Bir Youtube içerik üreticisi olduğunuzu varsayalım. Kanalınızda yayınlamak için hazırladığınız onlarca video ve arşivlediğiniz binlerce video var. Ancak gözünüz gibi baktığınız bu videolar, bir şekilde silindi. Yıllardır hazırlamak için uğraştığınız bu videoların elinizden kayıp gitmesinin vermiş olduğu üzüntü ile hemen araştırmalara başlayarak ”silinen dosyaları geri getirme işlemi nasıl yapılır?” diye Google amcaya sormaya başladınız.
Bunun gibi yüzlerce örnek sayabiliriz; öğrenciyseniz hazırladığınız tezler, iş adamıysanız hazırladığınız sunum dosyaları veya çok sevdiğiniz hatıra resimleri… Tüm bu belgeler ve resimler, çeşitli nedenlerle silinme tehlikesi ile karşı karşıya. Bu sebepler; çeşitli virüsler, insan kaynaklı hatalar veya belgelerinizi barındırdığınız hard diskinizin arızalanması olabilir.
Silinen dosyalar aslında bilgisayarınızda kalmaya devam ediyor
Bu konu ile ilgili yıllardır bitmek bilmeyen çeşitli iddialar var. Bazı kişiler silinen dosyaların aslında bilgisayardan silinmediğini iddia ederken bazıları ise silinen dosyaların çeşitli ”dosya ayak izleri” bıraktığını iddia ediyor. Aslında her iki anlayış da silinen dosyaların aslında silinmediğini yapılacak birkaç işlem ile geri getirebileceğini gösteriyor.
Yıllardır tartışılan bu konuyu biz size en net şekilde açıklayalım; silinen dosyalar aslında hiç bir yere gitmiyor, sadece dosyaların hard diskte kayıtlı bulunduğu alan ”boş” olarak işaretleniyor. Konuyu daha da açacak olursak; hard diskte dosyaların kayıtlı bulunduğu sektör ”0000” olarak işaretleniyor, böylece ”0000” olarak işaretlenen sektör, sistem tarafından boş olarak algılanıyor ve üzerine dosya yazmaya müsait hale geliyor.
Bu nedenle eğer herhangi bir veri kaybınız varsa, aşağıda göstereceğimiz adımları uyguladığınız taktirde silinen dosyaları geri getirme işlemi yapma şansınız olacak. Ancak bu işlem için öncelikle bazı uygulamalara ihtiyacınız var.
Piyasada bulabileceğiniz en güncel ve güvenilir veri kurtarma uygulamalarından ikisi olan EaseUS ve Piriform Recuva ile en kısa sürede silinen dosyaları geri getirme işlemini gerçekleştireceksiniz.
EaseUS Data Recovery Wizard
Bu uygulama ile artık dosyalarım silindi ne yapmalıyım derdine kapılmayacaksınız. 17 yılın üzerinde kullanıcılarına hizmet veren EaseUS Data Recovery Wizard, sizlere %99.7 veri kurtarma garantisi sunan nadir uygulamaların başında geliyor.
Dünya genelinde 72 milyondan fazla kullanıcısı bulunan EaseUS Data Recovery Wizard, hem Windows hem de Mac cihazlar için hizmet veriyor. Sadece veri kurtarmak için değil, veri yedekleme, bölüm yönetimi, veri aktarımı ve daha birçok amaç için kullanılan uygulama, gelişmiş veri tarama algoritması ile kaçırmak istemeyeceğiniz bir uygulama.
EaseUS Data Recovery Wizard, her türden depolama birimi ile uyumlu olarak çalışıyor. Sabit disk, harici hard disk, USB, SD kart gibi depolama birimlerinde silinen dosyaları geri getirme işlemini sorunsuz yapan uygulama, aşağıdaki adımları izlemeniz haline veri kurtarma işlemini sorunsuz yapacak.
Adım 1: İlk önce tarama yapacak olduğunuz dosya konumunu seçin ve tara seçeneğine tıklayın.
Adım 2: Tarama tamamlanana kadar bekleyin. Ekranın üst kısmında ”Deleted Files” adlı bir tarama sonucu çıkacaktır. Bu bölüm sizin daha önce silinen dosyalarınızı barındırıyor. Daha sonra kurtarmak istediğiniz dosyaları seçerek silinen dosyaları geri getirme işlemini başlatabilirsiniz. Ayrıca geri getirmek istediğiniz dosyaları daha hızlı bulmak için, belirli dosyaları aramak için arama çubuğunu veya filtreyi kullanabilirsiniz.
Adım 3: Hangi dosyaları kurtaracağınıza karar verdikten sonra, kurtaracak olduğunuz dosyaları seçin ve ”Recover” seçeneğine tıklayın. Uygulama size kurtarmak üzere olduğunuz dosyalarınızın nereye kaydedilmesi gerektiğini soracak. İstediğiniz konumu seçtikten sonra işlem başlayacak ve kısa bir süre sonra bekledikten sonra işlem tamamlanacak ve dosyalarınıza erişmeye başlayacaksınız.
Piriform Recuva
CCleaner uygulamasını aramızda bilmeyen yoktur. Bilgisayarımızdaki çeşitli gereksiz dosyaları, çerezleri silerek bilgisayarımızı hızlandırır ve verimini arttırır. CCleaner uygulamasından bahsetmemizin nedeni ise Recuva ve CCleaner uygulamalarının aynı firma tarafından geliştirilmesi diyebiliriz.
Piriform tarafından geliştirilen CCleaner ve Recuva uygulamaları, dilediğiniz taktirde aynı anda yüklenerek hem temizlik yapıyor hem de silinen dosyalarınızı geri getirme işlemini başarı ile yerine getiriyor. Tıpkı CCleaner uygulaması gibi Türkçe dil desteği bulunan Recuva, kullanımı oldukça kolay olan arayüzü ile silinen dosyaları geri getirme işlemini kolayca yapıyor.
Kullanımı oldukça basit olan Recuva, sanki bir uygulama kuruyormuş hissi veriyor. Size ilk önce ne tür bir dosya kurtarmak istediğinizi soruyor ve daha sonra silinen dosyanın en son hangi lokasyonda bulunduğunun bilgisini istiyor. Aşağıdaki adımları izleyerek silinen dosyalarınızı kolaylıkla geri getirebilirsiniz.
Adım 1: İlk olarak uygulamayı çalıştırın ve ‘ileri‘ butonuna tıklayın.
Adım 2: Bu adımda sizden hangi türde dosyaları kurtarmak istediğinizi soruyor. Müzik, resim, belge veya mail seçebilirsiniz. Dilerseniz hepsi seçeneğini de seçerek dosyalarınızı kurtarmaya başlayabilirsiniz.
Adım 3: Bu aşamada sizden silinen dosyalarınızın en son hangi lokasyonda bulunduğunun bilgisini isteyecek. Eksiksiz girerek devam edin.
Adım 4: Artık silinen dosyalarınızı aramaya hazırsınız. Ancak burada bir püf nokta var; uygulama oldukça derinlere ineceği için haliyle çok fazla silinen dosya ortaya çıkaracak. Bu nedenle arama yapmadan önce seçenekleri daraltmanız, silinen uygulamanın daha kolay bulunmasını sağlayacaktır.
