Kapatma davasının bir an önce sonuçlanmasını isteyen AK Parti, esasa ilişkin savunmasını dün mahkemeye sundu. İddianamedeki haber ve yorumların internetten derlendiğine dikkat çekilirken, davaya 'Google davası' ismi verildi.
AK Parti, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açtığı kapatma davasına ilginç bir isim verdi: 'Google davası'. İddianamede yer alan haber ve yorumların internet yoluyla derlendiğine dikkat çeken AK Parti, "Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra bunun için delil toplanmıştır. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu cumartesi pazar günleri anahtar kelime yazarak 'google' arama motorundan elde etmiştir." dedi.
Kapatma davasının bir an önce sonuçlanmasını isteyen AK Parti, esasa ilişkin savunmasını dün Anayasa Mahkemesi'ne verdi. Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat ile grup başkan vekilleri Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağ'ın sunduğu savunma toplam 420 sayfadan oluşuyor.
» AK Parti'nin savunmasını indirmek için tıklayın «
Ön savunmada olduğu gibi esasa ilişkin savunmada da, 'cevap' kelimesi kullanıldı. Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan cevapta, Başsavcılığın önyargılı ve ideolojik davrandığı vurgulandı: "Farklılıkları düşman olarak gören, çok partili yaşama, sivil topluma, aydınlara, din adamlarına ve üyesi bulunduğumuz uluslararası kuruluşlara yönelik komplocu bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. 'Demokratik laiklik' kavramından bile rahatsızlık duyan bir anlayışın, ne demokrasiyi ne de laikliği koruması mümkündür." İptal edilen eğitim özgürlüğüyle ilgili düzenlemenin 'en önemli delil' olarak iddianameye girdiğini belirten AK Parti, "Odak iddiası çökmüştür." dedi.
Kapatma davasının bir an önce sonuçlanmasını isteyen AK Parti, esasa ilişkin savunmasını yasal sürenin bitimine 13 gün kala Anayasa Mahkemesi'ne sundu. Savunma 3 ana klasörden oluştu. 402 sayfalık dosyanın birinci kısmında 'genel hukuki savunma' yapıldı. 92 sayfadan ibaret ikinci klasörde Başbakan Tayyip Erdoğan'a yöneltilen suçlamalara cevap verildi. Üçüncü klasör ise siyasi yasak istenen diğer 70 kişi hakkındaki savunmaları içeriyor. AK Parti, ön savunmada olduğu gibi yine savunma yerine "cevap" demeyi tercih etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın suçlamalarına cevap verilirken, ilginç nitelendirmeler yer aldı. İddianamedeki delillerin çok büyük bir kısmının dava açmaya karar verilmesinden sonra internet yoluyla derlendiği ifade edilerek, "Bu nedenle bu dava adeta bir 'google davası'dır." yakıştırması yapıldı. Savunmada iddianamedeki laiklik anlayışı da eleştirildi. Başsavcılığın topluma "kuşkucu ve komplocu" bir bakış açısıyla yaklaştığı ifade edilerek, şunlar kaydedildi: "İddianamede laiklik prensibi değil, laiklik adıyla totaliter bir ideoloji, bir felsefî kanaat ve en tehlikelisi diğer dinî inançlarla rekabet halinde olan bir inanç sistemi tanımlanmakta ve savunulmaktadır. Laiklik bir yaşam biçimi değil, tersine farklı yaşam biçimlerini bir arada ve barış içinde yaşatan prensibin adıdır. Totaliter devletlerde görülen belli bir insan tipinin ve yaşam biçiminin yüceltilmesi, özgürlüklerin de sonu olur. Sovyetler Birliği tecrübesi, laikliğin ancak totaliter bir ideolojinin çatısı altında bir yaşam biçimine dönüşebileceğini, bunu gerçekleştirmek için farklı yaşam biçimlerinin yok edilmesi gerektiğini göstermektedir." Başbakan Tayyip Erdoğan'ın imzasını taşıyan AK Parti'nin savunmasında özetle şunlar yer alıyor:
Başsavcı, önyargılı ve ideolojik davranıyor
İlk cevabımızdaki tüm tespit ve hatırlatmalara rağmen iddia makamı, önyargılı ve ideolojik tutumunu maalesef esas hakkındaki görüşünde de ısrarla devam ettirmiştir. Tıpkı iddianame gibi, esas hakkındaki görüş de baştan sona "emperyalizm", "ihanet", "irtica", "mürteci", "din tacirleri", "tertipçi", "sömürgeci", "mandacı", "işbirlikçi", "gerici", "iç ve dış odaklar" ve "siyasi hegemonya projesi" gibi hukuken tanımlanması imkansız ve fakat belli bir siyasi/ideolojik tavrı yansıtan kavramlarla doludur. Tarihi yorumlamak veya tarihi yargılamak, hiçbir kapatma davasının konusu olamaz. İddia makamı, delil yokluğunun ortaya koyduğu çaresizliği ve açığı, tarihe subjektif atıflar yaparak gidermeye çalışmaktadır. AK Parti'nin doğuş tarihi ve illiyetin kurulabileceği zamanın başlangıcı bellidir: 14 Ağustos 2001. Hukuk, kapatma davasında, zaman tünelini siyasal partinin tüzel kişilik kazandığı tarihten geriye işletecek bir mantığı açıkça reddetmektedir.
