Teknoloji Dünyası Bunları da Duydu!

Teknoloji kavramı 20. yüzyılda anlam kazandı. Bu yüzyılda fiziğin uygulama alanlarının genişletilmesiyle ortaya bir sektör çıkmış, firmalar da bu sektörün bir ucundan tutunmak için çeşitli destekler vermişti. Yıllar birbirini kovaladıkça bu desteklerin geri dönüşü firmalara fazlasıyla iyi oldu.

Teknoloji artık başlı başına bir sektör oldu ve teknoloji ismi de, “İçerisinde herhangi bir felsefe barındırmayan bir bilim dalı” olarak nitelendirilmeye başlandı. İlk bilgisayarların koca bir ev boyutunda olduğu, cep telefonu fikrinin teknolojinin asla ulaşamayacağı bir noktası olarak görüldüğü bu dönemde, sektörün uzmanları geleceğe dair söylemleriyle de döneme damgasını vurdu.

Fakat kimi söylemler var ki, şu an itibariyle okuduğumuzda gülümsemeden edemiyoruz. Teknolojinin asla ulaşamayacağı bir nokta olarak görülen yerleri, günümüz itibariyle bile hayli geride bırakmış durumdayız. Bu söylemler, dönemden izler taşıyor ve ileri görüşlülük konusunda söz sahibini eleştirmemize engel taşıyor. Zira o dönemde bile teknoloji birçok firma sahibine bile yabancı geliyordu.

 

Sektörün biraz dışına çıkarsak, 1900’lü yılların başında “Otomobillerin bir geleceğinin olduğunu düşünmüyorum” açıklaması yapılmış, yüzyıllarca bu açıklamanın ne kadar yanlış olduğu konuşulmuştu. Bir diğer örnek ise, uçakların savaşlarda kullanılmasının oldukça anlamsız olduğunu vurgulayan bir generaldir. “Kimse savaş esnasında havada açık hedef olmak istemez” diyerek, bir generalde aranan ileri görüşlülük özelliğiyle nasıl ters düştüğünü göstermişti.

{pagebreak::Bilgisayarlar Bitti}

Bilgisayarlar Bitti

20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, bilgisayar teknolojisinin öncü isimlerinden biri olarak gösterilen John von Neumann, “Sanıyorum bilgisayar teknolojisinde yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Bundan sonrası için pek bir şey kalmadı. 5 yıl içerisinde bu teknolojiyi de eskiteceğimize inanıyorum” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Hatırlatıyoruz; 1949’da!

Şimdi bu adamın ileri görüşlü olmadığını iddia edemeyiz. Zira bilgisayar teknolojisinin temellerini atan ve sektörel çalışmalara donanımlı hale getiren isimlerin başında Neumann geliyor. Peki bu açıklamayı niye yaptı? Kesinlikle ileri görüşlü olmadığından değil. Tam tersi, ileri görüşlü olduğu için ortaya bir teori attı. Tuttu ya da tutmadı, bu onu ilgilendirmez. Sadece ön gördüğü gelecek, insanoğlunun gereksinimleriyle örtüşmüyordu.

Özellikle Neumann’ın ilk cümlesi kulağa son derece inanılmaz geliyor. 1949 yılında geliştirilen bilgisayarlar için “Yapılabilecek her şey yapıldı” demek nasıl bir düşüncedir anlayabilmek mümkün değil. Şu anda bile bilgisayar ve/veya bilişim sektörüne bağlı olaraktan önümüzdeki yıllarda bir sürü yeni teknolojiyi bekliyoruz. Neumann her ne kadar bu cümleyi söylemiş olsa da, 1950’li yılların ortalarında, yapay zeka konusunda oldukça önemli geliştirmelere de imza attı. Bir nevi, kendi öngörüsünü kendi yıkmış oldu.

{pagebreak::Beş Bilgisayar Yeter}

Beş Bilgisayar Yeter

IBM ismini duymamanıza imkan yok. Bilgisayar teknolojileri tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olan IBM, 1940’lı yıllarda yaptığı atılımlarla adından söz ettirmişti. 1943 yılında dönemin IBM Başkanı Thomas J. Watson, bilgisayarlar için öyle bir ön görüde bulundu ki, şu anki bir teknoloji meraklısının gülmemesine imkan yok. “Sanıyorum en fazla 5 bilgisayar için bir sektör oluşur” diyen Watson, dönemin devasa bilgisayarlarının yaygınlaşamayacağına, muhtemelen dünya üzerinde komplike işlemler yapabilen sadece beş bilgisayarın olabileceğine ihtimal vermişti.

1943 yılında Bletchley Park‘ta tanıtılan ilk tam elektronik bilgisayarın boyutları da bir hayli büyüktü. O zamanki teknolojiye bakarak, bu türden bir bilgisayarın sadece dünya çapında ünlü en zengin firmalar tarafından kullanılabileceğine ihtimal veren Watson, teknolojinin gelişimini gördükçe ne düşünmüştür merak ediyoruz açıkçası.

Tıpkı John von Neumann’da olduğu gibi, IBM’in de bilgisayar teknolojileri konusunda altyapı açısından en önemli isimlerden biri olması, konunun ne kadar ironik olduğunun altını kalın bir çizgiyle çiziyor adeta.

{pagebreak::Tonlarca Ağırlıkta Bilgisayarlar}

Tonlarca Ağırlıkta Bilgisayarlar

Amerika Birleşik Devletleri topraklarından çıkan ve onlarca yıldır popülerliğini sürdüren popüler bilim dergisi Popular Mechanics, 1949 yılındaki bir sayısında bilgisayarlar hakkında bir makale yazmıştı. Bu makalede, o dönemde kullanılan bilgisayarların ağırlıklarına işaret etmiş ve gelecekteki bilgisayarların da tonlarca ağırlıkta olacağını tahmin etmişti.

Aslında o dönem için doğru sayılabilen bir tahmindi. Sıkı durun! Bu ön görülerinde çok da haksız sayılmazlar! Şaka mı bu demeden önce, şu anda dünyanın en hızlı bilgisayarının ağırlığının ne kadar olduğunu tahmin etmenizi öneriyoruz. Şimdi bu tahmininizi gerçek ile karşılaştırın; Dünyanın en hızlı bilgisayarı olarak kabul edilen Jaguar, tam 200 ton ağırlığında!