Adım 5: Arama işlemi tamamlandı ve büyük olasılıkla silinen dosyanızı buldunuz. Sırada dosyanızı kurtarmak var. ”Recover” seçeneğine tıklayarak dosyanızı bilgisayarınızda nereye kaydetmek isterseniz seçin ve ”tamam” seçeneğine tıklayın.
Adım 6: Tebrikler, dosyanızı kurtardınız. Ancak düşük bir ihtimal uygulama dosyanızı bulamazsa, dosyaları aramaya başlamadan önceki kısımda ”Enable Deep Scan” seçeneği olacaktır. Bu seçeneği aktif ederek aramayı başlatırsanız, silinen dosyaları geri getirme işlemi bir süre bekledikten sonra yapabilirsiniz.
iPhone’un galeri ve fotoğraf gizleme özelliği hem pratik hem de oldukça kolay bir yöntem sunuyor. Ancak bu yöntemin nasıl çalıştığını bilmek ve doğru şekilde uygulamak kişisel güvenliğiniz açısından önemli. Peki iPhone modellerinde galeri nasıl gizlenir?
iPhone modellerinde galeri nasıl gizlenir?
iPhone modellerinde galeri nasıl gizlenir? Fotoğraflarımız ve dolayısıyla galerimiz telefonlarımızdaki en özel alanlardan biri. Ancak kimi zaman, telefonumuzun bir başkasının eline geçtiğinde bu özel alanın güvenliğiyle ilgili endişeler taşıyabiliyoruz.
Hele bir de o kişi bir şey göstermek için galeriye girerse, istemediğiniz kareler gözler önüne serilebilir. Neyse ki iPhone, bu konuda kullanıcılarına etkili bir çözüm sunuyor. Peki, fotoğraflarınızı nasıl daha iyi koruyabilirsiniz?
Fotoğrafları gizleme:
Fotoğraf seçimi yapın: Galerinizde gizlemek istediğiniz fotoğraf ya da videoyu bulun ve üzerine dokunun.
Paylaş butonuna tıklayın: Sağ alt köşede yer alan paylaş simgesine dokunun. Bu simge, yukarı doğru bir ok işaretine sahip kare şeklindedir.
Gizle seçeneğini seçin: Açılan menüde, ‘Gizle’ seçeneğine dokunun. Karşınıza çıkacak onay kutusunu kabul ederek işlemi tamamlayabilirsiniz. Bu adımla birlikte fotoğrafınız, ‘Gizli’ klasörüne taşınır.
Gizli albümü nasıl görünmez hale getirirsiniz?
Fotoğraflarınızı gizledikten sonra, bu gizli albümün halen görünür olduğunu fark edebilirsiniz. Neyse ki, albümün görüntülenmesini tamamen engellemek mümkün:
Ayarlar uygulamasını açın: Telefonunuzun ana ekranında yer alan Ayarlar uygulamasını açın.
Apple, yeni yayınladığı iOS 18.3 Beta sürümüyle, Apple Intelligence özelinde kayda değer bir probleme çözüm getirdi.
Daha güvenli bir galeri deneyimi
Fotoğraflarınızı gizlemek, yalnızca kişisel güvenliğinizi artırmakla kalmaz, aynı zamanda zihninizi rahatlatır. Artık birine telefonunuzu emanet ettiğinizde endişelenmenize gerek kalmayacak. Yukarıdaki adımları uygulayarak iPhone’unuzda galeri gizleme işlemini kolayca gerçekleştirebilirsiniz.
VoIP, ya da uzun ismiyle Voice Over Internet Protocol, iki cihazın internet bağlantısı ile görüntülü veya sesli olarak iletişim kurmasıdır. VoIP genel hatlarıyla nedir? VoIP nasıl çalışır? İşte en kapsamlı Voice Over Internet Protocol rehberi…
VoIP (Voice Over Internet Protocol) nedir?
VoIP, internete bağlı iki cihazın birbiri ile iletişim kurmasını ifade eder. Bu işlemi herhangi bir VoIP uyumlu ağ üzerinden gerçekleştiren sistemde, internet kablosu haricinde bir kablo kullanılmaması maliyetleri hayli düşürür. Ayrıca internet aramalarının ücretsiz olarak gerçekleştirilmesi VoIP hizmetini günümüzde oldukça popüler kılmıştır. Peki VoIP nasıl çalışır?
VoIP nasıl çalışır?
İnternete bağlanan her cihaza otomatik olarak bir IP adresi atanır. Bu IP adresi sizin internetteki isminiz yerine geçer. Telefon aramalarının tamamı IP adreslerine karşılık gelen numaralar ile sağlanır. Sizler telefonunuzdan herhangi bir numarayı çevirdiğinizde, hizmet sizler için aradığınız numaraya karşılık gelen IP adresini bulur ve yönlendirme sağlanır. Bu aşamadan sonra H.323 protokolü ile gerekli izin kontrolü sağlanır ve arama başlatılır.
Dış donanım nedir? Bilgisayarın dışında bulunan ve etkileşimde bulunmamızı sağlayan cihazlar ne işe yarar? Detaylar haberimizde...
Arama başladıktan sonra sesinizin karşıya iletilmesi için analog-dijital ve dijital-analog dönüştürücüler kullanılır. Bu dönüştürücüler sayesinde sayısal veriye dönüştürülen veriler G729, G723 ve G711 gibi kodekler haline gelir. Bu kodekler karşı tarafa ulaştığında çözülür ve sesin karşıya ulaşması sağlanır.
Ses ve veri kodekleri Real Time Protocol (RTP) tarafından yapılır. İlk aşamada paketlenen video veya ses verisi gerekli taşıma protokolleri ile IP üzerinden karşı tarafa iletilir. Karşı tarafta RTCP ile ses kayması gibi hataların önüne geçildikten sonra paket tekrar açılır ve kişinin sesi ya da görüntüsü karşı tarafa ulaşmış olur. Tüm süreç basit olarak bu şekilde işler.
VoIP’nin avantajları nedir?
VoIP günümüzde maliyetsiz olması nedeniyle oldukça fazla tercih ediliyor. Ayrıca sadece internet bağlantısı olan yerlerde dahi çalışması, hızlı ve güvenilir olması da VoIP hizmetini ön plana çıkarıyor. Tüm bunlara ses kalitesinin daha yüksek olması, aramalarda zaman sınırlamasının bulunmaması ve yeni teknolojiler ile uyumluluk gibi bazı detaylar da eklenebilir.
Apple, kısa bir süre önce Türkiye’deki ürünlerine zam yaptı. Bu kapsamda iPhone 16 serisi, Apple Watch Series 10 ve Apple Watch Ultra 2 gibi ürünlerin fiyatları arttı. İşte yeni fiyatlar!
Apple Türkiye’deki ürünlerine zam yaptı – iPhone fiyatı ne kadar oldu?
Son dönemdeki zam akımında en çok karşımıza çıkan şirketlerden birisi de Apple oldu. ABD’li teknoloji devi dolar kurundaki değişkenlik nedeniyle fiyatları güncelledi. Bu noktada iPhone gibi ürünlerin fiyatlarına zam geldi.
Yapılan zam sonrası markanın en güçlü modeli iPhone 16 Pro Max’in başlangıç fiyatı 99 bin 999 TL’den 109 bin 999 TL’ye çıktı. Bununla birlikte Pro varyantı 82 bin 999 TL’den 89 bin 999 TL’ye yükseldi. Öte yandan, Apple Watch Ultra 2 ve Apple Watch Series 10 gibi ürünlerin fiyatlarında da artışa gidildi.
