Tablet için Bisiklet Aksesuarı

Samsung Galaxy Tab 10.1 için üretilen aksesuar, Koreli 14 Bike Co tarafından piyasaya sürülüyor. Tablet cihazı bisiklete tutturarak sürücünün kolay hareket etmesini sğlayan cihaz, hem dayanıklı hem de sadece 125 gram ağırlığında.

Firma, Samsung Galaxy Tab 10.1 için aksesuar üretirken, tıpkı bisiklet teknolojilerinde olduğu gibi tablet cihazın da hem sağlam hem de hafif bir yapıya sahip olduğunu dikkate alarak üretim gerçekleştirdiklerini belirtiyor.


Cihazın, siyah ve beyaz olmak üzere iki renk seçeneği var.

Kimler İçin?

F1 araçlarının tasarımından ilham aldıklarını belirten Koreli üretici, malzeme olarak fiber karbondan ziyadesiyle faydalanmış. Farklı renk seçenekleri de olan aksesuarın, zamanının büyük bir bölümünü bisiklet üstünde geçiren teknoloji tutkunları için ilginç bir seçenek olacağı muhakkak.

Yalnız bir sorun var. Türkiye‘de bisiklet kullanımı, Avrupa ve Uzak Doğu‘daki kadar yoğun olmadığı için bu yazdıklarımız, sadece güzel bir haber olarak hatırlarda kalacak gibi görünüyor.

:: Bisikletiniz olsa, bu aksesuarı alır mıydınız?
Tıklayın, SDN Forum’da tartışalım.

MW 3’ün Survival Moduna Göz Atıyoruz

2011 yılının en büyük kapışmalarından biri bugünlerde FIFA 12 ile PES 2012 arasında yaşanırken, bir diğer büyük kapışma yaklaşık iki ay içerisinde gerçekleşecek. Bu kapışma da tahmin edebileceğiniz üzere Battlefield 3 ile Call of Duty: Modern Warfare 3 arasında olacak.

Battlefield 3’ün beta testi bugünlerde devam ededursun, Modern Warfare 3 tarafında sessizlik hüküm sürüyor. Oyunla ilgili yeni açıklamalar yapmaktan kaçınan Activision, harıl harıl oyunun son düzenlemelerini yapıyor. Fakat bu arada Modern Warfare 3’ün Survival moduna göz atabileceğimiz bir video da ortaya çıkmış durumda.

Sözü daha fazla uzatmadan, yaklaşık üç dakikalık bu video ile sizleri baş başa bırakıyoruz. İyi seyirler dileriz.

#video_824#

:: Modern Warfare 3 mü? Yoksa Battlefield 3 mü?

Bu Hafta Hangi Oyunlar Piyasada Olacak?

Ekim ayına girmemizle birlikte, sonbahar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Fakat biz oyuncular için sonbahar, okulların açılması haricinde her zaman güzel oyunların piyasaya sürülmesi anlamına gelir. Bu yıl da gelenek bozulmadı ve sonbaharın ikinci ayında piyasa iyiden iyiye hareketlenmeye başladı.

İşte ekim ayının ilk haftasında piyasada olacak oyunları göreceğiniz üç dakikalık tanıtım videomuz. İyi seyirler dileriz.

Not: Videoyu tam ekran yaparak, 720p ya da 1080p olarak yüksek kalitede izleyebilirsiniz.

#video_823#

:: Bu oyunlardan hangilerini satın almayı düşünüyorsunuz?

Yeni RE Filminde Leon’u Kim Oynayacak?

Resident Evil serisinin son halkası, Retribution adı altında yakın bir zamanda çekilmeye başlanıyor. Akıllara ise hemen filmde kimlerin rol alacağı gelmekte.

Herkesin de bildiği gibi Milla Jovovich her zaman olduğu gibi yine Alice karakterini canlandıracak. Zaten başka bir oyuncu bu karakter için düşünülemez bile.

Bir diğer karakter Leon S. Kennedy’nin ise Johann Urb tarafından oynanacağı açıklandı. Açıklamayı yapan Milla Jovovich, tahmin edebileceğiniz gibi bu bilgiyi Twitter üzerinden paylaştı.

Johann Urb’un IMDB sayfasına baktığımızdaysa Estonya kökenli olup 34 yaşında olan bir oyuncu olduğunu görüyoruz. Oynadığı filmler arasındaysa 2012, 1408, Strictly Sexual gibi başarılı yapımlar yer alıyor.

:: Resident Evil: Retribution filmine gitmeyi düşünüyor musunuz?

Uncharted 3 ile Gelen Online Kod

Sony’in gözde oyun serisi Uncharted, 3. halkasında Online Pass sistemi kullanacak. Bahsettiğimiz bu kod oyunun kutusu içerisinde tek kullanımlık halde bulunuyor. 

Online Pass Nedir?

Online Pass diye tabir ettiğimiz bu kod kısaca, satın aldığınız bir oyunun çoklu oyuncu modlarına giriş yapmanızı sağlar. Eğer bu kod kaybolmuş ya da kullanılmışsa başka bir yerden satın almanız gerekmekte zira oyunun multiplayerından mahrum kalabilirsiniz.

Özellikle korsancıların önüne duvar ören bu sistem, 2. el piyasasını da etkilemiyor değil. Tabii online kodu kullanılmamış 2. el Uncharted 3’te bulabilmek mümkün.

İşte bahsettiğimiz bu sistem Resistance 3’te olduğu gibi Uncharted 3’te de yer alıyor. Eğer oyunun kodu kullanılmış 2. el versiyonunu satın alırsanız elbette belli bir ücret karşılığında bu koda sahip olabilirsiniz. Fiyat ise her zamanki gibi 10 dolar.

:: Sizce bu sistem ne kadar başarılı olabilir?

