MIUI arayüzünün yerini alan HyperOS için artık geri sayım başladı. Xiaomi, yeni yapıyı ilk olarak Xiaomi 14 serisiyle kullanıcılara sunarken, ürün yelpazesinin geniş olması sebebiyle uzun süren çalışmalar sonucu kapsamlı bir dağıtım takvimi hazırladı. Son ortaya çıkan raporlar sevilen üç modelin daha HyperOS güncellemesi alacağı yönünde.
Xiaomi, sevilen üç model için HyperOS güncellemesi yayınlayacak
Xiaomiui tarafından paylaşılan rapora göre POCO F5 Pro, Xiaomi Pad 6 ve Xiaomi 11Tiçin Android 14‘ü temel alan HyperOS güncellemesi yayınlanacak. Sırasıyla OS1.0.1.0.UMNMIXM, 1.0.1.0.UMZCNXM ve OS1.0.1.0.UKWMIXM yapı numaralarıyla gelen güncellemenin bu ayın sonlarına doğru yayınlanacağı ifade ediliyor.
Xiaomi HyperOS; yeni saat stilleri, yazı tipleri, duvar kağıtları ve widget’larla ile kilit ekranında daha fazla özelleştirme sunacağı görülüyor. Kontrol merkezi ise bir önceki sürüm MIUI 14’e kıyasla daha temiz ve daha modern bir tasarıma sahip olacak. Uygulama simgeleri ise benzer, ancak genel tutarlılık artmış gibi duruyor.
Özellikleri ile dikkat çeken Vivo X100 ve X100 Pro modelleri, gelecek hafta gerçekleştirilecek etkinlik ile global pazarda da tanıtılacak.
Yeni sürümle birlikte dikkat çeken bir diğer detay ise Xiaomi HyperOS’un telefonlarda kaplayacağı alan oldu. Çinli şirketin iddiasına göre yapı 8.75 GB boyutlarında ve rakiplerine göre depolama konusunda ciddi bir avantaj sağlıyor.
HyperOS, seleflerine kıyasla daha az güç tüketecek ve daha az belleklerde daha rahat çalışabilecek. Bu da özellikle Xiaomi‘nin eski ve donanımsal açıdan yeterli olmayan ürünleri için bir açık kapı bıraktığı anlamına geliyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz!
Xiaomi, geçtiğimiz sene tanıttığı Android tabanlı HyperOS için dağıtım çalışmalarını sürdürüyor. Marka şu ana dek amiral gemisi ve orta segment modelleri yeni sürüme geçirdi. Tabii bununla birlikte yan markalar için de çalışmalar devam ediyor. Son olarak Peki HyperOSgüncellemesi alacak POCO modelleri resmen açıklandı? İşte liste!
HyperOS güncellemesi alacak POCO modelleri
Xiaomi, yılın ikinci çeyreğinde HyperOS güncellemesi alacak POCO modellerini açıkladı. Buna göre ilgili listede beş telefon bulunuyor ve aralarında geçtiğimiz ay tanıtılan Poco X6 Neo 5G gibi yeni modeller de mevcut.
İşte ikinci çeyrekte HyperOS güncellemesi alacak POCO modelleri;
Xiaomi, 2024'ün ikinci çeyreğinde yani nisan, mayıs ve haziran ayları içerisinde HyperOS güncellemesi alacak modelleri açıkladı.
Xiaomi kurucusu Lei Jun, geçen aylarda yaptığı paylaşımla HyperOS arayüzünün logosunun değiştiğini resmen duyurdu. Eskisine göre daha şık ve kompakt bir görünümle gelen yeni logo, dijital evrendeki fikirler ve bağlantılar gibi bir arada dönen noktalardan oluşan bir galaksi olarak tanımlanıyor. Aynı zamanda mora çalan renkleri de bünyesinde barındırıyor.
Xiaomi HyperOS; yeni saat stilleri, yazı tipleri, duvar kağıtları ve widget’larla ile kilit ekranında daha fazla özelleştirme sunacağı görülüyor. Kontrol merkezi ise bir önceki sürüm MIUI 14’e kıyasla daha temiz ve daha modern bir tasarıma sahip olacak.
Uygulama simgeleri ise benzer, ancak genel tutarlılık artmış gibi duruyor.Yeni sürümle birlikte dikkat çeken bir diğer detay ise Xiaomi HyperOS’un telefonlarda kaplayacağı alan oldu. Çinli şirketin iddiasına göre yapı 8.75 GB boyutlarında ve rakiplerine göre depolama konusunda ciddi bir avantaj sağlıyor.
HyperOS, seleflerine kıyasla daha az güç tüketecek ve daha az belleklerde daha rahat çalışabilecek. Bu da özellikle Xiaomi‘nin eski ve donanımsal açıdan yeterli olmayan ürünleri için bir açık kapı bıraktığı anlamına geliyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz!
Son yıllarda elektrikli araçlar, bir hayli popülerleşti. Bunun altında yatan sebepler ise çevresel farkındalık, enerji verimliliği, düşük bakım maliyetleri ve benzin veya dizel yerine daha uygun fiyata gelen elektrik kullanılması. Bu doğrultuda Türkiye’de elektrikli araç satışları da giderek artıyor. Tabii bu sadece ülkemiz için geçerli değil.
Amerika Birleşik Devletleri de elektrikli araçların bir hayli yaygın olduğu ülkelerden birisi. Bu doğrultuda ülkedeki bazı eyaletler, uzun bir süredir araçları kablosuz bir şekilde şarj eden otoyollar üzerinde çalışıyor. Bazı bölgelerde test edilen bu sistem ile araçların sadece tekerlerinin yere değmesi ile şarj edilebilmesi hedefleniyor. Son olarak Indiana eyaletinde bu konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. İşte ayrıntılar…
Elektrikli otomobilleri şarj eden otoyol projesi, ağır araçlar için test edilecek
Eyaletteki Purdue Üniversitesi‘nin mühendislik ekibi, traktör römorklarından binek otomobillere kadar çeşitli elektrikli araç tipleri için otoyollarda seyir halindeyken kablosuz olarak şarj edilebilmesini sağlayacak sistem üzerinde uzun bir süredir çalışıyor. Bu çalışmalar kapsamında saatte 65 mil hızla giden elektrikli otomobilleri şarj edecek otoyol hazırlanmıştı. Şimdi ise sıra kamyonlara geldi.
*Temsili
Indiana Eyaleti Ulaştırma Bakanlığı‘nın (INDOT) desteğiyle yürütülen proje, önemli bir aşamaya ulaştı. Öyle ki otoyoldaki kablosuz şarj sisteminin kamyon gibi ağır taşıtlara ne ölçüde güç verebileceği ölçülecek. Bunun için 1 Nisan yani dün itibariyle Batı Lafayette şehrindeki US Highway 231/US Highway 52 yolu üzerindeki çeyrek millik test yatağında inşaat başlatıldı.