İşte zam sonrası oluşan fiyatlar;
Ürün
Eski Fiyat
Yeni Fiyat
iPhone 16 Pro Max
99 bin 999 TL
109 bin 999 TL
iPhone 16 Pro
82 bin 999 TL
89 bin 999 TL
iPhone 16 Plus
73 bin 999 TL
79 bin 999 TL
iPhone 16
64 bin 999 TL
69 bin 999 TL
iPhone 16e
47 bin 999 TL
49 bin 999 TL
Apple Watch Ultra 2
49 bin 999 TL
55 bin 999 TL
Apple Watch Series 10
18 bin 299 TL
19 bin 999 TL
iPhone 16 serisinin kapsamlı fiyat listesi şu şekilde;
Model
Depolama
Eski Fiyat (TL)
Yeni Fiyat (TL)
iPhone 16
128 GB
64.999,00
69.999,00
iPhone 16
256 GB
69.999,00
75.499,00
iPhone 16
512 GB
79.999,00
86.499,00
iPhone 16 Plus
128 GB
73.999,00
79.999,00
iPhone 16 Plus
256 GB
78.999,00
85.499,00
iPhone 16 Plus
512 GB
88.999,00
96.499,00
iPhone 16 Pro
128 GB
82.999,00
89.999,00
iPhone 16 Pro
256 GB
87.999,00
95.499,00
iPhone 16 Pro
512 GB
97.999,00
106.499,00
iPhone 16 Pro
1 TB
107.999,00
117.499,00
iPhone 16 Pro Max
256 GB
99.999,00
109.999,00
iPhone 16 Pro Max
512 GB
109.999,00
120.999,00
iPhone 16 Pro Max
1 TB
119.999,00
131.999,00
Siz Apple tarafından yapılan zam hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın!
Otomotiv pazarının başarılı oyuncularından Kia, geniş bir ürün yelpazesine sahip. Peki, Güney Koreli markanın Picanto modeli sürücülere neler sunuyor ve ne kadardan satılıyor? İşte Kia Picanto Nisan 2025 fiyat listesi!
Kia Picanto fiyat listesi ve özellikleri
Kia Picanto modeli ülkemizde iki motor seçeneğiyle satışta. 1.0L, 63 PS güç ve 93 Nm tork üretiminin yanı sıra ortalama 5,4 litrelik yakıt tüketimine sahip. 1.2L ise 79 PS güç ve 113 Nm torkla sürücülerin karşısına çıkıyor. Aynı zamanda kombine yakıt tüketimi ise 5,8 litre. İki seçenekte de 5 ileri AMT vites bulunduğunu belirtelim.
Feel ve Cool olmak üzere iki farklı donanım paketiyle gelen otomobilin sürücülere sunduğu özellikler şu şekilde;
Donanım Özelliği
Feel
Cool
İç Donanım ve Konfor
Deri Direksiyon Simidi ve Vites Topuzu
●
●
Sürücü Ön Kol Dayama
●
●
Direksiyondan Kumandalı Multimedya Sistemi
●
●
Anahtarsız Giriş ve Çalıştırma Sistemi
–
●
Kumaş Koltuklar
●
●
Yükseklik Ayarlı Sürücü Koltuğu
●
●
Ön Yolcu Koltuğu Arkası Saklama Cebi
●
●
60/40 Oranında Katlanabilir Arka Koltuklar
●
●
Metal İç Kapı Kolları
●
●
Manuel Klima
●
●
4.2″ Supervision Gösterge Bilgi Ekranı
●
●
8″ Dokunmatik Ekranlı Multimedya Eğlence Sistemi
●
●
Navigasyon
●
●
Apple Carplay Desteği
●
●
Geri Görüş Kamerası
●
●
6 Adet Hoparlör
●
●
Bluetooth (Sesli Kontrol Sistemi)
●
●
Ön Konsolda USB Girişi
●
●
Ön Konsolda Bardak Tutucular
●
●
Sürücü ve Yolcu Makyaj Aynası
●
●
Elektrikli Ön ve Arka Camlar
●
●
Tek Dokunma ile Açılıp Kapanabilen Sürücü Camı
●
●
Bagaj Gizlemek için Raf (Pandizot)
●
●
Dış Donanım
14″ Alüminyum Alaşım Jantlar
●
–
15″ Alüminyum Alaşım Jantlar
–
●
Yedek Lastik (Stepne)
●
●
Projeksiyon Tipi Halojen Ön Farlar
●
●
Gündüz Farları
●
●
Otomatik Yanan Farlar
●
●
Eve Kadar Aydınlatma Sistemi (Follow-me Home)
●
●
Led Arka Sis Farları
●
●
Elektrikli Kontrollü, Isıtmalı ve Katlanabilir Yan Aynalar
Türkiye otomobil pazarında sıkça gördüğümüz Kia Sportagemodeli yıllar geçtikçe daha akıllı hale geldi. Son dönemde yaşanan elektrik dönüşümünün bir parçası haline gelen araç an itibariyle hibrit yapısıyla dikkatleri çekiyor. İşte Kia Sportage fiyat listesi ve özellikleri!
Kia Sportage fiyat listesi ve özellikleri
Kia Sportage, ülkemizde 1.6L motor seçeneğiyle satışta. Mild Hybrid – Benzin, yani hafif hibrit yapıda sürücülerin karşısına çıkan modelde 160 PS güç ve 265 Nm tork üretiliyor. 4X2 ve 4X4 seçeneklerine de sahip olan aracın yakıt tüketimi ise kombine 6,3 ila 6,9 litre arasında değişiyor.
Kia, otomobil pazarında elektrikli modelleriyle öne çıkıyor. Peki, markanın dikkat çeken modellerinden Yeni EV6 modeli sürücülere neler sunuyor ve ne kadardan satılıyor? İşte Yeni Kia EV6 fiyat listesi ve özellikleri!
Yeni Kia EV6 fiyat listesi ve özellikleri
Yeni Kia EV6 modeli ülkemizde 125 kW’lik motor seçeneğiyle satışta. Otomatik şanzımanla gelen bu elektrikli motorda 170 PS güç ve 350 Nm tork üretiliyor. Maksimum 186 km/s hız yapabilen aracın 0-100 km/s hızlanması ise 8,7 saniye olarak ölçülüyor.
Modelin 63 kWh’lik bataryası WLTP’ye göre 428 km menzil sunuyor. Öte yandan, 350kW DC şarjda 0 ila 80 arasını 18 dakikada doldurabiliyor. 11 kW AC şarjda ise yüzde 10 ila 100 arasını 5 saat 50 dakikada şarj edebiliyor.
Bir akıllı telefon satın almadan önce detaylı bir araştırma yapmak oldukça önemli. En büyük öncelik seçtiğimiz modelin iyi bir kullanıcı deneyimi sunması ve uzun yıllar boyunca ihtiyaçlarımızı karşılaması diyebiliriz. Peki, şu anda en hızlı amiral gemisi Android telefonlar hangileri?
Mart ayının en hızlı amiral gemisi Android telefonları
AnTuTu’nun mart ayı listesine bir göz attığımızda MediaTek ve Qualcomm’un kıyasıya rekabet ettiğini görüyoruz. Geçtiğimiz ayın şampiyonu Dimensity 9400’dan güç alan vivo X200 Pro Satellite Edition oldu. 2 milyon 902 bin 298 puan alan akıllı telefonu Snapdragon 8 Elite işlemcili iQOO 13 takip etti. Modelin puanı ise 2 milyon 885 bin 754.