Vodafone’dan Altın Dokunuş

Bilişimdeki yenilikleri basın mensuplarıyla paylaşmak isteyen markalarla olan buluşmalarımız genelde kalabalık şehirlerde veya teknoloji üslerinde oluyordu. Doğa harikası Ayder‘de (Rize) bizi hangi yeni teknolojinin beklediğini merak ediyorduk ve Vodafone‘un burada gerçekleştirdiği ilki yerinde izleyerek, sorumuzun da cevabını almış olduk.

Yeni Sistemin Faydaları

Vodafone, kurumsal müşterilerini ileri iletişim teknolojileri ile buluşturmak hedefiyle hayata geçirdiği Vodafone İş Ortağım kapsamında, Doğuş Çay işbirliğinde geliştirdiği “Telemetri Sistemi ile Çay Ölçümü Uygulaması” ile sektöründe bir ilke imza attı.

Sistem, çay nakliyatında uzaktan ölçümleme avantajı ile çay üreticilerine daha pratik, daha kolay bir iş yapma deneyimi vaat ediyor.

Çay nakliyatı sürecinde meydana gelebilecek aksaklıklar ve gecikmelerden doğan zararı minimuma indiren Telemetri Sistemi ile Çay Ölçümü Uygulaması, çay üreticilerine zamandan tasarruf, kaliteli ürün, düşük maliyet ve hız gibi pek çok avantaj sağlıyor.

Videoyu İzleyin

#video_5844#

Vodafone Türkiye Kurumsal İletişim Kıdemli Müdürü Tolga Yücel ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, proje hakkında konuştuk ve kurumların Vodafone ile nasıl bir araya gelebileceğinden bahsettik.

{pagebreak::Ne Dediler?}

Ne Dediler?


Vodafone Kurumsal Satış Bölüm Başkanı İnanç Erol ve
Doğuş Çay Kurucusu ve Genel Müdürü Alpaslan Karakan

Vodafone Kurumsal Satış Bölüm Başkanı İnanç Erol, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Vodafone İş Ortağım ile her ölçekteki kurumun iş sürecini kolaylaştırmayı ve iletişim maliyetlerini kontrol altında tutmayı hedeflediklerini belirttiği konuşmasında, “Vodafone, tüm dünyada 15 milyonun üzerinde kurumsal müşteriye hizmet veriyor. Biz de Vodafone Türkiye olarak globalden edindiğimiz deneyim ve birikimi Türk şirketlerinin hizmetine sunmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu anlayış paralelinde, telekomünikasyon sektörünü ve Türkiye’yi pek çok ilk ile buluştururken, aynı zamanda alanında lider şirketlerle işbirliği yaparak, mobil iletişim alanındaki birikimimizi farklı sektörlerin deneyimi ile zenginleştiriyor, böylece kurumlarımızın hayatını kolaylaştırmayı hedefliyoruz. Doğuş Çay işbirliği ile geliştirdiğimiz Telemetri Sistemi ile Çay Ölçümü Uygulaması sayesinde çay üreticilerinin ve çiftçilerin iş yapma süreçlerini daha pratik, daha verimli hale getirmekten büyük mutluluk duyuyoruz” şeklinde konuştu.

Doğuş Çay Kurucusu ve Genel Müdürü Alpaslan Karakan ise şunları söyledi: “Sistemin henüz % 35’inin devreye girmesine karşın, şimdiden 1 milyon TL tasarruf ettik. 750.000 dolarlık toplam yatırım sonucunda, sistemin tamamının devreye girmesi ile 3 yıl içinde tasarruf tutarının 7 – 8 milyon TL’ye ulaşacağını öngörmekteyiz. Sistemin bize en büyük getirisi kalite, hızlı bilgi paylaşımı, müstahsil ile güvenli ve şeffaf bir ilişki ve verimlilik artışı. Proje tamamlandığında, Vodafone’un yüksek çekim gücü sayesinde bu hizmeti 500 çay alım merkezimize taşımış olacağız.

{pagebreak::Samimi Açıklamalar}

Doğuş Çay’dan Samimi Açıklamalar

Proje hakkında daha detaylı bilgi almak için Rize’deki çay fabrikalarını ziyaret ettiğimizde, samimi ofisinde bir araya geldiğimiz Doğuş Çay Kurucusu ve Genel Müdürü Alpaslan Karakan ile özel bir sohbet gerçekleştirdik.

Vodafone ile birlikte yapılan bu projenin şu anda 2 fabrikaya uygulandığını, kalan 3 fabrikaya da bu değişimi tatbik edeceklerini öğrendik. şimdi sıkı durun ve rakamlara daha yakından bakın. Projenin toplam maliyeti 750 bin TL. Projenin sadece iki fabrikaya uygulanmasından bu yana elde edilen tasarruf ise 1 milyon TL.

Elde ettikleri tasarrufu, sosyal sorumluluk projelerinde kullanan Doğuş Çay, okul ve hastane yaparak diğer kurumlara da örnek olmaya devam ediyor. Öyle ki, yakın zamanda bitirilmesi beklenen tam teşekküllü bir hastanenin toplam maliyetinin (Yaklaşık 11 Milyon TL), % 70‘ini Vodafone ile gerçekleşen bu projeden elde edilen tasarruf ile karşılayacaklarını belirtti.

Keyifli sohbetimizde kahve içenleri hoş karşılamadığını ve çay içmeye davet ettiğini belirten Alparslan Bey‘in yılda 50 bin ton çay satmak gibi bir hedefi var. Yılda % 2 büyüyen çay sektörünün daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak için Kahve Dünyası, Simit Dünyası gibi bir de Çay Dünyası projelerinin olduğunu anlatan yönetici, bu sayede çayın faydalarını herkese anlatacaklarını belirtiyor.

