En İyi Siyasi Gerilim Dizileri

Televizyon dünyasında az sayıda tür, siyasi gerilimler kadar izleyiciyi kendine çekiyor. Yüksek riskli güç mücadeleleri, karmaşık komplo teorileri ve gerçek dünya çatışmalarını yansıtan gerilim dolu dramalar, izleyicileri ekrana kilitliyor ve uzun süre etkisi devam eden keskin sosyal yorumlar sunuyor.

Siyasetin karanlık yüzünü keşfeden ya da buna karışanların kişisel fedakarlıklarını anlatan bu diziler, hırsın bedelini ve liderliğin bulanık ahlakını derinlemesine irdeliyor. Bu süreçte izleyicileri, güç ve onu şekillendirenlerin karmaşıklığıyla yüzleştiriyor. “The Americans” gibi modern klasiklerden “The Night Manager” gibi değeri yeterince anlaşılmamış mücevherlere kadar, bu diziler gerilimi, stratejiyi ve hikaye anlatımını ustaca harmanlayarak türün sınırlarını yeniden tanımlıyor.

Designated Survivor (2016)

Kiefer Sutherland’in Tom Kirkman rolünde izleyici karşısına çıktığı “Designated Survivor”, düşük profilli bir kabine üyesinin, Birleşik Devletler Kongre Binası’na yapılan büyük çaplı bir saldırı sonrası beklenmedik şekilde ABD Başkanı olmasını konu alıyor. Guggenheim’ın yarattığı bu etkileyici dizi, aksiyon, gerilim ve politik dramanın başarılı bir karışımını sunuyor.

Dizi, iç terörizm ve hükümet içi komplo teorilerinden iç siyasi çatışmalara kadar uzanan geniş bir yelpazede ilerliyor. Kirkman, siyasetin acımasız dünyasında yolunu bulmaya çalışırken, gerçek dünya sorunları ve baskı altında liderliğin ağırlığı gibi temalar derinlemesine işleniyor.

Guggenheim’ın politik gerilim türüne kattığı bu yapım, sahnelerin gerçekçiliği ve politik kaosun detaylı anlatımıyla izleyiciyi sürükleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Başkanlık koltuğuna geçen bir bürokratın karşılaştığı zorlukları, iç ve dış tehditleri, kişisel ve mesleki çatışmaları incelikle ele alarak hem güncel hem de zamansız bir izleme deneyimi sunuyor.

The Diplomat (2023–)

Uluslararası diplomasi dünyasını derinlemesine inceleyen “The Diplomat”, “The Americans” dizisinden tanıdığımız Keri Russell’ın canlandırdığı deneyimli diplomat Kate Wyler’ın beklenmedik şekilde Birleşik Krallık’a ABD Büyükelçisi olarak atanmasıyla başlayan yolculuğunu anlatıyor. Wyler, kişisel ve profesyonel zorluklarla karşı karşıya kalırken, kendisi gibi diplomat olan eşi Hal (Rufus Sewell) ile gergin ilişkisi de hikayenin merkezinde yer alıyor.

Debora Cahn’ın yaratıcısı olduğu “The Diplomat”, hem kişisel drama hem de yüksek riskli politik entrikalarla ilgilenenler için kusursuz bir tercih. Dizi, merkezindeki nüanslı ilişkileri—çevresinde gelişen uluslararası krizler kadar yoğun bir evliliği de içeren—ve uluslararası diplomasinin zorluklarına gerçekçi bir bakış açısı sunuyor. Hükümetin diplomatik çevreleri içindeki güç mücadeleleri, gizli gündemler ve küresel istikrarın tehlikede olduğu bir ortamda geçen bu politik gerilim, riskleri ve dramayı yüksek tutuyor.

Kamera arkasındaki diplomatik manevralar, ülkeler arası ilişkilerin kırılganlığı ve bir diplomatın bu karmaşık ortamda ayakta kalma çabası, dizinin her sahnesi boyunca hissediliyor. İngiltere’nin görkemli diplomatik ortamlarından kapalı kapılar ardındaki gergin müzakerelere kadar, “The Diplomat” uluslararası ilişkilerin görünmeyen yüzünü büyüleyici bir şekilde gözler önüne seriyor.

Scandal (2012–2018)

“Scandal”, Washington D.C.’deki kriz yönetimi dünyasında yolunu bulan eski Beyaz Saray İletişim Direktörü Olivia Pope’un (Kerry Washington) hikayesini takip ediyor. Olivia ve “Gladyatörler” olarak bilinen ekibi bu vakaları ele alırken, kendilerini sıklıkla politik entrika, yolsuzluk ve kişisel drama ağında buluyorlar.

Shonda Rhimes’ın yaratıcısı olduğu “Scandal”, hızlı olay örgüsü gelişimleri ve şaşırtıcı sonlarıyla tanınıyor. Dizi, izleyicileri sürekli tahmin yürütmeye teşvik ederken, ırk, cinsiyet ve güç dinamikleri temalarını irdeliyor. Seçim hileleri, suikastlar ve gizli hükümet organizasyonlarını içeren yüksek riskli dramalar ve karmaşık olay örgüleriyle, dizi çeşitli oyuncu kadrosu, akılda kalıcı karakterleri ve sürükleyici hikayeleriyle büyülüyor. Sadece eğlendirmekle kalmayan “Scandal”, popüler kültürde daha çeşitli bir temsil için yol açıyor (özellikle büyük bir ağ dizisinde başarılı olan güçlü, siyahi kadın başrol sayesinde).

Beyaz Saray’ın ve Washington’un karanlık koridorlarındaki politik oyunlar, etik sınırların zorlandığı durumlar ve güç mücadelelerinin insan ilişkilerine yansıması, dizinin her bölümünde ustaca işleniyor. “Scandal”, politik gerilim dünyasına Olivia Pope’un keskin zekâsı ve çözüm odaklı yaklaşımıyla taze bir soluk getirirken, iktidar kavramının farklı boyutlarını da sorgulatıyor.

Paradise (2025–)

Son zamanların en umut verici dizilerinden biri olan “Paradise”, bilim kurgu, gizem ve gerilim öğelerini birleştiren büyüleyici bir yapım. Dan Fogelman tarafından yaratılan dizide Sterling K. Brown, güvenli bir yeraltı topluluğunda eski bir ABD Başkanı’nın cinayetinin ardındaki gerçeği ortaya çıkarmakla görevli bir Gizli Servis ajanını canlandırıyor.

Politik gerilim dünyasında “Paradise”, alışılmadık ortamı, bilim kurgu çevrisi ve cesur tür karışımıyla farklı bir yere sahip. Spekülatif unsurları ve benzersiz bakış açısıyla dizi, hayatta kalma ve kontrol temalarını keşfederken, cinayet gizemi türüne taze bir perspektif katıyor. İkna edici performanslar ve hızlı tempolu bir anlatım ekleyin, birçok izleyicinin daha fazlasını istemeye devam etmesi şaşırtıcı değil. “Paradise”, geleneksel politik gerilim formülünü alıp onu fütüristik bir çerçeveye oturtarak türün sınırlarını zorluyor. Yeraltındaki bu izole toplulukta, politik güç oyunları ve sosyal kontrol mekanizmaları daha yoğun ve görünür hale geliyor.

Dizinin yarattığı distopik atmosfer, günümüz siyasi gerçeklerine ayna tutarken, karakterlerin psikolojik derinlikleri ve moral ikilemleri, insanlık durumuna dair evrensel sorgulamaları gündeme getiriyor. “Paradise”, sadece bir cinayet soruşturması değil, aynı zamanda insanın güç karşısındaki zaaflarının ve direncinin karmaşık bir incelemesi olarak öne çıkıyor.

Bodyguard (2018)

Richard Madden’ın etkileyici başrol performansıyla “Bodyguard”, TSSB ile mücadele eden kahramanını tasvir etmekten çekinmeyen etkileyici bir politik gerilim. Hikaye, savaş gazisi-dönüşü-Özel Koruma Görevlisi David Budd’ın, hırslı ve tartışmalı İçişleri Bakanı Julia Montague’yi (Keely Hawes) korurken İngiliz siyaset dünyasında yolunu bulmasını anlatıyor.

Yoğun ve gerilim dolu bölümler, iyi geliştirilmiş karakterler ve terörizm ve gözetim yasaları gibi gerçek dünya sorunlarının gerçekçi tasvirlerinden hoşlananlar, muhtemelen “Bodyguard”a şans vermeyi pişman olmayacaklar. Ustaca yazılmış ve ikna edici bir merkezi performansla yükseltilen dizi, hükümet figürleri ve güvenlik hizmetlerini içeren ilgi çekici bir komplo ağı örerken, gizlilik hakları, savaşın gaziler üzerindeki etkisi ve her zaman mevcut terörizm tehdidi üzerine keskin sosyal yorumlar sunuyor. Jed Mercurio’nun yarattığı “Bodyguard”, İngiliz politik sisteminin iç yüzünü ve güvenlik servislerinin işleyişini çarpıcı bir gerçekçilikle aktarıyor.