Listenin üçüncü sırasında 2 milyon 817 bin 285 puanla iQOO Neo10 Pro yer alıyor. Dördüncü sırada ise 2 milyon 789 bin 969 puan alan OnePlus 13 bulunuyor. Son olarak beşinci sırada 2 milyon 789 bin 528 puanla OnePlus Ace 5 Pro kendine yer buluyor.
Honda Civic, bugüne dek orta segmentbir model olarak sürücü karşısına çıktı. 1972’den bu yana tüm dünyada önemli satış başarılarına imza atan modelin fiyatları son dönemde sektörün genelindeki gibi ciddi bir şekilde arttı. Peki otomobilin an itibariyle fiyatları ne durumda? Honda Civic 2024 fiyat listesi ile karşınızdayız!
Honda Civic 2024 fiyat listesi ve özellikleri
Otomobil üreticileri, fiyatları birbiri ardına güncelliyorlar. Tabii bu, sektördeki olumsuz hava nedeniyle zam odaklı oluyor. Bu noktada Honda, ekim ayı fiyat listesine baktığımızda bugüne dek fiyat ve özellikleriyle orta segmente hitap eden eden Civic modelinin fiyatlarında değişikliğe gitti.
Otomobilde Premium, Elegance ve Executive Plus olmak üzere üç donanım paketi mevcut. En dolu olarak lanse edilen Executive Plus’ta şerit takip uyarı sistemi, şerit koruma destek sistemi, şeritte tutma asistanı ve çarpışma hafifletici fren sistemi gibi güvenlik özellikleri bulunuyor.
Park sensörü, Elegance ve Executive Plus’ta ön ve arkada ve giriş seviyesi Premium’da sadece arkada yer alıyor. Geri görüş kamerasının da Premium dışındaki tüm modellerde mevcut olduğunu belirtelim. Son olarak multimedya ekranı en dolu pakette 9 inç, diğerlerinde 7 inç büyüklüğünde.
Motor Seçeneği
Donanım
Tavsiye Edilen Satış Fiyatı
Kampanyalı Satış Fiyatı
1.5L VTEC Turbo ECO Otomatik
Elegance+
2.122.000 TL
2.018.000 TL
Executive+
2.279.000 TL
2.107.000 TL
1.5L VTEC Turbo Benzin Otomatik
Elegance+
2.122.000 TL
2.018.000 TL
Executive+
2.279.000 TL
2.107.000 TL
Peki siz Honda Civic 2024 fiyatlarını nasıl buldunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın.
Televizyon dünyasında az sayıda tür, siyasi gerilimler kadar izleyiciyi kendine çekiyor. Yüksek riskli güç mücadeleleri, karmaşık komplo teorileri ve gerçek dünya çatışmalarını yansıtan gerilim dolu dramalar, izleyicileri ekrana kilitliyor ve uzun süre etkisi devam eden keskin sosyal yorumlar sunuyor.
Siyasetin karanlık yüzünü keşfeden ya da buna karışanların kişisel fedakarlıklarını anlatan bu diziler, hırsın bedelini ve liderliğin bulanık ahlakını derinlemesine irdeliyor. Bu süreçte izleyicileri, güç ve onu şekillendirenlerin karmaşıklığıyla yüzleştiriyor. “The Americans” gibi modern klasiklerden “The Night Manager” gibi değeri yeterince anlaşılmamış mücevherlere kadar, bu diziler gerilimi, stratejiyi ve hikaye anlatımını ustaca harmanlayarak türün sınırlarını yeniden tanımlıyor.
Designated Survivor (2016)
Kiefer Sutherland’in Tom Kirkman rolünde izleyici karşısına çıktığı “Designated Survivor”, düşük profilli bir kabine üyesinin, Birleşik Devletler Kongre Binası’na yapılan büyük çaplı bir saldırı sonrası beklenmedik şekilde ABD Başkanı olmasını konu alıyor. Guggenheim’ın yarattığı bu etkileyici dizi, aksiyon, gerilim ve politik dramanın başarılı bir karışımını sunuyor.
Dizi, iç terörizm ve hükümet içi komplo teorilerinden iç siyasi çatışmalara kadar uzanan geniş bir yelpazede ilerliyor. Kirkman, siyasetin acımasız dünyasında yolunu bulmaya çalışırken, gerçek dünya sorunları ve baskı altında liderliğin ağırlığı gibi temalar derinlemesine işleniyor.
Guggenheim’ın politik gerilim türüne kattığı bu yapım, sahnelerin gerçekçiliği ve politik kaosun detaylı anlatımıyla izleyiciyi sürükleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Başkanlık koltuğuna geçen bir bürokratın karşılaştığı zorlukları, iç ve dış tehditleri, kişisel ve mesleki çatışmaları incelikle ele alarak hem güncel hem de zamansız bir izleme deneyimi sunuyor.
The Diplomat (2023–)
Uluslararası diplomasi dünyasını derinlemesine inceleyen “The Diplomat”, “The Americans” dizisinden tanıdığımız Keri Russell’ın canlandırdığı deneyimli diplomat Kate Wyler’ın beklenmedik şekilde Birleşik Krallık’a ABD Büyükelçisi olarak atanmasıyla başlayan yolculuğunu anlatıyor. Wyler, kişisel ve profesyonel zorluklarla karşı karşıya kalırken, kendisi gibi diplomat olan eşi Hal (Rufus Sewell) ile gergin ilişkisi de hikayenin merkezinde yer alıyor.
Debora Cahn’ın yaratıcısı olduğu “The Diplomat”, hem kişisel drama hem de yüksek riskli politik entrikalarla ilgilenenler için kusursuz bir tercih. Dizi, merkezindeki nüanslı ilişkileri—çevresinde gelişen uluslararası krizler kadar yoğun bir evliliği de içeren—ve uluslararası diplomasinin zorluklarına gerçekçi bir bakış açısı sunuyor. Hükümetin diplomatik çevreleri içindeki güç mücadeleleri, gizli gündemler ve küresel istikrarın tehlikede olduğu bir ortamda geçen bu politik gerilim, riskleri ve dramayı yüksek tutuyor.
Kamera arkasındaki diplomatik manevralar, ülkeler arası ilişkilerin kırılganlığı ve bir diplomatın bu karmaşık ortamda ayakta kalma çabası, dizinin her sahnesi boyunca hissediliyor. İngiltere’nin görkemli diplomatik ortamlarından kapalı kapılar ardındaki gergin müzakerelere kadar, “The Diplomat” uluslararası ilişkilerin görünmeyen yüzünü büyüleyici bir şekilde gözler önüne seriyor.
Scandal (2012–2018)
“Scandal”, Washington D.C.’deki kriz yönetimi dünyasında yolunu bulan eski Beyaz Saray İletişim Direktörü Olivia Pope’un (Kerry Washington) hikayesini takip ediyor. Olivia ve “Gladyatörler” olarak bilinen ekibi bu vakaları ele alırken, kendilerini sıklıkla politik entrika, yolsuzluk ve kişisel drama ağında buluyorlar.