Dolayısıyla Popular Mechanics’in bu ön görüsüne çok da karşı çıkamayız. Fakat onlar muhtemelen tüm bilgisayarlar için bu cümleyi kullanmıştı. Yine de kabul edelim, süper güçlü bilgisayarlar halen daha tonlarca ağırlıkta olduğu sürece haksız da sayılmazlar.

{pagebreak::Evlerde PC’ye Gerek Yok}

Evlerde PC’ye Gerek Yok

1940’lı yılları geride bırakıp, biraz daha ileriki tarihlerde yapılan açıklamalara bakalım. Digital Equipment isimli bir firmanın kurucusu olan Ken Olsne, 1977 yılında yaptığı açıklamada “Bilgisayarlar güzel teknoloji ürünleri. Fakat hiçbir zaman küçülüp, evlerde kullanılacak olduğunu sanmıyorum” demişti. Dijital sektörde boy gösteren bir firmanın kurucusundan hiç de beklenmeyecek bir açıklama bu, değil mi?

Olsen bu açıklamayı bilgisayarların o dönemde sadece belirli amaçlar içinde kullanılmaya yoğunlaşmasına ithafen demişti. Apple’ın ve Microsoft’un, ufak çaplı bilgisayarlar için hazırladığı işletim sistemleriyle birlikte Olsen de bu açıklamasının hata olduğunun farkına varmıştır muhtemelen. Böylece bu açıklama da, bilgisayar teknolojileri tarihinde “tutmayan tahminler” arasındaki yerini oldukça sağlam bir şekilde almış oldu.

:: Sizin bildiğiniz benzer türden gaflar var mı?

JBak Taskman Güncellendi!

Symbian işletim sistemine sahip akıllı telefonların vazgeçilmez uygulamalarından biri Rus geliştiricinin görev yöneticisi uygulaması. Her ne kadar JBak şu sıralar Android yazılımları üzerine yoğunlaşmış olsa da eski yazılımlarının güncellenmiş hallerini kullanıcıların hizmetine de sunmaktan geri kalmıyor. 1.31 versiyonuna güncellenen yazılımda küçük hata düzeltmelerinin yanı sıra dokunmatik ekranlı Symbianlar’da daha etkin bir kullanımın sağlanması amaçlanmış.

Burada yer alan SDN Download sayfalarından indirebileceğiniz uygulama, tüm sürümlerinde olduğu gibi ücretsiz olarak sunuluyor. Tek yapmanız gereken uygulamayı sertifikalandırıp kurmak olacak.

{pagebreak::Seçmeli Yükleme Ekranı}

Seçmeli Yükleme Ekranı

Kurulum adımlarında iki seçenek ile karşılaşıyorsunuz. Bu adımlardan Autostart seçeneği menu tuşuna uzun basıldığında yazılımın otomatik olarak devreye girmesini sağlıyor ve uygulamanın sistemin yeniden başlatılması sonrasında da her defasında otomatik olarak yeniden açılmasını sağlıyor. Diğer adımı işaretlediğinizde ise telefonda o anda kullandığınız dil seçeneği yazılımda mevcutsa otomatik olarak uygulama bu dil desteği ile kuruluyor. JBak Taskman 1.31’in Türkçe dil desteğine de sahip olduğunu yeri gelmişken belirtelim.

{pagebreak::Fonksiyonel Kinetic Scrolling İşlevi}

Fonksiyonel Kinetic Scrolling İşlevi


Bu sürümde Kinetic Scrolling daha etkin kullanılıyor.

Yazılımın ana ekranı bu şekilde. Dokunmatik ekran için arayüzün tam olarak optimize edilmemiş oluşu kullanımda zaman zaman sıkıntılar yaşatsa da bu hususun programın başarısını gölgelemediğini belirtelim.

:: Telefonunuzda hangi görev yöneticisi uygulamasını kullanıyorsunuz?

Microsoft 2011’den Umutlu

Mobil World Congress 2010 etkinliğinde duyurduğu yeni işletim sistemini Kin One ve Kin Two adını verdiği akıllı telefonlar ile destekleyen Microsoft, bu hamlesi ile mobil dünyada daha fazla etkin olabilmeyi amaçladığını ortaya koymuştu. Sonrasında ortaya çıkan HTC, LG, Samsung gibi üreticilerin Windows Phone 7 yüklü olarak satışa çıkarmayı düşündükleri telefonlar, WP7 üzerindeki ilginin artmasını sağlamıştı.

 

Bir konferansta konuşan Microsoft yetkililerinin açıklamalarından, bilhassa 2011 yılından umutlu oldukları anlaşılıyor. Kin One ve Kin Two’nun dünya genelinde iyi bir satış rakamına ulaşacağının umulduğunu belirtildiği açıklamalarda, 2011 yılı için beklentilerin 30 Milyon Windows Phone 7 yüklü akıllı telefon şeklinde olduğu açık bir dille ortaya konuluyor. Apple’ın bugüne kadar 50 Milyon adetten daha fazla iPhone sattığını düşününce Microsoft’un yeni sistemden ne kadar umutlu olduğunu net bir şekilde görüyoruz.

:: Konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Microsoft arzuladığı rakamlara ulaşabilir mi?

Vakit Geçirmeniz İçin En İyi 10 Site

İnternet artık hayatımızın vaz geçilmez bir parçası. Bu durumu yadırgamak ya da kabul etmemek gerçeği değiştirmiyor. Gerek iş yerinde gerekse evimizde çeşitli sebeblerden dolayı hergün en azından 4-6 saat arasında internette bağlı kalıyoruz. Bu süre içerisinde ise çoğunlukla yaptığımız şeyler iş yapmak ya da elektronik postalarımıza bakmak.

İnternette daha iyi vakit geçirebileceğiniz siteler de bulunuyor. Bunlar sayesinde, sosyalleşebilir karikatürünüzü çizebilir ve video izleyebilrisiniz. Kendinizi daha iyi ifade etmenize de yarayan vakit geçirmek içni en iyi 10 siteyi sizin için yarıştırdık.

İşte o siteler…

{pagebreak::10 Şehirde neler gizli?}

10 Şehirde neler gizli?

Bu site size ilginç promosyonlar sunuyor. Günlük olarak olan promosyonlar sayesinde 1 liraya sinema izlediğiniz gibi ünlü lokantalarda yarı fiyatına yemek yiyebiliyorsunuz.


www.sehirfirsati.com

Buradaki her promosyon günlük olarak değişiyor. Site ilginç ve vakit geçrimek için iyi.