Dizide David Budd karakterinin kişisel travmaları ve mesleki zorunlulukları arasında kaldığı anlar, hem psikolojik bir derinlik katıyor hem de modern güvenlik devletinin etik çelişkilerini gözler önüne seriyor. Londra’nın ikonik mekânlarında geçen ve yüksek gerilimli bomba imha sahnelerinden politik entrika dolu toplantılara kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan “Bodyguard”, izleyiciyi nefesini tutarak izlemeye zorluyor.

The Night Manager (2016)

John le Carré’nin romanından uyarlanan “The Night Manager”, göz alıcı mekânlar ve sinematografiyi yüksek gerilimli entrikalarla harmanlayan şık ve sürükleyici bir casusluk gerilimi. Merkezinde Tom Hiddleston’ın canlandırdığı Jonathan Pine, eski bir İngiliz askeri ve şimdi otel gece müdürü bulunuyor. Dizi, Pine’ın acımasız silah tüccarı Richard Roper’ın (Hugh Laurie) iç çemberine sızmakla görevlendirildiğinde uluslararası silah ticareti dünyasına yaptığı tehlikeli yolculuğu takip ediyor.

İlgi çekici karakterlerle dolu “The Night Manager”, atmosferik ortamı ve her bölüm geçtikçe gerilimi artıran casusluk taktikleri ve çifte geçişlerle dolu sofistike bir olay örgüsüyle gelişiyor. David Farr’ın uyarlaması, casusluk ve ahlakın gri alanlarını keşfederek, karmaşık kurguyla gerilimli hikaye anlatımı yaratmanın bir ustalık dersi. Yıldızlarla dolu kadrosundan çarpıcı merkezi performanslar ve gerilimli bir anlatımla, “The Night Manager” güç ve yolsuzluk hikayelerine çekilen herkes için bir zorunluluk.

Dizinin uluslararası ölçekte gezinen hikayesi, lüks otellerden ıssız çöllere, Akdeniz’in parlak kıyılarından karanlık silah depolarına kadar uzanıyor. Le Carré’nin soğuk savaş sonrası dünyaya dair keskin gözlemleri, Farr’ın uyarlamasında modern silah ticareti ve uluslararası diplomasinin karanlık yüzü olarak yeniden hayat buluyor. Pine’ın Roper’ın dünyasına sızarken yaşadığı kimlik krizi ve ahlaki ikilemler, casusluğun psikolojik maliyetini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

The Americans (2013–2018)

Ustaca hazırlanmış bir başka casusluk draması olan Joseph Weisberg’in “The Americans”, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki uluslararası ilişkileri ve komploları içeren bir anlatı aracılığıyla politik gerilim unsurlarını hikayesine dahil ediyor. Soğuk Savaş döneminde geçen dizi, Washington D.C. banliyölerinde Amerikalı evli bir çift gibi yaşayan iki Sovyet KGB görevlisi Elizabeth (Keri Russell) ve Philip (Matthew Rhys) etrafında dönüyor.

1980’lerde geçen “The Americans”, aldatma, sadakat ve çifte yaşam sürmenin kişisel bedeli hakkında bir hikaye. Çalkantılı dönemi tasviriyle öne çıkan dizi, politik gerilim hayranları için etkileyici ve düşündürücü bir izleme deneyimi sunuyor. Ancak onu gerçekten farklı kılan sadece casusluk ve gerilim değil, aynı zamanda karakterlerinin gerçek ve inandırıcı hissettiren kişisel mücadeleleri.

Zengin hikaye anlatımı, üst düzey performanslar ve keskin tarihsel doğrulukla dizi, türün en iyi gösterilerinden biri olarak yerini sağlamlaştırmaya yardımcı olan çok sayıda adaylık ve ödül kazandı. “The Americans”, Soğuk Savaş’ın derinliklerinde yaşanan ideolojik çatışmanın insan hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatan çok katmanlı bir yapım.

Elizabeth ve Philip’in KGB ajanları olarak yürüttükleri tehlikeli operasyonlar, onların aile hayatları ile sürekli çatışma halinde. Çiftin Amerikan toplumunda büyüyen çocuklarının kimlik arayışları, ideolojik bağlılıklar ve ebeveynlik içgüdüleri arasında sıkışan Anne-babanın dramı, ve bir yandan da komşularıyla, iş arkadaşlarıyla kurdukları sahte dostlukların yarattığı vicdani yük… “The Americans”, casusluk geriliminin ötesinde, insan ruhunun en karanlık köşelerine ışık tutan bir dram.

Homeland (2011–2020)

Alex Gansa ve Howard Gordon’un dizisi on yıl boyunca izleyicileri koltuklarının ucunda tuttu ve bunun nedenini anlamak zor değil. Eleştirmenlerce beğenilen gerilim, uluslararası terörizm ve ABD istihbarat operasyonları dünyasını derinlemesine inceliyor. Dizi, sekiz yıllık esaretin ardından bir teröriste dönüştüğünden şüphelendiği ABD Deniz Piyadeleri Çavuşu Nicholas Brody’den (Damian Lewis) şüphelenen Carrie Mathison (Claire Danes) ile başlıyor.

“Homeland”, özellikle Danes’in Mathison’ın güçlü tasviri ve küresel siyasetin ruhunu yakalama yeteneğiyle olağanüstü oyunculuktan faydalanıyor. Espiyonaj bağlamında sadakat, kimlik ve ahlak gibi temaları ustaca keşfeden Gansa ve Gordon’un dizisi, televizyonda kalıcı bir etki bıraktı ve keskin yazımı ve sürükleyici atmosferiyle politik gerilimler için yüksek bir standart belirledi. 

“Homeland”, istihbarat dünyasının karmaşık ve ahlaken bulanık doğasını, karakterlerinin kişisel travmaları ve profesyonel zorunlulukları üzerinden anlatıyor. Carrie Mathison’ın bipolar bozukluğu ile mücadelesi, onun olağanüstü analitik yetenekleri ve sezgisel zekâsıyla birleşince, diziye benzersiz bir boyut katıyor.

CIA’in terörle mücadele operasyonlarının iç yüzü, Ortadoğu politikalarının karmaşıklığı ve ulusal güvenlik kararlarının alındığı ortamlar, dizinin her sezonunda farklı açılardan ele alınıyor. “Homeland”, izleyicisini sürekli sorgulayan, hiçbir karakterin tamamen masum veya tamamen suçlu olmadığı ahlaki bir gri bölgede dolaştıran, cesur ve provokatif bir yapım.

24 (2001–2010)

Bu görülmesi gereken aksiyon-gerilim, başkanlık adayı David Palmer’a (Dennis Haysbert) yönelik bir suikast girişimini önlemek için zamana karşı yarışan Terörle Mücadele Birimi ajanı Jack Bauer’ın (Kiefer Sutherland) hikayesini anlatıyor. Sezonlar ilerledikçe Jack, nükleer saldırılar ve biyolojik savaş dahil olmak üzere çok sayıda terör tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.

Televizyonu devrimleştiren temel politik gerilimler söz konusu olduğunda, “24” kesinlikle listenin en üstünde. Çığır açan dizi, her 24 bölümlük sezonun sadece bir günü kapsadığı gerçek zamanlı bir format tanıttı ve izleyicileri terörle mücadele dünyasına adrenalin pompalayarak daldırdı. Mükemmel temposu ve kalp atışını hızlandıran aksiyon sahneleriyle, dizi türe yeni bir standart getirdi: Sadece politik gerilimin nasıl yapılandırılabileceğini rafine etmekle kalmadı, aynı zamanda TV’deki gerilim dolu hikayeler için çıtayı yükseltti.

Robert Cochran ve Joel Surnow’un yaratıcısı olduğu “24”, real-time formatıyla televizyon tarihinde bir devrim yarattı. Jack Bauer karakteri, terörle mücadele bağlamında “ne pahasına olursa olsun” yaklaşımını temsil ederken, dizi 11 Eylül sonrası Amerika’nın korkularını ve endişelerini ustalıkla ekrana taşıdı.

Her bölümde ilerleyen dijital saat, izleyicide sürekli bir gerilim ve aciliyet hissi yaratırken, split-screen tekniğiyle aynı anda farklı karakterlerin aksiyonlarını gösterme yöntemi, televizyon anlatımına yeni bir boyut kazandırdı. Los Angeles’tan Washington’a, Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş coğrafyasıyla “24”, küresel terör ağlarının ve bunlarla mücadelenin karmaşık doğasını etkileyici bir gerçekçilikle yansıttı.

House of Cards (2013–2018)

Gerçek dünya meselelerini ele alış tarzı ve sonunda işten çıkarılmasına yol açan Kevin Spacey’nin iddialarının etkisine ilişkin tartışmalara rağmen, “House of Cards” gücün, manipülasyonun ve siyasetin karanlık yüzünün acımasız tasviriyle tanınan politik gerilim türünde tanımlayıcı bir dizi olmaya devam ediyor.

Dizi, Robin Wright’ın canlandırdığı eşit derecede hırslı eşi Claire ile birlikte acımasız ve kurnaz politikacı Frank Underwood’un yükselişini takip ediyor.”House of Cards” politik bir gerilim olduğu kadar bir sosyal yorum da – para ve lobiciliğin siyasetteki etkisiyle birlikte yolsuzluk, güç dinamikleri üzerine keskin bir eleştiri sunarken, hükümetin iç işleyişi hakkında ilginç bir bakış açısı sunuyor.

