İçeriğe geç
ShiftDelete.Net
Haber ara/ SDN'ye SorGiriş
Haber Akışı SDNTV İnceleme Forum Yapay Zeka Akıllı Telefon Elektrikli Otomobil Oyun ShiftDelete.Net Global Teknoloji Haberleri Mobil Otomobil Donanım Savunma Bilim Sosyal Medya İnternet Giyilebilir Teknoloji Rehber Ürünler Son dakika Yazarlar
  1. Ana sayfa
  2. Topluluk
  3. Haberler
  4. Genel Haberler
Genel Haberler

GÜL, dün öyle bugün böyle

barttao11.04.200817 cevap2.492 görüntüleme
2008'den beri423 mesaj
#1
Konu aynı, içerik farklı
1995 (AB)
“Türkiye’nin AB’ye giremeyeceği kesindir... Çünkü Avrupa Birliği bir Hıristiyan Birliği’dir. Sizi o zenginler köşkünün bahçesindeki bir kulübeye böyle koyarlar işte...”

1992 (Laiklik)
“Moral değerleri açısından yine Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden , en ziyade tahribatı vermiş olan, sistemin ilkelerinin birisi de laiklik ilkesidir.”

2008 (AB)
“Türkiye içindeki ve Avrupa kamuoyundaki bütün tartışmalara rağmen Türk halkı AB standartlarını benimseme, yönünde sessiz, ama devamlı biçimde mesafe almaktadır.”

2008 (Laiklik)
“Türk halkı, anayasanın, devleti, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak niteleyen temel ilkeleri konusunda mutabakat içindedir. Bunda hiç şüphe yoktur.”

Haber : Fatih ERBOZ
1992 ve 1995 yılında yaptığı konuşmalarda Avrupa Birliği ile laikliğe eleştiriler yönelten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün AB’den övgüyle sözederken laiklik ilkesine de vurgu yaptı. Abdullah Gül, Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin, diyaloğun ve işbirliğinin her düzeyde geliştirilmesinin, devam eden katılım sürecinin gereği olduğunu söyledi. İstanbul Radisson SAS Oteli’nde düzenlenen Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi (KİK) 24. Toplantısı’nın açılışında konuşan Gül, Türkiye ile AB ilişkilerinin yapısını üçlü bir sacayağına benzetmenin mümkün olduğunu belirterek, bunun ilk iki ayağını hükümetler arası ve parlamentolar arası temasların teşkil ettiğini ifade etti. Gül, şunları söyledi: “Katılım müzakereleri devam ettiği halde, Avrupa’da ülkemize ilişkin, Türkiye’de ise AB ile ilgili olarak bazı iletişim, algılama ve anlayış sunumları ile kimi zaman da yanlış anlamaların bulunduğunu görüyoruz. Bu itibarla da KİK’in çalışmalarının bundan sonra da etkin biçimde devam etmesini temenni ediyorum.” Gül özetle şöyle devam etti:

Tarihi bir fırsat
“Bugün sizlere Türkiye’nin modern Avrupa kurumları ve değerleriyle olan ilişkilerinin ne kadar tarihsel ve köklü olduğu gibi, bildiğiniz hususları tekrarlamayacağım. Bunlar hepinizin çok iyi bildiği ve zaman zaman çok geniş şekilde konuştuğumuz konular. Bu tarihsel temel artık yepyeni bir olguya dönüşmüştür, yepyeni bir statüye kavuşmuştur. Türkiye 2005 yılında AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştır. Müzakerelere başlamakla kalmamış, mesafe de katetmeye başlamıştır. Bu gelişme iki tarafa da tarihi bir fırsat, yeni bir esneklik vermektedir. Bu tür fırsatlar değişen konjonktürler nedeniyle her zaman ortaya çıkmayabilir. Bunun bilinciyle şimdi iki taraf bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeli ve bu yeni perspektifle ilerlemelidir. Türkiye içindeki ve Avrupa kamuoyundaki bütün tartışmalara rağmen Türkiye ve Türk halkı AB’nin değer ve standartlarını benimseme, içselleştirme ve hayata geçirme yönünde sessiz ama devamlı biçimde mesafe almaktadır.” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk milletinin reform sürecinde, ara vermeksizin koşar adımlarla gitmesini de tavsiye ederek, “Bunun, Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu tartışmalı ortamdan daha güçlü şekilde çıkaracağına, ayrıca toplumun bazı kesimlerinin var olan kaygılarını gidereceğine inandığım için gerçekten tavsiye ediyorum” dedi.

