2006'den beri2.313 mesaj
Bazılarına göre ülkenin uzun süredir beklediği "kodu mu oturtan" komutan, yakınlarına göre ise bambaşka biri..
İlker Başbuğ, dört ay sonra görevi Yaşar Büyükanıt’tan devralacak. Kamuoyu onu ciddi yüz ifadesi ve konuşmalarında yaptığı derin sosyolojik tahlillerle tanıdı.
Bazılarına göre ülkenin uzun süredir beklediği (!) ‘kodu mu oturtan’ komutan. Yakınlarına göre ise bambaşka biri. Örneğin, henüz Kuleli öğrencisiyken en yakın arkadaşları ‘cool görünümü’ nedeniyle ‘mareşal’ diye sesleniyordu.
İşte yeni Genelkurmay Başkanımızın bilinmeyen yönleri
- Anne ve babası Makedonya’nın Manastır ilinden Afyon’a göç etti
- Babası yedi yaşında vefat etti
- Dedesi, anneannesi, dayısı ve teyzeleriyle büyüdü
- Maddi gelirleri dedesinin emekli, annesinin dul aylığıydı
- Asker olmayı, Kulelili öğrencilerin fiyakası nedeniyle istedi
- Fenerbahçe taraftarı. İlk FB maçına dayısı götürdü
- 27 Mayıs ve 22 Şubat olayları, üzerinde derin izler bıraktı
- Annesine çok düşkündü. Şark hizmetinde bile annesi yanındaydı
- Alt rütbeliler, ‘Hocam’ derdi
- Felsefe ve sosyoloji düşkünü. Geniş bir klasik müzik arşivi var
Makbule Hanım, Süleyman Bey’e akşam kahvesini sunduğunda, radyonun lambası artık ısınmış, ajans saati de gelmişti. İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarının yaşandığı o günlerde, spiker heyecansız bir ses tonuyla gelişmeleri sıralıyordu. Türkiye’nin de savaşa katılması için baskılar iyiden iyiye artmıştı. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, “Almanlara karşı topraklarınızda bize üs açın” diyordu. Milli Şef verdiği beyanatta halkı sükûnete çağırıyordu. Vatandaş kuyruklardan şikâyetçiydi, yağ bulamıyordu. Verem hastalığının önüne geçilemiyordu.
Haberlerin sonuna yaklaşıldığında, Makbule Hanım kahvesinden bir yudum daha aldı. Daralmıştı. Süleyman Bey’e döndü. Sessizce eşini izledi. Oysa yeni hayatının henüz başındaydı.
İLKER İSMİNİ EBESİ VERDİ
Afyonkarahisar’da, oturuyorlardı. Makbule Hanım, Afyon’da doğmuştu, ama kökenleri Makedonya’nın Manastır iline uzanıyordu. Güzel, alımlı bir hanımdı. Ama yüzünde, suçiçeğinden kalma noktacıklar vardı. Eşi Süleyman Bey, il özel idaresinde çalışıyordu. Manastır doğumluydu. Zaten aileleri ‘suyun öteki tarafından’ tanışıktı. Önce İzmir’e, sonra Afyon’a taşınmışlardı.
İlker bu dönemde, 29 Nisan 1943’te dünyaya geldi. Doğum evde gerçekleşti. İsmini ebesi verdi. İlker, ailenin tek, baba Süleyman Bey’in ise ikinci çocuğuydu. Çünkü Makbule Hanım, Süleyman Bey’in ikinci eşiydi. İlk evliliğinden Melahat adlı bir kızı vardı.
YAKIŞIKLI BİR ÇOCUKTU
İlker, ilkokula Afyonkarahisar’da Cumhuriyet İlkokulu’nda başladı. Akranlarından daha uzun boylu, zayıfça ama yakışıklı bir çocuktu. Babası Süleyman Bey, İlker henüz yedi yaşlarındayken, verem nedeniyle vefat etti. Makbule Hanım, eşinin son günlerinde sürekli yanında, hastanedeydi. Ama İlker’i babasının yanına hiç götürmedi. Çünkü verem bulaşıcıydı.