Politik gerilimde bulunan ustaca gerilime ilgi duyanlar, Beau Willimon’un dizisinin türün planı olduğunu ve televizyon üzerinde yadsınamaz bir etkiye sahip olduğunu bilir. “House of Cards”, Amerikan siyasetinin en karanlık ve en çirkin yüzünü perdesiz bir şekilde gözler önüne seriyor. Frank Underwood’un dördüncü duvarı yıkan doğrudan izleyiciye konuşmaları, karakterin makyavelist dünya görüşüne ve düşünce süreçlerine eşsiz bir bakış sunuyor.

Washington D.C.’nin iktidar koridorlarında geçen dizide, politikacılar, lobiciler, gazeteciler ve aktivistler arasındaki karmaşık ilişki ağı, güç oyunlarının çıplak gerçekliğiyle resmediliyor. Dizinin sinematografik kalitesi, David Fincher’ın yönettiği ilk bölümlerde belirlenen soğuk ve hesaplı görsel dili, hikayenin atmosferini mükemmel biçimde tamamlıyor. “House of Cards”, sadece bir politik gerilim değil, aynı zamanda iktidar ve ahlak üzerine karanlık bir meditasyon.

Altın fiyatları ne kadar? Çeyrek altın ve gram altın fiyatı ne kadar?

Altın fiyatları, ekonomik dalgalanmalar ve küresel gelişmelerden doğrudan etkilenmeye devam ediyor. 2 Nisan 2025 tarihinde altın fiyatları, yatırımcıların yakından takip ettiği seviyelerde seyrediyor. Gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatı, son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler sonrasında önemli değişimler gösterdi.

Piyasalardaki belirsizlik ve küresel ticaret gerilimleri, güvenli liman olarak görülen altına olan talebi artırırken, yeni gelen veriler altın fiyatlarının yükseliş eğilimini destekliyor. Yatırımcılar, gram altın ve çeyrek altın fiyatındaki hareketleri yakından izlemeye devam ediyor

Gram altın fiyatı neden yükseliyor?

Gram altın fiyatı son haftalarda yukarı yönlü bir seyir izledi. Küresel piyasalarda artan belirsizlik, merkez bankalarının faiz politikaları ve dolar kurundaki dalgalanmalar, gram altın fiyatını doğrudan etkileyen faktörler oldu.

Uluslararası piyasalarda ons altının 2.800 dolar bandını aşması, gram altın fiyatının da yükselişe geçmesinde etkili oldu. Ekonomistler, gram altın fiyatının kısa vadede yatay bir seyir izleyebileceğini ancak orta ve uzun vadede yükseliş trendinin devam edebileceğini öngörüyor.

Uzmanlar, gram altın fiyatının son dönemdeki seyrini değerlendirirken, özellikle küresel ticaret gerilimlerinin ve siyasi belirsizliklerin altın fiyatları üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Türkiye’de iç piyasa dinamikleri ve döviz kurlarındaki hareketlilik de gram altın fiyatı üzerinde belirleyici oluyor. Merkez Bankası’nın para politikası kararları ve enflasyon verileri, gram altın fiyatındaki değişimin ana itici güçleri arasında yer alıyor.

Yatırımcıların gözdesi çeyrek altın fiyatı

Türkiye’de geleneksel yatırım aracı olarak kabul edilen çeyrek altın fiyatı, son dönemde yatırımcıların ilgi odağı olmaya devam ediyor. 2 Nisan 2025 itibarıyla 6.254 TL alış ve 6.352 TL satış fiyatıyla işlem gören çeyrek altın, özellikle küçük yatırımcılar tarafından tercih ediliyor.

Çeyrek altın fiyatının gram altın fiyatına göre işçilik maliyeti içermesi, alım-satım farkının daha yüksek olmasına neden oluyor.Düğün ve özel günlerde hediye olarak verilen çeyrek altın, kültürel öneminin yanı sıra yatırım aracı olarak da değer kazanıyor.

Piyasa analistleri, çeyrek altın fiyatının önümüzdeki dönemde de yükseliş eğilimini sürdürmesini bekliyor. Uluslararası piyasalardaki gelişmeler ve jeopolitik riskler, çeyrek altın fiyatı üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.

Altın fiyatları ne kadar? Çeyrek altın ve gram altın fiyatı ne kadar? – 2 Nisan 2025

Altın TürüAlış Fiyatı (TL)Satış Fiyatı (TL)
Gram Altın3.8083.808
Çeyrek Altın6.2546.352
Yarım Altın12.50812.703
Tam Altın24.93925.301
Cumhuriyet Altını25.14025.520
22 Ayar Bilezik (Gr.)3.4893.702

Altın yatırım stratejileri

Altın fiyatlarındaki dalgalanmalar, yatırımcıların stratejilerini belirlerken dikkat etmeleri gereken önemli faktörlerden biri. Gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatı gibi farklı altın türlerinin izlediği seyir, yatırımcıların kararlarını doğrudan etkiliyor.

Uzmanlar, altın yatırımı yaparken kısa vadeli fiyat hareketlerinden ziyade uzun vadeli trendlere odaklanılması gerektiğini vurguluyor. Altın piyasasında işlem yapmayı düşünen yatırımcılar için gram altın fiziki altınlar içinde en düşük işçilik maliyetine sahip seçenek.

Çeyrek altın fiyatı ise işçilik maliyeti nedeniyle gram altına göre dezavantajlı görünse de likit olması ve kolay alınıp satılabilmesi açısından avantaj sağlıyor. Yatırımcılar, portföylerini çeşitlendirmek ve riskleri dağıtmak amacıyla farklı altın türlerine yatırım yapmayı tercih ediyor.

Küresel piyasalar altın fiyatlarına etki ediyor!

Küresel ekonomik gelişmeler doğrudan altın fiyatları üzerinde etkili oluyor. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz politikaları, küresel ticaret verileri ve jeopolitik riskler, ons altın fiyatını etkilerken, bu durum gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatına da yansıyor.

2025 yılının ilk çeyreğinde küresel ekonomide yaşanan yavaşlama belirtileri ve artan enflasyon endişeleri, altın fiyatlarının yükselmesine katkı sağladı. Uzmanlar küresel piyasalardaki belirsizliğin devam etmesi durumunda güvenli liman arayışının altın fiyatlarını desteklemeye devam edeceğini öngörüyor.

Özellikle ons altın fiyatındaki yükseliş, Türkiye’de gram altın fiyatı ve çeyrek altın fiyatını yukarı yönlü etkilemeye devam edecek gibi gözüküyor. Küresel merkez bankalarının altın rezervlerini artırma eğilimi de altın fiyatları üzerinde olumlu etki yaratıyor.

İş için en iyi Logitech mouselar

İş hayatında verimlilik ve konfor sağlayan doğru ekipmanların seçimi kritik önem taşıyor. Uzun saatler bilgisayar başında çalışan profesyoneller için ergonomik ve işlevsel bir mouse, iş performansını doğrudan etkiliyor. Logitech de ofis ortamında kullanım için geliştirdiği çeşitli mouse modelleriyle farklı ihtiyaçlara yanıt veriyor.

Farklı çalışma tarzları ve el yapıları için optimize edilmiş bu ürünler, kullanıcıların iş akışını hızlandırıyor ve fiziksel rahatsızlıkları önlüyor. İşte iş profesyonellerinin tercih edebileceği en iyi Logitech mouselar ve özellikleri.

Logitech G G305 LIGHTSPEED

Logitech G305 LIGHTSPEED, ofis kullanımı için tasarlanmış hafif ve taşınabilir bir mouse. Sadece 99 gram ağırlığı ve kompakt tasarımıyla uzun süre kullanımda el yorgunluğunu azaltıyor. HERO sensör teknolojisiyle gelen G305, 12.000 DPI hassasiyeti sayesinde ofis uygulamalarında yüksek hassasiyet gerektiren işlemlerde bile yüksek performans sunuyor.

Tek AA pille 250 saate kadar kullanım süresi sağlayan bu mouse, iş seyahatlerinde şarj sorunu yaşamak istemeyen profesyoneller için ideal bir seçenek. Kablosuz bağlantıda 1 ms gecikme süresi ile kablolu mouselarla eşdeğer performans sunan G305, masa üzerinde kablo karmaşasını ortadan kaldırıyor.

Altı programlanabilir düğmesi, sık kullanılan işlevleri tek tuşla gerçekleştirmeye olanak tanıyarak iş akışını hızlandırıyor. Logitech G HUB yazılımıyla uyumlu olan cihaz, kullanıcıların kendi çalışma rutinlerine göre özelleştirme yapmasına imkan veriyor.

Logitech Lift Sessiz Kablosuz

Logitech Lift, dikey tasarımıyla el ve bileği doğal bir pozisyonda tutarak uzun süreli kullanımlarda karpal tünel sendromu gibi rahatsızlıkların önüne geçiyor. 57 derece açılı ergonomik yapısı, bileği normal mouse kullanımına göre daha doğal bir pozisyonda tutuyor.