Ancak günlük olan promosyonlardan dolayı hergün ancak 15-20 dakikanızı burayla harcayabilirsiniz.

{pagebreak::9 Haberlere komik bakış}

9 Haberlere komik bakış

Hergün aynı haber sitelerine girmekten sıkıldıysanız gündeme ve yaşama bir de bu gözle bakın. Zaytung, fazla okuma almak için kalıplaştırılan haberlerle kendi tarzında dalga geçiyor. Sitenin hazırladığı mizahi amaçlı spor, gündem ve dünya haberleri bulunuyor.


www.zaytung.com

Bunun dışında komik anketler ve burç yorumunuzda Zaytung‘un içerikleri arasında. Ancak sitenin sürekli yenilenmemesi nedeniyle birgün içerisinde burada saatlerinizi harcamanız çok zor.

{pagebreak::8- Kendi karikatürünüzü çizin}

8- Kendi karikatürünüzü çizin

Ünlülerin karikatürleri her zaman insanların dikkatini çekmiştir. Biraz abartıyla daha komik hale getirilen çizimlerle birlikte karikatürler tek karede sayfaların anlatamadıklarını özetler.


http://stripgenerator.com

Bu site hem bir sanat ve sosyal ağ sitesi. Buraya üye olarak kendinize karikatür çiziyorsunuz. Çizdiğiniz karikatürler ise diğer kullanıcılar tarafından oylanıyor.

{pagebreak::7 Dök içini rahatla}

7 Dök içini rahatla

Hayatınızda yaşadığınız ilginç anları itiraf etmeyi seviyorsanız bu site ilginizi çekecektir. Ülkemizde bilinen örneğiyle itiraf.com’un Twitter‘la birleştiğini düşünün. Sosyal ağ içeriğiyle yeni arkadaşlar edinimenizi sağlayan site üyelerinin aktifliğiyle doğru orantılı şekilde büyüyor.


www.fmylife.com

Oylara göre hayatları olay insanların da listesi yapılıyor.

{pagebreak::6 Sorularla eğlenin}

6 Sorularla eğlenin

Bu sitenin amacı oldukça ilginç. Sosyal ağ tabanlı bu sayfada kendinize bir profil oluşturuyorsunuz, daha sonra ise ilginç sorularla insanları sınıyorsunuz. Bu sorular ciddi olabildiği kadar saçma sapan da olabilir.


http://quizy.me

Sitenin Formspring.me‘den temel farkı ise sayfada bu sefer soruları soran sizsizsiniz.

{pagebreak::5 Ne olduğunuzu öğrenin bilginizi ölçün}

5 Ne olduğunuzu öğrenin bilginizi ölçün

Bu başlık size garip gelebilir ama Quizilla sayesinde çeşitli filmlerden hangi karakter olduğunuzu ya da ne tarz bir hayvan olduğunuzu bile öğrenebilirsiniz.


http://quizilla.teennick.com

Bazıları profesyonel bazıları ise canı sıkılan insanlar tarafın hazırlanan testler sayesinde bilginizi ölçmeniz de mümkün.

{pagebreak::4 Flash oyunlarının adresi}

4 Flash oyunlarının adresi

İnternette canınız sıkıldığı zaman yapabileceğiniz en eğlenceli şey Flash programıyla yapılmış oyunlara musallat olmak. Bu sitede ise bazıları profesyonelce bazıları ise amatörce yapılmış binlerce oyunla karşılaşacaksınız.


http://armorgames.com

Sabahtan akşama kadar oyun oynamızı sağlayacak olan site sizi uzun süre oyalayacaktır.

{pagebreak::3. numarada: Bu kuş çok eğlenceli}

3. numarada: Bu kuş çok eğlenceli

Twitter en ünlü sosyal ağlardan biri. Bu site sayesinde kendini ifade edebileceğiniz gibi ünlü insanlara daha da yakın olabilirsiniz. Temelde en az kelimeyle anlık durumlarınızı anlattığınız site ilerleyen zamanlarda daha ilginç amaçlara büründü.

İnsanlar burada artık daha karizmatik cümleler yazmak için bir birleriyle yarışıyor. Haber bile alabileceğiniz sitede bazı firmalar özel indirimlerle ürün bile satıyor.

{pagebreak::2.numarada: Aradığınız tüm videolar burada}

2.numarada: Aradığınız tüm videolar burada

YouTube neredeyse tüm gününüzü öldürmeniz için tasarlanmış bir site. Burada aradığınız her konuda videoya ulaşabilrisiniz. Hemen herkesin bildiği bu site listenin üst taraflarında haklı bir yere sahip.


www.youtube.com

Çocukluğunuza ait dizilerin tüm bölümlerinden, ilginç insanların amatör videolarına kadar bu sitede çok fazla içeri bulabilirsiniz.

{pagebreak::Liste birincimiz: Sosyal ağların babası}

Liste birincimiz: Sosyal ağların babası

Facebook‘u artık internet kullanıcılarına anlatmamıza gerek yok. Bu site iyi ya da kötü şekilde hayatımızın en büyük parçası haline geldi. İnsanlar bu sosyal ağ sayesinde sevgili olup yine buradaki dedikodu zincirleriyle bir birlerine küsebiliyor.

 


www.facebook.com

Kendini rahat ifade edemeyen insanlar ise Facebook sayesinde arkadaşlarıyla daha da yakınlaşıyor. Uzaktaki akrabalarınızı bile gördüğünüz site iyi ve kötü yanlarıyla başında en çok vakit geçirdiğimiz adres. Tüm bu listedeki özellikleri bu site üzerindeki gruplarda bulmanız mümkün.

:: Size göre vakit geçirmek için en faydalı site hangisi?

Lost Planet 2 PS3 İnceleme

Puan: 7.2/10

Capcom‘un yapımcılığını ve yayıncılığını üstlendiği Lost Planet, satışa sunulduğunda olumlu eleştiriler ile değerlendirilmişti. Bunun üzerine vakit kaybetmeden ikinci yapımı hazırlamaya koyulan Capcom, Lost Planet 2‘yi satışa sundu.

Yeni yapımda sıradan bir askeriz. Hem de öyle sıradan ki, ölüyor ve yeni biri olarak yeniden savaş alanına dönüyoruz. Zaten yapımda tepeden tırnağa online oyun havası hakim. Zira Campaign‘i seçtiğinizde bile, karşınıza gelen ayarlarda Friendly Fire gibi seçenekler var. Peki bu durumun oyundaki karşılığı nedir?