Babasını kaybeden İlker, Afyon’da yalnız değildi. Anne Makbule Hanım’ın babası Hasan, annesi İsmet ve iki kız kardeşi bu şehirdeydi. Makbule Hanım’ın aslında beş kardeşi vardı. Ancak üçü çeşitli nedenlerle Afyon dışındaydı. İlker, annesiyle birlikte dedesinin evine yerleştiği için okulunu da değiştirmek zorunda kaldı. 27 Ağustos İlkokulu’na kaydedildi ve buradan mezun oldu. Ortaokul için Afyon Lisesi’ne gitmeye başladı. Bu lise, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir yere sahip. İki cumhurbaşkanı; Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer, bir Genelkurmay Başkanı; İsmail Hakkı Karadayı mezunları arasında.
Baba Süleyman Bey’in ölümünün üzerinden yaklaşık beş yıl geçmişti. Yıl 1955. Bu tarihte anneanne vefat etti. Bunun üzerine Hasan Dede, Makbule Hanım, İlker ve küçük teyzesi İstanbul’a taşınma kararı aldı. Büyük teyze Belkıs Hanım ve dayı Orhan Bey’in yanına gideceklerdi.
KUZGUNCUK'TA YENİ HAYAT
İstanbul’daki adresleri Kuzguncuk’tu. Büyük teyze Belkıs Hanım, çocukları ve heykeltıraş eşi Rahmi Artemiz bu semtte yaşıyorlardı. Evin büyüğü Hasan Dede’ydi, memur emeklisiydi. Orhan Dayı, İlker’in ağabeyi gibiydi. Orhan Dayı, Kuzguncuk’un popüler delikanlılarındandı. Asker kökenliydi; Bursa Askeri Işıklar Lisesi’ne girmiş, ama yarıda bırakıp hukuk okuyarak avukat çıkmıştı. Ayrıca İlker’in Fenerbahçeliliği dayısından kaynaklanıyordu. İlk FB maçına o götürmüştü.
BU EVDE 6-7 EYLÜL OLAYLARINA TANIK OLDU
İlker ve ailesinin Kuzguncuk’ta kalacağı ilk ev Berberoğlu Sokak’taydı. Yıl 1955. İlker, bu evde otururken 6-7 Eylül olaylarına tanık olacaktı…
Hatırlanacağı üzere 1955 yılında, “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” yalan haberiyle 6 Eylül’de başlayan olaylar sonucu 16 Rum, bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti. Bu olaylar sonucunda Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, Türkiye’den göç etti. Bu kaos günlerinde İlker, Üsküdar’daki Fıstıkağacı Okulu’na kaydoldu. Yani bugünkü Anadolu Lisesi statüsündeki Üsküdar Lisesi’ne… Bu okul, öğretime ‘Kız Ortaokulu’ olarak başladı. Daha sonra liseye çevrilerek karma eğitim verdi.
MADDİ DURUMLARI İYİ DEĞİLDİ
İstanbul’daki ilk evlerinde sadece bir yıl kaldılar. Ardından yine aynı semtte Tahtalı Bostan Sokak’taki ahşap eve geçtiler. 1956’tan 1966’ya dek burada oturdular. Maddi durumları çok kötü değilse de, o kadar da iyi değildi. Hasan Dede’nin emekli, anne Makbule Hanım’ın da dul maaşı ile kıt kanaat geçiniyorlardı…
HOLLYWOOD'LU YILLAR
Hatırlayanlara göre, 1950’li yılların Kuzguncuk nüfusu 950 kişiydi. Bunun 760’ı Ermeni ve Rumdu. O yıllarda İstanbul’da denize girilebiliyordu. Kuzguncuklu gençlerin gözdesi ise Çukuryalı ve Cemilmolla sahilleriydi. Bir de Hollywood vardı. Burası gençlerin buluşma noktasıydı. İlk kaçamak bakışlar burada atılıyordu. Kuzguncuk’ta görüştüğümüz o yılların delikanlıları, “Biz gitmezdik” diyor. Onlardan biri de Cemal Kunt. Başbuğ’un karşı komşusu. Dönemi şöyle anlatıyor:
“O yıllarda piyasa yapılan iki cadde vardı. Biri Beyoğlu’ndaki İstiklal, diğeri de Kuzguncuk’taki İcadiye Caddesi. Bizim gibi o da Hollywood’a gitmezdi. Bizim evin olduğu binadan, İlkerlerin olduğu binaya elektrik kablosu çeker, voleybol oynardık.”
