abecesini kabul etti. Yeni abecenin bütün ulusa öğretilmesi, "Millet Mektepleri" (Ulus Okulları) denilen, bir bakıma ülkedeki ekin devrimini hızlandıran kurumlar aracığıyla sağlandı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1 Kasım 1928'de TBMM'yi açarken söylediği şu sözler, Harf Devrimini ve önemini çok iyi tanımlamaktadır:
"Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması, bu memleketin yükselme uğraşında başlıbaşına bir geçit olacaktır.
Yeni Yazı, Eski Dile Ayna Tutuyor
Yeni yazı, bir gerçeği gözler önüne sermişti. Bu yazıyla Osmanlıcayı oluşturan yabancı sözcükleri, tamlamaları yazmak, yazım birliği sağlamak kolay olmuyordu. Yazı Devrimi, bir bakıma dile ayna tutmuş, Türkçenin üzerinden kalın bir perde kalkmıştı sanki. Başka dillerden, özellikle Arapça ve Farsçadan akın eden, bu dillerin yapısına uydurulmaya çalışılarak yapılan uzunlu kısalı, anlaşılması zor "terkipler"in, her biri başka başka yazılan batı kaynaklı sözcüklerin boyunduruğu altındaki Türkçe tanınmayacak durumdaydı. Kuşkusuz Osmanlıca, yüzyıllar süren bir imparatorluğun diliydi; bu nedenle yadsınamazdı; ama kendi benliğinden çok uzaklaşmış bir dille genç cumhuriyetin bilimsel, sanatsal yaratıcılığının ortaya çıkarması, düşünsel üretimin hızlanması, bütün bilim, sanat, teknik kavramların karşılanması da olanaksızdı.
Mustafa Kemal, dilin de yenileşmesi gerektiğini yakın çevresine açıklamıştı. Yazı Devrimini gerçekleştiren "Dil Encümeni" dağılmamış, Milli Eğitim Bakanlığı içinde bir birim olarak dil işleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Yazım (imla) konusu, bu kurulun çözmesi gereken ilk sorundu, nitekim "Dil Encümeni" ilkin "İmla Lügatı" (1928) adıyla bir yazım kılavuzu hazırladı. Arkasından "Türk Söz Kitabı" adıyla sözlük hazırlığına girişildi. Ancak hem kurul üyeleri arasında anlaşmazlık vardı, hem bu anlaşmazlıklar TBMM kürsüsüne dek uzanıyordu. Bu kurulun dilin yenileşmesi için sağlıklı çalışamayacağı, siyasal erkin dil işlerine sık sık karışacağı belli olmuştu; nitekim 1931 yazında Milli Eğitim Bakanlığı ödeneğini kesince, Dil Encümeninin çalışmaları son buldu.
DİL DEVRİMİ (12 TEMMUZ 1932)
Dilde Devrim Yapmak Bir Zorunluluktu
Türkiye Cumhuriyeti'nde uluslaşma sürecini tamamlayan Türk Devriminin ya da Atatürk devrimlerinin en önemli basamaklarından ilki cumhuriyetin kuruluşundan dört yıl sonra yapılan Harf Devrimi, ikincisi de cumhuriyetin kuruluşundan dokuz yıl sonra yaşama geçen Dil Devrimidir. Dilbilimci-Yazar Prof. Dr. Tahsin Yücel, Yazı Devriminden Dil Devrimine uzanan süreci şöyle anlatır:
“Cumhuriyetten önce Türkiye’de okuryazarlığın bile herkesin erişemediği bir ayrıcalık olarak kaldığı, yurt çapında bir ulusal eğitimin varlığından söz etmenin güç olduğu göz önüne alınınca, örneğin üçgen, dörtgen, açı gibi terimlerin bile eski karşılıklarının ne Türkçeliklerinden söz edilebilirdi, ne Türkçeleşmişliklerinden. ‘Bunların hiçbir karşılığı yoktu’ demek daha doğru olurdu. Ama Türkçe de bütün diller gibi sonsuz sayıda bildiri üretmeye elverişli bir dizge olduğuna göre, yeni gereksinimleri kendi olanaklarıyla kendi kaynaklarından sağlamasından daha doğal bir şey olamazdı. Bunun için büyük Atatürk’ün söylediği gibi, onu ‘bilinçle işlemek’ yeter, bilinçle işlenebilmesi için de genellikle yazıyı sözden üstün tutma alışkanlığında olan aydınların onu bir yazı dili olarak somut biçimde algılayabilmelerini sağlamak gerekirdi.