{pagebreak::4 Kişilik Campaign}

4 Kişilik Campaign

Lost Planet 2’de 4 kişiye kadar Co-Op seçeneği mevcut. Eğer arkadaşlarınız ile oynamıyorsanız, bu kez diğer üç kişinin kontrolü yapay zekaya geçiyor. Yani uzun lafın kısası, oyunda yalnız ilerlemiyorsunuz. Eğer Lost Planet dünyasına yabancıysanız, başlangıçta training bölümüne göz atabilirsiniz fakat ortalama bir aksiyon oyuncusu bile, bu kısmı atlayarak yapıma kısa sürede alışabilir.

Serüven başladığında, ilk oyundan birkaç yıl sonra gelişen olayların içine düşüyoruz. Sıradan bir asker olarak düşmanlarla çatışırken, bizden daha büyük bir rakibe karşı birlikte hareket etmeye başlıyoruz. Bir süre video izledikten sonra ilk defa kontrol elimize geçiyor. Tam Lost Planet 2 dünyasına alışmaya başlarken, tekrar video giriyor. İşin ilginç yanı, tüm hareketli olaylar, ara videolarda cereyan ediyor. Bize ise heyecansız, basit kapışmalar kalıyor.

{pagebreak::Videolarla Geçti Bölüm}

Videolarla Geçti Bölüm

Düşmanlarımız kimi zaman askerler, kimi zaman robotlar ve yaratıklar. Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi çevredeki robotlar kullanılabiliyor. Bu dev savaş makinelerini yönetmek, onların özel silahlarıyla ve yetenekleriyle yaratıkların üstesinden gelmek bir hayli keyifli. Ancak yok edilebilir olduklarını hatırlatmak gerek. Eğer sağda solda kırık dökük bir robot görürseniz, silahını yerinden çıkarıp kullanabiliyorsunuz.

İşin ilginç yanı, bu silahtan sıkılırsanız, yolda gördüğünüz bir başka teneke yığınına silahı monte edebiliyorsunuz… Bazen önünüze çıkan yükseltileri aşmanız gerekiyor. Bu anlarda eğer robottaysanız sıçramanız gerekiyor. Eğer zırhsızsanız, o zaman da kanca atarak yükseltilere tırmanabiliyorsunuz.

{pagebreak::Checkpoint’leri Kaçırmayın}

Checkpoint’leri Kaçırmayın

Lost Planet 2’nin save sistemi, klasik aksiyon oyunlarından farklı. Kurulan istasyonlar neticesinde kayıt yapmış oluyorsunuz. Ancak load yapmak için oyun, puanınıza bakıyor. Eğer yeteri kadar puanınız yoksa, bölümün başına dönmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden dikkatsiz davranmayıp, temkinli oynamanız gerekiyor. Zaten yanınızda 3 kişi daha olduğu için, küçük saldırılardan kolaylıkla sıyrılıyorsunuz. Belki büyük hedefler biraz zorlayabiliyor fakat genel olarak Lost Planet 2’nin zor bir aksiyon oyunu olduğunu söylemek zor.

Yapımın dikkat çekici bir yanı da 16 kişiye kadar online multiplayer‘ı. Zira çoklu oyuncu için epey haritası bulunan Lost Planet 2, aksiyon severlere güzel bir alternatif oluşturuyor. Özellikle Co-Op meraklıları, yapımın başında uzun süreler harcayabilir. Ancak pek varlığı hissedilmeyen yapay zeka ve zayıf bölüm tasarımları, oyundan alınacak keyfi ciddi ölçüde baltalayacaktır…

{pagebreak::Göze Hoş Gelmeyen Kayıp Dünya}

Göze Hoş Gelmeyen Kayıp Dünya

Serinin ilk oyunu görsel açıdan 2007 yılı için etkileyiciydi. Buna karşın oyun görsellerinin geldiği nokta baz alındığında, 2010 yılının Lost Planet 2’si, grafiksel açıdan biraz hayal kırıklığı. Karakter modellemeleri özellikle ara videolarda başarılı görünse de, ışık efektleri gerçekçi gelse de, çevre modellemeleri zayıf. Ayrıca zaten yapımda çevre namına çok fazla bir şeyle de karşılaşmıyorsunuz. Karlar üzerinde yürürken karşılaşılan efektler bile tatmin edici seviyede değil. Patlamalar da, ne yazık ki günümüz görsellerinin gerisinde enstantaneler sunuyor…

Sesler açısından yapım, akılda kalıcı işitsel öğeler içermese de, kulağa yabancı gelmeyen efektlere yer verilmiş. Ortalamanın üzerindeki seslendirmeler ve çevre detayları ile bu açıdan Lost Planet 2 yeterli seviyede.

{pagebreak::Karlar Düşer…}

Karlar Düşer…

Genel olarak bakıldığında serinin yeni oyunu, öncekinin başarısını tekrarlayamıyor. Zira neresinden bakarsanız bakın, Lost Planet 2 hiçbir özelliğiyle türünün en iyilerinden biri olmayı başaramıyor. İlk yapımın hatrına senaryoyu görmek için oynanabilecek bir yapım. Bir de Co-Op seçeneği sayesinde arkadaşlarınızla keyifli vakit geçirebilirsiniz. Eğer çok iyi grafikler ve başarılı bir oynanabilirlik arıyorsanız, şu sıralar piyasada God of War veya Alan Wake gibi üçüncü şahıs görünümlü yapımların yer aldığını hatırlatalım.

Puan: 7.2/10

:: Lost Planet 2 hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşın.

Dell’den Tablet Gibi Telefon: The Streak

İlk olarak Haziran ayında görücüye çıkacak olan The Streak, Apple ve HTC gibi firmalar sayesinde epey kızışmış olan multi özellikli cep telefonu piyasasının ateşini iyice körükleyecek gibi gözüküyor. Dokunmatik ekran ve cep telefonu özelliğinin yanında, Android işletim sistemini kullanacak olması, şüphesiz The Streak’in en büyük kozu.

iPhone? iPad? Hiçbiri?