Shonda Rhimes’ın yaratıcısı olduğu “Scandal”, hızlı olay örgüsü gelişimleri ve şaşırtıcı sonlarıyla tanınıyor. Dizi, izleyicileri sürekli tahmin yürütmeye teşvik ederken, ırk, cinsiyet ve güç dinamikleri temalarını irdeliyor. Seçim hileleri, suikastlar ve gizli hükümet organizasyonlarını içeren yüksek riskli dramalar ve karmaşık olay örgüleriyle, dizi çeşitli oyuncu kadrosu, akılda kalıcı karakterleri ve sürükleyici hikayeleriyle büyülüyor. Sadece eğlendirmekle kalmayan “Scandal”, popüler kültürde daha çeşitli bir temsil için yol açıyor (özellikle büyük bir ağ dizisinde başarılı olan güçlü, siyahi kadın başrol sayesinde).
Beyaz Saray’ın ve Washington’un karanlık koridorlarındaki politik oyunlar, etik sınırların zorlandığı durumlar ve güç mücadelelerinin insan ilişkilerine yansıması, dizinin her bölümünde ustaca işleniyor. “Scandal”, politik gerilim dünyasına Olivia Pope’un keskin zekâsı ve çözüm odaklı yaklaşımıyla taze bir soluk getirirken, iktidar kavramının farklı boyutlarını da sorgulatıyor.
Paradise (2025–)
Son zamanların en umut verici dizilerinden biri olan “Paradise”, bilim kurgu, gizem ve gerilim öğelerini birleştiren büyüleyici bir yapım. Dan Fogelman tarafından yaratılan dizide Sterling K. Brown, güvenli bir yeraltı topluluğunda eski bir ABD Başkanı’nın cinayetinin ardındaki gerçeği ortaya çıkarmakla görevli bir Gizli Servis ajanını canlandırıyor.
Politik gerilim dünyasında “Paradise”, alışılmadık ortamı, bilim kurgu çevrisi ve cesur tür karışımıyla farklı bir yere sahip. Spekülatif unsurları ve benzersiz bakış açısıyla dizi, hayatta kalma ve kontrol temalarını keşfederken, cinayet gizemi türüne taze bir perspektif katıyor. İkna edici performanslar ve hızlı tempolu bir anlatım ekleyin, birçok izleyicinin daha fazlasını istemeye devam etmesi şaşırtıcı değil. “Paradise”, geleneksel politik gerilim formülünü alıp onu fütüristik bir çerçeveye oturtarak türün sınırlarını zorluyor. Yeraltındaki bu izole toplulukta, politik güç oyunları ve sosyal kontrol mekanizmaları daha yoğun ve görünür hale geliyor.
Dizinin yarattığı distopik atmosfer, günümüz siyasi gerçeklerine ayna tutarken, karakterlerin psikolojik derinlikleri ve moral ikilemleri, insanlık durumuna dair evrensel sorgulamaları gündeme getiriyor. “Paradise”, sadece bir cinayet soruşturması değil, aynı zamanda insanın güç karşısındaki zaaflarının ve direncinin karmaşık bir incelemesi olarak öne çıkıyor.
Bodyguard (2018)
Richard Madden’ın etkileyici başrol performansıyla “Bodyguard”, TSSB ile mücadele eden kahramanını tasvir etmekten çekinmeyen etkileyici bir politik gerilim. Hikaye, savaş gazisi-dönüşü-Özel Koruma Görevlisi David Budd’ın, hırslı ve tartışmalı İçişleri Bakanı Julia Montague’yi (Keely Hawes) korurken İngiliz siyaset dünyasında yolunu bulmasını anlatıyor.
Yoğun ve gerilim dolu bölümler, iyi geliştirilmiş karakterler ve terörizm ve gözetim yasaları gibi gerçek dünya sorunlarının gerçekçi tasvirlerinden hoşlananlar, muhtemelen “Bodyguard”a şans vermeyi pişman olmayacaklar. Ustaca yazılmış ve ikna edici bir merkezi performansla yükseltilen dizi, hükümet figürleri ve güvenlik hizmetlerini içeren ilgi çekici bir komplo ağı örerken, gizlilik hakları, savaşın gaziler üzerindeki etkisi ve her zaman mevcut terörizm tehdidi üzerine keskin sosyal yorumlar sunuyor. Jed Mercurio’nun yarattığı “Bodyguard”, İngiliz politik sisteminin iç yüzünü ve güvenlik servislerinin işleyişini çarpıcı bir gerçekçilikle aktarıyor.
Dizide David Budd karakterinin kişisel travmaları ve mesleki zorunlulukları arasında kaldığı anlar, hem psikolojik bir derinlik katıyor hem de modern güvenlik devletinin etik çelişkilerini gözler önüne seriyor. Londra’nın ikonik mekânlarında geçen ve yüksek gerilimli bomba imha sahnelerinden politik entrika dolu toplantılara kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan “Bodyguard”, izleyiciyi nefesini tutarak izlemeye zorluyor.
The Night Manager (2016)
John le Carré’nin romanından uyarlanan “The Night Manager”, göz alıcı mekânlar ve sinematografiyi yüksek gerilimli entrikalarla harmanlayan şık ve sürükleyici bir casusluk gerilimi. Merkezinde Tom Hiddleston’ın canlandırdığı Jonathan Pine, eski bir İngiliz askeri ve şimdi otel gece müdürü bulunuyor. Dizi, Pine’ın acımasız silah tüccarı Richard Roper’ın (Hugh Laurie) iç çemberine sızmakla görevlendirildiğinde uluslararası silah ticareti dünyasına yaptığı tehlikeli yolculuğu takip ediyor.
İlgi çekici karakterlerle dolu “The Night Manager”, atmosferik ortamı ve her bölüm geçtikçe gerilimi artıran casusluk taktikleri ve çifte geçişlerle dolu sofistike bir olay örgüsüyle gelişiyor. David Farr’ın uyarlaması, casusluk ve ahlakın gri alanlarını keşfederek, karmaşık kurguyla gerilimli hikaye anlatımı yaratmanın bir ustalık dersi. Yıldızlarla dolu kadrosundan çarpıcı merkezi performanslar ve gerilimli bir anlatımla, “The Night Manager” güç ve yolsuzluk hikayelerine çekilen herkes için bir zorunluluk.
Dizinin uluslararası ölçekte gezinen hikayesi, lüks otellerden ıssız çöllere, Akdeniz’in parlak kıyılarından karanlık silah depolarına kadar uzanıyor. Le Carré’nin soğuk savaş sonrası dünyaya dair keskin gözlemleri, Farr’ın uyarlamasında modern silah ticareti ve uluslararası diplomasinin karanlık yüzü olarak yeniden hayat buluyor. Pine’ın Roper’ın dünyasına sızarken yaşadığı kimlik krizi ve ahlaki ikilemler, casusluğun psikolojik maliyetini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
The Americans (2013–2018)
Ustaca hazırlanmış bir başka casusluk draması olan Joseph Weisberg’in “The Americans”, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki uluslararası ilişkileri ve komploları içeren bir anlatı aracılığıyla politik gerilim unsurlarını hikayesine dahil ediyor. Soğuk Savaş döneminde geçen dizi, Washington D.C. banliyölerinde Amerikalı evli bir çift gibi yaşayan iki Sovyet KGB görevlisi Elizabeth (Keri Russell) ve Philip (Matthew Rhys) etrafında dönüyor.