Cumhuriyet kazanımları
Gül, Türk halkının, anayasanın, devleti, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak niteleyen temel ilkeleri konusunda mutabakat içinde olduğunu ve bunda hiç şüphe bulunmadığını belirtti. Gül, şöyle dedi: 85 yıllık Cumhuriyet döneminde sağlanan başarı ve kazanımlar, cumhuriyetimizin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma özelliklerini daha da güçlendirmiştir, daha da derinleştirmiştir. Türk halkı, bu sürecin devamı konusunda tam bir kararlılık içindedir. Bu doğrultuda, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak olarak özetlediği hedefe ulaşma yolunda bugüne kadar muazzam bir mesafe kat edilmiştir. Türkiye’nin ufku aynı doğrultuda son derece açıktır.”

Gül, 13 yıl önce böyle diyordu
Avrupa Brliği (AB) hayali için taviz üstüne taviz veren AKP’nin en dikkat çekici isimlerinden olan Abdullah Gül’deki, AB değişimini görmek için, Usta gazeteci yazar Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş” kitabındaki şu satırlara bakmak yeterli. “Günlerden 8 Mart 1995. Kürsüde bir konuşmacı var. Refah Partisi Kayseri milletvekili Abdullah Gül, TBMM’de AB için özetle şöyle diyordu: ”Siz o profesörün (Erol Manisalı) dediği gibi, Avrupa’nın Zenginler Kulübü’nün köşkünde, bahçedeki bir barakaya girdik diye sevinerek geldiniz... Sizi o zenginler köşkünün, üzülürek maalesef söylüyorum, kendi ülkem adına, bahçesindeki bir kulübeye böyle koyarlar işte...

Taviz veriliyor...
1982 yılından itibaren, mâli yardım yapmayacak mıydı, Ankara Antlaşması veyahut da diğer anlaşmalara göre? Burada herşey tek taraflı olarak gitmektedir. Avrupa’nın menfaatleri söz konusu olduğunda tavizler verilmektedir, fakat Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda, hiçbir direniş, hiçbir ısrar olmamaktadır.”

AP, bölmek istiyor
Gül, 12 yıl önce, SP’nin Kızılcahamam Kampı’nda ise şunları söylüyordu: “Avrupa Parlamentosu’nda (AP), Türkiye’de bölücülüğün, otonom idarelerin nasıl istendiğini, Ermeni davalarının savunulduğunu göreceksiniz. Fakat Türkiye’de, bu milletin Müslüman’ca yaşaması söz konusu olduğunda, köktendincilik denilecek; Avrupa, budur.”

Laikliği tehdit olarak görmüştü
Abdullah Gül, 1992 yılında Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri 3. İstişare Toplantısı’nda yaptığı laiklik konusundaki konuşmasında ise şunları söylemişti: “Tarih boyunca görülmüştür ki, en kalıcı ve birleştirici unsur din olmuştur. Ama bu Türkiye’deki resmi ideoloji tarafından devamlı tehdit altına alınmış. Moral değerleri açısından yine Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, sistemin ilkelerinin birisi de laiklik ilkesidir. Maalesef laiklik, gerek kavram olarak, gerek uygulama olarak Türkiye’de hep münakaşa konusu olmuş. Laikliği, devlet ile dinin birbirlerinden ayrılığı şeklinde en basit olarak tarif edersek, önce Türkiye’de tabii din böyle söylenmiş, ondan sonra da tam bir kontrol altına alınmıştır.”