Son yıllarda, Çinli elektrikli araba markaları Türkiye piyasasında belirgin bir yükseliş yaşıyor. İşte tüm detaylar...
Bu test için Cummins Inc. adlı bir ABD’li şirket tarafından sağlanan elektrikli kamyon kullanılacak. Testin ne zaman başlayacağı ise şimdilik belirsiz. Eyalet yönetimi, önümüzdeki birkaç yıl içinde eyaletler arası yolların bir kısmına bu kablosuz şarj sistemini kurmayı hedefliyor.
Şu anda Indiana dışındaki birkaç eyalet ve ülke, elektrikli araçları kablosuz olarak şarj eden otoyolları test ediyor. Ancak bu sistemin en zor kısmı, ağır kamyonlara uygulamak. Zira bu araçlar şehir dışındaki yollarda şehir içindekinin aksine daha hızlı hareket ediyor. Bu bağlamda yüksek enerjiye ihtiyaç duyuyorlar.
Purdue Üniversitesi‘nin mühendislik ekibi tarafından yapılan testin nasıl sonuçlanacağını hep birlikte göreceğiz. Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce elektrikli araçları kablosuz şarj eden otoyol sistemi ülkemizde de uygulanabilir mi? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Geçen yıl tanıtılan ve kullanıma sunulan HyperOS güncellemesinin dağıtımı tüm hızıyla sürüyor. Şu sıralar daha çok giriş ve orta segment için yayınlanan yeni yapı çok yakında bir modele daha gelecek. Peki HyperOS güncellemesi alacak yeni Xiaomi modeli hangisi? İşte ayrıntılar!
Redmi Note 11 için HyperOS güncellemesi yolda
Xiaomiui’nin haberine göre 2022’de tanıtılan Redmi Note 11, Android 13 tabanlı HyperOS güncellemesini almaya başlayacak. Yeni sürüm OS1.0.1.0.TGCMIXM yapı numarasıyla gelecek ve şubat ayının sonlarına doğru kullanıma sunulacak. Maalesef cihazın Android 14’ü alması beklenmiyor.
Redmi Note 11 için HyperOS güncellemesi ilk olarak Mi Pilot kullanıcıları için yayında olacak. Eğer sürümde bir problem görünmezse çok yakında genel kullanıma açılacak.
Xiaomi Civi 4 için hazırlıklar devam ediyor. Uygun fiyata amiral gemisi seviyesinde özellik sunması beklenen cihaz neler vadediyor?
Xiaomi kurucusu Lei Jun, geçen aylarda yaptığı paylaşımla HyperOS arayüzünün logosunun değiştiğini resmen duyurdu. Eskisine göre daha şık ve kompakt bir görünümle gelen yeni logo, dijital evrendeki fikirler ve bağlantılar gibi bir arada dönen noktalardan oluşan bir galaksi olarak tanımlanıyor. Aynı zamanda mora çalan renkleri de bünyesinde barındırıyor.
Xiaomi HyperOS; yeni saat stilleri, yazı tipleri, duvar kağıtları ve widget’larla ile kilit ekranında daha fazla özelleştirme sunacağı görülüyor. Kontrol merkezi ise bir önceki sürüm MIUI 14’e kıyasla daha temiz ve daha modern bir tasarıma sahip olacak.
Uygulama simgeleri ise benzer, ancak genel tutarlılık artmış gibi duruyor.Yeni sürümle birlikte dikkat çeken bir diğer detay ise Xiaomi HyperOS’un telefonlarda kaplayacağı alan oldu. Çinli şirketin iddiasına göre yapı 8.75 GB boyutlarında ve rakiplerine göre depolama konusunda ciddi bir avantaj sağlıyor.
HyperOS, seleflerine kıyasla daha az güç tüketecek ve daha az belleklerde daha rahat çalışabilecek. Bu da özellikle Xiaomi‘nin eski ve donanımsal açıdan yeterli olmayan ürünleri için bir açık kapı bıraktığı anlamına geliyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz!
Nothing, geçen yıllarda akıllı telefon pazarına merhaba dedi. Şirket bu alanda ürün çeşitliliğini artırmaya devam ederken, önümüzdeki dönemlerde Phone 3 ile karşımıza çıkacak. Akıllı telefonun lansman tarihi şu an için bilinmiyor ve şimdiye dek performans konusunda neler sunacağına dair çok fazla detay ortaya çıkmadı. Ancak bu durum yavaş yavaş değişmeye başladı, zira Nothing Phone 3 ile ilgili ilk bilgiler kısa bir süre önce geldi. İşte Nothing Phone 3 bilinen özellikleri ve potansiyel tanıtım tarihi!
Nothing Phone 3 bilinen özellikleri ve potansiyel tanıtım tarihi
Nothing Phone 3 modelinin kilit özellikleri şirkete yakın kaynaklar tarafından sızdırıldı. Buna göre telefonda geçtiğimiz günlerde kullanıma sunulan Snapdragon 8s Gen 3 işlemcisi karşımıza çıkacak. 4 nm mimariyle üretilen yonga; 1x 3.0 GHz ARM Cortex-X4, 4x 2.8 GHz ARM Cortex-A720 ve 3x 2.0 GHz ARM Cortex-A520 çekirdeklerine ek olarak Adreno grafik birimine ev sahipliği yapıyor.
Modelin tasarım açısından markanın geleneklerine sadık kalması bekleniyor. Bu kapsamda gelişmişLED ışıklar ve köşeli bir tasarım yeni modelde de kullanılacak. Akıllı telefonun fiyatlarına geldiğimizde 480 ila 540 dolar arasında satılmasını bekliyoruz. Bununla birlikte selefinin geçen yılın temmuz ayında tanıtıldığını göz önünde bulundurarak yeni modelin de benzer bir tanıtım takvimini izleyeceğini söyleyebiliriz.
Intel Hindistan Ülke Başkanı ve İstemci Bilgi İşlem Grubu Başkan Yardımcısı Gokul Subramaniam ile şirketin sürdürülebilirlik çabaları ve geleceğe yönelik planları üzerine derinlemesine bir röportajı gerçekleştirdik. Subramaniam, Intel’in sürdürülebilirlik alanında endüstriye liderlik etme konusundaki kararlılığını vurgulayarak, enerji tüketimi, su yönetimi, atık azaltımı ve sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda belirlenen hedeflere ulaşma yolunda kaydedilen ilerlemelerden söz etti. Ayrıca, Intel’in yarı iletken üretiminde sürdürülebilirlik konusundaki inovasyonları ve ekosistem ortaklarıyla işbirliğinin önemini de detaylandırdı.