YARSAV, kapatma davasına katkıda bulundu
Başsavcılığın partimiz aleyhine kullandığı delillere ait belgelerden birisinin YARSAV'a ait bir yazının arkasına yapıştırılmış olması, bu delilin YARSAV'da oluşturulduğu izlenimini vermektedir. "Birliğimizi kapatma hükmü taşıyan taslak her şeye rağmen kanunlaştığı takdirde yasal haklarımız kullanılacak, Anayasa'nın 90/son maddesi uyarınca tüzel kişiliğimiz devam edecektir." ifadesine de söz konusu yazıda yer vererek, yasayla dahi kapatılamayacağını ileri süren YARSAV'ın partimizin kapatılması için delil oluşturma sürecine katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır. Başsavcının Anayasa Mahkemesi önünde bu durumu nasıl açıklayacağını doğrusu merak ediyoruz.
Başsavcının toplum modeli dehşet verici
Başsavcılığın özellikle esas hakkındaki görüşünü okuduktan sonra, tasavvur ettiği toplum modeli hakkında dehşete düşmemek mümkün değildir. Farklılıkları düşman olarak gören, çoğulculuğa, çok partili yaşama, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, aydınlara, din adamlarına ve üyesi bulunduğumuz uluslararası kuruluşlara kuşkucu ve komplocu bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Demokrasiyle laikliği bir araya getiren "demokratik laiklik" kavramından bile rahatsızlık duyan bir anlayışın, ne demokrasiyi ne de laikliği koruması mümkündür. İddianamedeki laiklik tanım ve yorumları baştan aşağı sorunludur. Bu tanımlar bilimsel değildir, sarahat yoktur, kendi içinde çelişkilidir, subjektiftir, hukuk standartlarına uygun değildir ve en önemlisi koruduğunu iddia ettiği laiklik prensibinin kendisine bütünüyle zarar verici unsurlar içermektedir. İddianamede laiklik prensibi değil, laiklik adıyla totaliter bir ideoloji, bir felsefî kanaat ve en tehlikesi diğer dinî inançlarla rekabet halinde olan bir inanç sistemi tanımlanmakta ve savunulmaktadır.
Başsavcı'ya göre dinî bayramların tatil olması da laikliğe aykırı
Laikliği "yaşam biçimi" olarak tanımlamak anayasamıza da aykırıdır. Anayasa, farklı yaşam biçimlerinin yan yana yaşayabileceği özgürlükleri garanti altına alırken, devleti bu konuda tarafsız olmaya zorlamaktadır. Bunun dışındaki alanlara dinî inançların yansıması mümkün değildir. Bu anlayışa göre, örneğin dinî bayramların resmî tatil olması da laikliğe aykırıdır. İddianamede yer alan dinî inanç ve duyguların sadece vicdanlarda kalması, dinin sosyal ve kültürel bir bağ oluşturamayacak şekilde yaşanması ve "dünya işlerine kesinlikle karıştırılmaması" gerektiği şeklindeki katı ideolojik yaklaşımın hiçbir Batılı demokratik laik sistemde karşılığı yoktur.
