Uzun bir yolculuktu.
Sakin geçen ilk birkaç saatten sonra "yolunda gitmeyen bir şeylerin" olduğu "emniyet kemerlerinizi takın" ikazının yanmasıyla belli oldu. Ardından da bir ses duyduk: "Türbülans nedeniyle bir süre içecek ikramı yapamayacağız. Lütfen koltuklarınızı dik duruma getirin ve emniyet kemerlerinizi bağlayın."
Ve çok geçmeden kendimizi müthiş bir fırtınanın içinde bulduk. Ardarda çakan şimşekler gecenin karanlığını yarıp gözlerimizi alıyor, korkunç gök gürültüleri dev motorların sesini bile bastırıyor, uçak -emniyet kemerlerimiz takılı olmasa- bizi koltuklarımızdan fırlatıp atacak şiddette sarsılıyor, kâh yukarı sıçrıyor, kâh boşluğa düşüyordu.
Korkudan yüreğim ağzıma gelmişti. Sadece benim değil, bütün yolcuların gözleri dehşet içinde açılmış, kimi kendini tutamıyor, çığlıklar atıyordu.
Ne zaman bir kanat kopacak, uçak ortadan ikiye yarılacak korkusuyla bütün vücudum bir yay gibi gerilmiş, buram buram terliyor, bir yandan da herkes gibi dualar ediyordum.
O an çapraz köşedeki bir kız çocuğuna gözüm takıldı: kitap okuyordu. Bir ara gözlerini kapadı, oğuşturdu, sonra yine okumaya devam etti.
Hayal mi görüyordum? Millet can korkusuyla çığlık çığlığa iken bu bacaksız nasıl bu kadar sakindi olabiliyordu ki? Zihinsel engelli mi acaba diyeceğim, hayır, hanımefendi oturmuş bir de kitap okuyordu. Türbülansın kalan kısmını gözlerim onda geçirdim; bir an için bile, en ufak bir mimikle olsun sükunetini bozmadı.
Şükürler olsun ki bir saat kadar sonra fırtınadan tamamen çıktık, bir müddet sonra da meydana indik. Herkes gözyaşları içinde şükürler ederek, bir kısmı ise "bir daha uçağa binmeye tövbeler ederek" uçaktan inerken benim gözlerim çocuktaydı. Bir fırsatını bulup yanına yaklaştım: "ufaklık, belki fark etmedin ama havada büyük bir fırtına atlattık."
O gözlerinin içi gülerek bana bakarken devam ettim: "hepimiz korkudan neredeyse ölüyorduk, ama sen hiç korkmamış gibiydin. Öt bakalım, neydi sırrın?"
Küçük kız sıcacık gülümsedi: "pilot benim babamdı ve beni eve götürüyordu."
Soru-1: Hayatımızın fırtınalı günlerinde, belâlar yer yanımızı sardığında biz hangi yolcu olabiliriz?
Soru-2: Tam güven nedir?
Soru-3: Kimler tam güvenebilir?
Sakin geçen ilk birkaç saatten sonra "yolunda gitmeyen bir şeylerin" olduğu "emniyet kemerlerinizi takın" ikazının yanmasıyla belli oldu. Ardından da bir ses duyduk: "Türbülans nedeniyle bir süre içecek ikramı yapamayacağız. Lütfen koltuklarınızı dik duruma getirin ve emniyet kemerlerinizi bağlayın."
Ve çok geçmeden kendimizi müthiş bir fırtınanın içinde bulduk. Ardarda çakan şimşekler gecenin karanlığını yarıp gözlerimizi alıyor, korkunç gök gürültüleri dev motorların sesini bile bastırıyor, uçak -emniyet kemerlerimiz takılı olmasa- bizi koltuklarımızdan fırlatıp atacak şiddette sarsılıyor, kâh yukarı sıçrıyor, kâh boşluğa düşüyordu.
Korkudan yüreğim ağzıma gelmişti. Sadece benim değil, bütün yolcuların gözleri dehşet içinde açılmış, kimi kendini tutamıyor, çığlıklar atıyordu.
Ne zaman bir kanat kopacak, uçak ortadan ikiye yarılacak korkusuyla bütün vücudum bir yay gibi gerilmiş, buram buram terliyor, bir yandan da herkes gibi dualar ediyordum.
O an çapraz köşedeki bir kız çocuğuna gözüm takıldı: kitap okuyordu. Bir ara gözlerini kapadı, oğuşturdu, sonra yine okumaya devam etti.
Hayal mi görüyordum? Millet can korkusuyla çığlık çığlığa iken bu bacaksız nasıl bu kadar sakindi olabiliyordu ki? Zihinsel engelli mi acaba diyeceğim, hayır, hanımefendi oturmuş bir de kitap okuyordu. Türbülansın kalan kısmını gözlerim onda geçirdim; bir an için bile, en ufak bir mimikle olsun sükunetini bozmadı.
Şükürler olsun ki bir saat kadar sonra fırtınadan tamamen çıktık, bir müddet sonra da meydana indik. Herkes gözyaşları içinde şükürler ederek, bir kısmı ise "bir daha uçağa binmeye tövbeler ederek" uçaktan inerken benim gözlerim çocuktaydı. Bir fırsatını bulup yanına yaklaştım: "ufaklık, belki fark etmedin ama havada büyük bir fırtına atlattık."
O gözlerinin içi gülerek bana bakarken devam ettim: "hepimiz korkudan neredeyse ölüyorduk, ama sen hiç korkmamış gibiydin. Öt bakalım, neydi sırrın?"
Küçük kız sıcacık gülümsedi: "pilot benim babamdı ve beni eve götürüyordu."
Soru-1: Hayatımızın fırtınalı günlerinde, belâlar yer yanımızı sardığında biz hangi yolcu olabiliriz?
Soru-2: Tam güven nedir?
Soru-3: Kimler tam güvenebilir?