Intel, tüketicilere ve iş dünyasına odaklanarak, ürünlerin üretim, operasyonel ve kullanım ömrü boyunca karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Ürün tasarımı ve üretim süreçlerinde karbon emisyonlarını düşürmek için yapılan çalışmalar, kullanılan malzemelerin seçimi, enerji verimliliğinin artırılması ve ürünlerin döngüsel ekonomiye uygun hale getirilmesi bu hedefe ulaşmak için anahtar hamleler.
Intel’in sürdürülebilirlik odaklı inovasyonları, sektördeki diğer oyuncularla işbirliği yapma konusundaki çabaları ve geleceğe yönelik planları ve şirketin sürdürülebilir bir gelecek için attığı adımlara röportajımızda detaylı olarak değindik.
Intel ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı röportajı aşağıda bulabilirsiniz:
Intel Hindistan Ülke Başkanı ve İstemci Bilgi İşlem Grubu Başkan Yardımcısı Gokul Subramaniam
ShiftDelete.Net: Intel genel olarak sürdürülebilirlik konusunda nasıl çalışmalar yapıyor?
Gokul Subramaniam: Öncelikle belirtmek isterim ki Intel sürdürülebilirlik konusunda son derece kararlı bir şirket. Sürdürülebilir yarı iletken üretiminde sektöre öncülük ediyoruz ve üstelik sadece yarı iletken üretimiyle yetinmiyoruz.
Bu alanda ilk vektör olarak enerji tüketimine bakarsak, hedefimiz 2030 yılına kadar kullandığımız elektriğin yüzde 100’ünü yenilenebilir kaynaklardan elde etmek. Ve halihazırda küresel olarak yüzde 93 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanıyoruz. Elektrik tüketiminde bugüne kadar kaydettiğimiz muazzam ilerlemeler var.
İkinci bir vektör olarak su konusunda ise hedefimiz 2030 yılına kadar net pozitif su. Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’da zaten net pozitif durumdayız. Ancak hedefimiz 2030 yılına kadar faaliyet gösterdiğimiz tüm ülkelerde net pozitif su.
Üçüncü bir vektör olan atık konusunda ise hedefimiz 2030 yılına kadar çöp sahalarına sıfır atık bırakmak. Ve bu konuda iyi bir ilerleme kaydediyoruz. İklim konusunda ise 2040 yılına kadar kapsam bir ve kapsam iki, 2050 yılına kadar ise kapsam üç olmak üzere toplamda net sıfır sera gazı emisyonu hedefliyoruz.
Bu hedeflere olan bağlılığımızı da çeşitli şekillerde gösteriyoruz. Biz aslında genel yarı iletken iklim konsorsiyumunun bir parçası olan ilk şirketiz. Ürünlerimizle eşleştirdiğimiz bazı eko etiketlere ve bunu nasıl yönlendirdiğimize ve ekosistem ortaklarıyla nasıl çalıştığımıza çok yatırım yapıyoruz. Ayrıca Schneider Electric tarafından yürütülen ve Schneider tarafından başlatılan enerji yönetimi ve otomasyonda dijital dönüşümü gerçekleştirmeye yönelik Catalyze girişiminin de ortağıyız.
Günümüzde PC’lerde hem tüketicilerin hem de iş dünyasının sürdürülebilirliğe önem verdiğini görüyoruz. Her ikisi de sürdürülebilirliği önemsiyor. Küresel olarak tüketicilerin neredeyse yüzde 64’ü sürdürülebilirlik konusunda oldukça endişeli. BT karar vericilerinin yüzde 64’ü de aynı şekilde sürdürülebilirlik girişimini tüm projelerinde ve yüksek öncelikli olarak genişletmek istiyorlar. Ve üst düzey BT liderlerinin neredeyse yüzde 81’i çevresel etkiyi azaltmak ve bunun için teknolojiyle ilgili daha fazla çözüm getirmek istediklerini söylüyor.
Intel için en önemli şeylerden biri sürdürülebilirliğe uçtan uca bir yaşam döngüsü olarak bakmamızdır. Üretimle başlayarak (ki sadece yarı-iletken değil PC veya tabletin tamamı) ürünün yaşamı döngüsü ve kullanım ömrünün sonu dahil olmak üzere tüm süreçte sürdürülebilirlik sağlamaya odaklanıyoruz.
SDN: Peki masaüstü ve dizüstü bilgisayarların üretiminde ve kullanımında sürdürülebilirliğin peşinden gitmenin faydaları nelerdir? Intel’e ne tür faydalar sağlıyor?
GS: Örneğin bir notebook ya da dizüstü bilgisayarı ele alalım. Sanırım size üç bölüm olduğunu söylemiştim, değil mi? Üretim, operasyonel ve kullanım ömrü. Bugün bir dizüstü bilgisayarın ömrü ortalama dört yıla yakın. Neredeyse 120 ila 500 kilogram karbon emisyonu, karbondioksit emisyonu ve bu CO2 emisyonu var. Masaüstü bilgisayarlar için ise yine bu 3 bölümde toplam 250 ila 1500 kilograma yakın karbondioksit emisyonu var. Bizim amacımız bunu azaltmak.
Bilgisayarlar için silikona bakıyoruz, anakarta bakıyoruz, platforma bakıyoruz, tüm bilgisayara bakıyoruz, nasıl daha düşük karbon ayak izi ile üretebiliriz diye bakıyoruz. Müşterilerimize ve ortaklarımıza sunduğumuz teknolojilerimiz var. Ayrıca kullanım modellerini, enerji verimliliğini çalıştırdığınızda alınan gücü ayarlamak ve optimize etmek için birçok aracımız var, böylece karbon ayak izini düşürüyoruz. Dolayısıyla, müşterilerimizin ve orijinal ekipman üreticilerimizin (OEM) daha sürdürülebilir bilgisayarlar üretebilmeleri için bu karbon emisyonunu azaltmak üzere tüm bu aşamalarda bir dizi teknoloji sunuyoruz.
SDN: Bir bilgisayarın ya da dizüstü bilgisayarın üretim döngüsünü düşündüğünüzde, üretimin hangi aşaması karbon salınımı açısından en yoğun? Ve Intel en çok hangisine odaklanıyor?
GS: Üretimin temelinde bir silikon var, bir anakart var ve sonra da bir kasa var. Dolayısıyla silikonda, anakartta ve sistemde önemli bir rol oynuyoruz. Intel üretim süreci Intel Foundry ile silikon seviyesinde karbon ayak izinin azaltılmasında çok kritik bir rol oynamaktadır. Ancak silikon sadece başlangıç noktasıdır. Anakart, anakarttaki bileşenler karbon ayak izinin neredeyse %65’ini oluşturuyor.
Oraya giden bileşenler açısından, çatışmasız mineraller açısından, anakartta ne tür mineraller kullanılıyor? Örneğin tantal, pek çok kapasitörde kullanılan bir mineral. Artık tantal içermeyen kapasitörlere sahip bir anakarta, OEM’lerimize tasarımlarında kullanabilmeleri için verebileceğimiz bileşenlere sahip olmanın bir yolunu bulduk. Yani anakart bir başka büyük odak alanı.