AİHM içtihadı karşısında AK Parti kapatılamaz
Anayasa Mahkemesi'nin parti kapatma konusundaki kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadı arasında önemli farklılıklar vardır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi'nin 2004 Anayasa değişikliğinden sonra bakacağı parti kapatma davalarında AİHM içtihadını dikkate alarak 2004'ten önce ortaya koyduğu ve parti özgürlüğünü büyük ölçüde daraltan içtihadını değiştirmesi gerekmektedir. AİHM içtihadına göre partimizin kapatılması mümkün değildir.
Laiklik anlayışı pozitivist ve militanca
Başsavcılığın pozitivist ve militan laiklik penceresinden bakıldığında, laikliğin demokratik ve özgürlükçü yorumunu ifade eden "demokratik laiklik" kavramı "yeni siyasi terim" olarak görülebilmektedir. Aslında sorun, laikliğin anlamı ve gerekleri konusundaki bu anakronik bakış açısından kaynaklanmaktadır.
Başsavcı delillerini ispat edemedi
Bu davada sunulan delillerin ispat hukuku bakımından delil olma değeri yoktur. Partimizin laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu hakkında ikna edici hiçbir delil sunulamamış ve müddei iddiasını ispat edememiştir.
Önce dava açıldı, sonra delil üretildi
Bu davada toplanan delillerin erişim tarihlerine bakıldığında delillerin çok büyük bir kısmının dava açmaya karar verilmesinden sonra toplandığı izlenimi oluşmaktadır. Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Nitekim iddianameye ek olarak sunulan dosyalarda yer alan gazete haber ve yorumlarının büyük bir kısmı bunların yayınlanmasından yıllarca sonra internet yoluyla derlenmiştir. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu dava açma tarihine yakın bir zamanda anahtar kelime yazarak 'google' arama motorundan arama yapmak suretiyle elde etmiştir. Bu şekilde internetten elde edilen gazete haber ve yorumlarının 2 Şubat 2008 Cumartesi ve 3 Şubat 2008 Pazar günleri indirildiği görülmektedir. Bu durum Başsavcılığın partimiz hakkında dava açabilmek için hafta sonu tatilinde bile yoğun bir mesai yaptığını göstermektedir.
AK Parti, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açtığı kapatma davasına ilginç bir isim verdi: 'Google davası'. İddianamede yer alan haber ve yorumların internet yoluyla derlendiğine dikkat çeken AK Parti, "Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra bunun için delil toplanmıştır. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu cumartesi pazar günleri anahtar kelime yazarak 'google' arama motorundan elde etmiştir." dedi.
Kapatma davasının bir an önce sonuçlanmasını isteyen AK Parti, esasa ilişkin savunmasını dün Anayasa Mahkemesi'ne verdi. Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat ile grup başkan vekilleri Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağ'ın sunduğu savunma toplam 420 sayfadan oluşuyor.
» AK Parti'nin savunmasını indirmek için tıklayın «
Ön savunmada olduğu gibi esasa ilişkin savunmada da, 'cevap' kelimesi kullanıldı. Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan cevapta, Başsavcılığın önyargılı ve ideolojik davrandığı vurgulandı: "Farklılıkları düşman olarak gören, çok partili yaşama, sivil topluma, aydınlara, din adamlarına ve üyesi bulunduğumuz uluslararası kuruluşlara yönelik komplocu bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. 'Demokratik laiklik' kavramından bile rahatsızlık duyan bir anlayışın, ne demokrasiyi ne de laikliği koruması mümkündür." İptal edilen eğitim özgürlüğüyle ilgili düzenlemenin 'en önemli delil' olarak iddianameye girdiğini belirten AK Parti, "Odak iddiası çökmüştür." dedi.
