Ekran kartları, bilgisayarın görüntü işlemlerini gerçekleştiren temel donanım birimidir. Grafik işlem birimi (GPU) sayesinde 2D ve 3D görselleri işler, oyunlarda ve video düzenlemede yüksek performans sağlar. Modern ekran kartlarında GDDR6 veya GDDR6X gibi yüksek hızlı bellek türleri kullanılır.
Uygun fiyatlı ekran kartı önerileri
Bellek kapasitesi (örneğin 6 GB, 8 GB, 16 GB), çözünürlük ve detay seviyesini doğrudan etkiler. Bu bileşenler, yüksek çözünürlükte ve yüksek kare hızında oyun oynama olanağı sunar. Ray tracing (ışın izleme) teknolojisiyle gerçekçi ışık ve gölge efektleri elde edilir.
DLSS (NVIDIA) ve FSR (AMD) gibi görüntü yükseltme teknolojileri performansı artırırken kaliteyi korur. Soğutma sistemleri (tek, çift veya üç fanlı) kartın serin çalışmasını sağlar. VR (sanal gerçeklik) ve çoklu monitör desteği sunar. PCI Express (genellikle PCIe 4.0 veya 5.0) arayüzüyle anakarta bağlanır.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Güç tüketimi modele göre değişir; bazı kartlar harici güç bağlantısı gerektirir. Ayrıca overclock (hız aşırtma) desteğiyle performans artırılabilir. Bu ürünler oyun dışında; video düzenleme, render ve yapay zeka uygulamalarında da kullanılır.
Bu makalemizde, en uygun fiyatlı ekran kartı modellerini derledik. Ancak ürünlerin fiyatlarında değişiklik olabilir.
MSI’nin bu modeli, NVIDIA’nın Ampere mimarisiyle güçlendirilmiş olup, 8GB GDDR6 belleği ve 256-bit bellek arayüzü ile yüksek performans sunar. Üçlü fanlı soğutma sistemi sayesinde ısıyı etkili bir şekilde dağıtarak sessiz ve serin bir çalışma sağlar. Ray tracing ve DLSS teknolojileriyle oyunlarda gerçekçi grafikler ve yüksek kare hızları elde edebilirsiniz.
ZOTAC’ın bu kompakt modeli, NVIDIA’nın RTX 3060 Ti GPU’sunu 8GB GDDR6 bellekle birleştirerek güçlü bir performans sunar. Twin Edge OC tasarımı, çift fanlı soğutma sistemiyle etkili ısı yönetimi sağlar. Ray tracing ve DLSS desteği ile oyunlarda daha gerçekçi görseller ve yüksek performans elde edebilirsiniz. Kompakt yapısı sayesinde küçük kasalar için idealdir.
SAPPHIRE’ın bu modeli, AMD’nin RDNA 2 mimarisi üzerine inşa edilmiş olup, 16GB GDDR6 belleği ile yüksek çözünürlüklerde bile üstün performans sunar. Triple fanlı soğutma sistemi, kartın serin ve sessiz çalışmasını sağlar. Ray tracing ve AMD’nin FidelityFX teknolojileriyle oyunlarda etkileyici görseller elde edebilirsiniz.
Gigabyte’ın bu modeli, AMD’nin RX 7600 XT GPU’sunu 16GB GDDR6 bellekle birleştirerek orta segmentte güçlü bir performans sunar. WINDFORCE 3X soğutma sistemi, üçlü fan tasarımıyla etkili ısı dağılımı sağlar. FSR 3 teknolojisiyle oyunlarda daha yüksek kare hızları ve gelişmiş görseller elde edebilirsiniz. Bu kart, 1080p ve 1440p çözünürlüklerde oyun oynamak isteyenler için idealdir.
Asus’un bu modeli, NVIDIA’nın RTX 3050 GPU’sunu 6GB GDDR6 bellekle sunarak giriş seviyesinde ray tracing deneyimi sağlar. Çift fanlı soğutma sistemi, kartın serin ve sessiz çalışmasını destekler. DLSS teknolojisiyle oyunlarda daha yüksek performans ve gelişmiş görseller elde edebilirsiniz. Kompakt yapısı sayesinde küçük kasalar için uygundur.
Özellikle karantinanın iyice tetiklediği moralsiz hissetme durumu, ders çalışma alışkanlığını aşırı miktarda olumsuz etkiliyor. Fakat gelecek açısından eğitim hayatının öyle veya böyle devam etmesi gerekiyor. Her ne kadar moraliniz bozuk olsa da eğitime ve derslerinize odaklanmanızı kolaylaştıracak mobil uygulamaları derledik.
Ders çalışma sürecinin kolaylaşması için evvela önünüzdeki soruları, kitapları gözünüzde büyütmekten vazgeçmeniz gerekiyor. Bunu başarmanın en iyi yöntemlerinden birisi, işi eğlenceli ve pratik hale getirmek. Quizlet, tam bu amaç için geliştirilen bir mobil uygulama.
Basitçe anlatmak gerekirse, Quizlet istediğiniz konuyla ilgili çerezlik diyebileceğimiz bilgi kartları oluşturuyor. Örneğin 1. Dünya Savaşı hakkında kafanıza tam olarak yatmayan bir detay mı var? Quizlet, bununla alakalı küçük test soruları ve bilgi kartları oluşturarak olayı basitçe anlatıyor.
Kendinizi geliştirmek ve odaklanmak açısından bilgi kartlarından bolca faydalanın. Birkaç dakika önce hiçbir şey bilmiyorken, artık tam anlamıyla aklınıza sindiğini fark ettiğiniz an motivasyonunuz da yükselecektir.
Memrise, özünde bir dil öğrenme uygulaması. Ancak olaya sadece bu açıdan bakmamakta fayda var. Zira bu tarz yazılımların amaçları birbirlerinden farklı olsa da, hepsinin ortak yanı: öğrenme alışkanlığını geliştirmesi. Dil öğrenmeyi de işin ödülü gibi düşünebilirsiniz.
İyi bir ders çalışma düzeni için sahip olmanız gereken en önemli beceri olan öğrenme alışkanlığını Memrise ile geliştirebilirsiniz. Bu uygulamanın ağırlık verdiği temel nokta: istikrar. Öğrenmek istediğiniz konu için kendinize günlük hedefler belirlemeniz gerekiyor. Seçtiğiniz saatlerde Memrise size bildirim göndererek öğrenmeye devam etmeniz konusunda uyarıyor.
Her gün 4 şey öğrenseniz, aylık ortalama 120 bilgi eder. Damlaya damlaya göl olur, bir bakmışsınız ki o alanda uzman olmuşsunuz.
Ders çalışma sürecini verimli hale getiren önemli noktalardan bir tanesi de, zaman yönetimi. Kendinizi 1 saat boyunca aralıksız derse vermektense belirli aralıklarla bunu parçalara ayırmak daha verimli olabilir. Bunun terminolojik bir karşılığı var: Pomodoro tekniği.
Pomodoro yönteminde, plananan iş en fazla 25 dakika uzunluğunda olmak suretiyle kısa molalara ayrılıyor. Her bir pomodoro bitişinde psikolojik olarak onu başardığınız hissine kapılıyorsunuz. Bu hissiyat da, yüksek motivasyonun olmazsa olmazlarından.
Bu tekniği uygulamanın temel adımları:
– Yapılacaklar listesi oluştur, – Alarmı 25 dakikaya ayarla ve çalana kadar sadece o göreve odaklan, – Bittikten sonra pomodoro’yu işaretleyerek görevi kaydet, – 5 dakika mola ver, – Dört pomodoro’dan sonra 15-30 dakika uzun ara ver.
Pomodoro tekniğini telefonunuzun alarmıyla da uygulayabilirsiniz. Ancak bunun için geliştirilen mobil uygulamalar, süreci daha kolay hale getiriyor. Tavsiye edilen uygulamalar şöyle:
Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Ancak not tutmanın, ders çalışmanın olmazsa olmazları arasında yer aldığı tartışılmaz bir gerçek. Öğrendiğimiz bir bilgiyi o an artık hiç unutmayacakmışız gibi hissederiz; ama bir süre sonra beynimize farklı bilgiler girdiğinde, diğerleri kaybolur. Bu ayrıca insanı demotive eder.