Anakartın biraz ötesine geçmeye başladığınızda, Intel ekranın güç verimliliğinde de kritik bir rol oynuyor. Ekranın gücünü nasıl düşürebilirsiniz? Örneğin günümüzde çok bilgisayar OLED’e geçiyor. Bizim de OLED panelin güç tüketimini düşürmek için bazı ilginç teknolojilerimiz var? OLED’in harcadığı gücü azaltmak için bazı algoritmalarımız var. Ayrıca kartı minyatürleştiriyoruz böylece anakartın alanı daha az oluyor. Daha küçük bir karta sahip olduğunuzda, daha az karbon ayak izi ve daha az bileşene sahip olduğunuzda, daha az karbon ayak izi demek. Dolayısıyla silikonla birlikte, daha düşük karbon ayak izine sahip bir anakartın referans tasarımını veriyoruz. Ekranın gücünü azaltmak için ekran tarifi veriyoruz. Dolayısıyla bunlar, karbon ayak izini üretim düzeyinde nasıl azalttığımıza dair çok iyi örnekler olarak karşımıza çıkıyor.
SDN: Sürdürülebilir bir üretim döngüsü uygulamak için birlikte çalıştığınız ortaklar üzerinde herhangi bir etkiniz var mı? Malzeme tedarik ettiğiniz iş ortaklarınızı sürdürülebilir üretim döngüleri kullanmayı zorunlu kılıyor musunuz? Ya da onları bu üretim döngülerinden bazılarını kullanmaya ikna edebiliyor musunuz?
GS: Bu harika bir soru. Yaptığımız şey, referans tasarımımızı oluştururken silikonu almak ve onu oluşturmaya çalışmak. Bir dizüstü bilgisayarın içine giren anakartı örnek vereceğim. Karbon ayak izini azaltacak şekilde bir anakart üretmeye çalışıyoruz ve işlemcimiz de buna dahil. Ve dediğiniz gibi, birçok materyal ve bileşen de var. Bu yüzden bileşen seçimlerini yaparken daha az bileşen, daha küçük anakart olmasına dikkat ediyoruz. İçinde çatışmasız mineral bazlı bileşenler olduğundan emin oluyoruz.
Tüm bunları alıyoruz ve sonra bir referans oluşturuyoruz. Bu referansı tüm müşterilerimiz ve ekosistem ortaklarımızla paylaşıyoruz, böylece gösterdiğimiz bir başlangıç noktasına sahip oluyorlar. Bu referansı sadece vermekle kalmıyoruz, ölçümleme de yapıyoruz çünkü sürdürülebilirlik ve karbon ayak izinin büyük bir kısmı nasıl ölçtüğünüzle ilgilidir. Ne tür hedeflere ulaşabiliyorsunuz? Bu nedenle metodolojimizi, tasarım ilkelerimizi ve referans tasarımın sonucunu, bunu ölçmek için kullandığımız araçlarla birlikte paylaşıyoruz. Ve bunu ekosistem ortaklarına veriyoruz, onlar da bundan yararlanıyorlar. Tedarik zincirlerini kullanıyorlar, doğru tarifleri seçiyorlar ve bunun peşinden gidiyorlar.
İkinci sorunuza yani çıktılarınızı ekosistem ortaklarıyla paylaşıyor musunuz sorusuna gelince, elbette çünkü bu işin büyük bir parçası. Yönetim kurulu düzeyinde ve sistem düzeyinde karbon ayak izini nasıl ölçtüğünüz konusunda belirli konsorsiyumların bir parçasıyız.
Örneğin, PAIA bir endüstri konsorsiyumudur. Biz de bu çalışma grubunun bir parçasıyız ve nasıl ölçüm yapacağınıza dair girdi sağlıyoruz. Ayrıca müşteriler ve ekosistem ortaklarıyla birlikte bunu oluşturmaya çalışan bir çalışma grubunun da parçasıyız. Intel’in tüm ürünler için sahip olduğu bir sürdürülebilirlik laboratuvarımız var. Ölçüm yapıyoruz, tedarikçilerimize ve satıcılara geri bildirimde bulunuyoruz. Müşterilerimize ve ekosistem ortaklarımıza referans tasarım teminatları veriyoruz. Yani bu çok işbirlikçi bir çaba. Öğrenebildiğimizden ve öğrendiklerimizi sektöre geri verebildiğimizden emin olmaya çalışıyoruz. Ne kadar büyük olursa olsun, karbon ayak izini nasıl azalttığımızı ölçülü bir şekilde gösteren gerçek tasarımlar sunuyoruz.
SDN: Ortaklarınızın da üretimlerinde sizin kılavuz ilkelerinizi kullanıp kullanmadıklarını takip ediyor musunuz?
GS: Sektörde belirli eko-etiketler var. EPEAT, TCO gibi eko-etiketler, Avrupa Birliği’nin ERP lot 3’ü var. Ve dünyada hemen her coğrafyada, bu çabanın gösterilip gösterilmediğini ölçebilmeniz için belirli bir sertifikasyon mekanizmasına sahip eko-etiketler var. Biz bunu dikte etmek yerine müşterilerimizle uyum sağlıyoruz. Biz referans veriyoruz, müşteriler bu referansı kullanıyor ve kendi ürünlerini oluşturuyorlar. Bazen bizim verdiklerimizin bir kısmını alıyorlar. Bazen de kendi tedarik zincirleri olduğu için tamamen kendi ürünlerini yapıyorlar.
Ama aynı zamanda eko etiketimizle eko sertifikasyon için hangi seviyeye ulaşabileceğinizi de gösteriyoruz. EPEAT için olduğu gibi bronz, gümüş, altın seviyeler mevcut. Biz müşterilerimize altın olan referans tasarımımızı veriyoruz. EVO tasarım şartnamemizde, orada ne kadarını elde edebileceğinize dair yollarımız var. Örneğin Meteor Lake’te Intel Core Ultra’da oldukça başarılı olduk. EVO tasarımlarıyla hangi EPEAT seviyesine ulaşabileceğimiz konusunda bazı önemli başarılar elde ettik.
SDN: Intel ve rakipleri daha sorumlu bir çip üretimi ve imalatı için ortak bir anlayışa ve plana sahip mi? Rakiplerinizle fikir alışverişi yapıyor musunuz?
GS: Bu harika bir soru. Tam da bu yüzden Yarı İletken İklim Konsorsiyumu’nun kurucu üyesiyiz. Dediğiniz gibi, bu bir endüstri işbirliği. Bunu tek başımıza yapamayız. İş ortağı ekosistemi ile yaptığımız pek çok şeyde ve sadece işlemcilerimizin ötesinde ortaklara ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu ortaklığın bir parçası olarak, bahsettiğiniz bu işbirliğini çok daha fazla geliştirebiliyoruz.