Görevini mahkemeye devretti!
AKP’nin gönderdiği hiçbir yasayı veto etmeyen Gül, Anayasa Mahkemesi’nin yükünü ardırdı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül göreve geldiği günden bu yana, Çankaya Köşkü’ne sunulan kanunlar konusunda veto mekanizmasını çalıştırmazken, Gül’ün, kanunları birer birer onaylaması da yeni dönemde Anayasa Mahkemesi’nin yükünü artırdı. Gül’ün önüne gelen kanunları jet hızıyla onaylaması CHP’nin sık sık Anayasa Mahkemesi’nin yolunu tutmasına yol açarken CHP bugüne kadar 2’si Anayasa değişikliği 7’si kanun olmak üzere toplam 9 kez Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulundu. Hafta başından bu yana Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Kanunu ile bazı belediyelerin kapatılmasını ve 43 yeni ilçe kurulmasını öngören kanun için Anayasa Mahkemesi’ne başvuran CHP, “kadrolaşma” iddialarına yol açan Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nda değişiklik öngören kanun için de hazırlık yapıyor.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=6407
Cevaplar
2007'den beri9.865 mesaj
#2
Hakarete yönelik mesajlardan uzak duralım, ilgili mesaj silinmiştir.
2006'den beri68 mesaj
#3
Kanımca; O artık kayserili, rp li abdullah değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn Abdullah Gül dür. Zamanında adaylığına karşı olsam da kendisi şu anda Partiler üstü bir yerdedir ve ülkeyi temsil etmektedir. Cumhurbaşkanlığı makamı kutsaldır ve semboliktir artık Kendi tabanından ziyade bütün ülkeyi kucaklamak zorundadır.
2007'den beri6.903 mesaj
#4
ETerNiTYy dedi:
Kanımca; O artık kayserili, rp li abdullah değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn Abdullah Gül dür. Zamanında adaylığına karşı olsam da kendisi şu anda Partiler üstü bir yerdedir ve ülkeyi temsil etmektedir. Cumhurbaşkanlığı makamı kutsaldır ve semboliktir artık Kendi tabanından ziyade bütün ülkeyi kucaklamak zorundadır.
Bence bu mesajını yukarıdaki yazının sahibine, Yeni Çağ Gazetesi'nin yazarına gönder. Çünkü senin bu üç satırla ifade ettiğin basit ve doğru düşünceyi anlayamamış.
2006'den beri68 mesaj
#5
Elmacik dedi:
ETerNiTYy dedi:
Kanımca; O artık kayserili, rp li abdullah değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn Abdullah Gül dür. Zamanında adaylığına karşı olsam da kendisi şu anda Partiler üstü bir yerdedir ve ülkeyi temsil etmektedir. Cumhurbaşkanlığı makamı kutsaldır ve semboliktir artık Kendi tabanından ziyade bütün ülkeyi kucaklamak zorundadır.
Bence bu mesajını yukarıdaki yazının sahibina, Yeni Çağ Gazetesi'nin yazarına gönder. Çünkü senin bu üç satırla ifade ettiğin basit ve doğru düşünceyi anlayamamış.
Cevabınızdan sonra farklı algılanma olmasın diye düzeltme yapmak isterim. Sn Gül, cumhurbaşkanı olduğunda davacı olduğu bütün eleştiri/hakaret(?) davalarını geri çekmiştir. Sahip olunan makam dolayısı ile eleştirilememek gibi bir anti demokratik olayın önüne geçmiştir. Yani demek istediğim Bundan sonraki dönemde artık bildiğiniz, takip ettiğiniz o insandan farklı olmak zorundadır çünkü yüce komutanın mekanında oturmaktadır. Bundan sonraki icraatları eleştirilmelidir, Meclis Başkanlığı gibi Cumhurbaşkanlığı kurumuda partiler üstü ve kucaklayıcı olmak zorundadır. Yeniçağ gazetesine de hak vermek zorundayız (Hükümet yanlısı olmayan, olmak zorunda kalmayan ya da çıkarları için hükümetle bir noktada buluşmayan bir yayın organıdır.) Bu zamana kadar tartışılan/tartışılmaya devam edilen bir süreçle bu makama gelmiş Sn Gül kendisinden beklenileni yaptığı için benim ve benim paralelimde düşünenlerin takdirine mazhar olmuştur. Çok uc bir örnek vermek gerekirse rte nin dtp yi makamında kabul etmemesi ne kadar doğru ise Sn Gül ün kabul etmesi o kadar önemlidir. Umarım kendimi ifade edebilmişimdir.
2007'den beri6.903 mesaj
#6
Ben de tam olarak böyle anlamıştım Eternity. ;) Benim "anlayamamış" dediğim kısım, "bir öyle bir böyle" diye çok amiyane bir tabir kullanışmış olması.
2008'den beri555 mesaj
#7
dön dön nereye kadar?
cumhurbaşkanlığına kadar. helal olsun bu kadar dönen cumhurbaşkanımız oldu