Bıkkınlık hissine kapılmamak için, öğrendiklerinizi bir kenara kaydetmeniz oldukça önemli. Bu amaç için geliştirilen Evernote, çok geniş kapsamlı bir not tutma uygulaması. Evernote sadece metin yazmayı değil, aynı zamanda notlara ses kaydı, video ve web bağlantıları eklemeyi de mümkün kılıyor.
Örneğin o an yazı yazacak vaktiniz yok diyelim, hızlıca notu sesinizle ekleyebiliyorsunuz. Ayrıca aldığınız notları gruplayıp sonraki bir zamanda tekrar düzenleyebilirsiniz.
Ders çalışma için gerekli tüm nitelikleri karşılamaya başladınız, bu aşamadan sonra ihtiyacınız olan önemli alışkanlıklardan bir tanesi de; planlama.
Okulunuzun verdiği ödevi belirli zaman aralıklarına ayırıp notlarla destekleyerek yapmaya koyulduğunuzu farz edin. Onu zamanında yetiştirmeniz veya diğer ödevlere de vakit ayırmayı unutmamanız önemli. İşte tam bu amaç için geliştirilen MyHomework, kapsamlı bir planlayıcı görevi görüyor.
MyHomework; ödevler, projeler, sınavlar ve her türlü önemli tarihlerden oluşan günlük çalışma programı oluşturmanızı sağlıyor. Bunları her an takip edebiliyorsunuz. Ayrıca uygulama, planladığınız bir görevin zamanı geldiğinde sizi uyarıyor.
Sinema, doğuşundan bu yana sadece bir eğlence aracı olmaktan çok daha fazlası oldu. Filmler, toplumları şekillendiren, düşünce yapılarını değiştiren ve kültürel devrimlere öncülük eden güçlü araçlar haline geldi. Bazı filmler öyle derin izler bıraktı ki, sadece sinema tarihini değil, insan kültürünün evrimini de etkiledi. Bu filmler, kostümleri, müzikleri, diyalogları ve sundukları fikirlerle kalıcı kültürel semboller yarattı.
The Birth of a Nation (1915)
D.W. Griffith tarafından yönetilen bu film, sinematografik teknikleriyle devrim yaratırken, aynı zamanda ırkçı içeriğiyle de tartışmalara yol açtı. Film, teknik açıdan sinemanın dilini değiştirdi: paralel kurgu, yakın çekimler ve epik anlatım teknikleri ilk kez bu kadar etkili kullanıldı. 190 dakikalık süresiye o dönem için dev bir yapım olan film, Hollywood’un büyük bütçeli yapımlara yönelmesinin de öncüsü oldu.
Ancak film, Ku Klux Klan’ı yücelten ve Afrika kökenli Amerikalıları aşağılayan içeriğiyle Amerika’da ırkçılığın yeniden canlanmasına neden oldu. Film gösterime girdiğinde, ülke genelinde protestolar düzenlendi ve birçok şehirde yasaklandı. Bu paradoks, sinemanın hem yaratıcı hem de yıkıcı gücünü gösterdi. Film, teknik açıdan sinema tarihinin kilometre taşlarından biri olurken, içerik açısından da Amerikan toplumundaki derin yarılmaları ortaya koydu.
Metropolis (1927)
Fritz Lang’in yönettiği bu Alman dışavurumcu film, distopik gelecek vizyonuyla bilim kurgu sinemasının temellerini attı. Film, endüstriyel devrimin yarattığı sınıf çatışmalarını ele alırken, görsel efektleri ve set tasarımıyla sinema tarihinin en etkili yapımlarından biri oldu. Yeraltında yaşayan işçi sınıfı ile yeryüzündeki elit kesim arasındaki uçurum, kapitalizmin karanlık yüzünü sergiledi.
Metropolis’in robot karakteri Maria, popüler kültürde robotların temsil edilme biçimini sonsuza dek değiştirdi. Film aynı zamanda Art Deco hareketini de etkileyerek, mimari ve tasarım dünyasında kalıcı izler bıraktı. Blade Runner’dan Star Wars’a, The Matrix’ten Wall-E’ye kadar sayısız bilim kurgu filmi Metropolis’ten ilham aldı. Film, teknoloji ve insan ilişkisini sorgulaması bakımından günümüzde bile güncelliğini koruyor.
Modern Times (1936)
Charlie Chaplin’in yönetip başrolünde oynadığı bu film, endüstriyel çağın insanı makineleştirme sürecini hicvederken, işçi sınıfının yaşadığı zorlukları da gözler önüne serdi. Film, Büyük Buhran döneminde çekilerek, ekonomik krizin sosyal etkilerini mizahi bir dille ele aldı. Chaplin’in yarattığı “Little Tramp” karakteri, dünya çapında ezilenlerin sembolü haline geldi.
Film, montaj hattında çalışan bir işçinin çıldırması sahnesinde Fordist üretim sisteminin insani maliyetini gösterdi. Chaplin, sesli film döneminde bile sessiz film estetiğini kullanarak, evrensel bir dil yarattı. Modern Times, kapitalizm eleştirisi yapması nedeniyle bazı ülkelerde komünist propaganda olarak görüldü ve yasaklandı. Ancak film, işçi haklarını savunan hareketler için ilham kaynağı oldu ve sendikal mücadelelerin simgelerinden biri haline geldi.
Citizen Kane (1941)
Orson Welles’in yönetip başrolünde oynadığı bu film, sinema dilini yeniden tanımladı. Derin odak çekimi, düşük açı çekimler ve parçalı anlatım teknikleriyle film yapımcılığında yeni bir çağ başlattı. Film, Amerikan rüyasının karanlık yüzünü gösterirken, medya gücünün tehlikelerini de ortaya koydu. William Randolph Hearst’ün hayatından esinlenen hikaye, güç ve yalnızlık arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceledi.
“Rosebud” kelimesi popüler kültürün ayrılmaz bir parçası haline geldi ve kayıp masumiyet ile nostalji kavramlarının sembolü oldu. Film, çıkışından sonra büyük bir ticari başarı yakalayamasa da, zamanla sinema tarihinin en büyük başyapıtlarından biri olarak kabul edildi. Citizen Kane, yönetmenlik ve anlatım teknikleri açısından sayısız filme ilham verdi ve film okullarında temel eğitim materyali haline geldi.
Roma, Açık Şehir (1945)
Roberto Rossellini tarafından yönetilen bu film, İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının öncüsü oldu. Savaş sonrası İtalya’nın yıkımını belgesel gerçekliğiyle perdeye taşıyan film, gerçek mekanları stüdyo yerine kullanarak ve profesyonel olmayan oyuncularla çalışarak sinemanın gerçeklikle ilişkisini yeniden tanımladı.
Film, Nazi işgali altındaki Roma’da direniş hareketini konu alırken, savaşın sıradan insanlar üzerindeki etkisini gösterdi. Düşük bütçe ve zor koşullarda çekilen film, sinemanın pahalı prodüksiyonlara ihtiyaç duymadan güçlü hikayeler anlatabileceğini kanıtladı. Bu yaklaşım, dünya sinemasında Fransız Yeni Dalgası’ndan Brezilya’nın Cinema Novo hareketine kadar birçok akımın doğmasına ilham verdi.
Rashomon (1950)
Akira Kurosawa’nın yönettiği bu film, Japon sinemasını dünya sahnesine taşırken, anlatı yapısıyla da devrim yarattı. Aynı olayın dört farklı perspektiften anlatılması, “Rashomon etkisi” olarak psikoloji ve hukuk literatürüne girdi. Film, hakikat kavramının göreceliliğini sorgulayarak post-modern düşüncenin sinematografik ifadesi oldu.