1980’lerde geçen “The Americans”, aldatma, sadakat ve çifte yaşam sürmenin kişisel bedeli hakkında bir hikaye. Çalkantılı dönemi tasviriyle öne çıkan dizi, politik gerilim hayranları için etkileyici ve düşündürücü bir izleme deneyimi sunuyor. Ancak onu gerçekten farklı kılan sadece casusluk ve gerilim değil, aynı zamanda karakterlerinin gerçek ve inandırıcı hissettiren kişisel mücadeleleri.
Zengin hikaye anlatımı, üst düzey performanslar ve keskin tarihsel doğrulukla dizi, türün en iyi gösterilerinden biri olarak yerini sağlamlaştırmaya yardımcı olan çok sayıda adaylık ve ödül kazandı. “The Americans”, Soğuk Savaş’ın derinliklerinde yaşanan ideolojik çatışmanın insan hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatan çok katmanlı bir yapım.
Elizabeth ve Philip’in KGB ajanları olarak yürüttükleri tehlikeli operasyonlar, onların aile hayatları ile sürekli çatışma halinde. Çiftin Amerikan toplumunda büyüyen çocuklarının kimlik arayışları, ideolojik bağlılıklar ve ebeveynlik içgüdüleri arasında sıkışan Anne-babanın dramı, ve bir yandan da komşularıyla, iş arkadaşlarıyla kurdukları sahte dostlukların yarattığı vicdani yük… “The Americans”, casusluk geriliminin ötesinde, insan ruhunun en karanlık köşelerine ışık tutan bir dram.
Homeland (2011–2020)
Alex Gansa ve Howard Gordon’un dizisi on yıl boyunca izleyicileri koltuklarının ucunda tuttu ve bunun nedenini anlamak zor değil. Eleştirmenlerce beğenilen gerilim, uluslararası terörizm ve ABD istihbarat operasyonları dünyasını derinlemesine inceliyor. Dizi, sekiz yıllık esaretin ardından bir teröriste dönüştüğünden şüphelendiği ABD Deniz Piyadeleri Çavuşu Nicholas Brody’den (Damian Lewis) şüphelenen Carrie Mathison (Claire Danes) ile başlıyor.
“Homeland”, özellikle Danes’in Mathison’ın güçlü tasviri ve küresel siyasetin ruhunu yakalama yeteneğiyle olağanüstü oyunculuktan faydalanıyor. Espiyonaj bağlamında sadakat, kimlik ve ahlak gibi temaları ustaca keşfeden Gansa ve Gordon’un dizisi, televizyonda kalıcı bir etki bıraktı ve keskin yazımı ve sürükleyici atmosferiyle politik gerilimler için yüksek bir standart belirledi.
“Homeland”, istihbarat dünyasının karmaşık ve ahlaken bulanık doğasını, karakterlerinin kişisel travmaları ve profesyonel zorunlulukları üzerinden anlatıyor. Carrie Mathison’ın bipolar bozukluğu ile mücadelesi, onun olağanüstü analitik yetenekleri ve sezgisel zekâsıyla birleşince, diziye benzersiz bir boyut katıyor.
CIA’in terörle mücadele operasyonlarının iç yüzü, Ortadoğu politikalarının karmaşıklığı ve ulusal güvenlik kararlarının alındığı ortamlar, dizinin her sezonunda farklı açılardan ele alınıyor. “Homeland”, izleyicisini sürekli sorgulayan, hiçbir karakterin tamamen masum veya tamamen suçlu olmadığı ahlaki bir gri bölgede dolaştıran, cesur ve provokatif bir yapım.
24 (2001–2010)
Bu görülmesi gereken aksiyon-gerilim, başkanlık adayı David Palmer’a (Dennis Haysbert) yönelik bir suikast girişimini önlemek için zamana karşı yarışan Terörle Mücadele Birimi ajanı Jack Bauer’ın (Kiefer Sutherland) hikayesini anlatıyor. Sezonlar ilerledikçe Jack, nükleer saldırılar ve biyolojik savaş dahil olmak üzere çok sayıda terör tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.
Televizyonu devrimleştiren temel politik gerilimler söz konusu olduğunda, “24” kesinlikle listenin en üstünde. Çığır açan dizi, her 24 bölümlük sezonun sadece bir günü kapsadığı gerçek zamanlı bir format tanıttı ve izleyicileri terörle mücadele dünyasına adrenalin pompalayarak daldırdı. Mükemmel temposu ve kalp atışını hızlandıran aksiyon sahneleriyle, dizi türe yeni bir standart getirdi: Sadece politik gerilimin nasıl yapılandırılabileceğini rafine etmekle kalmadı, aynı zamanda TV’deki gerilim dolu hikayeler için çıtayı yükseltti.
Robert Cochran ve Joel Surnow’un yaratıcısı olduğu “24”, real-time formatıyla televizyon tarihinde bir devrim yarattı. Jack Bauer karakteri, terörle mücadele bağlamında “ne pahasına olursa olsun” yaklaşımını temsil ederken, dizi 11 Eylül sonrası Amerika’nın korkularını ve endişelerini ustalıkla ekrana taşıdı.
Her bölümde ilerleyen dijital saat, izleyicide sürekli bir gerilim ve aciliyet hissi yaratırken, split-screen tekniğiyle aynı anda farklı karakterlerin aksiyonlarını gösterme yöntemi, televizyon anlatımına yeni bir boyut kazandırdı. Los Angeles’tan Washington’a, Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş coğrafyasıyla “24”, küresel terör ağlarının ve bunlarla mücadelenin karmaşık doğasını etkileyici bir gerçekçilikle yansıttı.
House of Cards (2013–2018)
Gerçek dünya meselelerini ele alış tarzı ve sonunda işten çıkarılmasına yol açan Kevin Spacey’nin iddialarının etkisine ilişkin tartışmalara rağmen, “House of Cards” gücün, manipülasyonun ve siyasetin karanlık yüzünün acımasız tasviriyle tanınan politik gerilim türünde tanımlayıcı bir dizi olmaya devam ediyor.
Dizi, Robin Wright’ın canlandırdığı eşit derecede hırslı eşi Claire ile birlikte acımasız ve kurnaz politikacı Frank Underwood’un yükselişini takip ediyor.”House of Cards” politik bir gerilim olduğu kadar bir sosyal yorum da – para ve lobiciliğin siyasetteki etkisiyle birlikte yolsuzluk, güç dinamikleri üzerine keskin bir eleştiri sunarken, hükümetin iç işleyişi hakkında ilginç bir bakış açısı sunuyor.
Politik gerilimde bulunan ustaca gerilime ilgi duyanlar, Beau Willimon’un dizisinin türün planı olduğunu ve televizyon üzerinde yadsınamaz bir etkiye sahip olduğunu bilir. “House of Cards”, Amerikan siyasetinin en karanlık ve en çirkin yüzünü perdesiz bir şekilde gözler önüne seriyor. Frank Underwood’un dördüncü duvarı yıkan doğrudan izleyiciye konuşmaları, karakterin makyavelist dünya görüşüne ve düşünce süreçlerine eşsiz bir bakış sunuyor.
Washington D.C.’nin iktidar koridorlarında geçen dizide, politikacılar, lobiciler, gazeteciler ve aktivistler arasındaki karmaşık ilişki ağı, güç oyunlarının çıplak gerçekliğiyle resmediliyor. Dizinin sinematografik kalitesi, David Fincher’ın yönettiği ilk bölümlerde belirlenen soğuk ve hesaplı görsel dili, hikayenin atmosferini mükemmel biçimde tamamlıyor. “House of Cards”, sadece bir politik gerilim değil, aynı zamanda iktidar ve ahlak üzerine karanlık bir meditasyon.