{pagebreak::Teknoloji ve Doğal Hayat}

Teknoloji, Doğal Hayatı Destekliyor

Bu projeye neresinden bakarsak bakalım, milli değerlerimiz açısından çok faydalı ve örnek olacak bir çalışma. Teknolojinin gelişmesiyle beraber yok olacağı düşünülen sektörler açısından da durumun yeniden değerlendirilmesini sağlayacak kadar ayakları yere sağlam basan bir proje.

Telemetri Sistemi ile Çay Ölçümü Uygulaması sayesinde Rize‘deki bahçelerinde çay yetiştiren üreticiler, israfı engelleyerek kayıpları azalıyor ve yaptıkları işe eskisinden daha fazla güveniyorlar. Bu da doğal hayatın bir parçası olan tarım sektörüne teknolojinin verdiği destek için en güzel örneklerden biri haline geliyor.

Not: Alparslan Bey’den aldığımız çay tarifine göre, demleme sırasında iyi su kullanmak gerekiyor. Bunun yanı sıra kaynayan suda demleme yapmanın uygun olmadığını, 100 derecenin altındaki suda yapılan demlemenin hem daha sağlıklı hem de daha lezzetli çayları ortaya çıkaracağını belirtiyor. Son derece değerli bu bilgileri, SDN okurlarıyla da paylaşalım istedik 😉

Bu tür başarı hikayelerini okurlarımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

:: Teknolojinin altın dokunuşu ile şahlanan bu proje hakkında
neler düşünüyorsunuz? Tıklayın, SDN Forum’da tartışalım.

Gigabyte Güç Kaynaklarını Güçlendiriyor

Dahili bileşenler piyasasının tanınmış isimlerinden Gigabyte, yeni güç kaynaklarını piyasaya sürüyor. 470 (iki ayrı model), 570, 620 ve 720 watt gücündeki güç kaynakları, önümüzdeki haftalar içerisinde raflarda olacak.

470 wattlık 2. güç kaynağı haricindeki tüm güç kaynakları, 80 Plus sertifikasına sahipler. %82’ye kadar verimlilik sunabilen PSU’lar, 120 mm boyutunda soğutucu fana sahipler.

:: Hangi marka PSU tercih ediyorsunuz?

 

Sony Tablet S İnceleme

Sonunda köklü elektronik firması Sony’de tablet kervanına katıldı. Sürekli olarak yeni markaların katıldığı bu kervana Sony, üç ayrı model ile çıkarma yapıyor: SGPT111, SGPT112 ve SGPT113. Bu üç model aralarında çok küçük farklar bulunuyor. Sadece SGPT113’te bulunan 3G internet bağlantısı desteğinin yanında, dahili hafıza kapasitesi farkları bulunuyor. Şimdi inceleme merkezimizin konuğu olan SGPT111’i yakından tanıyalım.

Öncelikle ürünün tasarımından başlayalım. Alışılagelmiş tablet çizgisinden biraz olsun ayrılan Sony, ürünü kapağı açılmış bir deftere benzer bir şekilde tasarlamış. Ön tarafına baktığımızda -doğal olarak- ekran göze çarpıyor. Asıl dikkat çeken şey, ön yüzeyde herhangi bir tuşun yer almıyor olması. Tasarım şekli yatay olduğundan Sony Tablet S’in kamerası, uzun kenar üzerinde, ortaya konumlandırılmış.

{pagebreak::2}

Tablet S’in yan yüzeyine göz attığımızda ise kapak altındaki USB bağlantısı ile hafıza kartı slotu ile karşılaşıyoruz. Bu girişlerin hemen solunda 3.5 mm kulaklık jakı yer alıyor.

Sağ tarafta da güç tuşunun yanısıra sesi yükseltme ve alçaltma tuşları bulunuyor. Bu tuşların arasına yerleştirilmiş olan renkli LED, gelen bildirimler hakkında, ekran kilidini açmadan bilgi sahibi olmanızı sağlıyor. En alta da sadece iğne ile ulaşılabilecek bir reset tuşu konumlandırılmış.

Tabletin arka yüzeyine baktığımızda, -az önce bahsettiğimiz gibi- katlanmış deftere benzeyen kıvrım dikkatimizi çekiyor. Yüzeyinde minik noktalar halinde çıkıntılar bulunan arka yüzey, ürünün elinizden kaymasını biraz olsun engelliyor. Ayrıca tasarım olarak da hoş göründüğünü söylemeliyiz.

Arka Yüzey Hoş Görünüyor

Üst tarafta kamera göze çarparken, sağ alt köşedeki şarj bağlantı noktası büyüklüğüyle bizi şaşırtıyor. İnce uçlu adaptörlerin zamanla problem yaratıyor olmasından böyle bir karar almış olacak ki Sony, yaklaşık iki buçuk santimlik bir şarj bağlantı noktası tasarlamış. Tablet S’in sağ ve sol tarafında, arkaya bakacak şekilde konumlandırılmış hoparlörler de arka taraftaki detaylardan biri.

{pagebreak::3}

Sony Tablet S, içerisinde Android 3.2 yüklü olarak geliyor. Göze oldukça hoş görünen bu Android sürümünü kişselleştiren Sony, kullanımı keyifli bir işletim sistemi haline getirmeyi başarmış. Geri gitme ve anasayfaya dönme gibi işlevler, ekranın sol alt köşesine konumlandırılmış.

Fiziksel tuş isteyen kullanıcıların pek hoşuna gitmeyecek olsa da, biraz kullandıktan sonra alışıldığını belirtmeden geçmemek gerek. Alt tarafta yer alan “görev çubuğu”, sağ tarafta bildirimler, saat, kablosuz çekim gücü ve pil durumu gibi elementlerle devam ediyor.

Saatin üzerine bastığınız zaman, gelen bildirimleri tek tek okuyabilir, parlaklık ve kablosuz bağlantısı gibi en temel ayarları yapılandırabilirsiniz.