Özellikle günün büyük bölümünü bilgisayar başında geçiren ofis çalışanları için geliştirilen bu mouse, %90 daha az el hareketi gerektiriyor. Sessiz tıklama teknolojisi ile donatılan Lift, açık ofis ortamlarında ses kirliliğini azaltıyor.

Bluetooth ve Logi Bolt USB alıcısı sayesinde aynı anda üç farklı cihaza bağlanabilen mouse, farklı cihazlar arasında geçiş yapan kullanıcılar için pratik bir çözüm sunuyor. Düşük enerji tüketimi sayesinde tek bir AA pille 24 ay boyunca kullanılabiliyor. Sol el için özel olarak tasarlanmış versiyonu da bulunan Logitech Lift, kullanıcı konforunu maksimum seviyeye çıkarıyor.

Logitech MX Master 3S

Logitech’in amiral gemisi kablosuz mouse modeli MX Master 3S, profesyonel iş ortamları için üst düzey performans ve konfor sunuyor. 8000 DPI hassasiyete sahip Darkfield sensörü, cam dahil neredeyse her yüzeyde sorunsuz çalışıyor. Bu özellik sayesinde ofis dışı çalışmalarda bile maksimum verimlilik sağlıyor.

Elektromanyetik MagSpeed kaydırma tekerleği, tek bir dönüşte 1000 satır kaydırma imkanı sunarak uzun belge ve tablolarda hızlı hareket etmeyi kolaylaştırıyor. MX Master 3S, %90 daha sessiz tıklama teknolojisiyle açık ofis ortamlarında ideal bir çalışma arkadaşı haline geliyor.

Ergonomik tasarımı eli doğal bir pozisyonda tutarak uzun süreli kullanımlarda bile konfor sağlıyor. USB-C ile hızlı şarj özelliği bulunan mouse, 3 dakikalık şarjla tam bir gün kullanım sunuyor ve tam şarjla 70 güne kadar çalışabiliyor. Flow teknolojisi sayesinde üç farklı bilgisayar arasında dosya aktarımını mouse ile sürükle-bırak yöntemiyle gerçekleştirmeye olanak tanıyor.

Logitech Ergo M575S Kablosuz Trackball

Logitech Ergo M575S, hareketsiz bir mouse gövdesi ve baş parmakla kontrol edilen bir trackball ile klasik mouse hareketlerine alternatif bir kullanım sunuyor. Sabit bir pozisyonda durduğu için fazla masa alanı gerektirmeyen bu mouse, sınırlı çalışma alanlarında büyük avantaj sağlıyor.

Trackball sayesinde el ve kol hareketini minimuma indiriyor, böylece uzun çalışma saatlerinde bile kas yorgunluğunu azaltıyor. Bluetooth veya USB alıcı ile bağlantı kurabilen M575S, masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarla sorunsuz çalışıyor.

Hassas optik izleme teknolojisi, küçük ayrıntılara odaklanmayı gerektiren grafik tasarım ve veri analizi gibi işlerde kesin kontrol sunuyor. Parmak hareketlerini optimum seviyeye indiren tasarımı, bilek ağrısı ve karpal tünel sendromu riski taşıyan kullanıcılar için ideal. 24 aya kadar pil ömrü sunan cihaz, tek bir AA pil ile uzun süre kullanılabiliyor.

Logitech M350s Pebble 2 Bluetooth

Minimalist tasarımıyla öne çıkan Logitech M350s Pebble 2, hem estetik görünümü hem de ultra ince yapısıyla seyahat eden profesyoneller için mükemmel bir seçenek sunuyor. Sadece 100 gram ağırlığındaki bu mouse, çanta ve ceplerde neredeyse hiç yer kaplamıyor.

%90 daha az gürültü çıkaran sessiz tıklama teknolojisiyle, kütüphane veya toplantı odası gibi sessiz ortamlarda dikkat dağıtmadan çalışma imkanı tanıyor. Bluetooth düşük enerji teknolojisiyle çalışan M350s, tek bir AA pil ile 18 aya kadar kullanım süresi sunuyor.

Logi Bolt USB alıcısı veya Bluetooth ile bağlantı kurabilen cihaz, iki farklı bilgisayar arasında kolay geçiş yapabilme özelliğine sahip. 1000 DPI hassasiyeti, ofis uygulamalarında yeterli hassasiyet sağlarken, düşük enerji tüketimini de destekliyor. Geri dönüştürülmüş plastik kullanılarak üretilen modeller, çevre dostu bir yaklaşımı da beraberinde getiriyor.

Logitech Signature M650 Küçük

Logitech Signature M650 Küçük, özellikle küçük el yapısına sahip kullanıcılar için tasarlanmış ergonomik bir mouse. Standart mouselardan %10 daha küçük boyutuyla, kadın kullanıcılar ve küçük eller için ideal ölçülere sahip. Yan tarafında bulunan kauçuk tutamaçlar, uzun kullanımlarda bile güvenli ve rahat bir kavrama sağlıyor.

Sessiz tıklama teknolojisi, ofis ortamında ses kirliliğini %90 oranında azaltıyor. SmartWheel teknolojisiyle donatılan M650, kullanıcının kaydırma hızına göre kendini otomatik olarak ayarlıyor. Hızlı kaydırma gerektiğinde serbest dönen, hassas kontrol gerektiğinde ise adım adım ilerleyen tekerlek sayesinde uzun belgeler ve tablolarda navigasyon kolaylaşıyor.

Bluetooth LE ve Logi Bolt USB alıcısı seçenekleriyle Windows, macOS, Linux, Chrome OS, iPadOS ve Android uyumluluğu sunan cihaz, farklı platformlarda çalışan profesyoneller için ideal. 24 aya kadar uzanan pil ömrü, işten iş koşturan çalışanlar için büyük avantaj sağlıyor.

Logitech MX Anywhere 3

Logitech MX Anywhere 3, adından da anlaşılacağı gibi her ortamda kullanılabilen kompakt bir mouse olarak dikkat çekiyor. 4000 DPI hassasiyetindeki Darkfield sensörü sayesinde cam dahil hemen her yüzeyde sorunsuz çalışıyor.

Seyahat eden, farklı ortamlarda çalışma yapan ve prezantasyon hazırlayan profesyoneller için ideal bir seçenek sunuyor. Küçük boyutuna rağmen ergonomik tasarımı, uzun süre kullanımda bile el yorgunluğunu minimuma indiriyor. MagSpeed elektromanyetik kaydırma tekerleği, dakikada 1000 satırı geçebilen ultra hızlı kaydırma imkanı ve sessiz çalışma sunuyor.

USB-C şarj portu ile hızlı şarj özelliği sunan MX Anywhere 3, sadece 1 dakikalık şarjla 3 saatlik kullanım sağlıyor ve tam şarjla 70 güne kadar çalışabiliyor. Bluetooth veya Logi Bolt USB alıcısı ile üç farklı cihaza bağlanabilen mouse, Flow teknolojisi sayesinde bilgisayarlar arasında kolayca geçiş yapabilme ve dosya aktarabilme özelliği sunuyor. Bu özellikleriyle farklı platformlarda çalışan ve birden fazla cihaz kullanan profesyoneller için vazgeçilmez bir iş arkadaşı oluyor.

Ölmeden Önce Mutlaka İzlemeniz Gereken 15 Film

Dünya sineması, insanoğlunun en önemli sanat ve iletişim araçlarından biri. Bazı filmler ise sadece gösterildiği dönemde değil aradan geçen onlarca yıla rağmen hala izleyiciyi etkisi altına alıyor. Bu eserler yalnızca görsel zenginlikleriyle değil, anlattıkları evrensel hikayeler ve insan ruhuna dokunma biçimleriyle de kült mertebesine yükseliyor.

Sinema tarihinin en önemli yapımlarını bir araya getirdiğimiz bu listede farklı dönemlerden ve türlerden seçtiğimiz 15 filmi sizlerle paylaşıyoruz. Bu filmler, sinema eleştirmenlerinden tam not almakla kalmayıp, izleyicide derin izler bırakan, bazen düşündüren, bazen duygulandıran, ama her zaman etkileyici yapımlar. İster sinema tutkunu olun, ister yeni keşiflere açık bir izleyici, bu filmleri hayatınızın bir noktasında mutlaka izlemelisiniz.

Casablanca

1942 yılında Michael Curtiz yönetmenliğinde çekilen Casablanca, sinema tarihinin en ikonik aşk hikâyelerinden birini anlatıyor. II. Dünya Savaşı sırasında Fas’ın Kazablanka şehrinde geçen film, Humphrey Bogart’ın canlandırdığı Rick Blaine adlı Amerikalı sürgün ve İngrid Bergman’ın canlandırdığı eski aşkı Ilsa Lund arasındaki imkânsız aşkı konu alıyor.

Rick, Kazablanka’da bir gece kulübü işletiyor ve Nazi işgalinden kaçan insanların uğrak noktası olan bu mekânda siyasetten uzak durmaya çalışıyor. Ancak bir gün eski aşkı Ilsa, Nazilere karşı direniş lideri olan kocası Victor Laszlo ile birlikte Rick’in kulübüne geliyor. Rick, Ilsa ile olan duygusal bağından dolayı, onun ve kocasının Amerika’ya kaçmasını sağlayacak seyahat belgeleri konusunda bir seçim yapmak zorunda kalıyor.