Bir samurayın ölümü ve karısına tecavüz olayının farklı tanıklar tarafından birbirinden tamamen farklı şekillerde anlatılması, nesnel gerçeklik kavramını sarsmıştı. Film, Batı dünyasının Japon sinemasını keşfetmesini sağladı ve Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kazandı. Rashomon’un anlatı yapısı, The Usual Suspects’ten Memento’ya kadar sayısız filme ilham verdi.
Rebel Without a Cause (1955)
Nicholas Ray’in yönettiği ve James Dean’in başrolde oynadığı bu film, genç isyanının manifestosu oldu. Film, 1950’lerin Amerika’sında ortaya çıkan jenerasyon çatışmasını ele alırken, gençlik kültürünün doğuşuna öncülük etti. James Dean’in kırmızı ceketi ve asi tavrı, dünya çapında gençlerin rol modeli haline geldi.
Film, ergenlik bunalımı, aile içi iletişimsizlik ve akran baskısı gibi konuları ele alarak, gençlerin yaşadığı sorunları ilk kez bu kadar derinlemesine işledi. Film sonrası, “teenager” kavramı toplumsal bir kategori olarak kabul görmeye başladı. James Dean’in erken ölümü, onu gençlik isyanının ölümsüz ikonu haline getirdi. Film, rock and roll kültürüyle birlikte 1950’lerin gençlik hareketinin temellerini oluşturdu.
La Dolce Vita (1960)
Federico Fellini’nin yönettiği bu film, İtalyan yaşam tarzını ve burjuva dekadansını eleştirirken, “paparazzi” terimini dünya diline kazandırdı. Film, Roma’nın gece hayatını ve magazin kültürünü ele alarak, modern ünlü kültürünün doğuşunu belgeleyen ilk yapımlardan biri oldu. Marcello Mastroianni’nin canlandırdığı gazeteci karakter, modern medyanın ahlaki çıkmazlarını gözler önüne serdi.
“Dolce vita” ifadesi, lüks ve hedonist yaşam tarzının sembolü haline geldi. Anita Ekberg’in Trevi Çeşmesi’ndeki sahnesi, sinema tarihinin en ikonik anlarından biri olarak hafızalara kazındı. Film, İtalyan sinemasının altın çağının zirvesini temsil ederken, Avrupa sanat sinemasının da manifestosu oldu. Fellini’nin yarattığı sürreal imgeler ve grotesk karakterler, post-modern sinemanın öncüleri arasında yer aldı.
Psycho (1960)
Alfred Hitchcock’un yönettiği bu film, korku sinemasını yeniden tanımladı. Janet Leigh’nin canlandırdığı Marion Crane karakterinin film başladıktan 45 dakika sonra öldürülmesi, sinema tarihinde görülmemiş bir anlatı kırılması yaratmıştı. Duş sahnesi, sinema tarihinin en ikonik anlarından biri olurken, film, psikolojik gerilim türünün doğmasına öncülük etti.
Norman Bates karakteri, popüler kültürde psikopat tiplemesinin arketipi haline geldi. Film, Hollywood’un sansür kurallarını da değiştirdi: Psycho, sinemada tuvaletin gösterildiği ilk filmlerden biriydi ve şiddet gösteriminin sınırlarını zorladı. Bernard Herrmann’ın müziği, özellikle duş sahnesindeki keman sesleri, korku müziğinin prototipini oluşturdu. Film, modern slasher türünün de temellerini attı.
2001: A Space Odyssey (1968)
Stanley Kubrick’in yönettiği bu film, bilim kurgu sinemasının sınırlarını zorladı. Minimalist diyaloglar, felsefi temalar ve çığır açan görsel efektlerle film, sinemanın entelektüel potansiyelini ortaya koydu. HAL 9000 bilgisayarı, yapay zeka korkusunun kültürel sembolü haline geldi.
Film, uzay çağının başlangıcında insanlığın evrendeki yerini sorguladı. Richard Strauss’un “Also Sprach Zarathustra” müziği ile açılan film, klasik müzik ve bilim kurgunun buluşmasının en başarılı örneği oldu. Kubrick’in yarattığı görsel şiir, kelimelerden çok imgelerin gücünü gösterdi. Film, teknoloji ve evrim, yapay zeka ve insan bilinci gibi temaları işleyerek, bilim kurgu sinemasını yetişkin ve felsefi bir türe dönüştürdü.
Easy Rider (1969)
Dennis Hopper’ın yönettiği bu film, Amerikan karşı kültürünün manifestosu oldu. Motosikletli iki hippinin Amerika’yı gezmesi üzerine kurulu film, 1960’ların özgürlük arayışını ve toplumsal isyanını yansıttı. Peter Fonda ve Dennis Hopper’ın canlandırdığı karakterler, dönemin gençlik hareketinin sembolü haline geldi.
Film, bağımsız sinemanın Hollywood sistemine meydan okumasının da simgesi oldu. Düşük bütçeli yapım, büyük bir ticari başarı yakalayarak, stüdyo sisteminin dışında da başarılı filmler yapılabileceğini gösterdi. Soundtrack’i rock müziğin sinemadaki kullanımını değiştirdi: Steppenwolf’un “Born to Be Wild” şarkısı, özgürlük arayışının marşı oldu. Film, Amerika’nın muhafazakar değerleriyle hippie kültürü arasındaki çatışmayı da gözler önüne serdi.
The Godfather (1972)
Francis Ford Coppola’nın yönettiği bu film, gangster türünü yeniden tanımladı. Corleone ailesinin epik hikayesi, Amerikan rüyasının karanlık yüzünü gösterdi. Film, suç dünyasını romantize ederken aynı zamanda ahlaki çöküşü de ele aldı. Marlon Brando’nun Don Vito Corleone performansı, sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden birini yarattı.
“Reddedemeyeceği bir teklif” gibi diyaloglar popüler kültürün ayrılmaz parçası haline geldi. Film, aile değerleri ile suç dünyası arasındaki paradoksu işleyerek, Amerikan toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya koydu. The Godfather, Hollywood’un auteur yönetmenler döneminin başlamasına da katkıda bulundu. Film, epik anlatım ve karakter derinliği açısından sinema tarihinin zirve noktalarından biri olarak kabul edildi.
Jaws (1975)
Steven Spielberg’in yönettiği bu film, modern blockbuster sinemasının doğuşunu işaret etti. Köpekbalığı terörünü konu alan film, yaz tatili konseptini değiştirdi ve deniz korkusunu tetikledi. Film, pazarlama stratejileri ve geniş çaplı dağıtımıyla Hollywood’un iş modelini yeniden şekillendirdi.
John Williams’ın müziği, özellikle köpekbalığının yaklaştığını haber veren iki notalı tema, gerilim müziğinin prototipini oluşturdu. Film, mekanik köpekbalığının teknik sorunları nedeniyle, köpekbalığını az gösterme zorunluluğundan doğan minimalist yaklaşımıyla, “az göster, çok korkut” prensibini başarıyla uyguladı. Jaws, yaz dönemi film gösterimlerinin (summer blockbuster) başlamasına öncülük etti ve Hollywood’un büyük bütçeli yapımlara yönelmesini hızlandırdı.
Star Wars (1977)
George Lucas’ın yönettiği bu film, popüler kültürde devrim yarattı. Uzay operası türünü yeniden canlandıran film, merchandising endüstrisinin doğmasına öncülük etti. Güç (Force) konsepti, ışın kılıçları ve karakterler, küresel bir fenomen haline geldi. Film, Joseph Campbell’ın “Kahramanın Yolculuğu” arketipini uzay çağına taşıdı.
Star Wars, franchise sinemasının temellerini attı ve film endüstrisinin oyuncak ve yan ürünlerle nasıl kazanç sağlayabileceğini gösterdi. John Williams’ın müziği, film müziği tarihinin en tanınır eserlerinden biri oldu. Film, özel efekt teknolojilerinde devrim yaratarak, Industrial Light & Magic şirketinin kurulmasına yol açtı. “May the Force be with you” gibi replikler, günlük dile girdi.