Dahası CEO’muz ve şirketimiz, sadece ürünlerimizi değil, tüm yenilikçi platformu geniş ölçekte etkinleştirmek için açık endüstri standartlarını teşvik etmek konusunda son derece kararlı. Intel, düzenleyicileri eğitmek ve kriterleri geliştirmek için bir dizi standart ve endüstri kuruluşuna katılmaktadır. Örneğin, PAIA bu konsorsiyumun bir parçası olduğumuz ve “nasıl ölçeriz?” diye sorduğumuz iyi bir örnek. Ölçümün tehlikeleri nelerdir, elde etmek istediğimiz sonuçlar nelerdir? Benzer şekilde Enerji konusunda Avrupa Birliği Lot 3, Energy Star ve EPEAT için de tüm bunlara ve sadece Intel’in değil, endüstrinin sera gazı emisyonunu azaltmayı amaçlayan Yarı İletken İklim Konsorsiyumu’na katılıyoruz. Dolayısıyla bu konularda çok aktifiz.
Ayrıca, karbon ayak izini azaltmak için ürün seviyesini ve ürün özelliklerini azaltmak amacıyla MIT gibi akademi dünyası ve endüstri liderleri ile oldukça yakın bir şekilde çalışıyoruz. Örneğin Ecolabel, endüstri konsorsiyumu ve akademi açısından bunu aşağıya çekebilmek için uyguladığımız yöntemlerden bazıları.
Son olarak da yenilenebilir enerjinin benimsenmesini hızlandırmak için Applied Material ve Schneider Electric ile birlikte Catalyze adlı bir program kurduk. Yani yenilenebilir enerjiyi zaten kullanıyoruz ve yarı iletken değer zinciri boyunca küresel olarak genel karbon emisyonu verimini azaltabilmemiz için bir endüstri olarak bu benimsemeyi hızlandırdığımızdan emin olmak istiyoruz. Bu sadece çip üretimi değil, kimyasallar, dökümhane, tüm değer zinciri için geçerli.
SDN: Intel’in şu anki tüm sürdürülebilirlik çalışmalarından bahsettiniz. Gelecekte yeni planlarınız var mı? Bizi daha çevreci hale getirmek için sektöre yeni uygulamalar, yeni malzemeler ya da yeni üretim döngüleri sunacak mısınız?
GS: Kesinlikle evet! Intel, Intel Core Ultra’yı piyasaya sürdü ve bu ürün silikon platformunda ve tüm ayarlarda teknolojilerimizde üç büyük sürdürülebilirlik özelliğine sahipti. Birincisi, daha düşük sistem karbon ayak izi: Ekosistemin etkinleştirilmesi ve birlikte mühendislik yoluyla somutlaştırılmış karbon ayak izinin düşürülmesi. Yani Core Ultra, sistemin karbon ayak izini düşüren teknolojilere sahiptir.
İkincisi, enerji verimliliği: Dizüstü bilgisayarı gerçek hayattaki uygulamalar için kullanırken, platform mimarimiz aracılığıyla enerji verimliliğini nasıl artırabileceğiniz, ayarlama araçlarını nasıl verdiğimiz, Intel’in Microsoft ve diğerleri gibi işletim sistemi satıcılarıyla nasıl çalıştığı, yazılımı optimize etmek için bağımsız yazılım satıcılarıyla nasıl çalıştığımız çok önemli. Böylece bu uygulamaları çalıştırdığınızda kullanılan net enerjiyi düşürürsünüz.
Üçüncüsü, döngüsellik. Yani kullanım ömrünün sonuna geldiğinizde veya bir ürünü emekliye ayırdığınızda, içeriği silme, onarma ve ikinci bir yaşam şansı yeteneklerini nasıl sağlayabileceğimiz.
Core Ultra ile, bu üç vektörün tümü için, yönlendirdiğimiz ve sektöre verdiğimiz belirli platform teknolojilerimiz var. Şimdi, ileriye baktığınızda, bu üç alanın hepsine odaklanmaya devam etmek istiyoruz. Daha küçük PCB’leri, alternatif malzemeleri, demateryalizasyonu nasıl kullanmaya devam edeceğimize bakıyoruz, yani daha küçük ve kompakt, düşük güçlü bileşenler yapabilmek için bazı malzemeleri üretim bandımızdan çıkarıyoruz.
Böylece, genel üretim sistemi karbon ayak izini azaltacağız. Operasyonel açıdan ileriye baktığımızda, daha fazla SoC güç verimliliğine bakıyoruz. İşlemcilerimizi daha fazla güç verimli hale getiriyoruz, daha fazla yazılım optimizasyonu sağlıyoruz, nerede daha fazla güç kullanıldığını bilmek için daha fazla telemetri kullanıyoruz. Ayrıca yapay zekayı ayarlama, tahmin etme ve proaktif olarak yönetme ve onarma yöntemimize dahil ediyoruz.
Döngüsellik konusunda ise, panonun tek bir tam parça olması gerekmeyen modüler bir mimari getiriyoruz. İki veya üçe bölünebilir, böylece yalnızca ihtiyacınız olan parçayı değiştirebilirsiniz. Örneğin çalışmayan sadece bir IO portunuz varsa, tüm anakartı değiştirmek zorunda değilsiniz. Sadece IO kartını değiştirirsiniz. Yani döngüselliği bu yolla sağlıyoruz..
SDN: Son olarak üretken yapay zekânın şu anda çok popüler olduğunu biliyoruz. Doğası gereği, bu işlemleri yapmak çok fazla güç tüketiyor ve sürdürülebilirlik çabalarını da etkiliyor. Bu konuda sürdürülebilirlik anlamında neler yapıyorsunuz?
GS: Birincisi, her şey trilyon dolarlık dil modeli değil. Bu yüzden yapay zekâyı buluttan çıkarıp daha uç noktalara, daha çok bilgisayara getirmeye çalışıyoruz. Böylece her zaman ağa ve buluta gitmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü buluta her gittiğinizde, yine daha fazla karbon ayak izi bırakıyorsunuz.
Yapay zekâ işlemlerini bilgisayarda yaptığınızda ise mimarimiz CPU, GPU ve NPU kullanmanıza izin veriyor. Yani merkezi işlem birimine, grafik işlem birimine ve nöral işlem birimine gönderiyoruz. SOC’de bu üçüne sahip olmamızın nedeni, hangi iş yükünü çalıştırmak istediğinize bağlı olarak size daha düşük güç sağlamasıdır. Yapay zekâ iş yüklerini daha düşük güçte çalıştırmanıza olanak tanıyan bir XPU mimarimiz var.
Son olarak ise yapay zekâyı mühendislikte nasıl kullandığımız fark yaratıyor. Adaptex gibi bazı ayarlama araçlarımız, iş yükünü tahmin etmek için makine öğrenimini tahmin etmek için yapay zekâya sahiptir. Böylece, SOC’de çalışabileceği daha düşük güçte bir yer sağlamak için makine öğrenimini kullanıyor. Ve yapay zekâyı bu açıdan son derece verimli bir biçimde uyguluyoruz.