Bu açıdan bakınca, Yazı Devriminin Dil Devriminden önce başlatılması gerçekten derin bir sezginin, gerçekten derin bir dil duygusunun belirtisidir. Atatürk, ‘Bizim zengin, uyumlu dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir’ derken, öncelikle dilsel bir gereksinimi vurgular, ulusumuzun ‘güzel ve soylu diline kolay uyan’ bu aracın bizi ‘az emekle, kısa yoldan’ kurtaracağını söylediği ‘bilisizlik’ de aynı zamanda dilsel bir bilisizliktir. Hiç kuşkusuz başka yararları da vardır Yazı Devriminin, okuyup yazmayı kolaylaştırır. (…) Gerçekten yeni abecenin benimsenmesinin salt bir yazı değişimi olarak kalmayacağını o dönemin devrimcileri de tutucuları da seziyorlardı.
Falih Rıfkı Atay, yeni abecenin hazırlanışı sırasında çıkan tartışmalardan söz ederken açıkça ortaya koyar bunu: ‘Yeni yazı komisyonunda biz Türkçüler kazandık. Sağcılar Arap ve Farsça sözlerini bütün değerleri ile belirtecek harfler aramışlardır. Arapçada üç noktalı se başka, dişli sin başkadır: Süreyya ve selim aynı söylenmez. Biz buna karşı koyduk. Çünkü Türk ağzında bu söyleniş farkı kalmamıştır. Asıl kavga q harfinden koptu: K harfli Türkçe kelimeleri ince seslilerle ke, kalınlarla ka okuruz. Biz Türkçe alfabe için q harfine lüzum olmadığını ileri sürdük. Yabancı kelimeler ya ayıklanıp gidecek, yahut Türk ağzına uyacaktı’ der, sonra da devrimin gelişimini yakından izlemiş bir yazar olarak kesin gözlemini ekler: ‘Yeni yazı Türkçeleşme hareketine hız vermiştir. Osmanlıcanın devam etmesine imkân yoktu.’
Gerçekten de eğitimin yaygınlaşmaya, okuyanların sayısının hızla çoğalmaya başladığı bir dönemde Osmanlı yazı dili öğelerinin dilimize eskiden olduğundan da fazla karışması işten bile değilken, yeni yazı buna olanak vermedi. Tam tersine Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun söylediği gibi, ‘Harf Devrimi kesinlikle Dil Devrimini, yani karma bir dil olan Osmanlıcadan ulusal bir dil Türkçeye geçişi getirecekti ve nitekim getirdi de.’