Alien (1979)
Ridley Scott’ın yönettiği bu film, bilim kurgu ve korku türlerini harmanlayarak yeni bir alt tür yarattı. Sigourney Weaver’ın canlandırdığı Ellen Ripley karakteri, sinemada güçlü kadın kahramanların öncüsü oldu. Film, “uzayda kimse çığlığınızı duyamaz” sloganıyla, izolasyon korkusunu mükemmel şekilde yansıttı.
H.R. Giger’in yaratık tasarımları, biyomekanik sanatın popülerleşmesine katkıda bulundu. Alien yaratığının yaşam döngüsü, doğa korku filmlerinin en ürkütücü örneklerinden biri oldu. Film, feminist okumalar için de zengin bir materyal sundu: Ripley karakteri, Hollywood’un erkek egemen kahraman tiplemesine meydan okudu. Film, uzay korkusu alt türünün doğmasına öncülük etti.
Blade Runner (1982)
Ridley Scott’ın Philip K. Dick’in romanından uyarladığı bu film, siberpunk estetiğinin doğuşuna öncülük etti. 2019 Los Angeles’ının distopik vizyonu, neo-noir atmosfer ve yapay insan (replicant) teması, sayısız filme ilham verdi. Film, insan olmanın ne anlama geldiğini derin bir şekilde sorguladı.
Vangelis’in synthesizer ağırlıklı müziği, fütüristik film müziğinin standardını belirledi. Film, çıkışında ticari başarısızlık yaşasa da, zamanla kült klasik haline geldi ve birçok farklı versiyonu yayınlandı. “Tears in rain” monoloğu, sinema tarihinin en etkileyici anlarından biri olarak kabul edildi. Blade Runner, görsel tasarımıyla gelecek vizyonlarını şekillendirdi ve siberpunk estetiğinin manifestosu oldu.
The Terminator (1984)
James Cameron’ın yönettiği bu film, yapay zeka kıyamet senaryolarının popüler kültürdeki yerini belirledi. Arnold Schwarzenegger’in canlandırdığı T-800 karakteri ve “Hasta la vista, baby” gibi replikler, küresel ikona dönüştü. Film, teknoloji korkusunu sinemaya başarıyla taşıdı.
Skynet yapay zeka sistemi, insanlığın kendi yarattığı teknoloji tarafından yok edilme korkusunun sembolü haline geldi. Film, zaman yolculuğu paradokslarını aksiyon sinemasıyla birleştirerek, bilim kurgu-aksiyon türünün en başarılı örneklerinden biri oldu. Linda Hamilton’ın Sarah Connor karakteri, güçlü kadın aksiyon kahramanlarının öncüsü oldu. Film, düşük bütçesiyle büyük başarı yakalayarak, B-film estetiğinin ana akım sinemada kabul görmesini sağladı.
Do the Right Thing (1989)
Spike Lee’nin yönettiği bu film, Amerika’daki ırk ilişkilerini cesurca ele aldı. Brooklyn’de sıcak bir yaz gününde geçen film, kentsel gerilim ve polis şiddetini gündeme getirerek, toplumsal tartışmaları tetikledi. Film, ırkçılığın karmaşık doğasını ve toplumsal adalet arayışını sorguladı.
Hip-hop kültürünün sinemadaki temsilini değiştiren film, Public Enemy’nin “Fight the Power” şarkısıyla açılması ve kapanmasıyla, müziğin politik mesaj taşıma gücünü gösterdi. Radio Raheem karakterinin polis tarafından öldürülmesi sahnesi, gerçek hayattaki polis şiddeti olaylarının öngörüsü gibi oldu. Film, Amerika’da ırk tartışmalarını yeniden alevlendirdi ve siyah sinemanın ana akımda yer bulmasına katkıda bulundu.
The Matrix (1999)
Wachowski kardeşlerin yönettiği bu film, dijital çağın başlangıcında gerçeklik algımızı sorguladı. Simülasyon teorisi, dijital özgürlük ve sistem karşıtlığı temaları, Y2K korkularının yaşandığı dönemde büyük yankı uyandırdı. Keanu Reeves’in canlandırdığı Neo karakteri, dijital çağın seçilmiş kişi arketipini oluşturdu.
Bullet-time efekti, aksiyon sinemasını değiştirdi ve sayısız filmde taklit edildi. Film, siber-punk felsefesini ana akıma taşıdı. Kırmızı hap-mavi hap metaforu, popüler kültürde seçim ve uyanış sembolü oldu. Film, Hong Kong dövüş koreografisini Hollywood sinemasıyla birleştirerek, Doğu-Batı sentezinin en başarılı örneklerinden biri oldu. Matrix, felsefe ve aksiyon sinemasını birleştirerek, entelektüel blockbuster kavramını yarattı.
Avatar (2009)
James Cameron’ın yönettiği bu film, 3D teknolojisini yeniden canlandırdı. Pandora gezegeninin yaratımı ve Na’vi ırkının tasarımı, görsel efektlerde yeni bir çağ başlattı. Film, çevre aktivizmi ve yerli hakları konularını ana akım sinemaya taşıdı.
Performance capture teknolojisi, dijital karakterlerin gerçekçiliğini artırdı ve motion capture oyunculuğunu yeni bir seviyeye taşıdı. Film, doğa ve teknoloji arasındaki çatışmayı işleyerek, modern insanın doğadan kopuşunu eleştirdi. Avatar, sinema salonlarının dijital projeksiyon sistemlerine geçişini hızlandırdı ve 3D film çekiminin standartlarını belirledi. Film aynı zamanda, franchise sinemasının nasıl evren yaratımına odaklanabileceğini gösterdi.
Black Panther (2018)
Ryan Coogler’ın yönettiği bu Marvel filmi, Afrika kültürünü süper kahraman sinemasıyla buluşturdu. Wakanda ülkesi, teknolojik ilerleme ve kültürel kimlik arasındaki dengeyi temsil etti. Film, temsiliyet tartışmalarını ana akıma taşıdı ve siyah süper kahraman filmlerinin ticari potansiyelini kanıtladı.
Afrofütürizm akımını popüler kültüre taşıyan film, Afrika diasporasının kültürel kimlik arayışına sinematik bir cevap sundu. Film, kostüm tasarımı, müzik ve görsel estetiğiyle Afrika kültürünün zenginliğini kutladı. Black Panther, süper kahraman filmlerinin sadece eğlence değil, aynı zamanda politik ve kültürel mesajlar taşıyabileceğini gösterdi. Film, Hollywood’da çeşitlilik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Parasite (2019)
Bong Joon-ho’nun yönettiği bu Güney Kore filmi, sınıf çatışması temasını evrensel bir dille anlattı. Zengin ve fakir iki ailenin hikayesi, kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri dark komedi tonuyla eleştirdi. Film, Oscar’da En İyi Film ödülünü kazanan ilk yabancı dilli film olarak tarihe geçti.
Film, merdiven ve koku gibi metaforları kullanarak sınıf farkını görselleştirdi. Parasite, Kore sinemasını dünya sahnesine taşırken, altyazılı filmlere karşı ön yargıları kırdı. Bong Joon-ho’nun “1 inchlik altyazı engelini aştığınızda çok daha fazla harika film keşfedersiniz” sözü, dünya sinemasının çeşitliliğine dikkat çekti. Film, küresel eşitsizlik tartışmalarının sinematik manifestosu oldu.
Sinema tarihi boyunca bu filmler, sadece sanatsal başarılarıyla değil, yarattıkları kültürel etkilerle de kalıcı oldu. Moda trendlerinden dil kullanımına, politik hareketlerden teknolojik yeniliklere kadar geniş bir yelpazede değişimlere öncülük ettiler. Bu filmler, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda toplumsal değişimin güçlü bir katalizörü olduğunu kanıtladı.
Telefonunuzun ya da bilgisayarınızın depolama alanı azalıyorsa bazı dosyalardan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Cihazınızda siz fark etmeden binlerce geçici ve gereksiz dosya barınabilir. Depolama alanının azaldığı zamanlarda bu dosyalardan kurtulmak çoğu zaman hayat kurtarıcı bir çözüm oluyor. Telefonunuzdaki ya da bilgisayarınızdaki gereksiz dosyaları silme işlemi için işte en iyi 5 program.