Üst tarafa, belli başlı menü bağlantıları sabitlenmiş. Sol üst köşede yer alan Google arama eklentisinin yanına, istediğiniz uygulama kısayollarını yerleştirebiliyorsunuz. Sağ tarafta ise favoriler ve uygulamalar çatısı altında iki menü daha yer alıyor.

Uygulamalara tıkladığımızda, ürünün ana menüsüne ulaşabiliyorsunuz. İçerisinde gelen yazılımlardan en çok hoşumuza gideni, görselliğine son derece özen gösterilmiş olan müzik çalar uygulaması. Müzik dinlerken albüm kapaklarını sağa sola fırlatırken, şarjı bitirmeniz olası 🙂 

Bir diğer dikkat çeken yazılım ise, çevredeki cihazları kontrol etmenizi sağlayan uzaktan kumanda uygulaması. Bu yazılım ile, televizyon, ses sistemi gibi cihazları kontrol edebiliyor olmaınızın yanısıra, daha farklı ürünleri de yönetebiliyoruz.

{pagebreak::4}

Ürünün dokunmatik klavyesi çok rahat bir kullanıma sahip olmakla beraber, yan tarafta numerik tuştakımı oluşturabiliyor olmasıyla kullanım rahatlığını artırıyor. Tuşların yerli yerinde olması sayesinde, neredeyse kendi klavyenizi kullanıyor gibi dokunmatik klavye kullanabiliyorsunuz.

Tablet S’i farklılaştıran bir diğer özelliği, Sony Playstation oyunlarını oynatabiliyor olması. İnternet üzerinden indirebileceğiniz PS One oyunlarını, tablet üzerinde oynayabiliyorsunuz. Aradan geçen onlarca senenin yarattığı grafik kalitesi farkını göz ardı edebiliyorsanız, Sony Tablet S ile çok fazla sayıda oyun oynayabilirsiniz. Ürünün içerisinde Crash Bandicoot oyunu kurulu halde geliyor.

İçerisinde Nvidia’nın 1 GHz’lik Tegra 2 çipini barındıran Sony Tablet S, normal kullanımda son derece akıcı çalışıyor. Yalnız işin içine 3D oyunlar ve uygulamalar girdiği zaman, çok az da olsa takılmalar yaşatabiliyor. Ürünün 1 GB RAM’i, aynı anda çok sayıda programın açık olması durumunda bile, geçişlerde akıcılık sağlıyor. Dahili hafızası 16 GB olan Sony Tablet S SGPT111TR, 9,4 inçlik bir ekran boyutu sunuyor. 1280 x 800 piksellik bir çözünürlüğe sahip olan bu ekran, parlaklık ve netlik konusunda son derece başarılı.

{pagebreak::5}

Bluetooth, GPS, Wireless, hareket algılayıcı gibi artık standartlaşmış olan tüm tablet donanımlarını da içeren Tablet S, dahili hoparlörleriyle de hatrı sayılır bir ses kalitesi sunuyor. Ön tarafta 0.3, arka tarafta ise 5 megapiksellik kamera içeren ürün, fotoğraf kalitesi konusunda iyi iş çıkarsa da videoda biraz sıkıntı yaratabiliyor.

Aslında video çekerken görüntü açısından hiç problem yok. 720p kalitesindeki video kaydı, akıcılığı ve görüntü kalitesiyle Sony olduğunu belli ediyor. Yalnız Tablet S’in mikrofonunda büyük sıkıntılar var. Yazılımsal bir hatadan kaynaklandığını umduğumuz bu sıkıntı, sesin kaydının son derece kötü olmasına sebep oluyor.

Ürünün ergonomisi, kullanıcının rahatça taşımasına ve masanın üzerine yerleştirdikten sonra kolaylıkla işlemlerini gerçekleştirmesine olanak sağlıyor. Tablet S’in üst tarafının hafif kalın olması, benim gibi hiçbir elektronik cihaz için kılıf veya taşıma çantası kullanmayı sevmeyen kullanıcılar için büyük bir artı. Ürünün hemen hemen 600 gramlık ağırlığı da, taşınabilirliği artıran özellikler arasında.

Özetle…

Sony’nin piyasaya sürdüğü S serisi tablet, birkaç ufak ayrıntı dışında son derece başarılı. Ergonomisi, akıcılığı, ekran kalitesi Tablet S’in pozitif yanlarını özetlerken, video çekimindeki ses kalitesi ve 3D görüntülerde hafif kasması negatif yanları oluyor. Tabi PS One oyunlarını tablet üzerinde oynamanın keyfini de es geçmemek gerek.

{pagebreak::Teknik Özellikler}

Sony Tablet S SGPT111TR

Tablet

Ekran boyutu: 9.4 inç

Ekran çözünürlüğü: 1280 x 800

İşlemci: 1 GHz Tegra 2 Çift Çekirdek

RAM: 1 GB

Dahili hafıza: 16 GB

Bağlantılar: Wireless, Bluetooth

Kart yuvası: SD

GPS: Var

Hareket algılayıcı: 3 yönlü

Ses: Stereo hoparlörler

Mikrofon: Dahili, mono

Ön kamera: 0.3 megapiksel

Arka kamera: 5 megapiksel fotoğraf, 720p video

Flaş ışığı: Yok

Boyutlar: 174 x 10 x 241

Ağırlık: 598 gram

Pil şarj süresi: 5 saat

Bilgi için: Sony Türkiye
İletişim: 0216 633 98 00

:: Sony’nin tablet pazarına sunduğu yeni ürününü beğendiniz mi?

 

FIFA 12 İnceleme

FIFA ile tanışmam oldukça eski senelere dayanır. 1995 yılında piyasaya sürülen FIFA International Soccer’ı bir arkadaşımın bana göstermesi ve evinde denememiz sonucunda, bir futbol oyununa bu denli bağlanabileceğimi düşünmemiştim açıkcası. Fakat aradan geçen tam 16 yılın ardından hala elimde FIFA isimli oyunu tutuyorum.