PC tarafı dışında, sunuculara ve uçtan uca yapay zekâya dönecek olursak, Intel heterojen bilgi işleme sahip. Herkese uyan tek bir boyut olarak görmemeniz gerekiyor. Yapay zekâ için, yapay zekâyı demokratikleştirmeniz gerekiyorsa, yaygın ve her yerde olması gerekir. Tek bir boyutta, tek bir bilgi işlem türü veremezsiniz. Bazıları bulutta, bazıları ağda, bazıları uçta ve bilgisayarda gerçekleşir.
Bu heterojen bilgi işlem kapasitesini sağlayarak, yapay zekâyı ihtiyaç duyulan yerlerde uygulayabilir ve sadece ihtiyaç duyulan yerlerde gerekli olan bilgi işlemi, maksimum bilgi işlemi verebiliriz. Yapay zekâ için daha düşük bilgi işleme ihtiyaç duyduğunuz yerde, bu yeteneği veriyorsunuz. Intel olarak bizim yaklaşımımız bu yönde.
Gokul Subramaniam kimdir?
Gokul V. Subramaniam, İstemci Bilişim Grubu’nda (CCG) başkan yardımcısıdır ve Intel Corporation’da İstemci Platformu ve Sistemleri genel müdürü olarak görev yapmaktadır. Müşteri yol haritası için platformlar, referans tasarımlar, yenilikler ve sistem teknolojileri sunmaktan sorumlu küresel organizasyonu yönetmektedir. Gokul, PC OEM’lerinin ve ODM’lerin pazara lider yenilikler ve ürünler sunmasını sağlayan kişisel bilgi işlem için yeni form faktörlerine ve deneyimlerine odaklanan referans tasarım stratejisini ve sistem teknolojisi yeniliklerini yönlendirmektedir.
Gokul, Sürdürülebilirlik için CCG Yönetici Sponsorudur ve üretim, operasyonel ve kullanım ömrü sonu aşamalarında bilgisayar cihazlarında karbon ayak izini azaltmak için uçtan uca bilgisayar yaşam döngüsünü ele alan teknolojiler sunar. Gokul, 8 ODM’nin Hindistan’da PC üretmeye hazır olmasını sağlamak için küresel tedarik zinciri ve SMG ile çalışmak üzere Intel Hindistan mühendislik becerisini bir araya getiren Hindistan’da Üretim (ODM) girişimine liderlik etmektedir.
Gokul, 2012 yılında Intel’e katıldığından bu yana 2’si 1 arada dizüstü bilgisayarlar, Hepsi Bir Arada bilgisayarlar, sanal gerçeklik, oyun ve akıllı ev dahil olmak üzere çeşitli ürün ve platformlarda istemci sistemi yeniliklerine liderlik etti. Son olarak, Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Tayvan ve Malezya’da kıdemli direktör ve İstemci Sistemleri ve İnovasyon Genel Müdürü olarak görev yaptı. Bu görevde, pil ömrü iyileştirmeleri, sistem inovasyonu ve küçük form faktörü referans tasarımları aracılığıyla müşteri ürün liderliğini yönlendirdi. Daha önce, CCG İnovasyon Geliştirme Araçları’nı sunmak için kıdemli direktör ve küresel yönetici olarak görev yaptı.
Sistem ve yazılım mühendisliği alanında lider olan Gokul, Texas Instruments’ta OMAP ürün yazılım geliştirme kıdemli direktörü ve OMAP sistem mühendisliği Hindistan operasyonları başkanı olarak görev yapmıştır. İlk Android telefon ve Kindle cihazı gibi çığır açan cihazlar da dahil olmak üzere birçok nesil mobil ürünün (telefonlar ve tablet cihazlar) pazara sunulmasında görev almıştır. Texas Instruments’ta, birden fazla üst düzey işletim sisteminde akıllı telefonlar için üretim düzeyinde sistem yazılımını pazara sunan mühendislik geliştirme organizasyonunu yönetmiştir.
Gokul, yazılım mühendisliği, cep telefonları ve yarı iletken sistem tasarımı alanlarında 7 yayının yazarıdır ve bilgi işlem, kablosuz, güç yönetimi, multimedya ve dokunmatik alanlarında 10 patente sahiptir. İşbirlikçi bir açık kaynak yazılım ve mühendislik organizasyonu olan Linaro’nun eski Teknik Yönlendirme Konseyi üyesidir.
Gokul, Hindistan’daki Madras Üniversitesi’nden elektronik ve iletişim mühendisliği alanında lisans ve Arlington’daki Texas Üniversitesi’nden bilgisayar bilimi ve mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi almıştır. MIT Sloan School of Management’ta Genel Yönetim Yönetici Programını tamamlamış ve Yönetim, İnovasyon ve Teknoloji alanlarında İleri düzey sertifikalar almıştır.
vivo, katlanabilir telefon işindeki hamlelerine devam ediyor. Çinli marka burada X Flip ve X Fold serileriyle karşımıza çıkarken, çok yakında bu serilere yeni eklemeler yapmak için mesai harcıyor. Son olarak yaklaşan vivo X Fold 3 ailesiyle ilgili yeni bilgiler geldi. İşte vivo X Fold 3 bilinen teknik özellikleri ve tanıtım tarihi!
vivo X Fold 3 tanıtım tarihi ortaya çıktı – vivo x fold 3 bilinen özellikleri
Vivo X Fold 3 ve X Fold 3 Pro sırasıyla V2303A ve V2337A model numaralarıyla MIIT veri tabanında ortaya çıktı. Bu lansmanın yakında olduğuna işaret ederken, tanıtım tarihi konusunda da önemli bilgileri bizlere veriyor.
vivo’nun mart ayında büyük bir etkinlik düzenlemesi bekleniyor. Yukarıdaki detayları da dikkate alarak markanın bu etkinlikte Vivo X Fold 3 ve X Fold 3 Pro‘yu görücüye çıkarması oldukça muhtemel. Aynı zamanda birçok kaynak da söz konusu etkinliğin firmanın katlanabilir telefonlara ev sahipliği yapacağını düşünüyor.
vivo'nun yakın zamanda tanıtması beklenen uygun fiyatlı Android modeli vivo Y200e 5G'nin özellikleri ortaya çıktı.
Bununla birlikte standart modelin geçtiğimiz IMEI veri tabanında tespit edildiğini belirtelim. Pro’nun ise bu gibi sertifika web sitelerinde çok fazla görünmediğini ekleyelim.
Sektörün güvenilir isimlerinden Digital Chat Station geçtiğimiz günlerde vivo X Fold 3 ailesinin ilgili yeni detaylarını gözler önüne serdi. Buna göre telefonlarda OmniVision OV50H ana kamera yer olacak. Bunun dışında telefoto sensörü de katlanabilir cihazlarda kullanılacak. Hatta ilgili lensin 64 Megapiksel çözünürlüğünde olacağı söyleniyor.