Ekran başında geçirdiğimiz sürenin bazen farkında olamıyoruz. Geliştiren bu mobil uygulamalar ekran sürenizi azaltmaya yardımcı oluyor.
Gereksiz dosyaları silme programları
Bu programları kullanırken nelerin silineceğini kontrol etmeniz önemlidir. Zira bazen bu tür yazılımlar kişisel verilerinizin bir bölümünü silebilir. Bunun önüne geçebilmek için tarama ve silme işlemi yaparken nelerin sileceğini gözden geçirmelisiniz.
CCleaner
CCleaner
Dünya genelinde 2,5 milyardan fazla indirilen CCleaner, en marifetli gereksiz dosyaları silme uygulamalarından biri. CCleaner, tarayıcılardaki gereksiz verileri, kayıt defterindeki hatalı girdileri, sistemdeki gereksiz dosyaları ve pek çok önbellek dosyasını silebiliyor. Özellikle büro bilgisayarlarının yavaşlık sorununa çare olarak bilinen program; Windows, macOS ve Android için indirilebiliyor.
Clean Master
Clean Master
Android’in en çok kullanılan uygulamalarından biri olan Clean Master, dahili antivirüs ve kapsamlı temizlik gibi özelliklerle öne çıkıyor. Uygulama son yıllarda gereksiz özelliklere boğulmuş olsa da gereksiz dosyaları silme işlevini iyi bir şekilde yerine getiriyor. Üstelik hiç de fena olmayan bir antivirüs hizmetiyle geliyor. Android, iOS ve artık sizin için önemi varsa Windows Phone‘a indirebilirsiniz.
SD Maid
Ne varsa eskilerde var diyenlerin beğenisini kazanacak SD Maid, rakibi Clean Master’a göre iyi iş çıkarıyor. Rakiplerinden geri kalmayan; hafıza artırma, dosya temizliği, temizlik planlama (sadece PRO sürümünde) özelliklerini basit bir arayüz içinde mevcut. Logosundan da belli ettiği gibi sadece Android‘e yüklenebiliyor.
Gereksiz dosyaları silme: Google Files
Google Files
Özünde bir dosya gezgini olan Google Files, dahili olarak gereksiz dosya silme özelliğini de sunmakta. Pixel ve Android One cihazlarda önyüklü olarak gelen uygulamanın işini iyi yaptığını söyleyebiliriz. Clean Master gibi rakipleri antivirüs ve uygulama kilitleme gibi özelliklere sahipken Google Files bunları yapamıyor. Yine de Google’dan, hafif bir uygulamayı kullanmak isterseniz, Files size göre.
Avast Cleanup
Avast Cleanup
Cleanup, tıpkı CCleaner gibi bilgisayarınızdaki gereksiz dosyaları bularak size gösteriyor. Windows için indirebilirsiniz.
Çeşitli platformlarda kullanabileceğiniz önerilerimiz bu şekilde. Sizin de tavsiyeleriniz varsa yorum bölümünden belirtebilirsiniz.
Windows 11 yakın zamanda duyurulmuş olsa da Windows 10 hala iyi bir işletim sistemi ve önümüzdeki 5 yıl olmaya devam edecek. Zaten milyarlarca kullanıcı hala Windows 10 kullanıyor. Eğer siz de bu kullanıcılar arasındaysanız ve Windows 10 sıfırlama ya da format olarak bilinen işlemi gerçekleştirmek istiyorsanız rehberimizi takip edin.
Windows 10 sıfırlama nasıl yapılır?
Windows 10 işletim sistemi ile gelen en iyi özelliklerden biri sıfırlama seçeneğidir. Ayarlarda bulunan bu seçenek sayesinde zahmete girmeden bir telefonu sıfırlar gibi cihazınızı fazlalıklarından arındırabiliyorsunuz. Hızlı erişilebilir olmasının yanı sıra sizi fazla teknik terimlerle boğmadan birkaç adımda istediğinizi yapabilmenizi sağlayabilmektedir. Sıfırlama işlemini gerçekleştirmek için şu adımları takip etmelisiniz:
Başlat menüsünü açıp sol altta bulunan ayarlar ikonuna tıklayın.
Ayarlar açıldığında “Güncelleştirme ve güvenlik” sekmesine gidin.
Sol taraftaki seçeneklerden “Kurtarma”’ya gidin.
Açılan sayfada bilgisayarınızı sıfırlamanızı sağlayan talimatları göreceksiniz. “Başlayın”’a tıklayarak sıfırlama işlemini ne şekilde gerçekleştireceğinizi seçebilirsiniz.
Eğer silinmesini istemediğiniz dosyalarınız varsa “Dosyalarımı sakla” seçeneğini seçin. Bu seçeneği seçmenizin ardından nelerin saklanacağı sorulacaktır.
Eğer temiz bir kurulum yapmak istiyorsanız “Her şeyi kaldır” seçeneğini seçerek tüm verilerinizin silinmesini sağlayabilirsiniz.
Windows sizden bu soruların cevabını aldıktan sonra kendisini sıfırlayacak. Bu işlem sırasında cihazınızın bağlantısı kesilmeyecek bir güç kaynağına bağlı olduğundan emin olun. Eğer laptop kullanıyorsanız işlemlere başlamadan önce bataryayı şarj edip aynı zamanda şarj kablosunu da takarak sıfırlama işlemini gerçekleştirebilirsiniz. Eğer sıfırlama esnasında elektrik kesintisi olursa ve cihazınız kapanırsa verileriniz zarar görebilir.
Windows 10, sıfırlama işlemi esnasında cihazınızı birkaç kez yeniden başlatabilir. Bilgisayarınızdaki diskin hızına da bağlı olarak bazı cihazlarda sıfırlama süresi birkaç saati bulabilmektedir. Bu süre zarfında sabırlı olup cihazınızı kapatmamanızı öneriyoruz.
Sıfırlama ile format arasındaki fark ne?
Sıfırlama işlemiyle ilgili en çok sorulan sorulardan biri budur. Bilgisayarınıza BIOS üzerinden format attığınızda yeni bir Windows 10 ISO dosyası ile yükleme yapmış olursunuz. Bu da sisteminizde mevcut olan kronik hataların düzeltilmesini sağlayabilir. Ayrıca format işlemi gerçekleştirirken bilgisayarınızdaki diğer disklere de müdahale edebilirsiniz.
Sıfırlama ise mevcut Windows 10 işletim sisteminizin kullanıcı verilerini silebilmenizi sağlar. Eğer sisteminizde sıra dışı bir hata ile karşılaşmıyorsanız bu genelde yavaşlama gibi problemleri çözebilmektedir.
Kripto varlıklar geleceğin para birimi olarak gösteriliyor. Bu doğrultuda Bitcoin’in özellikle geçtiğimiz aylarda peş peşe rekorlar kırdığına şahit olduk. Tabii, piyasanın oldukça hareketli olduğunu ve fiyatların her an değişebileceğini unutmamak gerekiyor. Peki, Bitcoin’in şu anki değeri ne kadar? İşte güncel Bitcoin fiyatı!
Not: Bu haber ve içerisindeki detaylar yatırım tavsiyesi değildir, sadece kripto paranın son durumu hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır.
Bitcoin anlık değeri – 8 Mayıs
20 Ocak’ta 109 bin dolara ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesini gören Bitcoin, son dönemde daha durağan bir seyir izliyor. Özellikle geçtiğimiz ay 74 bin dolar seviyelerine kadar gerileyen kripto para, son dönemde 90 bin dolar arasında seyretse de son birkaç günde bir nebze olsun değer kazandı. 8 Mayıs itibariyle varlığın değeri 94 bin dolar civarında seyrediyor.