Film, gerilimin yoğun olduğu bir dönemde aşk, fedakârlık ve vatanseverlik temalarını işliyor. “Bunu senin için, Paris için yapıyorum” ve “Sanırım bu harika bir dostluğun başlangıcı” gibi replikler, sinema tarihine geçti. Siyah-beyaz çekilmiş olmasına rağmen anlatımındaki güç, bugün bile izleyiciyi ekrana kilitliyor.

Yurttaş Kane (Citizen Kane)

1941’de Orson Welles tarafından yazılan, yönetilen ve başrolünü üstlenilen Yurttaş Kane, sinema dilinin sınırlarını zorlayan devrim niteliğinde bir yapım. Film, zengin ve güçlü bir medya patronu olan Charles Foster Kane’in ölümüyle başlıyor ve bir gazetecinin Kane’in son sözü olan “Rosebud”un (Gonca Gül) anlamını araştırmasıyla devam ediyor.

Hikâye, farklı kişilerin bakış açılarından anlatılan flashback’ler aracılığıyla Kane’in yaşamını ve kişiliğini ortaya çıkarıyor. Çocukluğunda ailesinden ayrılarak büyük bir servetin varisi olan Kane, zamanla medya imparatorluğu kuruyor ve siyasete atılıyor. Ancak zenginliği ve başarısı arttıkça, çevresindeki insanlarla olan bağları zayıflıyor ve yalnızlaşıyor.

Yurttaş Kane, teknik açıdan sinema tarihinde devrim yarattı. Derin odak, alışılmadık kamera açıları, yaratıcı ışık kullanımı ve doğrusal olmayan anlatım yapısı gibi yenilikler getirdi. Film, gücün yozlaştırıcı etkisi, Amerikan rüyasının karanlık yüzü ve materyalizm eleştirisi gibi temalarıyla günümüzde de yankı buluyor.

Baba (The Godfather)

Francis Ford Coppola’nın 1972 yapımı başyapıtı The Godfather, Mario Puzo’nun aynı adlı romanından uyarlandı. Film, 1940’ların New York’unda güçlü bir mafya ailesi olan Corleone ailesini ve özellikle Don Vito Corleone’nin (Marlon Brando) en küçük oğlu Michael’ın (Al Pacino) dönüşümünü anlatıyor.

Hikâye, Vito Corleone’nin kızının düğünü sırasında başlıyor. İşlerin içine girmek istemeyen savaş gazisi Michael, ailesinin başına gelen felaketler sonucu yavaş yavaş aile işinin derinliklerine çekiliyor. Babasına yapılan suikast girişiminden sonra intikam almak için harekete geçiyor ve giderek babasının yerini alacak acımasız bir mafya lideri haline geliyor.

Baba, yalnızca bir suç filmi değil, aynı zamanda Amerika’daki İtalyan göçmenlerin yaşamına, aile bağlarına ve Amerikan rüyasının karanlık yüzüne ışık tutan bir aile destanı. Film, kusursuz oyunculukları, atmosferi, müziği ve unutulmaz diyaloglarıyla sinema tarihinin en önemli yapımlarından biri olarak kabul ediliyor.

Schindler’in Listesi (Schindler’s List)

Steven Spielberg’in 1993 yapımı bu kara beyaz filmi, II. Dünya Savaşı sırasında Polonyalı iş adamı Oskar Schindler’in hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta para kazanmak için Nazilerle iş birliği yapan Schindler (Liam Neeson), zamanla tanık olduğu vahşetten etkilenerek yüzlerce Yahudi’yi ölümden kurtarmaya karar veriyor.

Film, Nazi işgali altındaki Krakow’da başlıyor. Schindler, ucuz Yahudi işçi çalıştırarak bir emaye fabrikası açıyor ve başlangıçta sadece kâr amacı güdüyor. Ancak Plaszow toplama kampının acımasız komutanı Amon Göth’ün (Ralph Fiennes) yönetimindeki vahşeti gördükçe, işçilerini korumak için elinden geleni yapmaya başlıyor. Fabrikasında çalıştırdığı Yahudileri “askerî açıdan önemli” göstererek, onları toplama kamplarına gönderilmekten kurtarıyor.

Schindler’in Listesi, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden birini çarpıcı görüntülerle perdeye taşırken, insan ruhunun karanlık ve aydınlık yönlerini de sorguluyor. Özellikle kırmızı paltolu küçük kız sahnesinin de içinde bulunduğu bazı sahneler, sinema tarihinin en etkileyici anları arasında yer alıyor.

Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption)

Frank Darabont’un 1994 yapımı filmi, Stephen King’in bir öyküsünden uyarlandı. Hikâye, 1940’larda karısını ve sevgilisini öldürmekle suçlanan ancak masum olduğunu iddia eden bankacı Andy Dufresne’in (Tim Robbins) Shawshank Hapishanesi’ndeki 19 yıllık serüvenini anlatıyor.

Andy, hapishane yaşamına uyum sağlamakta zorlanırken, zamanla Red (Morgan Freeman) adlı bir mahkûmla dostluk kuruyor. Bankacılık becerilerini kullanan Andy, hem gardiyanların hem de hapishane müdürünün mali işlerini yürütmeye başlıyor ve kütüphaneyi geliştirerek diğer mahkûmlara yardım ediyor. Ancak asıl amacı, özgürlüğüne kavuşmak için sabırla bir plan yapmak.

Esaretin Bedeli, başlangıçta gişede başarılı olamasa da, zamanla kült bir filme dönüştü ve IMDB’nin en yüksek puanlı filmi oldu. Film, umut, dostluk, sabır ve insan ruhunun dayanıklılığı temalarını işliyor. “Umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi, iyi şeyler asla ölmez” repliği, filmin özeti niteliğinde.

Pulp Fiction

Quentin Tarantino’nun 1994 yapımı kült filmi, birbirine bağlanan üç farklı suç hikâyesini alışılmadık bir kronolojik düzende anlatıyor. Los Angeles’ta geçen hikâyelerde mafya tetikçileri, boksörler, gangsterler ve soyguncular yer alıyor. Film, iki tetikçi olan Jules Winnfield (Samuel L. Jackson) ve Vincent Vega’nın (John Travolta) patronları Marsellus Wallace için bir çanta geri alma göreviyle başlıyor. Diğer hikayelerde, Wallace’ın boksör Butch Coolidge’e (Bruce Willis) mücadeleyi kaybetmesi için rüşvet vermesi ve Vincent’ın Wallace’ın karısı Mia (Uma Thurman) ile geçirdiği tehlikeli akşam anlatılıyor.

Pulp Fiction, doğrusal olmayan anlatımı, çarpıcı diyalogları, popüler kültür referansları ve şiddetin stilize kullanımıyla sinema diline yenilikler getirdi. Film, suç, kefaret, kader ve ahlaki görecelik temalarını işlerken, 1970’ler pop kültürüne de sık sık göndermeler yapıyor. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan film, bağımsız sinemanın en büyük ticari başarılarından biri oldu.

Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs)

Jonathan Demme’in 1991 yapımı bu psikolojik gerilim filmi, FBI stajyeri Clarice Starling’in (Jodie Foster) seri katil Buffalo Bill’i yakalamak için ünlü yamyam psikiyatrist Dr. Hannibal Lecter (Anthony Hopkins) ile çalışmasını konu alıyor. Genç kadınları kaçırıp derilerini yüzen bir katil olan Buffalo Bill’i yakalamak için Clarice, akıl hastanesinde tutulan ve katil profili çıkarmakta uzman olan Dr. Lecter’dan yardım istiyor. Lecter, yardım etmeyi kabul eder ama karşılığında Clarice’in kişisel travmalarını ve korkularını paylaşmasını ister. İkili arasında karmaşık bir ilişki gelişirken, Clarice zamanla Buffalo Bill’e yaklaşıyor.

Film, mükemmel oyunculukları ve gerilim dolu atmosferiyle öne çıkıyor. Özellikle Hopkins’in canlandırdığı Lecter karakteri, sinema tarihinin en unutulmaz kötü adamlarından biri olarak kabul ediliyor. En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında Oscar kazanarak, bu beş önemli dalda Oscar kazanan üçüncü film oldu.

Forrest Gump

Robert Zemeckis’in 1994 yapımı filmi, sınırlı zekaya sahip ama iyi kalpli Forrest Gump’ın (Tom Hanks) olağanüstü hayat hikâyesini anlatıyor. Film, Forrest’ın Alabama’daki çocukluğundan başlayarak, Amerika’nın yakın tarihindeki önemli olaylara tanıklık ettiği ve bunlara beklenmedik şekillerde dahil olduğu bir yolculuğu konu alıyor. Forrest, fiziksel engelleri aşarak iyi bir koşucu oluyor, Vietnam Savaşı’na katılıyor, ping pong şampiyonu oluyor, karides teknesi işletiyor ve daha birçok macera yaşıyor. Tüm bu süreçte, çocukluk aşkı Jenny ile olan ilişkisi, hayatının odak noktası olmaya devam ediyor.