Tabii ki bu 16 yıllık süreçte ayran içip ayrı düştüğümüz yıllar oldu FIFA ile. Zira EA Sports’un en çok şikayetçi olunan özelliklerinden biri olan, “satıyorsa elleşmeyelim” mantığı FIFA’yı da vurmuştu. Karşısında rakibi olmadığını düşünen EA Sports, Konami’den bu denli sert bir tokat yemeseydi, bugün yazdığım bu yazı hiç olmayabilir ya da çok farklı şeyler konuşuyor olabilirdik.

Fakat, şu anda elimde gerçek bir futbol simülasyonu tutuyorum sevgili okurlar. FIFA 12, gelmiş geçmiş en iyi futbol oyunu olabilir mi? Hep birlikte göreceğiz.

{pagebreak::fifa12-1}

“Futbol 90 dakika boyunca 22 kişi ve bir topla oynanır, sonucunda Almanlar kazanır.” – Gary Lineker

FIFA 12’nin çıkışını benim gibi sabırsızlıkla bekleyenlerdenseniz eğer, oyunun demosunu da oynamışsınız demektir. Eğer demoyu oynamışsanız, oyunla ilgili bazı temel yargılara sahip olmuşsunuz anlamına gelir. O zaman şöyle söyleyeyim, demoda gördüğünüz çoğu şeyi unutun. Zira FIFA 12, demodan bariz farklarla piyasaya sürüldü.

Oyunu yıllardır PlayStation 3 platformunda oynarım. Bu yıl da bu geleneği sürdürdüm ve taktım diski PlayStation 3’e. Hemen bir yama yapmamı istedi ve küçük bir yamalama işleminin ardından oyuna giriş yaptım. İlk olarak menülerin FIFA 11’e göre çok daha farklı ve işlevsel olduğu gözüme çarptı.

Menülerin yatay bir hal alması, eskisine oranla biraz işleri zorlaştırıyor gibi görünse de, aslında öyle değil. Bunun sebebi menüde gezinme işleminin oldukça hızlı bir hale getirilmesi ve gereksiz şeylerin kategoriler altında toparlanması olabilir.

Menüde yer alan seçenekler geçen yılın oyununa baktığımızda hemen hemen aynı. Zaten bu yıl oyun piyasaya sürülmeden önce yeni bir opsiyonun ekleneceği iddia edilmediğinden, bir problemimiz yok bu konuyla ilgili. Eskisi gibi hızlıca maç yapabileceğiniz “Kick-off” seçeneği, Online modlar için seçenekler, Virtual Pro adında kendi kariyerimizi yapabileceğimiz kariyer modu gibi seçenekler ile ayar menüsüne sahibiz.

Oyunun menülerini geride bırakırsak, önce grafikler, ses ve atmosfer ile devam edebiliriz. Çünkü asıl konuya, yani oynanışta yapılan değişikliklere uzun bir bölüm ayırmamız gerekiyor. Öncelikle grafiklere giriş yapalım. Geçen yıla oranla az da olsa geliştirilen grafikler, aslında çok büyük farklara sahip değil.

Oyuncuların bazılarının yüzleri gerçekten çok ama çok benzer olmuşken, bazılarını ise pek uğraşmadan hazırlamışlar gibi görünüyor. Zaten her yıl olduğu gibi futbolcuların ne kadar ünlü olduklarını derecelendirerek, yüzlendirme işlemini yapan EA Sports, bu yıl da bildiğinden şaşmamış. Bir tek Cristiano Ronaldo ile ilgili biraz sıkıntı var, o da muhtemelen rakip firmanın kapak yıldızı oluşundan kaynaklanıyor olsa gerek.

{pagebreak::fifa12-2}

Oyuncu yüzleri dışında en önemli konu aslında oyuncuların animasyonları. Bu yıl oyuna eklenen “Çarpışma Motoru – Impact Engine” sayesinde her ikili mücadelede bambaşka animasyonlar izleme fırsatına sahip oluyoruz. EA Sports, hiçbir ikili mücadele ya da çarpışma birbirinin aynısı olmayacak derken boşuna konuşmuyormuş aslına bakarsanız.

Tabii birkaç tekrar oluyor, özellikle oyuncuların bir düşüş animasyonu var ki evlere şenlik. Oyuncunuz bir anda havada yere paralel hale gelerek sanki şınav çekmeye hazırlanıyormuş gibi pozisyon alıyor. Sürekli olarak görünen bu animasyon oldukça can sıkıyor ama gözardı edilebilir diye düşünüyorum.

Bu ufak tefek hataların dışında, çarpışma motorunun getirdiği animasyon sıkıntıları da mevcut. Bazen öyle düşüşler veya çarpışmalar izleyeceksiniz ki, rahatsız olmaktan çok, komiğinize gidecek. Biz oynarken kahkahalara boğulduğumuz anlarımız oldu, eminim ki sizlerin de çok güldüğünüz anlar yaşanacak FIFA 12 ile birlikte.

Oyunun sesleri ve atmosferi ise her yıl olduğu gibi yine çok başarılı. Eğer müsait olursanız, yani evinizde rahatsız olacak kimse yoksa, sesi sonuna kadar açın ve oyuna başlayın. Kendinizi bir stadyumda maç izliyor gibi hissetmeniz çok olası bir durum. Hatta şöyle diyeyim, eğer sesi çok açarsanız, komşularınız oyun oynadığınızı değil, bir futbol müsabakası izlediğinizi düşünecektir.

Oyuncuların topa vuruş anlarında, ikili mücadelelerde çıkardıkları sesler çok iyi ve gerçekçi. Topun sesi ve direkten dönmesi gibi seslerin de çok başarılı olduğunu belirteyim. Tribünlerde yapılan tezahüratlar, stadyumlarda oyuncu değişikliklerinde oyuncu isimlerinin anonsları gibi detaylar da harika kotarılmış. EA Sports, atmosfer konusunda hiçbir zaman sıkıntı yaşamıyor zaten.