KIZLARLA AYNI VAPURDA
İlker, parlak bir öğrenciydi. 1957 yılına gelindiğinde yol ayrımına geldi. Kuzguncuk, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin gezmeye geldiği bir semtti. Üniformalarıyla dikkat çekiciydiler. İlker’in en yakın arkadaşı. komşusu Tamer’di. Aynı ortaokuldaydılar. İki kafadar, ‘asker’ olmak istiyordu. Kuleli’nin sınavına girip, kazandılar. Böylece büyük dayı tabip Muammer dışında, ailede bir asker daha olacaktı. Anne Makbule Hanım, “Oğlum kurtuldu” diyerek dualar etti…
İlker Başbuğ, Kuzguncuk’a, annesinin yanına sadece hafta sonları gelebiliyordu. Hafta içi Kuleli’deydi. Cumartesi günleri, okul çıkışı İlker için oldukça heyecanlı geçiyordu. Okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla birlikte Çengelköy’e doğru koşmaya başlıyorlardı. Kuzguncuk ve Kuleli’den arkadaşı olan emekli kara pilot Albay Suavi Gökdel şöyle anlatıyor: “Kuzguncuk’a gidecek vapura Kandilli Kız Lisesi öğrencileri de biniyordu.” Gökdel, “Hayır, İlker de ben de yapmazdık” dese de, kızlarla uzaktan uzağa küçük bakışlar atılıyordu, bu vapurda. İlker ve Suavi, dönüş yolunda ise otobüsü tercih ederlerdi.
Sınıf Subayı Binbaşı İsmail öğretmen epey sertti. İsmail Binbaşı’nın ardından sınıf subayı olan Sabri Demirbağ ise İlker’in üzerinde derin izler bırakmıştı. Arkadaşlarının deyimiyle Demirbağ, ‘çok seçkin bir subaydı’. Nitekim daha sonra generalliğe yükseldi. Beden eğitimi öğretmeni Ruhi Saralp, felsefe öğretmeni Ali Rıza Koralp, İlker ve arkadaşlarının en sevdikleri öğretmenler arasındaydı. İlker, belki de bu öğretmenin etkisiyle ileride felsefe düşkünü olacaktı.
KENDİSİNE MAREŞEL DERDİM
Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı emekli Tümgeneral Erol Kırışoğlu, İlker Başbuğ’a nasıl seslendiğini şöyle açıkladı: “Kuleli’deyken 13-14 yaşında çocuktuk. Ama İlker öyle bir yapıya sahipti ki, hep cool’du. Ben daha o zamanlar kendisine ‘mareşal’ derdim.”
İlker Başbuğ, dört ay sonra görevi Yaşar Büyükanıt’tan devralacak. Kamuoyu onu ciddi yüz ifadesi ve konuşmalarında yaptığı derin sosyolojik tahlillerle tanıdı.
Bazılarına göre ülkenin uzun süredir beklediği (!) ‘kodu mu oturtan’ komutan. Yakınlarına göre ise bambaşka biri. Örneğin, henüz Kuleli öğrencisiyken en yakın arkadaşları ‘cool görünümü’ nedeniyle ‘mareşal’ diye sesleniyordu.
İşte yeni Genelkurmay Başkanımızın bilinmeyen yönleri
- Anne ve babası Makedonya’nın Manastır ilinden Afyon’a göç etti
- Babası yedi yaşında vefat etti
- Dedesi, anneannesi, dayısı ve teyzeleriyle büyüdü
- Maddi gelirleri dedesinin emekli, annesinin dul aylığıydı
- Asker olmayı, Kulelili öğrencilerin fiyakası nedeniyle istedi
- Fenerbahçe taraftarı. İlk FB maçına dayısı götürdü
- 27 Mayıs ve 22 Şubat olayları, üzerinde derin izler bıraktı
- Annesine çok düşkündü. Şark hizmetinde bile annesi yanındaydı
- Alt rütbeliler, ‘Hocam’ derdi
- Felsefe ve sosyoloji düşkünü. Geniş bir klasik müzik arşivi var
Makbule Hanım, Süleyman Bey’e akşam kahvesini sunduğunda, radyonun lambası artık ısınmış, ajans saati de gelmişti. İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarının yaşandığı o günlerde, spiker heyecansız bir ses tonuyla gelişmeleri sıralıyordu. Türkiye’nin de savaşa katılması için baskılar iyiden iyiye artmıştı. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, “Almanlara karşı topraklarınızda bize üs açın” diyordu. Milli Şef verdiği beyanatta halkı sükûnete çağırıyordu. Vatandaş kuyruklardan şikâyetçiydi, yağ bulamıyordu. Verem hastalığının önüne geçilemiyordu.