Film, Amerika’nın 1950’lerden 1980’lere kadar olan dönemini bir bireyin gözünden anlatırken, sevgi, dostluk, şans ve kader temalarını işliyor. Özel efektlerin yaratıcı kullanımıyla Forrest’ı tarihi olaylara dahil eden film, “Hayat bir çikolata kutusuna benzer, ne çıkacağını asla bilemezsin” gibi unutulmaz repliklerle de biliniyor.

Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü (The Lord of the Rings: The Return of the King)

Peter Jackson’ın Tolkien’in epik fantastik romanından uyarladığı üçlemenin son filmi olan bu yapım, 2003 yılında vizyona girdi. Film, Frodo ve Sam’in tehlikeli Mordor yolculuğunun sonuna yaklaşırken, Aragorn’un da Gondor tahtını geri almak için mücadelesini anlatıyor.Frodo (Elijah Wood) ve Sam (Sean Astin), Tek Yüzük’ü Kader Dağı’nda yok etmek için Gollum’un rehberliğinde zorlu bir yolculuk yaparken, Aragorn (Viggo Mortensen), Gandalf (Ian McKellen) ve diğer dostları, Sauron’un ordularına karşı insanlığın son savaşına hazırlanıyor.

Film, dostluk, fedakârlık, cesaret ve umut temalarını işliyor.Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü, aday gösterildiği 11 Oscar kategorisinin tamamında ödül kazanarak sinema tarihine geçti. Özel efektleri, müziği, kostümleri ve etkileyici savaş sahneleriyle övgü toplayan film, fantastik türün sinema tarihindeki en başarılı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Matrix (The Matrix)

Wachowski kardeşlerin 1999 yapımı bilim kurgu filmi, gerçekliğin sorgulandığı, felsefe ve aksiyonu harmanlayan bir distopya sunuyor. Hikâye, sıradan bir yazılım programcısı olan Thomas Anderson’ın (Keanu Reeves), Neo kod adıyla gerçek dünyanın aslında makineler tarafından yaratılan bir simülasyon olduğunu keşfetmesini anlatıyor.

Neo, Morpheus (Laurence Fishburne) ve Trinity (Carrie-Anne Moss) gibi hackerlar tarafından gerçek dünyaya uyandırılıyor ve insanlığın makinelere karşı verdiği savaşta önemli bir rol üstleniyor. Film boyunca Neo, Matrix içindeki yeteneklerini geliştiriyor ve “Seçilmiş Kişi” olarak insanlığı kurtarma misyonunu üstleniyor.

Matrix, görsel efektleri, “bullet time” gibi yenilikçi teknikleri ve derin felsefi temaları ile sinema dünyasında çığır açtı. Film, gerçeklik, özgür irade, determinizm ve teknolojinin insanlık üzerindeki etkisi gibi konuları ele alırken, popüler kültürü de derinden etkiledi.

Psycho

Alfred Hitchcock’un 1960 yapımı gerilim filmi, sinema tarihinin en çok taklit edilen ve en etkili korku filmlerinden biri. Hikâye, patronundan 40.000 dolar çalarak kaçan sekreter Marion Crane’in (Janet Leigh), ıssız bir yolda Bates Motel’e sığınması ve motel sahibi Norman Bates (Anthony Perkins) ile tanışmasıyla başlıyor.

Marion, duş alırken vahşice öldürülüyor ve film, Marion’un kız kardeşi Lila ve sevgilisi Sam’in onun izini sürmesiyle devam ediyor. Araştırma derinleştikçe, Norman Bates’in karanlık sırları da ortaya çıkıyor. Hitchcock’un belki de en tanınmış filmi olan Psycho, gerilim ve korku türlerine yeni bir boyut getirdi. Özellikle duş sahnesi, sinema tarihinin en ikonik anlarından biri olarak kabul ediliyor. Film, müziği, kurgusu ve atmosferiyle izleyiciyi derinden etkilerken, insan psikolojisinin karanlık yönlerini de ustaca işliyor.

Raşomon (Rashomon)

Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın 1950 yapımı bu filminde, bir cinayetin dört farklı kişinin bakış açısından anlatıldığı karmaşık bir hikâye sunuluyor. Bir samuray ve karısı, ormanın derinliklerinde seyahat ederken haydut Tajomaru tarafından saldırıya uğruyor. Olay sonunda samuray ölüyor, ancak ölümünün nasıl gerçekleştiği dört farklı tanığın anlatımına göre değişiyor.

Haydut Tajomaru, samurayın karısı, ölmüş samurayın ruhu ve bir oduncu, olayları kendi bakış açılarından anlatıyor ve her birinin versiyonu diğerlerinden farklı. Film, gerçeğin göreceli doğasını ve insanların kendi çıkarları doğrultusunda gerçeği nasıl çarpıttığını sorguluyor.

Rashomon, anlatım yapısı ve sinematografisiyle dünya sinemasını derinden etkiledi ve Batı’da Japon sinemasının tanınmasında büyük rol oynadı. Film, “Rashomon etkisi” olarak bilinen, aynı olayın farklı kişiler tarafından farklı şekillerde algılanması ve anlatılması kavramının da popülerleşmesini sağladı.

2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey)

Stanley Kubrick’in 1968 yapımı bilim kurgu başyapıtı, insanlığın evrimi, teknoloji ve yapay zekâ gibi temaları işleyen felsefi bir yolculuk sunuyor. Film, tarih öncesi dönemden geleceğe uzanan dört bölümden oluşuyor: “İnsanlığın Şafağı”, “TMA-1”, “Jüpiter Görevi” ve “Jüpiter ve Sonsuzluk Ötesi”.

Hikâye, insanın evrimindeki ilk adımları gösteren ilkel insanlarla başlıyor ve daha sonra 21. yüzyıla atlayarak, Ay’da bulunan gizemli bir monolitin keşfini anlatıyor. Ardından, beş astronot ve yapay zekâ bilgisayarı HAL 9000’in yer aldığı Jüpiter görevine odaklanıyor. Yolculuk sırasında HAL, arızalanmaya başlıyor ve mürettebatı tehlikeye atıyor.

2001: Uzay Macerası, özel efektleri, müziği ve sıra dışı anlatım tarzıyla sinema tarihinde çığır açtı. Kubrick’in minimal diyalog ve yavaş tempo kullanımı, derin düşüncelere dalma fırsatı veriyor. Film, insan zekâsının sınırlarını ve evrendeki yerimizi sorgularken, görsel şöleniyle de izleyiciyi büyülüyor.

Sinema Cenneti (Cinema Paradiso)

Giuseppe Tornatore’nin 1988 yapımı İtalyan filmi, sinemaya duyulan aşkı ve nostaljiyi konu alan duygusal bir hikâye anlatıyor. Film, başarılı bir film yönetmeni olan Salvatore’nin, çocukluk aşkı olan sinema salonunun operatörü Alfredo’nun ölüm haberini almasıyla başlıyor ve Salvatore’nin geçmişine dönerek çocukluğunu ve gençliğini hatırlamasıyla devam ediyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Sicilya’nın küçük bir kasabasında geçen hikâyede, küçük Salvatore (Toto), köyün tek eğlence kaynağı olan Cinema Paradiso’ya hayran oluyor ve projeksiyon odacısı Alfredo ile dostluk kuruyor. Alfredo, Toto’ya sinema sevgisini aşılıyor ve ona hayatla ilgili önemli dersler veriyor.

Film, sinema sevgisi, ilk aşk, dostluk ve geçmişle yüzleşme temalarını işlerken, İtalya’nın savaş sonrası döneminin sosyal ve kültürel değişimlerini de yansıtıyor. Özellikle filmin final sahnesi, sinema tarihinin en dokunaklı anlarından biri olarak kabul ediliyor.

Vertigo

Alfred Hitchcock’un 1958 yapımı bu gerilim filmi, emekli polis dedektifi John “Scottie” Ferguson’ın (James Stewart) yükseklik korkusu nedeniyle işini bırakmasını ve eski bir arkadaşının karısı Madeleine Elster’i (Kim Novak) takip etme görevini üstlenmesini konu alıyor.

Scottie, Madeleine’in davranışlarını gözlemlerken, kadının intihar etmiş büyükannesinin hayaletiyle iletişim kurduğuna inanmaya başlıyor. Zamanla Madeleine’e âşık olan Scottie, kadının bir kilise kulesinden atlayarak intihar etmesini yükseklik korkusu nedeniyle engelleyemiyor.

Madeleine’in ölümünden sonra suçluluk duygusuyla boğuşan Scottie, bir gün sokakta Madeleine’e benzeyen Judy adlı bir kadınla karşılaşıyor ve takıntılı bir şekilde onu Madeleine’e benzetmeye çalışıyor. Vertigo, kimlik, takıntı, aşk ve yanılsama temalarını işliyor. Hitchcock’un en kişisel filmi olarak kabul edilen yapım, zamanla eleştirmenlerin beğenisini kazanarak günümüzde en iyi filmler listelerinin vazgeçilmezi haline geldi.