Kripto para piyasasındaki dalgalanmaların en önemli nedenlerinden biri olarak ABD Başkanlık Seçimleri gösteriliyor. 2017-2021 yılları arasında ABD Başkanı olarak görev yapan Donald Trump, dört yıl aradan sonra yeniden başkanlık koltuğuna oturdu. Rakibi Kamala Harris’i mağlup eden Trump, ABD’nin 47. Başkanı oldu. Uzmanlara göre Trump’ın piyasalara olan etkisi önümüzdeki süreçte de hissedilmeye devam edecek.
Peki, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Bitcoin 100 bin dolar seviyelerine çıkmayı başarabilecek mi? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!
AirPods‘lar genellikle sorunsuz Bluetoothbağlantılarıyla öne çıkıyor, ancak zaman zaman bağlantı sorunlarının da yaşandığı oluyor. Bu durumda ne yaparsanız yapın kulaklığınız hedef cihazla bir türlü eşleşmiyor. Peki, AirPods bağlanmıyor sorunu nasıl çözülür?
AirPods bağlanmıyor sorunu çözümü
AirPods bağlantı sorunu genellikle Bluetooth ayarlarındaki basit bir problemden kaynaklanıyor. Bu sorunla karşılaşanlar için çözüm oldukça basit. Öncelikle iPhone, iPad veya Mac‘inizin Bluetooth ayarlarına giderek AirPods‘u unutturup yeniden eşleştirmeyi deneyebilirsiniz.
Bu işlem için Ayarlar uygulamasını açın, Bluetooth seçeneğine dokunun ve AirPods’unuzun yanındaki “i” simgesine tıklayın. Ardından “Bu cihazı unut” seçeneğini kullanın.
AirPods’unuzun şarj durumu da bağlantı sorunlarına yol açabilir. Kulaklıkların ve şarj kutusunun yeterli şarja sahip olduğundan emin olun. Şarj kutusunun ön kısmındaki ışık, şarj durumunu gösteriyor. Yeşil ışık tam şarjı, turuncu ışık ise düşük şarjı ifade ediyor.
Eğer halen sorun devam ediyorsa Apple’ın web sitesinde verilen adımları takip ederek AirPods’unuzu sıfırlayabilirsiniz;
AirPods’unuzu şarj kutusuna yerleştirin, kapağı kapatın ve 30 saniye bekleyin.
AirPods’unuzla eşlenmiş bir iPhone veya iPad’de Ayarlar > Bluetooth’a gidin:
AirPods’unuz Aygıtlarım listesinde görünüyorsa AirPods’unuzun yanındaki Daha Fazla Bilgi düğmesine, ardından Bu Aygıtı Unut’a dokunun. Son olarak onaylamak için yeniden dokunun.
AirPods’unuz listede görünmüyorsa sonraki adıma geçin.
Şarj kutunuzun kapağını açın.
Hangi AirPods modeline sahip olduğunuza bağlı olarak, şarj kutusunun arkasındaki ayar düğmesine basın veya kutunun ön kısmına dokunun:
AirPods 1, AirPods 2, AirPods 3 veya AirPods Pro modellerinden birine sahipseniz: Kutunun arkasındaki ayar düğmesini kutunun önündeki durum ışığı önce sarı, sonra beyaz renkte yanıp sönene kadar yaklaşık 15 saniye basılı tutun.
AirPods 4’e sahipseniz: Durum ışığı açıkken şarj kutusunun ön kısmına çift dokunun. Durum ışığı beyaz renkte yanıp sönmeye başladığında tekrar çift dokunun. Durum ışığı daha hızlı yanıp sönmeye başladığında üçüncü defa çift dokunun. Durum ışığı önce sarı sonra beyaz renkte yanıp sönmeye başladığında ise AirPods’unuzu yeniden cihazlara bağlayabilirsiniz.
Televizyon tarihinin efsane yapımları arasında yer alan, çıkış yaptığı günden itibaren ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada büyük bir izleyici kitlesi kazanan Lost, meşhur finali ile çoğu izleyiciyi hayal kırıklığına uğratmıştı. 2004 yılında başladığı yayın hayatına altı sezon devam ettikten sonra 2010 yılında veda eden dizi, hayranlarının fazlası ile ilgisini çekebilecek az bilinen detayları da yapısında barındırıyor.
Lost dizisi hakkında az bilinen detaylar
Kadrosunda Evangeline Lilly, Jorge Garcia, Matthew Fox ve Josh Holloway gibi isimler bulunan, yayınlandığı ABC kanalında yayınlanan her bölümü ortalama 15 milyon kişi tarafından izlenen efsane dizi Lost hakkında az bilinen 10 ilginç detay…
Dizinin ismi neredeyse ‘Nowhere’ oluyordu
Her başarılı yapımın ardında şüphesiz zorlu geliştirme süreçleri ve başarısız denemeler mevcut. Şüphesiz Lost da bu dizilerden biri. Oldukça sancılı geçen geliştirme sürecine sahip olan projenin fikri ABC’nin başkanı olan Lloyd Braun’un Hawaii tatilinde ortaya çıktı.
Lost hakkında az bilinen 10 ilginç detay
O dönem Tom Hanks’in başrolünde olduğu ve uçak düşmesi sonucu adada yaşamını konu alan Cast Away filminden etkilenen Braun, kendi kanalı için de Lost adını verdiği bir dizi yapmak istedi. Daha sonra proje fikrini kanalın drama geliştirme başkanı Thom Sherman ile paylaşan Braun’un bu fikri fazlasıyla beğenildi ve projenin pilot bölümü üzerinde çalışması için genç senarist Jeffrey Lieber işe alındı.
Ancak senaristin ilk bölüm için ortaya koyduğu taslakların beğenilmemesi ve bir de dizi ismini Nowhere olarak değiştirmesinin ardından ABC yönetimi ani bir kararla Lieber’in işine son verdi. Daha sonra kanalın J.J. Abrams ve Damon Lindelof ile anlaşması üzerine dizinin ismi değişmedi ve bugün efsane olarak adlandırılan bir yapım ortaya çıktı. Ancak kovulmasına rağmen senarist Jeffrey Lieber’in ismi her zaman Lost’un yaratıcıları arasında yer aldı.
Dizinin yapımcıları kanal yönetimine küçük bir yalan söyledi
ABC’nin J.J. Abrams ve Damon Lindelof ile anlaşmasının ardından proje için hareketli günler başladı. Bunun üzerine dizinin konusu üzerinde çalışmaya başlayan ikili, tek bir hikaye örgüsüne odaklanan ve doğaüstü olaylardan bahseden hikaye fikrini ABC yönetimine sundu.
Ancak kanal yönetimi bu fikre hiç sıcak bakmadı ve bunun yanı sıra her bölümün birbirinden bağımsız olmasını istedi. J.J. Abrams ve Damon Lindelof gelen bu isteği kabul etse de, ikilinin kanal yönetimine beyaz bir yalan söylediğini izleyiciler hemen anlayacaktır.
ABC başkanı Lloyd Braun pilot bölümün maliyeti üzerine kovuldu
Lost hakkında az bilinen 10 ilginç detay
Dizinin iki parçadan oluşan pilot bölümü için tamı tamına 14 milyon dolar harcanmıştı. Hatta dizi, o zamana kadar çekilen en pahalı pilot bölümü ünvanının da sahibi olmuştu. Ancak harcanan bu miktar ABC’nin sahibi Disney’in hiç hoşuna gitmedi ve böylesine pahalı bir projeye onay verdiği için Lost’un fikir babası konumunda olan Lloyd Braun’u kanaldan kovdu.
Jack’in pilot bölümde ölmesi gerekiyordu
İlk senaryoya göre dizinin başrolü Jack pilot bölümün ortalarına doğru ölecekti. Hatta yapım ekibi ilk başta bu karakter için Micheal Keaton ile anlaştı. Ancak Keaton’un farklı bir film projesi için diziden vazgeçmesi ile rolün sahibi Matthew Fox oldu.
Ancak ABC yönetimi Jack ve Matthew Fox uyumunu o kadar çok sevdi ki, karakterin uzun soluklu olması için senaryoda değişiklik yapılmasını talep etti. Bunun üzerine de Jack karakteri diziye adeta damga vurdu.