{pagebreak::fifa12-3}

“Ben futbol peygamberiyim. Tanrı beni gol atmam için gönderdi.” – Romario

Evet sevgili okurlar, şu anda sesleri, grafikleri, animasyonları geride bıraktık ve geldik zurnanın “zırt” dediği yere. Bu yıl EA Sports’un en önemli geliştirmelerinden biri az önce bahsettiğim çarpışma motoruydu. Diğerleri ise oyuna yeni eklenen “Precision Dribbling” ve “Tactical Defending” özellikleriydi.

Önce Precision Dribbling ile konuya giriş yapalım isterseniz. Geçtiğimiz yıllarda oynadığımız FIFA oyunlarında, 360 derecelik yön sistemi sayesinde oyuncularımızla her yöne koşabiliyor ve bu şekilde çalımlar, koşular yapabiliyorduk. Hatta topu istediğimiz noktaya sürmemiz oldukça kolay geliyordu ama hep bir eksik vardı. O da topa ufak müdahaleler ile yön değiştirmekti.

Bu yıl Precision Dribbling ile bu özelliğe kavuştuk. Yeni koşu sistemi o kadar başarılı ki, istediğimiz gibi hareket edip, istediğimiz an santimlik dönüşler yaparak savunmacıların belini kırmamız mümkün oluyor. Futbol tutkunlarının “Messi çalımları” olarak daha rahat anlayabileceği bu ufak top sürüş hareketleri, oyunun en büyük açığını kapatmış olurken, çalım atmayı da bir hayli kolaylaştırıyor.  Bu sistemin tek eksi yönü bu olsa gerek zaten.

Fakat, oyuna yeni eklenen Tactical Defending sistemi, oynanışa müthiş bir gerçeklik getirirken, oynanabilirlikten de bir o kadar şey götürüyor. Aslına bakarsanız, oynanışa getirdiği gerçeklik, maçların skorlarına baktığımızda götürdüğü gerçeklikten daha küçük. İlginç bir cümle oldu farkındayım ama bu konuda oldukça büyük sıkıntılar var ve sizlere anlatmam gerekiyor.

{pagebreak::fifa12-4}

“Eğer biraz çirkin olsaydım ne Pele’nin ne Maradona’nın adı hatırlanırdı.” – George Best

Öncelikle Tactical Defending’in en önemli olayı, eski oyunlardan hatırlayacağınız top çalma ve pres tuşlarına aynı anda sürekli basarak iki oyuncuyla alan daraltma özelliğini tamamen ortadan kaldırıyor olması. Bu dışarıdan bakıldığında büyük bir artı gibi görünürken, pratikte ise pek işlevsel değil diyebilirim.

Bunun sebebi, artık hiçbir şekilde yoğun pres yapamıyoruz. Hiçbir zaman iki tuşa aynı anda “spam” yaparak bu oyunu oynamadım ama ileri uçta pres yapmak istediğimde yanıma bir oyuncu daha çağırabiliyor olmak büyük bir artıydı. Şimdi ise çağırdığımız oyuncu, karşısındaki oyuncu ile arasında büyük bir mesafe bırakarak yalnızca “alan savunması” yapabiliyor.

Hal böyle olunca, yoğun pres yapmak mümkün olmuyor. Eh, alan savunması kabul edilebilir ve aslında gerçekten çok işe yarayan bir savunma türü olabilir ama tercihi bana bırakması gerekmiyor mu bu oyunun sizce de?

Tamam, alan savunmasını kabul ettik, bağrımıza bastık diyelim. Peki savunmada yapılan müdahalelerde gidilen değişiklik neyin nesidir? Tamam, her ikili mücadele bir satranç mücadelesine dönüşecek dediniz anladık, çok da sevindik ama bu satranç falan değil. Topa basmak istediğinizde, es kaza heyecanlanıp yanlış bir anda müdahale yapmayı denerseniz, yönettiğiniz adam boş yere bir müdahale yapıyor ve öyle bir çalım yiyor ki, geri dönüp oyuncuya basmaya utansa yeridir. Ha utanmasa da basamıyor zaten çünkü arasında 5 metre kadar bir mesafe oluşmuş oluyor o süreçte.

Hücum yapmak ne kadar kolaylaşmışsa, savunma yapmak o denli zorlaşmış. Çok iyiyim diyen bir FIFA oyuncusunu bile oyunu yeniden öğrenmek zorunda bırakmanıza tepki vermiyorum, aslında iyi bir şey yaptınız ama savunma yapmak bu denli “konsantrasyon” isterken, hücum yapmak “skill moves” ile abuk subuk hareketleri rastgele yaparak bile çalım atabildiğiniz bir hale gelmişse, burada büyük sıkıntılar var demektir.

Zaten altı dakikalık devreden toplamda on iki dakika oynadığınız maçların daha 30. dakikası 5-5 geçiliyorsa, savunma sisteminde gerçekten sıkıntılar var demektir. Her maç böyle olmuyor ama şu ana kadar aşağı yukarı 70-80 maç yaptım ve toplasanız 10 tanesinin devresi 0-0 bitmiştir. FIFA 12, bu dengesizliği ile en çok kalbimizi kıran özelliğine kavuşmuş oldu.

{pagebreak::fifa12-5}

Bu konuyla ilgili sıkıntıları şöyle özetleyeyim, eğer internetten Head to Head yani çevrimiçi maçlar oynarsanız, karşınızdaki oyuncuların savunma yapmayı beceremedikleri için sürekli olarak “Select” tuşuna basarak kaleciyi seçtiklerini ve savunmayı yapay zekaya bıraktıklarını göreceksiniz. Durumun vehameti de bu şekilde ortaya konuyor aslında.