Haberlerin sonuna yaklaşıldığında, Makbule Hanım kahvesinden bir yudum daha aldı. Daralmıştı. Süleyman Bey’e döndü. Sessizce eşini izledi. Oysa yeni hayatının henüz başındaydı.
İLKER İSMİNİ EBESİ VERDİ
Afyonkarahisar’da, oturuyorlardı. Makbule Hanım, Afyon’da doğmuştu, ama kökenleri Makedonya’nın Manastır iline uzanıyordu. Güzel, alımlı bir hanımdı. Ama yüzünde, suçiçeğinden kalma noktacıklar vardı. Eşi Süleyman Bey, il özel idaresinde çalışıyordu. Manastır doğumluydu. Zaten aileleri ‘suyun öteki tarafından’ tanışıktı. Önce İzmir’e, sonra Afyon’a taşınmışlardı.
İlker bu dönemde, 29 Nisan 1943’te dünyaya geldi. Doğum evde gerçekleşti. İsmini ebesi verdi. İlker, ailenin tek, baba Süleyman Bey’in ise ikinci çocuğuydu. Çünkü Makbule Hanım, Süleyman Bey’in ikinci eşiydi. İlk evliliğinden Melahat adlı bir kızı vardı.
YAKIŞIKLI BİR ÇOCUKTU
İlker, ilkokula Afyonkarahisar’da Cumhuriyet İlkokulu’nda başladı. Akranlarından daha uzun boylu, zayıfça ama yakışıklı bir çocuktu. Babası Süleyman Bey, İlker henüz yedi yaşlarındayken, verem nedeniyle vefat etti. Makbule Hanım, eşinin son günlerinde sürekli yanında, hastanedeydi. Ama İlker’i babasının yanına hiç götürmedi. Çünkü verem bulaşıcıydı.
Babasını kaybeden İlker, Afyon’da yalnız değildi. Anne Makbule Hanım’ın babası Hasan, annesi İsmet ve iki kız kardeşi bu şehirdeydi. Makbule Hanım’ın aslında beş kardeşi vardı. Ancak üçü çeşitli nedenlerle Afyon dışındaydı. İlker, annesiyle birlikte dedesinin evine yerleştiği için okulunu da değiştirmek zorunda kaldı. 27 Ağustos İlkokulu’na kaydedildi ve buradan mezun oldu. Ortaokul için Afyon Lisesi’ne gitmeye başladı. Bu lise, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir yere sahip. İki cumhurbaşkanı; Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer, bir Genelkurmay Başkanı; İsmail Hakkı Karadayı mezunları arasında.
Baba Süleyman Bey’in ölümünün üzerinden yaklaşık beş yıl geçmişti. Yıl 1955. Bu tarihte anneanne vefat etti. Bunun üzerine Hasan Dede, Makbule Hanım, İlker ve küçük teyzesi İstanbul’a taşınma kararı aldı. Büyük teyze Belkıs Hanım ve dayı Orhan Bey’in yanına gideceklerdi.
KUZGUNCUK'TA YENİ HAYAT
İstanbul’daki adresleri Kuzguncuk’tu. Büyük teyze Belkıs Hanım, çocukları ve heykeltıraş eşi Rahmi Artemiz bu semtte yaşıyorlardı. Evin büyüğü Hasan Dede’ydi, memur emeklisiydi. Orhan Dayı, İlker’in ağabeyi gibiydi. Orhan Dayı, Kuzguncuk’un popüler delikanlılarındandı. Asker kökenliydi; Bursa Askeri Işıklar Lisesi’ne girmiş, ama yarıda bırakıp hukuk okuyarak avukat çıkmıştı. Ayrıca İlker’in Fenerbahçeliliği dayısından kaynaklanıyordu. İlk FB maçına o götürmüştü.
BU EVDE 6-7 EYLÜL OLAYLARINA TANIK OLDU
İlker ve ailesinin Kuzguncuk’ta kalacağı ilk ev Berberoğlu Sokak’taydı. Yıl 1955. İlker, bu evde otururken 6-7 Eylül olaylarına tanık olacaktı…
Hatırlanacağı üzere 1955 yılında, “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” yalan haberiyle 6 Eylül’de başlayan olaylar sonucu 16 Rum, bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti. Bu olaylar sonucunda Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, Türkiye’den göç etti. Bu kaos günlerinde İlker, Üsküdar’daki Fıstıkağacı Okulu’na kaydoldu. Yani bugünkü Anadolu Lisesi statüsündeki Üsküdar Lisesi’ne… Bu okul, öğretime ‘Kız Ortaokulu’ olarak başladı. Daha sonra liseye çevrilerek karma eğitim verdi.