Yedi Samuray (Seven Samurai)

Akira Kurosawa’nın 1954 yapımı bu epik samuray filmi, 16. yüzyıl Japonya’sında eşkıyaların sürekli baskınına uğrayan bir köyün, kendilerini korumak için yedi samuray kiralamasını konu alıyor. Umutsuz köylüler, hasat zamanı tekrar gelecek olan eşkıyalara karşı korunmak için kasabaya gidip samuray aramaya başlıyor.

Kanbei adlı yaşlı ve bilge bir samuray, altı samurayı daha ikna ederek köye geliyor. Samuraylar, köylüleri savaşmak için eğitiyor ve köyün savunmasını planlıyor. Eşkıyalar geldiğinde, köylüler ve samuraylar birlikte zorlu bir mücadeleye girişiyor.

Yedi Samuray, aksiyon sahneleri, karakter gelişimi ve hikâye anlatımıyla dünya sinemasını derinden etkiledi. Film, yalnızca samuray filmlerini değil, western türünü de etkiledi ve “The Magnificent Seven” gibi filmlere ilham kaynağı oldu. Kurosawa’nın bu başyapıtı, cesaret, fedakârlık ve toplumsal sınıf farkları gibi evrensel temaları işliyor.

TSMC, 2nm üretim sürecinde sona yaklaştı!

TSMC, 2 nm üretim sürecinde önemli bir aşamayı tamamladı. Tayvan’daki Baoshan ve Kaohsiung tesislerinde gerçekleştirilen deneme üretimi başarıyla tamamlandı ve seri üretim sürecinin planlanandan daha erken başlayacağı kesinleşti.

TSMC, 2nm üretim sürecinde sona geliyor

Daha önce 2026 yılı için planlanan ilk siparişlerin teslim tarihi, yeni gelişmelerle birlikte 2025 sonuna çekildi. Üretim verimliliğinin yüzde 60’ın üzerine çıktığı belirtilirken, yıl sonuna kadar aylık 80 bin wafer üretim kapasitesine ulaşılması bekleniyor.

TSMC, 2nm üretim sürecinde sona geliyor.

2 nm çiplerin, mevcut güç tüketiminde yüzde 15’e kadar performans artışı sağlayacağı ve yüzde 30’a kadar daha verimli çalışacağı söyleniyor. Bunun yanı sıra yoğunluk tarafında yüzde 15’lik bir iyileşme öngörülüyor. Bu gelişmeler 2 nm üretimine yönelik talebi artırırken, önceki nesil 3 nm sürecine kıyasla çok daha fazla müşterinin sıraya girmesine sebep oldu.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

TSMC’nin en büyük müşterilerinden biri olan Apple, 2 nm sürecinde de öncelikli konumunu koruyor. Baoshan tesisinin üretim kapasitesinin tamamı Apple için ayrılmış durumda. Kaohsiung tesisinde ise AMD, Intel ve Broadcom gibi firmalar için üretim yapılacak. Bu süreçte en büyük rakiplerden Samsung’un, Exynos 2600 için yaptığı deneme üretiminde yüzde 30 verimlilik oranına ulaşabildiği belirtiliyor.

TSMC’nin üretim kapasitesini artırma çalışmaları son hızla devam ediyor. ABD’de 1,6 nm çip üretimi yapacak üçüncü fabrikasını kurmaya hazırlanan şirket, küresel çip üretimindeki lider konumunu sürdürüyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

TCL, dünyanın en yüksek kontrastlı televizyonunu duyurdu!

Çinli teknoloji üreticisi TCL, dünyanın en yüksek kontrastlı Q9L Pro serisi televizyonlarını duyurdu. 45.000.000:1 dinamik kontrast oranına sahip yeni modeller, QD-Mini LED teknolojisiyle üretiliyor ve 4K çözünürlük ile 144 Hz yenileme hızı sunuyor. Beş farklı ekran boyutu seçeneğiyle satışa sunulan serinin en küçük modeli 55 inç, en büyük modeli ise 98 inç olarak belirlenmiş.

TCL, dünyanın en yüksek kontrastlı televizyonunu tanıttı

Q9L Pro serisinin öne çıkan özelliklerinden biri, Butterfly Wing Star panellerinin kullanılması olacak. 7000:1 statik kontrast oranı sağlayan bu paneller enerji tüketimini yüzde 16 oranında azaltırken, 178 derecelik geniş bir izleme açısı sunuyor. Tüm modellerde standart olarak 4K çözünürlük ve 144 Hz yenileme hızı bulunuyor. Kullanıcılar, yenileme hızını isteğe bağlı olarak iki katına çıkarabiliyor.

Serideki televizyonların parlaklık seviyeleri ve yerel karartma bölgesi sayıları modele göre değişiklik gösteriyor. 55 inçlik modelde 3000 nit parlaklık ve 720 yerel karartma bölgesi bulunurken, 65 ila 98 inç arasındaki modellerde parlaklık seviyesi 4500 nit’e kadar çıkıyor ve yerel karartma bölgesi sayısı 1680 ila 3456 arasında değişiyor.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

Ses sistemi konusunda da iddialı olan Q9L Pro serisi, Onkyo tarafından geliştirilen 2.1.2 kanallı Hi-Fi ses sistemiyle geliyor. Televizyonlarda kullanılan TSR AI çipi, görüntü kalitesini optimize eden akıllı ayar sistemine güç sağlıyor. Bunun yanı sıra “Spirit Control 3.0” adlı sanal asistan desteği de mevcut.

Bağlantı seçenekleri arasında dört HDMI 2.1 girişi, USB-A 3.0 ve USB-A 2.0 portları, anten girişi, ses çıkışı ve AV bağlantı noktası yer alıyor. Peki siz bu ürün hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Şok eden kaza: Mercedes-Benz G, Tesla Cybertruck’ı ikiye böldü!

ABD‘nin Teksas eyaletine bağlı Frisco kentinde bir Mercedes-Benz G serisi SUV yol kenarında park halinde bulunan yedi araca çarptı. Kazaya karışan araçlar arasında Tesla Cybertruck da vardı. Elon Musk’ın bugüne dek kurşun geçirmezliği ve sağlamlığıyla övündüğü model resmen ikiye bölündü.

Olay geçen cuma günü gerçekleşti. Bir Mercedes-Benz G Wagon sürücüsü kontrolü kaybederek yol kenarında park halinde bulunan yedi araca çarptı. Çarpışmanın etkisiyle Tesla Cybertruck‘ın kasa kısmı şasisinden tamamen ayrıldı.

Kazada yaralanan G Wagon sürücüsü hastaneye kaldırıldı. Yetkililer, sürücünün yaşadığı tıbbi bir acil durum nedeniyle kontrolü kaybettiğini düşünüyor. Kazada herhangi bir can kaybı yaşanmadığını da belirtelim.

Yaklaşık 2.700 kilogram ağırlığındaki G Wagon’un çarpma anındaki hızı henüz bilinmiyor. Ancak çarpmanın etkisi Cybertruck’ın kasasını gövdeden ayıracak kadar şiddetliydi diyebiliriz.

Tesla, Cybertruck‘ı tanıtırken dış iskelet yapısına sahip olduğunu iddia etse de uzmanlar aracın şasisinin geleneksel otomobillerde kullanılan tek parça gövde sistemine daha çok benzediğini belirtiyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı unutmayın!

ChatGPT’nin görsel üretme aracı kullanıcı rekoru kırdı!

OpenAI’ın ChatGPT için geliştirdiği yeni görsel üretme aracı, büyük ilgiyle karşılandı ve adeta bir akıma dönüştü. Kullanıcılar, Studio Ghibli gibi spesifik sanat tarzlarında görseller oluşturabilme özelliğini keşfettikçe ChatGPT’ye akın etti. Bu durum, OpenAI’ın altyapısını zorlayan ve GPU’lara ağır yük bindiren bir trafiğe yol açtı.

ChatGPT’nin yeni görsel üretme aracı büyük ilgi gördü

Yeni görüntü oluşturma modeli, Japon animasyon ustası Hayao Miyazaki’nin tarzında sahneler üretebilmesiyle dikkat çekti. Kullanıcılar sadece metin komutlarıyla detaylı, el çizimi hissi veren ve duygusal yönü güçlü görseller yaratabiliyor. Özellikle Ghibli tarzında yeniden hayal edilen tarihi olaylar ve modern pop kültür figürleri, sosyal medyada viral hale geldi.

Bu yoğun ilgi, OpenAI’ın donanım altyapısını sınırlarına kadar zorladı. CEO Sam Altman sosyal medya üzerinden yaptığı esprili bir paylaşımda, şirketin grafik işlemcilerinin aşırı talep nedeniyle adeta “eridiğini” söyledi. Yapay zeka ile görsel oluşturma süreçleri, geleneksel görüntü işleme yöntemlerinden çok daha fazla hesaplama gerektiriyor.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

Her bir pikseli analiz eden ve en uygun renk-doku kombinasyonunu belirleyen sistem, büyük ölçekli GPU kümelerinin tam kapasite çalışmasını zorunlu kılıyor. Kullanıcı talebi arttıkça OpenAI’ın işlem gücü de ciddi bir baskı altına girdi.

Bu yoğunluk nedeniyle OpenAI, bazı geçici kısıtlamalar getirdi. Ücretsiz kullanıcılar için günlük üç görsel oluşturma sınırı uygulanırken, işlem süreleri de uzatıldı. Yeni özellik bugün itibarıyla ücretsiz kullanıcılara açıldı, ancak erişim aşırı yük nedeniyle kademeli olarak sağlanıyor.