Eh, yaklaşık beş paragraftır geçirdiğim Tactical Defending’in artıları hiç mi yok? Aslında bolca var ama hiçbiri tam olarak oturtulamamış. EA Sports, robot gibi defans yapmaktan çıkıp, nasıl hücum yapıyorsak, o şekilde defans yapmamızı istemiş ama bazı taşlar gerçekten yerine oturmamış aslında.

Oyuna getirdiği gerçekçilik hissi yadsınamaz ama düzeltilmesi gereken ve ayar çekilmesi gereken birçok noktası var henüz bu yeni defans sisteminin. Çok şikayetçi değilim, alıştım biraz da olsa ama yeni başlayan oyuncular için gerçekten büyük sıkıntılar doğuracaktır, benden söylemesi.

Eğer bir türlü alışamıyorsanız, yapay zekaya ya da evde yanınızdaki bir arkadaşınıza karşı oynayacağınız maçta, kontrol seçeneklerinden eski tür defans sistemine dönebilirsiniz. Fakat Online oyun oynayacaksanız, yeni defans sistemini kullanmak zorundasınız, belirteyim.

{pagebreak::fifa12-6}

“En güzel gol, boş kaleye atılan goldür” – Johan Cruyff

Bu gelişmelerin haricinde, oyuna yeni eklenen özellikler de var. Örneğin demin laf arasında bahsettiğim, maç içerisinde kaleciyi seçerek yönlendirme opsiyonu oldukça yerinde bir geliştirme olmuş. Bir anda kaleciyi seçerek pozisyonlara karşı koymaya çalışmak zevkli ve önemli bir özellik.

Ayrıca, çevrimiçi olarak oynadığımız maçlar, bir sezon kalıbı içerisine sokulmuş ve eskisi gibi bir maçtan 60-120 arası puan almamız gibi bir durum yok artık. Her maç, sonuca göre puan alıyoruz. Yani ya üç, ya bir ya da sıfır puan alarak maçı sonuçlandırıyoruz ve rakibimizle rövanş yapamıyoruz.

Aslında bu rövanş olayı can sıkıcı olabiliyor, yenebileceğinize inandığınız rakibinizle tekrar ancak bir sonraki sezonda maç yapabiliyorsunuz, o da kendisini onca zaman sonra hatırlayabilirseniz tabii.

Unutmadan, oyuna eklenen, “Support Your Club” özelliğinden de bahsedeyim. Oyuna başlarken seçtiğiniz takım, sizin desteklediğiniz kulüp haline geliyor ve oyunda yaptığınız her şeyden aldığınız deneyim puanları bu takımın hanesine de yazılıyor.

Dünyanın dört bir yanından oyuncuların puanlarıyla, en iyi takım belirlenmeye çalışılıyor. Teoride güzel ama taraftar sayılarını düşündüğümüzde, elbette iki takım, Real Madrid ve Barcelona öne çıkacaktır gibime geliyor.

Tüm bunların haricinde, Ultimate Team seçeneği, mutlaka denenmesi gereken bir mod. Bu modda bir takımı seçerek, tüm dünyadaki gerçek oyunculara karşı en iyi takımı oluşturmaya çalışıyorsunuz.

En iyi oyuncuları almak, oyuncu kartlarına sahip olmak gibi amaçlarınız var ve bir de üzerine o takımınızı yöneterek gerçek rakiplere karşı maç yapıyor olmanız da oldukça eğlenceli. Bir nevi kendi içerisinde menajerlik oyunu gibi olmuş diyebilirim.

Hazır menajerlik demişken, kariyer modunda yapılan geliştirmelerden de bahsederek, yazımı yavaş yavaş sonlandırmak istiyorum. Kariyer modu artık çok daha gerçekçi olmuş. Oyuncularınızla daha çok ilgilenebilir, onların tepkilerini ve düşüncelerini görebilirsiniz. Ayrıca kariyer modunun arayüzü tamamen değiştirilerek daha ilgi çekici ve kullanımı kolay bir hal almış.

{pagebreak::fifa12-7}

“Yapma Hayrettin, daha kadroları sayamadım.” – İlker Yasin

Geldik son sözlerimize, oyunun eksi ve artılarına. FIFA 12, belki çok iddialı bir yorum olacak ama gelmiş geçmiş en iyi futbol oyunu olmaya aday. Yeni defans sisteminin çok büyük eksileri mevcut belki ama yine de oyuna getirdiği gerçekçilik ve “futbol oynama” hissiyatı gözardı edilemez. Yeni “Precision Dribbling” sistemi de aynı oranda başarılıyken, FIFA 12, şu anda taçlandırılmamış bir kral olarak karşımızda duruyor.

Satın aldığınızda asla pişman olmayacağınızın ve bir senenizi bu oyunu sürekli olarak oynarak geçireceğinizin garantisini verebilirim. Tabii karşısında PES 2012 gibi bir rakibi var ama şöyle söyleyebilirim ki, ikisi çok farklı kulvarlarda yer alan futbol oyunları. FIFA 12 için ciddi anlamda bir futbol simülasyonu yakıştırmasını yapabilirken, PES 2012 için bir futbol oyunu demek daha doğru olacaktır.

Sonuçta amaç eğlenmek ve hangi birini beğenirseniz onu oynayacaksınız, zevklerinize kimse karışamaz. Sadece ikisini de mutlaka yeterli sürede denemeniz, yeterli şansı vererek karar vermeniz gerek diyebilirim. Sonucunda, doğru olan yolu seçeceğinize eminim. Hepinize iyi günler, iyi oyunlar dilerim.

Artılar: Yeni kontrol sistemi çok başarılı. Çarpışma motoru sayesinde animasyonlar göz dolduruyor. Uzun süreli oynanışa sahip.