Görüldüğü gibi, Yazı Devrimi Türkçeyi bilinçle işlemenin önkoşulu ve ilk evresidir. 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün öncülüğünde, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasından, 26 Eylül 1932’de Birinci Türk Dili Kurultayının toplanmasından sonra da bu eğilim dizgesel bir çabaya dönüşür. 1936 yılında Üçüncü Türk Dili Kurultayında, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin adının Türk Dil Kurumu’na dönüştürülmesiyse bu çabaların kısa sürede sağladığı büyük başarıya tanıklık eder.” (Dil Devrimi ve Sonuçları, TDK Yayınları, Ankara 1982, s. 33 ve ötesi)
Bu bilgilerin ışığında Dil Devrimini kısaca, Türkçe ile düşünmeyi, Türkçenin bütün, bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda gelişmesini sağlayan eylemdir, diye tanımlayabiliriz. Dilbilimci Kâmile İmer de "Dil Devrimi nedir" sorusunu şöyle yanıtlıyor:
"Dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'Dil Devrimi' adı verilmektedir." (Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1976, s. 31 ve ötesi)
Dil Devrimi, dilbilimcilerin belirttiği gibi, doğrudan dilin gelişmesiyle ilgilidir. Devrim süreciyle yüzyıllarca Türkçenin unutulan sözcükleri kullanılır olmuş, işletilemeyen ek-kök ya da gövdeleri işlerlik kazanmış, böylece dilimiz, Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi “bilinçle” ele alınmıştır. Dilde devrim yapılamayacağını, türetme işinde “aşırılığa” kaçıldığını öne sürenlerse, yapılan eylemin Türkçenin işlenmesi olduğunu göz ardı ederek ve Dil Devrimini sözcük türetme eylemiyle sınırlı tutarak, türetilen sözcükleri de devrimi de küçümsemişlerdir. Yanlış kullanılan Arapça ve Farsça sözcüklerle, yanlış kurulan eski “terkip”leri bile “galatımeşhur” (yaygın yanlış) diyerek hoşgörenler, “toplum, okul, ilginç, örneğin…” gibi pek çok sözcüğün yanlış yapıldığını, “-sal /-sel” gibi kimi eklerle sözcük türetilemeyeceğini savlayarak Türkçenin kendi olanaklarıyla yapılan sözcüklerden hoşgörüyü esirgemişlerdir.
Her insan, kendi dilinin sözcükleri arasında bağ kurarak kendi tümcesini kurar ve düşüncesini anlatır. Sözcük ve kavramları zengin bir dil, düşüncenin aktarılmasını, iletişimi kolaylaştırır. Bu açıdan bakınca Türkçeye yeni sözcükler, kavramlar kazandıran Dil Devrimi aynı zamanda düşüncenin yenileşmesini sağlayan bir eylemdir. Yine İmer'in söylediği gibi, "Dil Devriminin gerçekleşmesini sağlayan etkenler, aynı zamanda onun amaçlarını ortaya koymaktadır. Uluslaşma etkeni dili yabancı öğelerden temizleme amacını, öteki de kültür dili durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçların olumlu sonuçlar vermesi, ortaya çıkan ürünlerin toplumun malı olmasına bağlıdır. Devletin desteği olmaksızın dilde yapılan devrim, bireysel bir eylem olarak kalır, topluma mal olmaz. Dil Devriminin hazırlık evresindeki çabalar, bunun en güzel örnekleridir. Türk Dil Devriminin hazırlık evresi olarak nitelendirebileceğimiz ve Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemdeki dili temizleme isteği toplumu kapsayamamıştır. Ancak cumhuriyetten sonra, 1932 yılında devletin öncülüğünde Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kuruluşuyla dilde yapılan yenilikler, ulus çapında bir eylem olarak topluma mal olmaya başlamıştır." (Agy, s. 32)
Dil Devrimi hızla topluma mal olmaya başlamışken özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra devrime eleştiriler yoğunlaşır.
“Dili değiştirmeye kalkan biz değiliz ki! Bu dil, en aşağı yüzyıldan beri boyuna değişiyor. Niçin değişiyor. Bir kişi öyle dilemiş de buyurmuş, onun için mi değişiyor? Olur mu öyle şey? Yüzyıldan beri boyuna değişiyorsa demek ki bir sıkıntısı var, kendi kendine yetmiyor, kendini beğenmiyor; sınırları dar geliyor” (Söyleşiler, TDK Yayını, 1962, s. 113) diyen Nurullah Ataç kuşkusuz haklıdır. Hiçbir dil kendi kendine değişemez, gelişemez. Tarihin hiçbir döneminde hiçbir dil, kendi akışına bırakılmamıştır. Gelişmiş toplumlar, bilim, sanat ve uygulayımda (teknikte) attıkları her adımı, yeni sözcüklerle, yeni kavramlarla adlandırmışlardır. Üstelik dünyada dilde devrim yapan ilk ve tek ülke Türkiye değildir. Almanya, Macaristan, İsrail ve Norveç, Türkiye’den çok çok önce dilde devrim yapma gereksinimi duymuşlardır (K. İmer, aynı yapıt, s. 36 ve ötesi).