Kapatma davasının bir an önce sonuçlanmasını isteyen AK Parti, esasa ilişkin savunmasını yasal sürenin bitimine 13 gün kala Anayasa Mahkemesi'ne sundu. Savunma 3 ana klasörden oluştu. 402 sayfalık dosyanın birinci kısmında 'genel hukuki savunma' yapıldı. 92 sayfadan ibaret ikinci klasörde Başbakan Tayyip Erdoğan'a yöneltilen suçlamalara cevap verildi. Üçüncü klasör ise siyasi yasak istenen diğer 70 kişi hakkındaki savunmaları içeriyor. AK Parti, ön savunmada olduğu gibi yine savunma yerine "cevap" demeyi tercih etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın suçlamalarına cevap verilirken, ilginç nitelendirmeler yer aldı. İddianamedeki delillerin çok büyük bir kısmının dava açmaya karar verilmesinden sonra internet yoluyla derlendiği ifade edilerek, "Bu nedenle bu dava adeta bir 'google davası'dır." yakıştırması yapıldı. Savunmada iddianamedeki laiklik anlayışı da eleştirildi. Başsavcılığın topluma "kuşkucu ve komplocu" bir bakış açısıyla yaklaştığı ifade edilerek, şunlar kaydedildi: "İddianamede laiklik prensibi değil, laiklik adıyla totaliter bir ideoloji, bir felsefî kanaat ve en tehlikelisi diğer dinî inançlarla rekabet halinde olan bir inanç sistemi tanımlanmakta ve savunulmaktadır. Laiklik bir yaşam biçimi değil, tersine farklı yaşam biçimlerini bir arada ve barış içinde yaşatan prensibin adıdır. Totaliter devletlerde görülen belli bir insan tipinin ve yaşam biçiminin yüceltilmesi, özgürlüklerin de sonu olur. Sovyetler Birliği tecrübesi, laikliğin ancak totaliter bir ideolojinin çatısı altında bir yaşam biçimine dönüşebileceğini, bunu gerçekleştirmek için farklı yaşam biçimlerinin yok edilmesi gerektiğini göstermektedir." Başbakan Tayyip Erdoğan'ın imzasını taşıyan AK Parti'nin savunmasında özetle şunlar yer alıyor:
Başsavcı, önyargılı ve ideolojik davranıyor
İlk cevabımızdaki tüm tespit ve hatırlatmalara rağmen iddia makamı, önyargılı ve ideolojik tutumunu maalesef esas hakkındaki görüşünde de ısrarla devam ettirmiştir. Tıpkı iddianame gibi, esas hakkındaki görüş de baştan sona "emperyalizm", "ihanet", "irtica", "mürteci", "din tacirleri", "tertipçi", "sömürgeci", "mandacı", "işbirlikçi", "gerici", "iç ve dış odaklar" ve "siyasi hegemonya projesi" gibi hukuken tanımlanması imkansız ve fakat belli bir siyasi/ideolojik tavrı yansıtan kavramlarla doludur. Tarihi yorumlamak veya tarihi yargılamak, hiçbir kapatma davasının konusu olamaz. İddia makamı, delil yokluğunun ortaya koyduğu çaresizliği ve açığı, tarihe subjektif atıflar yaparak gidermeye çalışmaktadır. AK Parti'nin doğuş tarihi ve illiyetin kurulabileceği zamanın başlangıcı bellidir: 14 Ağustos 2001. Hukuk, kapatma davasında, zaman tünelini siyasal partinin tüzel kişilik kazandığı tarihten geriye işletecek bir mantığı açıkça reddetmektedir.
YARSAV, kapatma davasına katkıda bulundu
Başsavcılığın partimiz aleyhine kullandığı delillere ait belgelerden birisinin YARSAV'a ait bir yazının arkasına yapıştırılmış olması, bu delilin YARSAV'da oluşturulduğu izlenimini vermektedir. "Birliğimizi kapatma hükmü taşıyan taslak her şeye rağmen kanunlaştığı takdirde yasal haklarımız kullanılacak, Anayasa'nın 90/son maddesi uyarınca tüzel kişiliğimiz devam edecektir." ifadesine de söz konusu yazıda yer vererek, yasayla dahi kapatılamayacağını ileri süren YARSAV'ın partimizin kapatılması için delil oluşturma sürecine katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır. Başsavcının Anayasa Mahkemesi önünde bu durumu nasıl açıklayacağını doğrusu merak ediyoruz.