Kaynağa göre telefonlar ince ve hafif bir yapıya sahip olacak. Dahası, X Fold 3‘ün Qualcomm Snapdragon 8 Gen 2, Pro’nun ise Snapdragon 8 Gen 2’ten güç alacağı iddia ediliyor. Son olarak Standart modelde ultrasonik ekran altı parmak izi tarayıcı ve kablosuz şarj gibi amiral gemisi özellikleri kullanılmayacak. Pro’yu satın alan kullanıcılar ise bu özelliklere sahip olabilecek.
Reddit kullanıcısı C-Wizz’in büyükannelerinin bodrumunda yaptığı keşif, teknoloji tarihindeki önemli bir anı yeniden canlandırdı. C-Wizz, bodrumda, 66 yıllık ve son derece nadir bir Librascope-LGP-30 bilgisayarı buldu.
Bodrumda bulunan 1956 tarihli 66 yıllık nadir Librascope bilgisayarı
Bu nadir bilgisayar, 1956’da piyasaya sürülmüş ve Avrupa’da sadece 45 adet üretilmiş. Ayrıca, hacker kültürünün en önemli öykülerinden birinde kullanılmış bu bilgisayar, teknoloji meraklıları için büyük bir ilgi odağı haline geldi.
Bu nadir Librascope bilgisayarı, 363 kilogram ağırlığında ve ilk satış fiyatı 47 bin dolar civarındaydı. Bugünün parasıyla bu, 512 bin doların üzerinde bir değere karşılık geliyor. C-Wizz, bulduğu cihazın yanı sıra birkaç PDP-8 minibilgisayar daha bulduğunu, bunların 1960’larda ilk ticari olarak başarılı minibilgisayarlar olduğunu ifade ediyor.
Kingston Üniversitesi'nde bulunan dünyanın ilk Q1 mikrobilgisayarı, teknoloji tarihindeki önemli bir keşif olarak dikkat çekiyor.
Özellikle, 1983 yılında yayımlanan ve bilgisayar programcılığı folklorunun önemli bir parçası olan “The Story of Mel” adlı eserde Librascope LGP-30’dan bahsedilmesi, bu bilgisayarın değerini daha da artırıyor. Bilgisayarın nasıl bu bodruma geldiği ise merak konusu.
C-Wizz, dedesinin bu bilgisayarı 1960’larda inşaat mühendisliği hesaplamaları için kullandığını ve özel olarak sahip olan az sayıdaki insanlardan biri olduğunu açıklıyor. Şimdi ise, bu tarihi cihazın tekrar çalışır hale getirilmesi için bir müzeyle iletişime geçmeyi düşünüyor.
Bu nadir keşif, bilgisayar tarihi için önemli bir anıyı ve teknolojiye olan tutkuyu yansıtıyor. Bu nadir buluş, teknoloji ve hacker kültürüne olan ilgiyi yeniden ateşleyerek, bilgisayar tarihinde önemli bir yeri olan LGP-30’un hikayesini gün yüzüne çıkarıyor.
C-Wizz’in müze ile temasa geçme planları, bu tarihi parçanın korunmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlayarak, teknoloji tarihine katkıda bulunma potansiyeli taşıyor. Bu nadir Librascope bilgisayarı keşfi, bilgisayar tarihinin sadece dijital değil, aynı zamanda fiziksel bir miras olduğunu da hatırlatıyor ve teknoloji meraklıları için heyecan verici bir hikaye sunuyor.
Peki siz bu hazine değerindeki bilgisayarın bulunması konusunda ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz.
Yapay zeka modelleri gelişmiş sohbet kabiliyetleri sayesinde kısa sürede hayatımıza dahil oldu. ChatGPT bu alanda başı çekiyor olsa da, pazarda birçok model bulunuyor. Ancak ChatGPT’nin basit bir toplama işlemini yanlış yapıp özür dilemesi ise merak uyandırdı.
ChatGPT toplama işlemini neden yanlış yapıyor?
ChatGPT’ye basit bir toplama işlemi yapması istendi. Buna göre birkaç kişinin isimleri ve yanında fiyat belirten bir komut girildi. Ancak sohbet botu, tüm değerleri doğru anlamasına rağmen toplama işleminin sonucunu yanlış buldu.
Toplamı 8300 eden bir işlemi 8500 bulunca ise hata yaptığı belirtildi. İşlemin doğru sonucunun 8300 olduğu ve tekrar kontrol edilmesi istendi. Hata yaptığını fark eden ChatGPT ise işlemi tekrar ederek 8300 sonucuna ulaştığını söyledi.
Apple tarafından tanıtılması beklenen uygun fiyatlı AirPods Lite özellikleri ve fiyatı hakkında daha fazla detay ortaya çıkmaya başladı...
Toplama işlemini neden yanlış yaptığı sorulunca ise özür dilemekten kaçınmadı. Buna göre, “Özür dilerim, yanlışlıkla yanıtımda hata yaptım. İşlemi doğru bir şekilde yapmadım ve yanlış sonuca ulaştım. Yanlış hesaplama yaptığım için özür dilerim. Doğru sonuç 8300 olmalıydı. Teşekkür ederim düzeltme için” dedi.
Yapay zeka tabanlı sistemlerin birçok kez yanlış cevaplar verdiğini biliyoruz. Hatta daha önce bir Belediye Başkanı’na yönelik sahte bilgi ürettiği ve dezenformasyona yol açtığı ifade edilmişti. Bu kapsamda başkan da ChatGPT’ye dava açtı.
Ayrıca Google, Gemini ile insan görseli oluşturma servisinde hatalar olduğunu kabul etmişti. Bu kapsamda Gemini görsel servisinde insan oluşturma kategorisini bir süreliğine durdurma kararı aldı.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz.
Türk mühendisler mini ölçekli hidroelektrik santrallerin (HES) potansiyelini artırarak, yerli ve milli enerji üretimine katkıda bulunacak önemli bir gelişme sağladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın desteği ile Türkiye Elektromekanik Sanayi A.Ş. veya bilinen adıyla kısaca TEMSAN mühendisleri tarafından geliştirilen HİDROTEM, 1 MW kurulu güce ulaşabilen kompakt bir mini HES.
1 MW kurulu güce ulaşan kompakt HES
Bu yenilikçi proje özellikle belediyeler, içme suyu arıtma tesisleri, su deposu giriş-çıkışları ve soğutma suyu kullanılan tesisler gibi alanlarda kullanılmak üzere tasarlandı. HİDROTEM’in en büyük avantajlarından biri de herhangi bir inşaat çalışması gerektirmeden kolayca kurulabilmesi.