Aktörlerin kişiliklerine göre karakterler değiştirildi
Lost hakkında az bilinen 10 ilginç detay
Lost yapımcıları oyuncuların kişiliklerine göre karakterler üzerinde değişiklikler yaptı. Örneğin başlangıçta Kate içinuçak kazasında eşi Bernard ile ayrı düşen ve ölümcül hastalığa sahip orta yaşlı bir kadın profili oluşmuştu.
Ancak Evangeline Lilly’nin seçmelere katılmasının ardından Kate karakteri tamamen değişti ve karakter genç bir suçluya dönüştü. Daha sonra da Kate için ilk başta düşünülen profil kapsamında Rose Henderson adlı yeni bir karakter ortaya çıktı.
Evangeline Lilly’nin çalışma izni problemi kanalda krize neden oldu
Kate karakteri için seçmelere katılan ve 75 farklı aday arasından seçilen Evangeline Lilly, çalışma izni konusunda ciddi sıkıntılar yaşadı. Kanada doğumlu olan oyuncu, bu süreç içerisinde 20’den fazla başvuruda bulunmasına rağmen gerekli izinleri alamadı. Hatta o dönem sözleşmeni iptali gibi durumlar bile gündeme geldi ancak oyuncu 24 saatlik bir gecikme ile çekimlere son anda yetişti.
Aaron karakterini 13’ten fazla bebek canlandırdı
Lost hakkında az bilinen 10 ilginç detay
ABD’de bebek oyuncular için katı yasalar olması nedeni ile Aaron karakterinde ciddi sıkıntılar meydana geldi. Oyuncu kadrosu yönetmeni Julie Carlson’a göre dizi boyunca toplamda 76 kez görünen Aaron karakterini 13’ten fazla bebek canlandırırken, bu bebeklerin bazıları ise erkek olarak karşımıza çıkmadı.
Hugo Hurley Reyes neden kilo vermedi?
Ben de dahil olmak üzere çoğu izleyici Jorge Garcia‘nın canlandırdığı Hurley karakterinin neden ıssız ada koşullarında kilo veremediğini merak etti. Aslında oyuncu dizinin çekimleri sırasında ciddi miktarda kilo kaybetti. Ancak yapım ekibi oyuncudan kilosunu korumasını istedi. Bunun nedeni ise dizide bolca gördüğümüz flashback sahneleriydi.
Holloway’in seçmelerde küfretmesi üzerine Sawyer karakteri değişti
Lost hakkında az bilinen 10 ilginç detay
Çocuk yaşta Georgia’ya taşınması nedeni ile farklı bir aksanı bulunan Josh Holloway, New York’tan gelen elit bir dolandırıcı olan Sawyer karakteri için katıldığı seçmelerde aksanını sakladı. Ancak daha sonra repliğini unutan ve gerçek aksanında küfürler ederek yanında bulunan sandalyelere tekme atan Holloway’in aksanı ve tavrı yapım ekibi tarafından oldukça beğenildi. Bunun üzerine Sawyer karakteri Güneyli bir dolandırıcı olarak karşımıza çıktı.
Yoon-jin Kim aslında Kate karakteri için seçmelere girdi
Kate için seçmelere katılan Yoon-jin Kim, ilk başta yapım ekibi tarafından role uygun görülmedi. O dönem sadece başrol seçmeleri yapıldığı için Sun karakteri daha ortada yoktu. Hatta gelen bilgilere göre Lost’un senaryosu bile henüz yazılmamıştı. Ancak yapım ekibi daha sonra Sun karakterini oluşturdu ve oyuncuyu diziye dahil etti.
İnternete erişmek için belirli bir noktaya bağlı olduğumuz günler geride kaldı. Mobil erişim noktası (hotspot) sayesinde artık farklı cihazlar üzerinde kablosuz internetin keyfini çıkarmak mümkün. Peki internet paylaşımı yapmak ücretli midir? Turkcell, Vodafone, Türk Telekom hotspot ücreti ne kadar?
Turkcell, Vodafone, Türk Telekom için internet paylaşımı
Mobil erişim noktası, Wi-Fi aracılığıyla diğer cihazlara internet erişimi sunulmasını mümkün kılar. Kişisel erişim noktası veya tethering olarak da adlandırılan bu hizmet sayesinde açık alanda, kafede, parkta ve toplu taşımada internet paylaşımı gerçekleştirebilirsiniz.
İnternet paketine sahip olan bir hat üzerinden internet paylaşımını ücretsiz olarak yapabilirsiniz. Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom dahil olmak üzere tüm operatörler için hotspot, ücretsiz şekilde kullanılabilir. Ancak Turkcell tarafından 2018 yılında alınan karara göre, ücretsiz paylaşım için müşterilerin “Hızlı Giriş” kullanması gerekiyor.
Turkcell hotspot için Hızlı Giriş nedir, nasıl kullanılır?
Hotspot için ek ücret ödemek istemeyen Turkcell müşterileri, internetlerini paylaşırken açılacak sayfaya ‘Hızlı Giriş’ üzerinden giriş yapmak zorunda. Açılan ekrana telefon numarasını giren kullanıcılar, herhangi bir ücretlendirmeye tabi tutulmayacak. Ancak bunu tercih etmezseniz, aylık belirli bir ücret karşılıkla hotspot interneti açabilirsiniz.
Türk Telekom ve Vodafone müşterilerinin ise ücretsiz şekilde internet paylaşımı yapabileceğini belirtmekte fayda var. Yani Türk Telekom veya Vodafone kullanıcısıysanız, akıllı telefonunuzdan mobil erişim noktasını açabilir ve internetinizi paylaşmaya başlayabilirsiniz.
Hotspot paketleri nedir?
Hattınıza tanımlanmış internet paketine ek olarak her operatörün Hotspot paketi adıyla ek paketler sunduğunu belirtmek gerekiyor. Fiyatlandırmalar operatörlere göre değişiklik gösterse de, bu paketlerin aylık kullanımlar için sunulduğunu hatırlatalım.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Konuyla ilgili yorumlarınızı bizimle belirtmeyi unutmayın.
ASUS, taşınabilir oyun konsolu pazarındaki varlığını güçlendirmek için ROG Ally 2 modelini tanıtacak. İlk modeliyle bu alana hızlı bir giriş yapan şirket, ikinci versiyonla birlikte hem tasarımı hem de teknik özellikleri daha ileriye taşıyor.
ASUS ROG Ally 2 modeli doğrulandı
Sızıntılara göre ASUS, ROG Ally 2’yi siyah ve beyaz olmak üzere iki farklı renkte piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Renk seçeneklerinin yalnızca estetik değil, teknik açıdan da farklılık taşıdığı görülüyor.
Siyah versiyon, 64 GB LPDDR5X-8533 RAM ve AMD’nin 8 çekirdekli Ryzen Z2 Extreme APU’suyla donatılmış. Beyaz versiyon ise yine Ryzen tabanlı ancak Ryzen Z2 yonga setiyle geliyor. Her iki cihazın da farklı kullanıcı profillerine hitap etmesi bekleniyor.
Yeni ROG Ally 2 modeli, bir önceki modele kıyasla çok daha büyük tetik tuşlarına ve geliştirilmiş arka kavrama yüzeylerine sahip olacak. Cihazın kalınlığının da biraz arttığı, bu sayede daha sağlam bir tutuş hissi sunduğu belirtiliyor. Ekran tarafında ise 7 inç büyüklüğünde ve 120Hz yenileme hızına sahip bir panel bulunuyor.
Merakla beklenen GTA 6 oyununun yeni fragmanı yayınlandı. Bu gelişme, serinin meraklılarını oldukça heyecanlandırdı.
Henüz cihazın çıkış tarihi açıklanmadı. Ancak Endonezya ve Güney Kore’de ortaya çıkan sertifika kayıtları, ASUS’un ROG Ally 2’yi Computex 2025 etkinliğinde tanıtabileceğine işaret ediyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz günlük hayatınızda bir el konsolu kullanıyor musunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.