180*
barttao Konuyu açan
2008'den beri423 mesaj
#8
Elmacik dedi:
ETerNiTYy dedi:
Kanımca; O artık kayserili, rp li abdullah değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn Abdullah Gül dür. Zamanında adaylığına karşı olsam da kendisi şu anda Partiler üstü bir yerdedir ve ülkeyi temsil etmektedir. Cumhurbaşkanlığı makamı kutsaldır ve semboliktir artık Kendi tabanından ziyade bütün ülkeyi kucaklamak zorundadır.
Bence bu mesajını yukarıdaki yazının sahibine, Yeni Çağ Gazetesi'nin yazarına gönder. Çünkü senin bu üç satırla ifade ettiğin basit ve doğru düşünceyi anlayamamış.
biz o düşünceyi cok iyi anlıyoruz ve işine geldiği gibi yön degiştirenlerin de ülkemizi temsil etmesini istemiyoruz (tabi ne derece temsil ediliyo meçhul)
2008'den beri40 mesaj
#9
Görmek ve anlamak bir meziyettir, sadece bakanların en sevdiği taşıt TRENdir!..
barttao Konuyu açan
2008'den beri423 mesaj
#10
deryanur dedi:
Görmek ve anlamak bir meziyettir, sadece bakanların en sevdiği taşıt TRENdir!..
bakanlarda vardır bırak treni burnunu bile görmez
2007'den beri6.903 mesaj
#11
barttao dedi:
deryanur dedi:
Görmek ve anlamak bir meziyettir, sadece bakanların en sevdiği taşıt TRENdir!..
bakanlarda vardır bırak treni burnunu bile görmez
Sizin bu milletin gerçeklerini görmeyişiniz gibi. ;) Türkiye'yi İstanbul'dan ibaret sanmanız gibi..
barttao Konuyu açan
2008'den beri423 mesaj
#12
Elmacik dedi:
barttao dedi:
deryanur dedi:
Görmek ve anlamak bir meziyettir, sadece bakanların en sevdiği taşıt TRENdir!..
bakanlarda vardır bırak treni burnunu bile görmez
Sizin bu milletin gerçeklerini görmeyişiniz gibi. ;) Türkiye'yi İstanbul'dan ibaret sanmanız gibi..
merak etme arkadşım yakında türkiye istanbuldan ibaret olursa şaşma(gerci onuda rumlar istiyodu)
2008'den beri1.272 mesaj
#13
Siyaset Meydanı 10.04.2008

Konuklardan AB Parlementosu üyesi Vural Öğer, TÜSİAD Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası vardı.

AB hakkında duyduklarımız bize yansılıtlan kötü senaryolar gerçektende çok komikmiş. AB de bizi sevende var sevmeyende var. Parlementerin yaptığı açıklamada %25 bizi sevmeyen bir kesim var. Bu kesimin içinde radikal hiristiyanlar ,ermeni lobisi ,terör örgütü lobisi ve bize karşı tutumda olan bir kesim olduğunu söylüyor. Sürekli bunların söylediklerini önümüze getirmeyin diyorlar. Bunlar sadece %25 lik bir kesim dir. Biz bunlarla mucadele veriyoruz. Türkiye Ab de %25 lik bir kesimin söylediklerini konuşuyor sadece. %50 lik bir kesim bizi destekliyor. Geri kalan %25 lik kesimde girsede olur girmesede olur tarafı.