Bu özelliği projenin maliyetini ve uygulama süresini önemli ölçüde azaltıyor. Ayrıca, taşınabilir ve kompakt yapısı sayesinde gerektiğinde kolayca başka bir yere nakledilebilir. TEMSAN Tasarım Merkezi tarafından geliştirilen bu sistem mobil cihazlarla uzaktan kontrol edilebilir bir yapıya sahip olup minimum 0,5 kW’dan başlayarak 1 MW’a kadar kurulu güç sağlayabiliyor. Bu da yaklaşık 200 evin elektrik ihtiyacını karşılayabileceği anlamına geliyor.
Türkiye, güneş enerjisi alanında önemli bir kilometre taşını geride bıraktı ve kurulu gücü ilk defa 12 bin megawatt (MW) seviyesini aştı.
Bu proje Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Babasultan köyünde yapılan başarılı testlerin ardından, Trabzon Arsin Belediyesi ve Zonguldak Belediyeler Birliği tarafından beğenildi ve sipariş edildi. Arsin Belediyesi 265 kW, Zonguldak Belediyeler Birliği ise 213 kW’lık HİDROTEM sipariş etti. Trabzon’daki sistem yılın ilk çeyreğinde devreye alınacak. Zonguldak’taki sistem ise enerji üretim aşamasına geçmiş durumda.
Bu gelişme, Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki potansiyelini maksimize etmeyi amaçlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Ar-Ge çalışmalarıyla da uyumlu. TEMSAN’ın hidroelektrik santral uygulamalarına yönelik yenilikçi çözümleri, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünya için önemli bir adım olarak görülüyor. Ayrıca, HİDROTEM’in geliştirilmesinde yapay zeka odaklı çalışmalar da yürütülüyor, bu sayede sistem, su rezerv kontrolü ve en verimli çalışma noktası gibi alanlarda optimizasyon sağlayacak.
Bu başarılı proje ülkemizin hidroelektrik enerji üretim kapasitesini artırırken aynı zamanda yerli ve milli teknoloji kullanımını teşvik ederek enerji alanında dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Elektrik Elektronik Mühendisi Batuhan Şenlen’e göre Türkiye’de HİDROTEM’in kullanılabileceği potansiyel 1000 MW’ı aşıyor. Bu da ülkenin enerji üretim kapasitesine önemli bir katkı sağlayabilir.
Geçtiğimiz yıl kullanıma sunulan HyperOS güncellemesinin dağıtımı tüm hızıyla sürüyor. MIUI arayüzüne göre daha kararlı ve kapsamlı bir deneyim sunan yeni yapı şu sıralar Çin’de kullanıma sunulsa da yakında globaldeki uyumlu cihazlar için de yayınlanmaya başlanacak. Peki globalde HyperOS güncellemesi alacak ilk Xiaomi modelleri hangileri?
Xiaomiui tarafından paylaşılan raporlara göre Xiaomi, 11 model için HyperOS Global sürümünü test ediyor ve çok yakında dağıtıma başlayacak. Şu an için net bir tarih bilgisi paylaşılmasa da önümüzdeki birkaç hafta içinde konuyla ilgili önemli gelişmelerin yaşanması bekleniyor. Bu arada söz konusu yapının Android 14 tabanlı olduğunu belirtelim.
İşte globalde HyperOS güncellemesi alacak ilk Xiaomi modelleri:
Xiaomi 14 Ultra, 24030PN60G model numarasıyla BIS veri tabanında ortaya çıktı. İşte Xiaomi 14 Ultra bilinen özellikleri ve tanıtım tarihi!
Xiaomi kurucusu Lei Jun, geçtiğimiz haftalarda yaptığı paylaşımla HyperOS arayüzünün logosunun değiştiğini resmen duyurdu. Eskisine göre daha şık ve kompakt bir görünümle gelen yeni logo, dijital evrendeki fikirler ve bağlantılar gibi bir arada dönen noktalardan oluşan bir galaksi olarak tanımlanıyor. Aynı zamanda mora çalan renkleri de bünyesinde barındırıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz!
Geçtiğimiz haftalarda Apple tarafından tanıtılması beklenen uygun fiyatlı AirPods modeli hakkında bazı sızıntılar ortaya çıkmıştı. İddialara göre yakın zamanda Apple’ın kulaklık serisine yeni bir model eklenecek. Ortaya çıkan son sızıntılara göre Apple markasının bu yıl içinde tanıtması beklenen “AirPods Lite” modeli, düşük bütçeler için uygun olacak. İşte AirPods Lite beklenen fiyatı, özellikleri, ve tanıtım tarihi…
AirPods Lite, uygun fiyatı ile 2024’te tanıtılacak
Bu sene Apple’ın özellikle AirPods serisinde değişiklikler yaparak birçok yeni model tanıtması bekleniyor. Şimdiye kadar üretilen AirPods modellerine ek olarak Apple, daha uygun fiyatlı bir kulaklık üreterek kullanıcılar için seçenek sayısını arttırmayı hedefliyor. Güvenilir Apple analistlerine göre şirket, bu yıl içerisinde birçok yeni AirPods modeli tanıtacak ve bunlardan biri de düşük bütçeli AirPods Lite olacak.
Yayınlanan raporda Apple’ın AirPods üretiminde bir artış olacağını ve bu artışın da sebebinin uygun fiyatlı kulaklık modelinin olacağı belirtiliyor. 2024 yılında AirPods hacminin hali hazırda bulunan modellere olan talebin azalması dolayısıyla yüzde dörtlük bir düşüşle elli beş milyon adede düşmesi öngörülüyor.
Kaynaklar, Apple'ın iPhone 16 Pro ve Pro Max'te 5. sınıf titanyum kaplama kullanacağını ortaya koydu. İşte detaylar.
Bu rapora ek olarak bir diğer Apple analisti Ming-Chi Kuo da şirketin AirPods Lite modeli üzerinde çalıştığını ve fiyatının 99 dolar olabileceğini belirtti. Apple’ın 2024’ün ikinci çeyreğinde tanıtacağı iddia edilen bu cihaza ek olarak AirPods Max modelinin de 2024 sonlarına doğru tanıtılması bekleniyor.
Ayrıca bu sene Apple’ın AirPods 4. nesili tanıtacağını biliyoruz ve iddilara göre Apple, AirPods 4’ü iki farklı modelle tanıtacak. Her iki modelin de yeni bir tasarım ve USB-C şarj desteğine sahip olması beklenirken, yalnızca üst model kulaklığın gürültü engelleme gibi özelliklerle geleceği iddia ediliyor.
İşte şu anda satışta olan ve bu sene içerisinde satışa sunulması beklenen AirPods modelleri:
AirPods (2. nesil) – 129 ABD doları
AirPods (3. nesil) – 169 ABD Doları (Lightning Şarj Kutusuyla birlikte) veya 179 ABD Doları (MagSafe Şarj Kutusuyla birlikte)