İlk bakışta -haliyle- iPhone ve iPad ile kıyaslanan The Streak hakkında Dell Yöneticisi Lionel Menchaca, “Bu ürün, iPhone’un ufak ve taşınabilir yapısıyla, iPad benzeri tabletlerin ve netbook’ların yapabildiklerini tek bir potada eritiyor. Her birinin çoğu özelliğini barındırıyor.”

“…Tam olarak iPad ile eşdeğer görülmesini doğru bulmuyorum. Telefon özelliğinin olması bir yana, İnternet’te gezinme, sesli navigasyon, fotoğraf, video ve müzik desteğini daha ergonomik bir biçimde sunuyor” şeklinde açıklamalarda bulundu.

5 inçlik, 800×400 piksel çözünürlüğünde ekrana sahip olan ürünün 5 megapiksellik bir kamerası var. Facebook, YouTube ve Flickr gibi sitelerle entegre halde çalışacak olan bu kamerayla aynı zamanda görüntülü konuşma da yapılabilecek. 3,5 mm’lik kulaklık girişi, 3G özelliği, WiFi ve Bluetooth özelliklerini de barındırması, The Streak’i daha çekici hale getiriyor.

:: The Streak sahibi olmak ister miydiniz?

Yazan: Erkam Evlice

Turkcell’den Sosyal Açılım: Gezenzi

Türkiye’nin ilk lokasyon tabanlı sosyal paylaşım sitesi olan Gezenzi ile kullanıcılar her an her yerden resim, yazı, video, müzik gibi içerikleri paylaşıp, hayata dair istediği her türlü izi bırakabiliyor. 

Gezenzi üyelerinin; evde, ofiste, otobüste, sokakta, tatilde, nerede olurlarsa olsun tek bir mesaj kolaylığıyla bırakabildiği bu izler, harita üzerinde gerçek zamanlı olarak gösteriliyor (Facebook’a Türk Düzeni Geldi).

 

Gezenzi ile neler yapılabilir?
Gezenzi kullanıcıları, hissettiklerini, çevresinde gördüklerini, gittiği yerleri, yemek yediği mekânları, yol ve hava durumunu, beğendiklerini, beğenmediklerini kısaca günlük hayata dair izler bırakabiliyor. Örneğin tatilde rastlanılan sahil manzarası, sinemada izlenilen filmle ilgili yorum, yenilen güzel bir yemekle ilgili izlenimleri lokasyon bilgisiyle birlikte anında paylaşmak mümkün.

 

İsteyen kullanıcılar tek bir tıkla Gezenzi’ye bıraktıkları izlerin Facebook, Twitter ve FriendFeed’teki hesaplarında da listelenmesini sağlayabiliyor.

Her an her yerden cepten iz bırakmak isteyenler ise 6060 kısa numarasına SMS ya da MMS ile mesaj gönderebiliyor. Gönderilen mesaj otomatik olarak lokasyon bilgisi ile birlikte gösteriliyor. Gönderilen tüm SMS ve MMS’ler iki ay boyuncu ücretsiz olacak (En İyi Download Manager Yazılımları).


Gezenzi’ye nasıl üye olunur?

Gezenzi’ye üye olmak için http://www.gezenzi.com adresini ziyaret etmek yeterli. Ana sayfanın sağında bulunan “Davetiye İste” bölümü tıklandıktan sonra siteye kayıt yaptırılabiliyor. Dileyen kullanıcılar Gezenzi‘ye Facebook hesabıyla da giriş yapabiliyor. Gezenzi’ye üye olmak tamamen ücretsiz.

:: Facebook varken buna gerek var mıydı?

Uçakların Devri Bitiyor mu?

0

Dünya havacılık tarihini değiştiren zeplinler 1930’lu yılların en lüks ulaşım aracıydı. Kıtalar arası yolculuğun hem ucuz hem de konforlu şekilde yapılmasını sağlayan bu araçlar dünyanın göz bebeğiydi. Ancak 1937 yılında yaşanan ve havacılık tarihinin en büyük kazalarından biri olan Hindenburg faciası nedeniyle bu araçların kaderi de değişmiş oldu.

305 metrelik bu zeplin havacılık tarihinin hem lükslük hem de şanssızlık bakımından Titanik‘i olarak kabul görür. Kazada çıkan yangından neredeyse hiçbir yolcu canlı kurtulamadığı için zeplinler çok kötü bir imaja sahip oldu. Günümüzde sadece uçan reklam panosu olarak görülen bu araçların kaderi tekrar değişmek üzere…


Hinderburg kazası akıllardan bir türlü silinemedi

Modern Teknoloji Bir Paranoyayı Bitirecek mi?

E-Green Technologies adlı şirket yaratıcısını iflasa sürükleyen zeplinleri tekrar göklerin hakimi yapmak istiyor. Bullet (mermi) adlı yeni model zeplin 21. yüzyılın en güvenli ve ucuz ulaşım aracı olacak.


Bullet’in yapıldığı özel alan

Firma, Hinderburg‘un yarattığı kötü imajı silmek için araçta, kurşun geçirmez yeleklerin yapımında kullanılan kevlar adlı maddeyi kullanacak. Diğer aksanları da çelik olacak olan günümüzün zeplini 245 metre olarak tasarlanıyor.

Yaklaşık bir yıldır yapım aşamasında olan araç için şirkete daha şimdiden sipariş yağmaya başladı. Başta NASA ve orduların talip olduğu zeplini E-Green Technologies şimdilik kimseye satmadı.

Zeplinlerin tekrar uzun yolculuklarda kullanılmasıyla birlikte dünya ulaşım ve havacılık sektörü de büyük değişim geçirecek. Bir zeplin ile Avrupa‘dan Amerika gitmek mümkün olabiliyor.

:: Zeplinlerin tekrar gelişmesi sizce ulaşım sektörünü nasıl değiştirecek?

 


 

Soğuk Savaşın Kızıl Bilgisayarları

ABD ve Sovyetler Birliği’nin iki kutbunu oluşturduğu Soğuk Savaş dönemi tüm dünyayı sonun eşiğine getirmiş olsa da, bilim ve teknoloji alanında büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönemdi.

İki ülke de birbirlerini yok etmek için düzinelerce farklı yöntem ve savaş senaryosu geliştirmişti. Zaman zaman sıcak temasın eşiğine gelen ABD ve Sovyetler Birliği, hiçbir zaman böyle bir temas yaşamadılar.