Dil Devrimine Tepkiler Bilimsel Değil, Duygusaldır
Türkiye’deki dilde devrimin kuşaklar arasında kopukluğa yol açtığı, geçmişle bağımızı kopardığı türünden savlar, dilbilimsel veriler, olgular göz ardı edilerek yoğunlaştırılmış, 1950’den sonra bu savların sahipleri siyasal erkten de aldıkları destekle Dil Devriminin tam karşıtı olan “yaşayan Türkçe” söylemini özellikle eğitim kurumlarına egemen kılmışlardır.
Dil Devrimine karşı olanlar eleştiride olduğu gibi eleştirme biçiminde de ölçüyü kaçırmış, Dil Devrimini savunanlara, “ne idüğü bilirsiz manyaklar; kültürsüz, cahil, kasıtlı kişiler; dilimize güve gibi musallat olanlar; fareler; havhavcılar; türediler; birtakım herifler; Nurallah Ataç da olduğu gibi (işi) deliliğe kadar götüren bir ruh hastalığı ve kuru inatçı bir taassub; abesle uğraşma; ilmi tezyif ve istihkâr etme; hür teffekküre düşman olma; cehalet ve hiyanet; hoyrat; densiz; dinsiz; cibilliyetsiz; milletin aklı selimine küfretmek; gençliğin ruhi asaletini yıkan ve behimi hislerini kışkırtan sapıklık; manevi cinayet; milli facia; ilericiliğin soysuzlaşması; Hitlercilik; azılı bir ırkçılık, solculuk; komünistlik; komünistler…” gibi sıfatlar ve anlatımlarla saldırıyı yoğunlaştırmışlardır. Yazık ki bu tür sıfatları ve anlatımları yazıp konuşanlar arasında ordinaryüs profesörler, akademik sanı olan öğretim üyeleri, yazarlar, gazeteciler bulunmaktadır (T. Yücel, aynı yapıt, s.45- 69 arası). Bu kişilerin etkisi ve yönlendirmesiyle özellikle 1960’ların ortasında MEB’nin başlattığı sözcük yasaklama eylemi, sonraki yıllarda da zaman zaman depreşerek bütün devlet kurumlarına yayılmış, insanlar kullandıkları sözcüklere bakılarak “ilerici/gerici; solcu sağcı” diye adlandırılmış; başta öğretmenler olmak üzere pek çok kişi, kullandığı dil öne sürülerek cezalandırılmıştır. Devlet kurumlarının genelgeler yayımlayarak Dil Devrimiyle kazanılan yeni sözcükleri yasaklaması, genellikle “milliyetçi muhafazakâr” iktidarlar dönemine rastlamaktadır, Türkçeyi dışlayan bu “milliyetçilik” anlayışı çok düşündürücüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, ülkede konuşulan başka diller de olmasına karşın, Türkçe dışında, “resmi uyarı, buyruk, belge” niteliği taşıyan genelgelerle yasaklanan başka dil yoktur.
Dil Devrimi savunucularına yöneltilen “dili siyasaya araç yapmak” suçlamasını ise, devlet eliyle yayımlanan genelgelerle; devrimcileri yukarıda örneklerini verdiğimiz sıfatlarla aşağılayanların tavrı çürütmüştür.
Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’yla Dil Devrimini savunanların hiçbir yapıtında, konuşmasında sözcük yasaklama girişimi; kişileri, kurumları kullandıkları dile bakarak eleştiren, türlü sıfatlarla anan ve adlandıran yoktur. Hiç kimse “imkân, cevap, mesele, hürriyet…” gibi sözcükleri kullandığı için eleştirilmemiş, ceza almamış; ama “olanak, yanıt, sorun, özgürlük…” gibi sözcükleri kullananlar uyarılmış, soruşturma geçirmiş, kimi öğretmenler sürgünle cezalandırılmıştır.
Ancak 2000’li yıllara gelindiğinde Dil Devrimini ve devrimle kazanılan sözcükleri karalayanlardan yaşamda olanlar gibi, devrim karşıtlarının ardılları da “deli” diye anılan Ataç’ın, öteki devrimcilerin yarattığı sözcüklerle konuşup yazmaya başlayacaklardır.
Böylece Ataç’ın dediği gibi, Türkçenin ve devrimin gücü önünde durulamayacağını tarih kanıtlamıştır. En önemlisi, laik cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ne denli uzakgörüşlü, duyarlı bir önder ve aydın olduğu yeniden ortaya çıkmıştır.
Eleştiri adıyla büyüyen ve örgütlü tepkiye dönüşen bu saldırılar, meyvesini 1980’lerin başında vermiş, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu, olağanüstü bir dönemde militarizmin gücüne yaslananlar tarafından kapatılmıştır.
Kaynak
Bknz: "din elden falan gitmedi" (Tarumoloji)
Elmacik "seni tekrar gereksiz düşüncelerinle başbaşa bırakmaktan onur duyarım."(Tarumoloji)
--------------------
Benim Teorime göre dil devrimine karşı olanlar ya Arap kökenli vatandaşlardır yada aşırı uçlarda olan Müslüman vatandaşlardır; örneğin: Cemaatciler gibi.
Elmacik "seni tekrar gereksiz düşüncelerinle başbaşa bırakmaktan onur duyarım."(Tarumoloji)
Bu söylediklerini yapanlar Araplar değil Türk-İslam bilginleridir. :Dhocam tarih namina bir b*k bilmeden senin kadar bos konusunana cok az denk geldim ,hala olaya bugun olmus gibi devletlerin bugun ki durumlarina bakarak konusuyosun saf misin kardesim sen , ben de o zaman cinceye gecelim diyom iste , madem bugun ki hallerine bakiyosun. Onu da gectim sanki milletleri iler -geri tasiyan dil , o yuzden en zor alfabeye sahip cin japonya ,israil su bu bugun rezil durumda de mi . vaktiyle butun avrupaya ilim ogreten , onlara rakamlari ogreten , onlara tibbi ogreten bizdik biz de onlarin alfabesini kullaniyorduk , simdi durum nasil ?
--------------------
Benim Teorime göre dil devrimine karşı olanlar ya Arap kökenli vatandaşlardır yada aşırı uçlarda olan Müslüman vatandaşlardır; örneğin: Cemaatciler gibi.
Belli oldu ki kardeşim sen hiçbir şey okumadan yazıyorsun. Dil devrimine karşı olmak değil mesele, dil devrimi yapılmalıydı, asıl önemli nokta "yapılma nedeni" ve "yapılma şekli"dir. Türk dil devrimi diye bir şey hiç olmamıştır, millileştirme olmamıştır, Türk milletine büyük bir kazık atılmıştır. Üç dört defadır gözden kaçırmışsınızdır diye yazıyorum fakat görülüyor ki okuma dahi bilmeyenlerin "dil devrimi"nden bahsetmeleri oldukça absürd kaçıyor.tarumoloji dedi: ↑Benim Teorime göre dil devrimine karşı olanlar ya Arap kökenli vatandaşlardır yada aşırı uçlarda olan Müslüman vatandaşlardır; örneğin: Cemaatciler gibi.