Başsavcının toplum modeli dehşet verici
Başsavcılığın özellikle esas hakkındaki görüşünü okuduktan sonra, tasavvur ettiği toplum modeli hakkında dehşete düşmemek mümkün değildir. Farklılıkları düşman olarak gören, çoğulculuğa, çok partili yaşama, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, aydınlara, din adamlarına ve üyesi bulunduğumuz uluslararası kuruluşlara kuşkucu ve komplocu bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Demokrasiyle laikliği bir araya getiren "demokratik laiklik" kavramından bile rahatsızlık duyan bir anlayışın, ne demokrasiyi ne de laikliği koruması mümkündür. İddianamedeki laiklik tanım ve yorumları baştan aşağı sorunludur. Bu tanımlar bilimsel değildir, sarahat yoktur, kendi içinde çelişkilidir, subjektiftir, hukuk standartlarına uygun değildir ve en önemlisi koruduğunu iddia ettiği laiklik prensibinin kendisine bütünüyle zarar verici unsurlar içermektedir. İddianamede laiklik prensibi değil, laiklik adıyla totaliter bir ideoloji, bir felsefî kanaat ve en tehlikesi diğer dinî inançlarla rekabet halinde olan bir inanç sistemi tanımlanmakta ve savunulmaktadır.
Başsavcı'ya göre dinî bayramların tatil olması da laikliğe aykırı
Laikliği "yaşam biçimi" olarak tanımlamak anayasamıza da aykırıdır. Anayasa, farklı yaşam biçimlerinin yan yana yaşayabileceği özgürlükleri garanti altına alırken, devleti bu konuda tarafsız olmaya zorlamaktadır. Bunun dışındaki alanlara dinî inançların yansıması mümkün değildir. Bu anlayışa göre, örneğin dinî bayramların resmî tatil olması da laikliğe aykırıdır. İddianamede yer alan dinî inanç ve duyguların sadece vicdanlarda kalması, dinin sosyal ve kültürel bir bağ oluşturamayacak şekilde yaşanması ve "dünya işlerine kesinlikle karıştırılmaması" gerektiği şeklindeki katı ideolojik yaklaşımın hiçbir Batılı demokratik laik sistemde karşılığı yoktur.
AİHM içtihadı karşısında AK Parti kapatılamaz
Anayasa Mahkemesi'nin parti kapatma konusundaki kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadı arasında önemli farklılıklar vardır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi'nin 2004 Anayasa değişikliğinden sonra bakacağı parti kapatma davalarında AİHM içtihadını dikkate alarak 2004'ten önce ortaya koyduğu ve parti özgürlüğünü büyük ölçüde daraltan içtihadını değiştirmesi gerekmektedir. AİHM içtihadına göre partimizin kapatılması mümkün değildir.
Laiklik anlayışı pozitivist ve militanca
Başsavcılığın pozitivist ve militan laiklik penceresinden bakıldığında, laikliğin demokratik ve özgürlükçü yorumunu ifade eden "demokratik laiklik" kavramı "yeni siyasi terim" olarak görülebilmektedir. Aslında sorun, laikliğin anlamı ve gerekleri konusundaki bu anakronik bakış açısından kaynaklanmaktadır.
Başsavcı delillerini ispat edemedi
Bu davada sunulan delillerin ispat hukuku bakımından delil olma değeri yoktur. Partimizin laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu hakkında ikna edici hiçbir delil sunulamamış ve müddei iddiasını ispat edememiştir.
Önce dava açıldı, sonra delil üretildi
Bu davada toplanan delillerin erişim tarihlerine bakıldığında delillerin çok büyük bir kısmının dava açmaya karar verilmesinden sonra toplandığı izlenimi oluşmaktadır. Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Nitekim iddianameye ek olarak sunulan dosyalarda yer alan gazete haber ve yorumlarının büyük bir kısmı bunların yayınlanmasından yıllarca sonra internet yoluyla derlenmiştir. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu dava açma tarihine yakın bir zamanda anahtar kelime yazarak 'google' arama motorundan arama yapmak suretiyle elde etmiştir. Bu şekilde internetten elde edilen gazete haber ve yorumlarının 2 Şubat 2008 Cumartesi ve 3 Şubat 2008 Pazar günleri indirildiği görülmektedir. Bu durum Başsavcılığın partimiz hakkında dava açabilmek için hafta sonu tatilinde bile yoğun bir mesai yaptığını göstermektedir.