Soğuk Savaş yılları teknolojinin gelişimini hızlandırdı

Soğuk Savaş döneminin günümüze olan katkısı teknolojik gelişimin hızlanması oldu. İki kutbun her zaman için daha gizemli olan tarafı Sovyet Birliği’nin bu dönemde bilgisayar teknolojilerine yaptığı katkılar ve Soğuk Savaş’ın en sıcak anlarını bu yazıda topladık.

{pagebreak::Bilgisayara duyulan ihtiyaç}

Bilgisayara duyulan ihtiyaç

1950 yılının Eylül ayında, bilgisayar teknolojisinde ABD’nin çok gerisinde kaldığını düşünen Moskova Hassas Mekanik ve Bilgisayar Teknolojisi Enstitüsü başkanı Mikhail Lavrantev bir toplantı düzenleyerek bu konuda neler yapılması gerektiğini ortaya koymuştu.

Sovyetler Birliği’nin sahip olduğu cihazlar çok basitti

Ruslar en büyük rakiplerinin gerisinde kaldıklarının farkındaydı. O dönemde sadece çok basit işlemler yapabilen ilkel sayılabilecek analog cihazlara sahiplerdi.

Bilim adamlarının işlerini çok kolaylaştıracak şekilde büyük ölçekli işlemler yapabilecek bilgisayarlara ihtiyaç vardı. Özellikle nükleer silah teknolojisi için büyük ölçekli hesaplamalar gerekiyordu.

{pagebreak::İdeolojiye uygun bilgisayar}

İdeolojiye uygun bilgisayar

Soğuk Savaş dönemindeki Sovyet Rusya’da bilgisayar geliştirmek tehlikeli bir işti. Sağlanan imkanları boşa harcamak ve başarısızlığın sonu çalışma kamplarına gönderilmek olabilirdi.

Sergei Lebedev tüm riskleri göze almıştı

Öte yandan komünistlerin istemediği sonuçlar verebilen bir bilgisayar da sonu kötü olacak eleştirilere neden olabilirdi.

Tüm bu riskleri göze alan Kiev Elektroteknik Enstitüsü’nden Sergei Lebedev, eleştirilerden kurtulmak için de sadece komünist ideolojiye uygun sonuçlar verecek bir bilgisayar geliştireceğini açıklayarak destek toplamıştı.

{pagebreak::Sovyet bilgisayarlarının babası}

Sovyet bilgisayarlarının babası

Sovyet bilgisayar teknolojisinin babası olarak kabul edilen Sergei Lebedev, 1948 yılından itibaren nasıl bir bilgisayar yapacağı konusunda çalışıyordu.

1949’un sonlarına gelindiğinde temel prensipleri kağıda döken Lebedev, 12 adet tasarımcı ve 15 adet teknisyen ile beraber Kiev yakınlarındaki Feofania kasabasındaki terk edilmiş bir manastırda laboratuar kurdular.

Lebedev ve ekibinin ilk bilgisayarı MESM hiç de küçük değildi

İronik bir şekilde “Gizli Laboratuar Numara 1” adı verilen bu merkezde Lebedev ve ekibi ilk bilgisayarları olan MESM adlı cihazı ürettiler. Küçük elektronik sayma makinesinin Rusça karşılığının baş harflerinden oluşan bu kısa isme sahip olan bu yeni cihazda 6000 adet vakumlu tüp bulunuyordu ve kendi güç istasyonuna sahipti.

{pagebreak::MESM ve zorluklar}

MESM ve zorluklar

Sadece 3 kHz hızında çalışan MESM’in performansının o döneme göre bile düşük olduğunu söylemek gerek. Projede çalışan ve hala yaşayan birkaç kişiden biri olan Rostislav Chernjak, 2005 yılında bir radyo ile yaptığı röportajda yaşadıkları zorlukları anlatmıştı.

Lebedev ve ekibi Moskova’nın gözünden uzakta, Kiev’in Feofania kasabasında bir manastırda çalıştılar

MESM adı verilen bilgisayarın çalışmak için yaklaşık 7 kW güce ihtiyaç duyduğunu belirten Chernjak soğutmanın büyük bir sorun olduğunu söylüyordu.

Bunun için cihazın bulunduğu kattaki odanın bir duvarını yıktıklarını belirten Chernjak, daha sonra bunun yetmediğini ve çatıyı sökmek zorunda kaldıklarını açıklamıştı.

{pagebreak::Hata kimde?}

Hata kimde?

Chernjak’ın söylediği önlemler işe yaramış olacak ki, MESM ilk başarılı testini 6 Kasım 1950 tarihinde yaptı. Cihazın doğru çalıştığını anlayabilmek için iki matematikçi çağırıldı. Matematikçilere ve MESM’e aynı problem sunularak, cihazın doğru sonuca ulaşıp ulaşamayacağı anlaşılacaktı.

MESM ilk testini başarıyla geçmişti

Ancak testin sonucunda matematikçilerin elde ettiği ile MESM’in elde ettiği sonuçlar farklı çıkınca Lebedev tüm akşam boyunca hatanın nerede olduğunu anlamaya çalıştı. En sonunda iki matematikçinin de aynı yerde yanlış yaptığı anlaşıldı. MESM ilk testini başarıyla geçmişti.

1951 yılında devlet tarafından resmen kullanılmaya başlanan MESM, doğu bloğunun ilk dijital bilgisayarı olma unvanını elde etmişti.

{pagebreak::Nükleer silah hesapları}

Nükleer silah hesapları

Görev süresi boyunca MESM, devletin çeşitli kollarından birçok araştırmacının karmaşık hesaplarını yaptı. Bunlar arasında en önemlilerini elbette nükleer silahlarla ilgili olanlar oluşturuyordu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda gücün en büyük sembolü nükleer silahlardı ve Stalin en güçlü olmayı kafasına koymuştu.

Daha güçlü silahlar için, daha güçlü bilgisayarlar gerekliydi

Nükleer fizik problemleri günümüzün süper bilgisayarlarını bile zorluyor. 1950′lilerde ise bu hesapları yapmak çok daha zordu. Çok güçlü nükleer silahlar yapabilmek için gereken hesaplamaları gerçekleştirmek için MESM’in kapasitesinin artırılması gerekiyordu.

{pagebreak::Avrupa’nın en hızlısı}

Avrupa’nın en hızlısı

MESM’den sonraki adım BESM serisi modeller oldu. 1953 yılında tamamlanan BESM-1, Avrupa’daki en hızlı bilgisayardı. 39-bit kayar nokta işlemleri yapabilen ve her biri 30 bin kelime kapasiteli dört adet manyetik birime sahip olan BESM-1, döneminin yıldızıydı.