Altın fiyatları, ekonomik dalgalanmalar ve küresel gelişmelerden doğrudan etkilenmeye devam ediyor. 2 Nisan 2025 tarihinde altın fiyatları, yatırımcıların yakından takip ettiği seviyelerde seyrediyor. Gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatı, son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler sonrasında önemli değişimler gösterdi.
Piyasalardaki belirsizlik ve küresel ticaret gerilimleri, güvenli liman olarak görülen altına olan talebi artırırken, yeni gelen veriler altın fiyatlarının yükseliş eğilimini destekliyor. Yatırımcılar, gram altın ve çeyrek altın fiyatındaki hareketleri yakından izlemeye devam ediyor
Gram altın fiyatı neden yükseliyor?
Gram altın fiyatı son haftalarda yukarı yönlü bir seyir izledi. Küresel piyasalarda artan belirsizlik, merkez bankalarının faiz politikaları ve dolar kurundaki dalgalanmalar, gram altın fiyatını doğrudan etkileyen faktörler oldu.
Uluslararası piyasalarda ons altının 2.800 dolar bandını aşması, gram altın fiyatının da yükselişe geçmesinde etkili oldu. Ekonomistler, gram altın fiyatının kısa vadede yatay bir seyir izleyebileceğini ancak orta ve uzun vadede yükseliş trendinin devam edebileceğini öngörüyor.
Uzmanlar, gram altın fiyatının son dönemdeki seyrini değerlendirirken, özellikle küresel ticaret gerilimlerinin ve siyasi belirsizliklerin altın fiyatları üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Türkiye’de iç piyasa dinamikleri ve döviz kurlarındaki hareketlilik de gram altın fiyatı üzerinde belirleyici oluyor. Merkez Bankası’nın para politikası kararları ve enflasyon verileri, gram altın fiyatındaki değişimin ana itici güçleri arasında yer alıyor.
Yatırımcıların gözdesi çeyrek altın fiyatı
Türkiye’de geleneksel yatırım aracı olarak kabul edilen çeyrek altın fiyatı, son dönemde yatırımcıların ilgi odağı olmaya devam ediyor. 2 Nisan 2025 itibarıyla 6.254 TL alış ve 6.352 TL satış fiyatıyla işlem gören çeyrek altın, özellikle küçük yatırımcılar tarafından tercih ediliyor.
Çeyrek altın fiyatının gram altın fiyatına göre işçilik maliyeti içermesi, alım-satım farkının daha yüksek olmasına neden oluyor.Düğün ve özel günlerde hediye olarak verilen çeyrek altın, kültürel öneminin yanı sıra yatırım aracı olarak da değer kazanıyor.
Piyasa analistleri, çeyrek altın fiyatının önümüzdeki dönemde de yükseliş eğilimini sürdürmesini bekliyor. Uluslararası piyasalardaki gelişmeler ve jeopolitik riskler, çeyrek altın fiyatı üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.
Altın fiyatları ne kadar? Çeyrek altın ve gram altın fiyatı ne kadar? – 2 Nisan 2025
Altın Türü
Alış Fiyatı (TL)
Satış Fiyatı (TL)
Gram Altın
3.808
3.808
Çeyrek Altın
6.254
6.352
Yarım Altın
12.508
12.703
Tam Altın
24.939
25.301
Cumhuriyet Altını
25.140
25.520
22 Ayar Bilezik (Gr.)
3.489
3.702
Altın yatırım stratejileri
Altın fiyatlarındaki dalgalanmalar, yatırımcıların stratejilerini belirlerken dikkat etmeleri gereken önemli faktörlerden biri. Gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatı gibi farklı altın türlerinin izlediği seyir, yatırımcıların kararlarını doğrudan etkiliyor.
Uzmanlar, altın yatırımı yaparken kısa vadeli fiyat hareketlerinden ziyade uzun vadeli trendlere odaklanılması gerektiğini vurguluyor. Altın piyasasında işlem yapmayı düşünen yatırımcılar için gram altın fiziki altınlar içinde en düşük işçilik maliyetine sahip seçenek.
Çeyrek altın fiyatı ise işçilik maliyeti nedeniyle gram altına göre dezavantajlı görünse de likit olması ve kolay alınıp satılabilmesi açısından avantaj sağlıyor. Yatırımcılar, portföylerini çeşitlendirmek ve riskleri dağıtmak amacıyla farklı altın türlerine yatırım yapmayı tercih ediyor.
Küresel piyasalar altın fiyatlarına etki ediyor!
Küresel ekonomik gelişmeler doğrudan altın fiyatları üzerinde etkili oluyor. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz politikaları, küresel ticaret verileri ve jeopolitik riskler, ons altın fiyatını etkilerken, bu durum gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatına da yansıyor.
2025 yılının ilk çeyreğinde küresel ekonomide yaşanan yavaşlama belirtileri ve artan enflasyon endişeleri, altın fiyatlarının yükselmesine katkı sağladı. Uzmanlar küresel piyasalardaki belirsizliğin devam etmesi durumunda güvenli liman arayışının altın fiyatlarını desteklemeye devam edeceğini öngörüyor.
Özellikle ons altın fiyatındaki yükseliş, Türkiye’de gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatını yukarı yönlü etkilemeye devam edecek gibi gözüküyor. Küresel merkez bankalarının altın rezervlerini artırma eğilimi de altın fiyatları üzerinde olumlu etki yaratıyor.
İş hayatında verimlilik ve konfor sağlayan doğru ekipmanların seçimi kritik önem taşıyor. Uzun saatler bilgisayar başında çalışan profesyoneller için ergonomik ve işlevsel bir mouse, iş performansını doğrudan etkiliyor. Logitech de ofis ortamında kullanım için geliştirdiği çeşitli mouse modelleriyle farklı ihtiyaçlara yanıt veriyor.
Farklı çalışma tarzları ve el yapıları için optimize edilmiş bu ürünler, kullanıcıların iş akışını hızlandırıyor ve fiziksel rahatsızlıkları önlüyor. İşte iş profesyonellerinin tercih edebileceği en iyi Logitech mouselar ve özellikleri.
Logitech G G305 LIGHTSPEED
Logitech G305 LIGHTSPEED, ofis kullanımı için tasarlanmış hafif ve taşınabilir bir mouse. Sadece 99 gram ağırlığı ve kompakt tasarımıyla uzun süre kullanımda el yorgunluğunu azaltıyor. HERO sensör teknolojisiyle gelen G305, 12.000 DPI hassasiyeti sayesinde ofis uygulamalarında yüksek hassasiyet gerektiren işlemlerde bile yüksek performans sunuyor.
Tek AA pille 250 saate kadar kullanım süresi sağlayan bu mouse, iş seyahatlerinde şarj sorunu yaşamak istemeyen profesyoneller için ideal bir seçenek. Kablosuz bağlantıda 1 ms gecikme süresi ile kablolu mouselarla eşdeğer performans sunan G305, masa üzerinde kablo karmaşasını ortadan kaldırıyor.
Altı programlanabilir düğmesi, sık kullanılan işlevleri tek tuşla gerçekleştirmeye olanak tanıyarak iş akışını hızlandırıyor. Logitech G HUB yazılımıyla uyumlu olan cihaz, kullanıcıların kendi çalışma rutinlerine göre özelleştirme yapmasına imkan veriyor.