MADDİ DURUMLARI İYİ DEĞİLDİ
İstanbul’daki ilk evlerinde sadece bir yıl kaldılar. Ardından yine aynı semtte Tahtalı Bostan Sokak’taki ahşap eve geçtiler. 1956’tan 1966’ya dek burada oturdular. Maddi durumları çok kötü değilse de, o kadar da iyi değildi. Hasan Dede’nin emekli, anne Makbule Hanım’ın da dul maaşı ile kıt kanaat geçiniyorlardı…
HOLLYWOOD'LU YILLAR
Hatırlayanlara göre, 1950’li yılların Kuzguncuk nüfusu 950 kişiydi. Bunun 760’ı Ermeni ve Rumdu. O yıllarda İstanbul’da denize girilebiliyordu. Kuzguncuklu gençlerin gözdesi ise Çukuryalı ve Cemilmolla sahilleriydi. Bir de Hollywood vardı. Burası gençlerin buluşma noktasıydı. İlk kaçamak bakışlar burada atılıyordu. Kuzguncuk’ta görüştüğümüz o yılların delikanlıları, “Biz gitmezdik” diyor. Onlardan biri de Cemal Kunt. Başbuğ’un karşı komşusu. Dönemi şöyle anlatıyor:
“O yıllarda piyasa yapılan iki cadde vardı. Biri Beyoğlu’ndaki İstiklal, diğeri de Kuzguncuk’taki İcadiye Caddesi. Bizim gibi o da Hollywood’a gitmezdi. Bizim evin olduğu binadan, İlkerlerin olduğu binaya elektrik kablosu çeker, voleybol oynardık.”
KIZLARLA AYNI VAPURDA
İlker, parlak bir öğrenciydi. 1957 yılına gelindiğinde yol ayrımına geldi. Kuzguncuk, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin gezmeye geldiği bir semtti. Üniformalarıyla dikkat çekiciydiler. İlker’in en yakın arkadaşı. komşusu Tamer’di. Aynı ortaokuldaydılar. İki kafadar, ‘asker’ olmak istiyordu. Kuleli’nin sınavına girip, kazandılar. Böylece büyük dayı tabip Muammer dışında, ailede bir asker daha olacaktı. Anne Makbule Hanım, “Oğlum kurtuldu” diyerek dualar etti…
İlker Başbuğ, Kuzguncuk’a, annesinin yanına sadece hafta sonları gelebiliyordu. Hafta içi Kuleli’deydi. Cumartesi günleri, okul çıkışı İlker için oldukça heyecanlı geçiyordu. Okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla birlikte Çengelköy’e doğru koşmaya başlıyorlardı. Kuzguncuk ve Kuleli’den arkadaşı olan emekli kara pilot Albay Suavi Gökdel şöyle anlatıyor: “Kuzguncuk’a gidecek vapura Kandilli Kız Lisesi öğrencileri de biniyordu.” Gökdel, “Hayır, İlker de ben de yapmazdık” dese de, kızlarla uzaktan uzağa küçük bakışlar atılıyordu, bu vapurda. İlker ve Suavi, dönüş yolunda ise otobüsü tercih ederlerdi.
Sınıf Subayı Binbaşı İsmail öğretmen epey sertti. İsmail Binbaşı’nın ardından sınıf subayı olan Sabri Demirbağ ise İlker’in üzerinde derin izler bırakmıştı. Arkadaşlarının deyimiyle Demirbağ, ‘çok seçkin bir subaydı’. Nitekim daha sonra generalliğe yükseldi. Beden eğitimi öğretmeni Ruhi Saralp, felsefe öğretmeni Ali Rıza Koralp, İlker ve arkadaşlarının en sevdikleri öğretmenler arasındaydı. İlker, belki de bu öğretmenin etkisiyle ileride felsefe düşkünü olacaktı.
KENDİSİNE MAREŞEL DERDİM
Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı emekli Tümgeneral Erol Kırışoğlu, İlker Başbuğ’a nasıl seslendiğini şöyle açıkladı: “Kuleli’deyken 13-14 yaşında çocuktuk. Ama İlker öyle bir yapıya sahipti ki, hep cool’du. Ben daha o zamanlar kendisine ‘mareşal’ derdim.”