Eğer %25 lik kesimin; bizi istemeyen kesimin söyledikleri halkımıza söylüyoruz. Bi gariplik yokmu ? TBMM'de de AB'yi isteyen birde istemeyen bir kesim var. Herkes istediğine söylemekte serbesttir. %25 lik bir kesimin söylediğini AB söylemiş gibi yansıtırsak yannış olur. Örnek olarak Sarkozy seçildikten sonra Türkiyeye söylemiş olduğu ermeni diasporasını tanıma konusunda söylediklerini kamuoyu biliyor. AB Parlementosu üyesi Vural Öğer 30 milletvekili imzası ile Sarkozy nin söylediklerini düşürdüğünü ifade ediyor.

%25 bir kesimin söylediği sözlerin AB nin sözlerini oluşturmadığını anlatmak istiyor.

Cumhurbaşkanın önceki düşünceleri %25 lik bir kesimden duydukları olabilir. Şimdi %50 lik kesimin sesine kulak asıyordur.

Yeniçağ Gazetesi milliyetci bir kesime hitap ediyor. Çok satması için Türkiyeye karşı %25 lik kesimin söylemleriyle yazı yazacağı aşikardır.

Ab Birliği deki büyük bir medeniyet çalışmasıdır.Kopenak kriterleri İnsanlara layık olduğu seviyeye getirmek için kriterleri vardır. Güçlü Demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü laiklik, bunun çabası içindedir. Bu kriterleri yerine getirdikten sonra ister gireriz ister girmeyiz.
2007'den beri1.634 mesaj
#14
herşey açıkça belli oluyor
2006'den beri68 mesaj
#15
Aynı programda şu konuşma hoşuma gitti.
Türkiye ab ye girerse gıda sektöründe %80 oranında faaliyet durması olacak, sektördeki firmaların %80 i kapatılacak.(aman tanrım ne yapacak o kadar işsiz insan)
ama neden?
"ab hijyen standardında üretim yapmadıkları için.."
Durum budur eksikliklerimizi örtmek için birşeylerden kaçmamalı, sürekli iyileştirme yöntemleri ile gerekli standartları yakalamalıyız.
Reallist dedi:
Siyaset Meydanı 10.04.2008
.....
Ab Birliği deki büyük bir medeniyet çalışmasıdır.Kopenak kriterleri İnsanlara layık olduğu seviyeye getirmek için kriterleri vardır. Güçlü Demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü laiklik, bunun çabası içindedir. Bu kriterleri yerine getirdikten sonra ister gireriz ister girmeyiz.
Kesinlikle katılıyorum size, katılım için yeterlilik sağlayalım önce, sonra istersek durum ne gerektirirse o ülke/ler ile işbirliğimizi arttıralım.
barttao Konuyu açan
2008'den beri423 mesaj
#16
Reallist dedi:
Siyaset Meydanı 10.04.2008

Konuklardan AB Parlementosu üyesi Vural Öğer, TÜSİAD Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası vardı.

AB hakkında duyduklarımız bize yansılıtlan kötü senaryolar gerçektende çok komikmiş. AB de bizi sevende var sevmeyende var. Parlementerin yaptığı açıklamada %25 bizi sevmeyen bir kesim var. Bu kesimin içinde radikal hiristiyanlar ,ermeni lobisi ,terör örgütü lobisi ve bize karşı tutumda olan bir kesim olduğunu söylüyor. Sürekli bunların söylediklerini önümüze getirmeyin diyorlar. Bunlar sadece %25 lik bir kesim dir. Biz bunlarla mucadele veriyoruz. Türkiye Ab de %25 lik bir kesimin söylediklerini konuşuyor sadece. %50 lik bir kesim bizi destekliyor. Geri kalan %25 lik kesimde girsede olur girmesede olur tarafı.

Eğer %25 lik kesimin; bizi istemeyen kesimin söyledikleri halkımıza söylüyoruz. Bi gariplik yokmu ? TBMM'de de AB'yi isteyen birde istemeyen bir kesim var. Herkes istediğine söylemekte serbesttir. %25 lik bir kesimin söylediğini AB söylemiş gibi yansıtırsak yannış olur. Örnek olarak Sarkozy seçildikten sonra Türkiyeye söylemiş olduğu ermeni diasporasını tanıma konusunda söylediklerini kamuoyu biliyor. AB Parlementosu üyesi Vural Öğer 30 milletvekili imzası ile Sarkozy nin söylediklerini düşürdüğünü ifade ediyor.