BESM-1, Avrupa’daki en hızlı bilgisayardı

1953 yılında BESM’in dışında Strela adı verilen bir cihaz daha geliştirildi. Moskova Bilgisayarlı Analiz Makineleri Tesisi tarafından geliştirilen Strela tam anlamıyla bir devdi.

300 m2 yer kaplayan cihaz 43-bit ikili kayar nokta işlemi yapabiliyordu. Ancak makinenin güç tüketimi inanılmaz seviyedeydi. Strela’nın sadece CPU’su tek başına 75 kW güç tüketiyordu. Soğutma sistemi ve diğer cihazlar eklenince Strela’nın harcadığı güç 150 kW’ı aşıyordu.

{pagebreak::Strela’yı kim kullanacak?}

Strela’yı kim kullanacak?

Strela modellerinin ilk üyeleri daha çok hedef belirleme ve patlama etkileri ile ilgili hesaplamalarda kullanılıyordu. Yedi tane üretilen Strela modellerinin tümü daha sonra Rusya Bilim Akademisi’ne taşınarak sadece nükleer ve balistik füzelerle ilgili hesaplamalarda kullanılmaya başlandı.

Strela’nın boyutları devasaydı

Bilgisayarların sadece askeri amaçlarla kullanılıyor olması sivil bilim adamlarının önünü tıkıyordu. 1955 yılında kurulan Bilim Akademisi Bilgisayar Merkezi, sivil bilim adamlarının da Strela’larla çalışmasına olanak tanıdı. Ancak nükleer silah araştırmalarının, füze ve uzay araçları ile ilgili çalışmaların başındaki isimler olan Igor Kurchatov ve Sergei Korolev, sivil bilim adamlarının zaman kaybı olduğunu düşünüyordu.

Kozmonot Gregori Grechko anılarında, bilgisayarların gündüz Kurchatov’un adamları, akşamları da Korolev’in adamları tarafından kullanıldığını, sivil bilim adamlarının ise bilgisayarları sadece birkaç dakika kullanabildiğini anlatıyordu.

{pagebreak::Seri üretim BESM-2}

Seri üretim BESM-2

Bu sıralarda Gizli Laboratuar Numara 1′de Lebedev’in ekibi BESM-2′yi tamamlamışlardı. BESM-2, Lebedev’in geliştirdiği ilk seri üretim bilgisayardı. 150 adet üretilen BESM-2′ler Çin’e bile gönderilmişti.

BESM-2 sadece SSBC’de değil müteffik ülkelerde de kullanıldı

1960′lara gelindiğinde Sovyet askeri yetkilileri BESM-2′nin planlama, lojistik ve savaş simülasyonu konusundaki potansiyelini tam olarak kavramıştı.

Ancak her zaman daha fazla güç isteyen hükümet, BESM-2′den çok daha fazla şeyler bekliyordu. Bunun üzerine Lebedev yeniden tasarım masasına oturdu.

{pagebreak::BESM-6 ve IBM ilişkisi}

BESM-6 ve IBM ilişkisi

1967 yılında BESM-6 ile geri dönen Lebedev, bu sefer daha öncekilerinden çok daha ileri seviyede bir bilgisayar üretmişti. 10 MHz hıza ulaşabilen BESM-6, ön bellek kullanılan ilk model olmasının yanı sıra aynı anda 14 farklı işlemi gerçekleştirebiliyordu.

BESM-6 kendinden öncekilerin çok ötesinde bir makineydi

Ancak BESM-6′nın en önemli özelliği, sahip olduğu teknolojilerin büyük kısmının IBM’den çalınmış olmasıydı.

1960′lı yıllarda Sovyet bilim adamlarına batıyla yarışmak yerine, onlar ne yaparsa aynısının kopya edilmesi emredilmişti. Bunun için ise o dönemde herkesin yüreğine korku salan bir kurum görevlendirilmişti: KGB.

{pagebreak::KGB devreye giriyor}

KGB devreye giriyor

1968 yılında, Sovyet bilim adamları KGB’nin yardımları ile IBM’in o dönemdeki en güçlü modeli olan IBM System/360′ın bir benzerini yapmaya başladılar. Bu bilgisayar insanoğlunun Ay’a ilk adım attığı projede kullanılmıştı.

ES EVM adlı bu kopya cihazın hemen hemen her yeri batıdan çalınan bilgilerle yapılmıştı. Cihaz, kısa sürede tüm ülkede askeri üslerde yaygın halde kullanılmaya başlandı.

ES EVM, IBM System/360’ın bir kopyasıydı

Bu dönemden sonra Sovyetler Birliği 1980’lerin ortalarına kadar bilgisayar teknolojilerinin tümünü KGB aracılığıyla batıdan çalmaya devam etti.

{pagebreak::Oyun ortaya çıkıyor}

Oyun ortaya çıkıyor

Sovyetlerin bu araklama operasyonları 1981 yılında ABD ve Fransa’nın düzenlediği ortak bir operasyonla ortaya çıktı. Fransızlar bir KGB ajanını kendi taraflarına çekerek, hangi bilgilerin çalındığını ve nerelerde uygulanıldığını öğrenmeye başladı.

Rusların IBM’den çaldıkları bir diğer bilgisayar olan EV PEVM

KGB’nin birçok devlet dairesine ve bilgisayar şirketine sızdığını öğrenen ABD yetkilileri bunu ortaya çıkarmak yerine çok daha akıllıca bir planı uygulamaya koydular.

Bu plan öyle akıllıcaydı ki bazı uzmanlar bunun Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandırdığını iddia ediyor.

{pagebreak::CIA’in sinsi planı}

CIA’in sinsi planı

CIA’in o dönemdeki başkanı olan Bill Casey, KGB’nin çalmaya devam etmesine izin verilmesini fakat çalınacak şeylere zaman içinde ortaya çıkacak hatalar yerleştirilmesini emretti. Böylece, hiçbir şeyden haberi olmayan KGB ajanları hatalı teknolojileri ülkelerine götürmeye başladılar. Bunun dışında sahte bilgiler de sızdırılmaya başlandı.