Eksiler: Yeni defans sistemi sayesinde defans ile hücum dengesi bozulmuş. Hücum yapmak çok kolay ama defans sistemi bir o kadar zor. Yeni başlayanları oldukça zorlayacaktır.

:: FIFA 12, gelmiş geçmiş en iyi futbol oyunu olabilir mi?

All-in-One Bilgisayarlar Nedir?

Masaüstü bilgisayar dediğinizde aklınıza hemen bir kasa, ekran, klavye ve fare geliyor değil mi? Ekran, klavye, fare tamam da eğer yer sıkıntınız varsa kasayı koyacak bir yer bulamazsınız. Koyduğunuz yerde de genelde emanet gibi durur.

Durum böyle olunca da daha az yer kaplaması sebebiyle dizüstü bilgisayarlara yöneliyoruz. Ancak o zamanda, masaüstü bilgisayardaki daha büyük ekran, daha yüksek çözünürlük gibi özelliklerden mahrum kalıyorsunuz. İşte All-in-One yani hepsi bir arada bilgisayarlar da burada devreye girerek bir boşluğu kapatmaya çalışıyor.

Hepsi bir arada bilgisayar örneklerine yıllar önce Apple’ın iMac‘leri ile tanışmıştık. Gerekli donanım monitörün içine gömülü olduğu için ayrıca bir kasaya ihtiyaç duymuyor ve yerden tasarruf ediyordunuz.

Teknolojinin gelişmesiyle hepsi bir arada bilgisayarlar da gelişti. Şimdi bir çok hepsi bir arada bilgisayar LCD bir monitör içerisine gerekli donanımın yerleştirilip, oldukça ince bir yapıda tasarlanıyor.

{pagebreak::iki}

İlk paragrafta da bahsettiğimiz gibi, yer sıkıntısı olup da masaüstü bir bilgisayara sahip olmak isteyenler için hepsi bir arada bilgisayarlar oldukça mantıklı bir çözüm. Bildiğimiz masaüstü bilgisayarlara göre dezavantajlarından birisi, içerisindeki parçaları istediğiniz gibi değiştiremiyor oluşunuz diyebiliriz. Aslında bu cihazları basite indirgenince dizüstü bilgisayarın ekransız kasasının bir LCD monitörün içerisine gömülmüş hali diyebiliriz.

Performans konusunda da masaüstü bilgisayarlar kadar yüksek performanslı donanımları içeremeseler de, sundukları performans bir çoğunda yeterli diyebiliriz. Bir çoğunda sunulan kablosuz klavye ve fare ile de sistemin oluşturduğu kalabalık en aza indirmek amaçlanmış. Bir çok hepsi bir arada bilgisayarı sadece elektrik kablosu ile prize takıp çalışır hale getiriyorsunuz. Bu sayede gereksiz kablo salatasından da kurtulmuş oluyorsunuz.

{pagebreak::uc}

Exper’in All-in-One bilgisayarı Tria, hepsi bir arada bilgisayarlar arasında farklı tasarımıyla öne çıkıyor. Katlanabilen ekran yapısına sahip Tria, full HD ekran çözünürlüğü ve 21.5 ekran sunuyor. Gerekli donanımın monitör ayağına yerleştirildiği yapısıyla, sizi yer sıkıntısından kurtarıyor. Kablosuz klavye ve fareyle de masaüstü bilgisayarınıza kablolarla bağlılığınızı azaltmış. Üzerinde bulunan Intel Core i3 370M işlemcinin ise bir çok işin üstesinden rahatlıkla gelebileceğini belirtelim.

Masaüstü ve dizüstü bilgisayarın karışımından oluşan All-in-One yani hepsi bir arada bilgisayarlar, şık tasarımlarıyla masaüstünüzde kendilerine yavaş yavaş yer edinecek gibi duruyor.

 

::Masaüstü, dizüstü, hepsi bir arada, hangisini tercih ediyorsunuz, neden?

A D V E R T O R I A L

Bing Map’e Bakmadan Uçuşa Gitmeyin

Sayısız yan yazılımlarıyla günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiş olan Google’a karşılık Microsoft’un ortaya çıkarttığı Bing’i duymuşsunuzdur. Henüz çok da yaygın kullanılıyor olmasada Bing’in ileride nasıl bir konumda olacağı henüz bilinmiyor.

Bing’in sunduğu en yeni özellik ise, içerisinde kaybolunması oldukça muhtemel olan havalimanlarının haritalarını sunmak. Henüz sadece Amerika’daki bazı havalimanlarını kapsayan bu özelliğin ileride daha kapsamlı bir hale geleceği söyleniyor. 

:: Sizce Bing Map’in bu özelliği, seyahatlerinizde kolaylık sağlar mı?

 

Internet Explorer 9 Kullanımı Artıyor

Firefox ile Chrome savaşı yaşanırken, diğer taraftan Microsoft da Internet Explorer‘ın daha iyi olması için geliştirmelere devam ediyor. Microsoft, Internet Explorer blog sayfasında yayınladığı habere göre, Windows 7 kullanıcılarının yüzde 31‘i IE9 kullanıyor. Yüzde 12.7 ile en yakın takipçisi Google Chrome ve yüzde 12.6 ile de Mozilla Firefox geliyor.

Internet Explorer her ne kadar şu an dokuzuncu sürüme sahip olsa da dünyanın en çok kullanılan web tarayıcısı IE 8. IE 8 web tarayıcısı piyasasında yüzde 29.91‘lik bir paya sahip. Daha sonra Firefox 6.0 yüzde 11.41 ile ikinci sırada yer alıyor.

Chrome 13 ise yüzde 9.84 ile üçüncü sırada. Internet Explorer 9 ise yüzde 8.72‘lik oranla dördüncü sırada. Dolayısıyla eğer sürüme bakılmazsa, IE kullanımı diğer tarayıcıları açık ara farkla sollamış durumda.

:: Hangi web tarayıcıyı kullanıyorsunuz?