%25 bir kesimin söylediği sözlerin AB nin sözlerini oluşturmadığını anlatmak istiyor.

Cumhurbaşkanın önceki düşünceleri %25 lik bir kesimden duydukları olabilir. Şimdi %50 lik kesimin sesine kulak asıyordur.

Yeniçağ Gazetesi milliyetci bir kesime hitap ediyor. Çok satması için Türkiyeye karşı %25 lik kesimin söylemleriyle yazı yazacağı aşikardır.

Ab Birliği deki büyük bir medeniyet çalışmasıdır.Kopenak kriterleri İnsanlara layık olduğu seviyeye getirmek için kriterleri vardır. Güçlü Demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü laiklik, bunun çabası içindedir. Bu kriterleri yerine getirdikten sonra ister gireriz ister girmeyiz.
bizi destekleyenlerden örnek versen
2008'den beri1.272 mesaj
#17
1 Ocak 2007'teki son genişleme ile AB'nin 27 üyesi vardır. 1951/1957 yıllarında toplulukta bulunan altı kurucu üye şunlardır:
Belçika
Fransa
Almanya (Batı)
İtalya
Lüksemburg
Hollanda

Bunu izleyen yıllarda çeşitli aşamalarda aşağıdaki ülkeler birliğe katıldı:
1973'te: Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık
1981'de: Yunanistan
1986'da: Portekiz ve İspanya
1990'da: Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmeleri sonucu, üye ülke sayısı artmamasına rağmen, AB'nin sınırları genişledi ve nüfusu arttı.
1995'te: Avusturya, Finlandiya ve İsveç
2004'te: Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya
2007'de: Bulgaristan, Romanya

Ben desteklemeyenleri sayayım gerisini siz çıkartırsınız.

Fransa, Almanya,Avusturya, Slovakya, Rum Kesimi, bildiklerim bunlar, 27 ülkeden %25 6,75 tekabul ediyor 7 sayılır. Kesin bilgi değildir. Buralar da anti-Türk Lobileri aşırı faaliyettedir.

Geriye kalan 20 ülkeden 6 tanesi girsede olur girmesede gözüyle bakıyor. 14 Tanesi destekliyor. (Not: Ülke sayıları rakaları yaklaşıktır. 1 eksik yada 1 yüksek olabilir)
barttao Konuyu açan
2008'den beri423 mesaj
#18
Reallist dedi:
1 Ocak 2007'teki son genişleme ile AB'nin 27 üyesi vardır. 1951/1957 yıllarında toplulukta bulunan altı kurucu üye şunlardır:
Belçika
Fransa
Almanya (Batı)
İtalya
Lüksemburg
Hollanda

Bunu izleyen yıllarda çeşitli aşamalarda aşağıdaki ülkeler birliğe katıldı:
1973'te: Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık
1981'de: Yunanistan
1986'da: Portekiz ve İspanya
1990'da: Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmeleri sonucu, üye ülke sayısı artmamasına rağmen, AB'nin sınırları genişledi ve nüfusu arttı.
1995'te: Avusturya, Finlandiya ve İsveç
2004'te: Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya
2007'de: Bulgaristan, Romanya

Ben desteklemeyenleri sayayım gerisini siz çıkartırsınız.

Fransa, Almanya,Avusturya, Slovakya, Rum Kesimi, bildiklerim bunlar, 27 ülkeden %25 6,75 tekabul ediyor 7 sayılır. Kesin bilgi değildir. Buralar da anti-Türk Lobileri aşırı faaliyettedir.

Geriye kalan 20 ülkeden 6 tanesi girsede olur girmesede gözüyle bakıyor. 14 Tanesi destekliyor. (Not: Ülke sayıları rakaları yaklaşıktır. 1 eksik yada 1 yüksek olabilir)
dostum destek olanları dedim bunlar destekleseydi şimdi coktan ab girmiştik

Cevabını yaz

Cevap yazmak için giriş yap ya da üye ol. Eski forum kullanıcı adın ve parolanla girebilirsin.