Ruslara kurulan tuzak sonucunda boru hattı büyük hasar görmüştü

Çalınan teknolojilerle üretilen işlemciler birkaç ay boyunca düzgünce çalıştıktan sonra bir anda sebepsiz yere bozuluyor, Sovyet altyapısını derinden etkiliyordu. Öyle ki, 1980′lerin başlarında Sibirya’da bir petrol boru hattı inşa eden Ruslar, bunun düzenini sağlayacak bilgisayar ve yazılım teknolojisini ABD’den çalmışlardı.

Sonradan ortaya çıkacak hatalarla dolu olan yazılım daha sonra petrol boru hattının infilak etmesine ve dağıtım altyapısının çökmesine neden olmuştu.

{pagebreak::Hırsızlığın bedeli}

Hırsızlığın bedeli

1984 ve 85 yıllarında ABD, bu durumdan vazgeçerek tespit ettiği tüm KGB ajanlarını hapse attırdı. Kendi içinde geliştirilen bilgisayarlara desteği kesip güçsüz kalmalarına yol açan, çalınan teknolojilerle yapılan birçok cihazı ise her an bozulmaya hazır olan Sovyetler Birliği’nin altyapısı çökme noktasına gelmişti.

Sovyetler Birliği 1991 yılında dağıldı

Kendi içinde emin adımlarla ilerleyen bilgisayar teknolojisine yeterli desteği vermeyen ve ABD’nin hızına yetişmek için teknoloji hırsızlığını tercih eden Sovyetler Birliği daha sonra bunun vebalini 1991 yılında dağılarak ödeyecekti.

:: Yakın tarihte yaşanan bu olaylardan çıkarılacak ders sizce nedir?

Matbaacılardan 2 Milyon Dolarlık Yatırım

İngiltere’nin Birmingham şehrinde, 18-25 Mayıs 2010 tarihleri arasında düzenlenen IPEX 2010′a, gösterdikleri ilgi ve yaptıkları yatırımlarla Türk matbaacılar damga vurdu (İnsan Yazıcı İlişkisi).

Dünyanın pek çok yerinden binlerce kişinin katıldığı fuarda, Türkiye’den gelen sektör temsilcileri ofset baskı teknolojilerinden çok dijital baskı teknolojilerine yoğun ilgi gösterdi. Xerox Türkiye, fuar esnasında yaklaşık 2 milyon dolarlık dijital baskı sistemi satışı gerçekleştirdi.

Dijital baskı sektörünün en üst düzey seviyedeki ürünlerinden Xerox iGen4, Xerox’un geçtiğimiz günlerde tanıtımını gerçekleştirdiği Xerox Color 800/1000 tam renkli baskı sistemleri, Xerox Nuvera 288 ve Xerox DocuColor 8002 gibi ürünler öne çıktı.

 

IPEX 2010’a Türkiye’den katılan sektör temsilcilerinin en çok ilgi gösterdiği ürünler, yüksek kapasiteli dijital baskı sistemleri oldu.

 

Üzerinde yaklaşık 400 ayrı teknolojik patent bulunan Xerox iGen4, matbaacılar, yayıncılar, baskı merkezleri, fotoğraf stüdyoları veya doğrudan pazarlama ajansları gibi özellikle baskı işi olan kuruluşlara çok önemli gelir ve yeni iş fırsatları vaad ediyor.

Ofset ve fotoğraf kalitesinde saatte 6.600 sayfa tam renkli baskı hızı sunan Xerox iGen4; 7.0 metre uzunluğunda, 2.30 cm yüksekliğinde dev bir makine (Daha Yeşil Yazdırmak Elinizde).

Xerox’un yüksek kapasiteli ürün ailesine eklediği son ürün olan Xerox Color 800/100 ise, ileri düzey dijital baskı teknolojilerine ihtiyaç duyan, baskı hacmi nispeten daha küçük işletmelerin kullanımı için geliştirildi. Ara renk tonlarını ve ince ayrıntıları mükemmel şekilde basabilen Xerox Color 800/1000, ayrı bir işleme gerek duyulmadan baskı esnasında kısmi ve değişken lak atabiliyor.

:: Baskı teknolojisinde lider kim?

 

Oyun Keyfi Doludizgin Devam Ediyor

En yeni ve hızlı ASUS bileşenlerini içeren özel tasarım ASUS Oyun PC’leri ve dünyanın ilk 3D oyun dizüstü bilgisayarı olan ASUS G51J’lerden oluşan bu oyun standi ile kullanıcılar en çarpıcı oyun deneyiminin keyfini yaşıyorlar (iPad Benzeri Ürünler).

 

Oyun keyfini doya doya yaşamak isteyen herkesi bu etkinliğe davetli.

 

Keyifli oyun oynamanın sıra birbirinden güzel hediyeler kazanabilme şansına sahip olunan bu standın 28 Mayıs Cumartesi gününe özel sürprizi Formula 1 yarışı için 2 kişilik bilet kazanma şansı.

Dünyaca ünlü yarış oyunu Colin McRae DIRT 2 ile en hızlı skoru yapan bir kişi Formula yarışı için 2 kişilik bilet kazanıyor. Ayrıca kendi PC’ni topla standında PC toplayan herkes, küçük ASUS hediyeleri kazanıyor (Asus EeeTop PC ET2010 ile Hepsi Bir Arada).

:: Oyunları 3D gözlük ile oynamak ilginizi çekiyor mu?

South Park Facebook’u Rezil Etti

Sivri dili ve garip animasyon tekniğiyle South Park hem mizahın hem de televizyonluğun değişmez bir parçası haline geldi. Popüler olayları kendi bakış açısıyla yorumlayan dizinin bu sezonki bölümlerinden biri de Facebook ve sosyal ağ kavramanını eleştiriyordu.(Facebook Güvenliği Yarın Basitleşecek)

#video_5176#

 

Sosyal ağlar ne kadar gerekli?

Hayatımızın değişmez bir parçası haline gelen Facebook‘un olumsuz yanlarıyla dalga geçen bu bölüme ait kısa görüntüleri internette mutlaka görmüşsünüzdür.(Facebook Güvenliği Kolaylaştıracak)

Dizinin Türk hayranları tarafından alt yazı eklenen bu bölümün en komik ve can alıcı yerlerini montajlayıp sizin için özel bir video yaptık.(Facebook’a Türk Düzeni Geldi)

İşte South Park‘ın gözüyle Facebook olayı…

:: Dizinin ünlü sosyal ağlayla ilgili yaptığı eleştirilere katılıyor musunuz?