Hayatta kalma, oyunların arasında en çok tercih edilen tür arasında yer alıyor. Son birkaç yıldır Minecraft ile yükselişe geçen bu oyun türü, günümüzde hala aksiyon ve macera arayanlar tarafından ilgi topluyor.
En iyi 10 hayatta kalma oyunu listesi
En iyi hayatta kalma oyunları arasında zombilerden kaçış, zorlu kış şartlarında hayatta kalmaya çalışma, canavarla savaşma gibi birçok farklı çeşit var. Peki, en iyi 10 hayatta kalma oyunu hangisi? Haberin detaylarına hep birlikte göz atalım.
Minecraft
Minecraft, hayatta kalma oyunları listesinde ilk sırada yer alıyor. Öyle ki bu oyun türünün yeniden yükselişi ve popüler olması Minecraft ile başladı. İlk olarak 2011 yılında çıkan oyun, günümüzde hala milyonlar tarafından tercih ediliyor.
Türkiye Futbol Federasyonu tarafından düzenlenen eSüper Lig, Süper Lig'de mücadele eden 17 takımın katılımıyla 15 Mart'ta başlayacak.
Minecraft’ın bu kadar çok tercih edilme nedeni, sonsuz olasılık barındırması. Oyun, bu şekilde oyunculara sınırsız bir alan sağlıyor. Küplerden oluşan Minecraft, hayatta kalma dışında ayrıca inşa etmek üzerine de kurulu olduğu için oyuncuların hayal gücünün sınırlarını da zorluyor.
Rust
Rust, hayatta kalma oyunları listesinde mutlaka olması gereken bir oyun. İlk olarak sahilde tek başına ve ekipmansız olarak başlayan oyuncu; sadece bulduğu bir taş ile zamanla barınma, beslenme ve diğer birçok insanı ihtiyacı gidermesi gerekiyor.
Ek olarak bunu yaparken bir de diğer oyunculara karşı hayat mücadelesi vererek hayatta kalmaya çalışmak da oyunun gereklilerinden biri. Birçok kişi tarafından aynı anda çevrim içi olarak oynanan yapım, kaliteli zaman geçirmek isteyenler tarafından tercih edilebilir.
Raft
Raft, birçok yönüyle diğer hayatta kalma oyunlarından ayrılıyor. Çizgi filmi andıran görselliğiyle, bu yapımda okyanusun ortasında oyuncunun eline sadece bir kanca veriliyor. Oyuncu, elindeki kancayla okyanusta ve denizin altında bulduğu malzemelerden sal yaparak hayatta kalmaya çalışıyor.
The Forest
The Forest oyununda seyahat sırasında uçağı düşen oyuncu, ormanlık alanda kaybolan oğlunu ararken aynı zamanda hayatta kalmaya çalışıyor. Barınma, beslenme ve su ihtiyaçlarını doğal şartlarda gidermeye çalışan oyuncu; ayrıca ormanın yerlileri, zombiler ve denizdeki hayvanlardan da kendini korumak zorunda.
Sons of the Forest
The Forest oyununun devamı niteliğindeki yapım, şu anda erken erişim sürümünde. Bu oyunda, ilkinin aksine bir helikopterle giriş bölümü mevcut. Puffton ailesini aramakla görevlendirilen oyuncu, alana geldikten sonra oradaki ilkel insanlarla savaşmak zorunda kalıyor. Oyuncu, silah bulmak için alandaki mağaraların içine girse de burada mutant yaratıklarla karşılaşıyor ve onlarla mücadele ederek hayatta kalmaya çalışıyor. Oyunda mevsimsel çeşitlilik olsa da görsellik yönünden gerçekçi ve iyi bir şekilde tasarlanmış.
The Long Dark
Kıyamet sonrasını konu alan The Long Dark, ormanlık alanda kışın zorlu şartlarını hissettiren bir yapım. Oyunda kışın zorlu şartlarına göre vücut sıcaklığını koruma, beslenme, su ihtiyacını giderme gibi birçok detay bulunuyor. Tüm bunlar dışında ek olarak ormandaki hayvanlardam korunmak da oyunun gerektirdiği faktörlerden biri.
Valheim
İskandinavya temalı oyun, mitolojik tanrıları içinde barındırıyor. Viking kültürünü de işleyen yapımda tanrıların düşmanları, İskandinavya’yı kuşatıyor. Hayatta kalmak için düşmanları öldürmek ve barınma, beslenme gibi ihtiyaçların üstesinden gelmek gerekiyor.
This War of Mine
This War of Mine, adından da belli olduğu gibi savaş temalı bir yapım. Oyuncu, hayatta kalma oyununda savaşın ortasında zarar görmüş bir binada görevleri tamamlamaya çalışıyor.
ARK: Survival Evolved
ARK: Survival Evolved, adından da belli olduğu gibi tam olarak bir hayatta kalma oyunu. Bu yapım, dünyanın ilkel zamanlarında geçiyor. Karakter oluşturarak bir ada üzerinde barınma, beslenme ve korunma ihtiyaçlarının hepsini gidermek gerekiyor. Oyun, kabile oluşturarak grup halinde ya da tekli olarak oynanabilir.
Green Hell
Amazon Yağmur Ormanları’nda geçen Green Hell’de hayatta kalmak için avlanarak beslenme, inşa ederek barınma gibi temel ihtiyaçları tamamlamak gerekiyor.
Subnautica
Diğerlerinden farklı olarak su altında deniz canlılarıyla yan yana geçen oyunda keşif yapmak ve hayatta kalmak bir arada deneyimleniyor.
Siz okuyucularımız bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi Yorumlar kısmında belirtebilirsiniz.
Katlanabilir telefon pazarında daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedefleyen Samsung, yakında Galaxy Z Flip FE’yi tanıtacak. Modelle ilgili bugüne dek ortaya atılan raporların birbiriyle çelişmesi kullanıcıların aklının bir hayli karıştırdı. Son gelişmeler, Samsung Galaxy Z Flip FE ile ilgili bazı soru işaretlerini ortadan kaldırıyor.
Galaxy Z Flip FE gerçekten geliyor, fakat yeni özellikler sunmayacak
TechManiacs tarafından paylaşılan rapora göre, Galaxy Z Flip 7 FE modeli geçen yılki Galaxy Z Flip 6’nın neredeyse birebir aynısı olacak. Rapora göre telefon tıpkı Flip 6 gibi Qualcomm Snapdragon 8 Gen 3 işlemcisinden güç alacak. Ayrıca ürünün 12 GB RAM ile geleceği söyleniyor.
Cihazın ana ekranı 6.7 inçlik esnek bir AMOLED panelden oluşurken, kapak ekranı ise 3.4 inçlik bir Super AMOLED ekrana ev sahipliği yapacak. Sızdırılan son render görüntülerinde Galaxy Z Flip 7 FE’nin tasarımı da Flip 6 ile neredeyse tamamen aynı görünüyor.
Sadece bununla sınırlı değil. Zira, modelin arkasında 50 MP ana ve 12 MP ultra geniş açılı çift kamera sistemi yer alacak, önde ise 10 MP’lik bir selfie kamerası bulunacak. Bu kamera kombinasyonu da Galaxy Z Flip 6’daki sistemle birebir aynı.
Batarya kapasitesi konusunda da değişiklik görünmüyor. Yeni FE modeli 4.000 mAh’lik bir batarya ile gelecek ve 25W kablolu, 15W kablosuz hızlı şarj desteği sunacak. Tüm bu bilgiler, Galaxy Z Flip 7 FE’nin aslında Flip 6’nın yeniden markalanmış bir sürümü olabileceğini düşündürüyor.
Kullanıcılara fikir vermesi açısından Galaxy Z Flip 6 modelinin teknik özellikleri şu şekilde;
Kategori
Detaylar
Ağ Teknolojisi
GSM / CDMA / HSPA / EVDO / LTE / 5G
Duyurulma Tarihi
10 Temmuz 2024
Çıkış Tarihi
24 Temmuz 2024
Boyutlar
Açık: 165.1 x 71.9 x 6.9 mm Kapalı: 85.1 x 71.9 x 14.9 mm