Logitech Lift, dikey tasarımıyla el ve bileği doğal bir pozisyonda tutarak uzun süreli kullanımlarda karpal tünel sendromu gibi rahatsızlıkların önüne geçiyor. 57 derece açılı ergonomik yapısı, bileği normal mouse kullanımına göre daha doğal bir pozisyonda tutuyor.
Özellikle günün büyük bölümünü bilgisayar başında geçiren ofis çalışanları için geliştirilen bu mouse, %90 daha az el hareketi gerektiriyor. Sessiz tıklama teknolojisi ile donatılan Lift, açık ofis ortamlarında ses kirliliğini azaltıyor.
Bluetooth ve Logi Bolt USB alıcısı sayesinde aynı anda üç farklı cihaza bağlanabilen mouse, farklı cihazlar arasında geçiş yapan kullanıcılar için pratik bir çözüm sunuyor. Düşük enerji tüketimi sayesinde tek bir AA pille 24 ay boyunca kullanılabiliyor. Sol el için özel olarak tasarlanmış versiyonu da bulunan Logitech Lift, kullanıcı konforunu maksimum seviyeye çıkarıyor.
Logitech’in amiral gemisi kablosuz mouse modeli MX Master 3S, profesyonel iş ortamları için üst düzey performans ve konfor sunuyor. 8000 DPI hassasiyete sahip Darkfield sensörü, cam dahil neredeyse her yüzeyde sorunsuz çalışıyor. Bu özellik sayesinde ofis dışı çalışmalarda bile maksimum verimlilik sağlıyor.
Elektromanyetik MagSpeed kaydırma tekerleği, tek bir dönüşte 1000 satır kaydırma imkanı sunarak uzun belge ve tablolarda hızlı hareket etmeyi kolaylaştırıyor. MX Master 3S, %90 daha sessiz tıklama teknolojisiyle açık ofis ortamlarında ideal bir çalışma arkadaşı haline geliyor.
Ergonomik tasarımı eli doğal bir pozisyonda tutarak uzun süreli kullanımlarda bile konfor sağlıyor. USB-C ile hızlı şarj özelliği bulunan mouse, 3 dakikalık şarjla tam bir gün kullanım sunuyor ve tam şarjla 70 güne kadar çalışabiliyor. Flow teknolojisi sayesinde üç farklı bilgisayar arasında dosya aktarımını mouse ile sürükle-bırak yöntemiyle gerçekleştirmeye olanak tanıyor.
Logitech Ergo M575S, hareketsiz bir mouse gövdesi ve baş parmakla kontrol edilen bir trackball ile klasik mouse hareketlerine alternatif bir kullanım sunuyor. Sabit bir pozisyonda durduğu için fazla masa alanı gerektirmeyen bu mouse, sınırlı çalışma alanlarında büyük avantaj sağlıyor.
Trackball sayesinde el ve kol hareketini minimuma indiriyor, böylece uzun çalışma saatlerinde bile kas yorgunluğunu azaltıyor. Bluetooth veya USB alıcı ile bağlantı kurabilen M575S, masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarla sorunsuz çalışıyor.
Hassas optik izleme teknolojisi, küçük ayrıntılara odaklanmayı gerektiren grafik tasarım ve veri analizi gibi işlerde kesin kontrol sunuyor. Parmak hareketlerini optimum seviyeye indiren tasarımı, bilek ağrısı ve karpal tünel sendromu riski taşıyan kullanıcılar için ideal. 24 aya kadar pil ömrü sunan cihaz, tek bir AA pil ile uzun süre kullanılabiliyor.
Minimalist tasarımıyla öne çıkan Logitech M350s Pebble 2, hem estetik görünümü hem de ultra ince yapısıyla seyahat eden profesyoneller için mükemmel bir seçenek sunuyor. Sadece 100 gram ağırlığındaki bu mouse, çanta ve ceplerde neredeyse hiç yer kaplamıyor.
%90 daha az gürültü çıkaran sessiz tıklama teknolojisiyle, kütüphane veya toplantı odası gibi sessiz ortamlarda dikkat dağıtmadan çalışma imkanı tanıyor. Bluetooth düşük enerji teknolojisiyle çalışan M350s, tek bir AA pil ile 18 aya kadar kullanım süresi sunuyor.
Logi Bolt USB alıcısı veya Bluetooth ile bağlantı kurabilen cihaz, iki farklı bilgisayar arasında kolay geçiş yapabilme özelliğine sahip. 1000 DPI hassasiyeti, ofis uygulamalarında yeterli hassasiyet sağlarken, düşük enerji tüketimini de destekliyor. Geri dönüştürülmüş plastik kullanılarak üretilen modeller, çevre dostu bir yaklaşımı da beraberinde getiriyor.
Logitech Signature M650 Küçük, özellikle küçük el yapısına sahip kullanıcılar için tasarlanmış ergonomik bir mouse. Standart mouselardan %10 daha küçük boyutuyla, kadın kullanıcılar ve küçük eller için ideal ölçülere sahip. Yan tarafında bulunan kauçuk tutamaçlar, uzun kullanımlarda bile güvenli ve rahat bir kavrama sağlıyor.
Sessiz tıklama teknolojisi, ofis ortamında ses kirliliğini %90 oranında azaltıyor. SmartWheel teknolojisiyle donatılan M650, kullanıcının kaydırma hızına göre kendini otomatik olarak ayarlıyor. Hızlı kaydırma gerektiğinde serbest dönen, hassas kontrol gerektiğinde ise adım adım ilerleyen tekerlek sayesinde uzun belgeler ve tablolarda navigasyon kolaylaşıyor.
Bluetooth LE ve Logi Bolt USB alıcısı seçenekleriyle Windows, macOS, Linux, Chrome OS, iPadOS ve Android uyumluluğu sunan cihaz, farklı platformlarda çalışan profesyoneller için ideal. 24 aya kadar uzanan pil ömrü, işten iş koşturan çalışanlar için büyük avantaj sağlıyor.
Logitech MX Anywhere 3, adından da anlaşılacağı gibi her ortamda kullanılabilen kompakt bir mouse olarak dikkat çekiyor. 4000 DPI hassasiyetindeki Darkfield sensörü sayesinde cam dahil hemen her yüzeyde sorunsuz çalışıyor.
Seyahat eden, farklı ortamlarda çalışma yapan ve prezantasyon hazırlayan profesyoneller için ideal bir seçenek sunuyor. Küçük boyutuna rağmen ergonomik tasarımı, uzun süre kullanımda bile el yorgunluğunu minimuma indiriyor. MagSpeed elektromanyetik kaydırma tekerleği, dakikada 1000 satırı geçebilen ultra hızlı kaydırma imkanı ve sessiz çalışma sunuyor.
USB-C şarj portu ile hızlı şarj özelliği sunan MX Anywhere 3, sadece 1 dakikalık şarjla 3 saatlik kullanım sağlıyor ve tam şarjla 70 güne kadar çalışabiliyor. Bluetooth veya Logi Bolt USB alıcısı ile üç farklı cihaza bağlanabilen mouse, Flow teknolojisi sayesinde bilgisayarlar arasında kolayca geçiş yapabilme ve dosya aktarabilme özelliği sunuyor. Bu özellikleriyle farklı platformlarda çalışan ve birden fazla cihaz kullanan profesyoneller için vazgeçilmez bir iş arkadaşı oluyor.