Alexa Plus hayal kırıklığı yarattı! Peki neden?

Amazon’un yapay zeka destekli sanal asistanı Alexa Plus piyasaya sürüldü, ancak tanıtımda vaat edilen birçok özellik eksik kaldı. Şirket eksikliklerin zamanla giderileceğini belirtse de, bu durum kullanıcılar arasında büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Alexa Plus beklenen özelliklerle gelmedi

Alexa Plus’ın çıkışıyla birlikte Apple Intelligence ve Galaxy AI gibi diğer büyük firmaların da lansmanlarında eksik özelliklerle piyasaya çıkması dikkat çekiyor. The Washington Post’un şirket içi belgelere dayandırdığı haberine göre, Alexa Plus’ın bazı önemli özelliklerinin kullanıma sunulması en az iki ay sürecek.

Alexa Plus beklenen özelliklerle gelmedi.

Bu özellikler arasında yemek siparişi verme, aile bireylerini tanıyıp onlara görev hatırlatma, otomatik hikaye üretme, hediye önerme, market siparişi verme ve tarayıcı desteği bulunuyor. Tüm bu işlevlerin ilerleyen dönemde kullanıma açılacağı belirtiliyor.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

Amazon, gecikmelerin sebebini “halka açık sürüm standartlarını karşılamayan özellikler” olarak açıkladı. Şu an için Alexa Plus ile Uber çağırma, nesne tanıma ve e-posta taslakları oluşturma gibi temel işlevler kullanılabiliyor. Yeni asistan, yalnızca ekranlı Echo cihazlarıyla uyumlu ve şu an için Echo Show 8, 10, 15 ve 21 modellerinde çalışıyor.

Alexa Plus, Amazon Prime aboneleri için ücretsiz olarak sunuluyor, ancak Prime üyesi olmayanlar için aylık 20 dolarlık bir ücret talep ediliyor. Amazon’un yeni sanal asistanı önümüzdeki haftalarda daha fazla bölgeye yayılacak.

Kullanıcılar, eksik özelliklerin tamamlanmasıyla birlikte Alexa Plus’ın vaat edilen potansiyeline ulaşıp ulaşamayacağını merak ediyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Huawei, 1.5 MW’lık süper şarj cihazını tanıtacak!

Huawei, ağır hizmet araçları için geliştirilen 1,5 MW gücündeki süper şarj cihazının duyurusunu yaptı. 22 Nisan’da resmi tanıtımı yapılacak olan şarj cihazı, 2.400 A’lık maksimum şarj akımına ulaşarak büyük araçların bataryalarını çok kısa sürede doldurabilecek.

Huawei, 1.5 MW’lık süper şarj cihazını görücüye çıkarıyor

Huawei sektörde benzer yatırımları bulunan BYD, Didi ve Zeekr gibi şirketlerle birlikte ağır vasıtalar için yüksek hızlı şarj çözümlerine odaklanıyor. Yeni şarj cihazı, kamyon gibi büyük araçlara dakikada 20 kWh enerji sağlayabilecek kapasiteye sahip.

Bu teknoloji sayesinde araçlar 15 dakika içinde tamamen şarj olabilecek. Huawei Dijital Enerji Başkanı Hou Jinlong, ağır hizmet tipi kamyonların tamamen elektrikli hale gelmesi için şarj süresinin 30 dakikanın altına düşmesi gerektiğini belirterek, bu yeni süper şarj cihazının önemini vurguladı.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

Huawei’nin duyurusu ile aynı dönemde Zeekr, ikinci çeyrekte 1,2 MW gücünde süper şarj cihazını piyasaya süreceğini açıkladı. Zeekr, son üç yılda şarj istasyonlarının gücünü 360 kW’tan 800 kW’a yükseltti ve Çin’de tam 826 adet şarj istasyonu işletiyor.

Öte yandan BYD, geçtiğimiz hafta saniyede 2 km veya 5 dakikada 400 km menzil ekleyebilen 1.000 kW’lık bir hızlı şarj cihazı tanıttı. BYD bu şarj istasyonlarını enerji depolama sistemleriyle entegre ederek, elektrik şebekesinin yetersiz olduğu bölgelerde bile yüksek şarj gücü sunmayı planlıyor. Şirket 4 bin adet 1 MW’lık hızlı şarj cihazı kurmayı hedeflerken, ilk 500’ünün Nisan ayında devreye alınacağını duyurdu.

Huawei’nin 1,5 MW gücündeki süper şarj cihazı, özellikle lojistik ve taşımacılık sektöründe elektrikli araçların yaygınlaşması için kritik bir adım olarak görülüyor. Çin merkezli firmaların hızlı şarj çözümlerine yaptığı yatırımlar, ağır hizmet araçlarının elektrikli dönüşümünü hızlandıracak.

Samsung, Exynos markasını tamamen sonlandırabilir!

Samsung’un Exynos markasını terk ederek işlemci serisine yeni bir isim vereceği iddiaları yeniden gündeme geldi. Daha önce benzer söylentiler ortaya çıkmış ancak şirket bu yönde bir adım atmamıştı. Son sızıntılara göre Samsung, 2nm üretim sürecine geçiş yapacağı Exynos 2600 işlemcisiyle birlikte markasını değiştirecek.

Samsung, Exynos markasını terk edebilir

Exynos işlemcileri Samsung’un birçok modeline güç verse de, özellikle geçmişte yaşanan ısınma ve verimlilik sorunları nedeniyle eleştirilerin odağında kaldı. Şirket bu olumsuz algıyı değiştirmek amacıyla, yeni nesil işlemcileri farklı bir marka adı altında sunmayı planlıyor.

2023 yılında ortaya atılan isim değişikliği iddiaları gerçekleşmemiş olsa da, 2nm süreciyle üretilecek yeni işlemcilerle birlikte Samsung’un bu adımı atabileceği konuşuluyor.

Samsung, Exynos markasını terk edebilir.

Samsung, 3nm üretim süreciyle tasarlanan Exynos 2500’ü yaşanan üretim sorunları nedeniyle piyasaya sürememişti. Ancak şirket, bu işlemciyi 2025’in ikinci yarısında piyasaya sürmek için hazırlıklarını sürdürüyor.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

Öte yandan 2nm sürecinde geliştirilen Exynos 2600’ün, üretimde yaşanabilecek sorunlara karşı daha dikkatli bir süreçten geçirildiği ifade ediliyor. İddialara göre üretim planlandığı gibi ilerlerse Samsung, bu yeni işlemci serisini Exynos markası dışında yeni bir isimle sunacak.

Şirketten konuyla ilgili resmi bir açıklama gelmedi. Fakat Samsung’un geçmişte yaşadığı olumsuzlukları geride bırakmak ve işlemcilerini daha rekabetçi hale getirmek amacıyla, yeni bir marka değişikliğine gitmesi oldukça muhtemel görünüyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Samsung’un yeni nesil ürünleri beklenen ilgiyi görecek mi? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

Merakla beklenen Marvel filmi iptal edilmiş olabilir!

Marvel Stüdyoları tarafından 2019 San Diego Comic-Con etkinliğinde duyurulan Blade filmi, yapım sürecinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle belirsizliğe sürüklendi. Başrolünde Mahershala Ali’nin yer aldığı proje, defalarca senaryo değişiklikleri ve yönetmen değişimleri yaşamıştı.

Blade filmi iptal mi edildi?

İlk olarak 2022-2023 yıllarında vizyona girmesi planlanan film, ertelenerek 2025’e kaydırıldı. Ancak son günlerde filmin Marvel’ın resmi takviminden de çıkarıldığı fark edildi. Projeye yönelik belirsizlik sürerken, Marvel’ın yönetmen olarak John Wick serisinin yönetmeni Chad Stahelski ile anlaştığı öne sürülmüştü.

Blade filmi iptal mi edildi?

Ancak bu iddia kısa süre içinde yalanlandı. Yapımın geleceği hakkında net bir açıklama yapılmazken, sosyal medyada ortaya çıkan bazı söylentiler filmin tamamen iptal edildiğini işaret ediyor. Bir X kullanıcısının iddiasına göre, Blade projesi şu an için rafa kaldırıldı ve Marvel filme yeni bir yönetmen atayamadı.

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Küçük ekranlı iPhone’lar tarihe karışabilir!

Gelen son bilgilere göre, küçük ekranlı iPhone devri resmen bitiyor. Bu gelişme, bazı kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı.

Blade karakterinin geleceği konusunda ise farklı senaryolar gündeme geldi. Marvel Sinematik Evreni’nde yer almaya devam edeceği belirtilen karakterin, solo bir film yerine Midnight Sons veya Avengers: Secret Wars gibi büyük çaplı yapımlarda karşımıza çıkabileceği konuşuluyor.

Marvel cephesinden konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. Fakat uzun süredir yapım aşamasında olan film, yaşanan sürekli ertelemeler ve yönetmen değişiklikleri nedeniyle iptal edilmiş olabilir. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz hangi Marvel yapımlarını takip ediyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.