Cepteki Telefonun Sesini Duyma Yolları

5

Günümüzdeki cep telefonlarının zil sesi genellikle kendi belirlediğimiz bir mp3 dosyasından oluşur. Telefonunuzun imkanları dahilinde en yüksek ses çıkışını almak istiyorsanız, seçmiş olduğunuz müziğin ses kalitesi en az 256 Kbps olmalı.

Bass’ları Yüksek Olan Parçalardan Sakının

Örneğin bir “Club” tarzı parçayı zil sesi olarak kullanıyorsanız ses çıkışınız otomatikman azalmış demektir. Telefonlar bass sesleri çıkarırken ya kaliteden taviz verirler ya da ses çıkışını düşürürler. Tiz sesler ağır basan müzikler seçmeniz zil sesinizi daha duyulur hale getirecektir.

Telefonlarda titreşim genellikle ya üst tarafta ya da alt tarafta bulunur. Kendi cep telefonunuza göre telefonu cebinize koyma yönünü belirlemelisiniz. Örneğin telefonunuzun titreşimi üst taraftaysa, telefonu tepesi aşağı bakacak şekilde koymanız titreşimi daha fazla duymanızı sağlayacaktır.

Bazı telefonların ses çıkışı telefonun ön yüzündeyken bazıları da arka yüzündedir. Telefonu cebinize koyarken ses çıkışını bacağınıza bakacak şekilde koyarsanız ses çıkışını kapatmış olursunuz ve bu da dışarıdayken sesi duymanızı engelleyebilir.

:: Bu öneriler size yardımcı oldu mu?

 

Adobe CS6 Türkiye’ye Geldi

7

Yayıncılık sektörünün vazgeçilmezlerinden olan Adobe’nin Creative Suite yazılımının yeni sürümü bugün Kanyon alışveriş merkezinde yapılan bir etkinlikle tanıtıldı.

Adobe’nin yeni oyuncağı Creative Suite 6’yı (Adobe CS6) kullanıcılarıyla buluşturan etkinlikte Adobe’nin dünyaca ünlü evangelistleri Terry White, Jason Levine ve Paul Trani sunumlarıyla yer aldı. Adobe Systems Akdeniz Ülkeleri Bölge Müdürü Tolunay Tomruk‘la yaptığımız röportajı izleyerek CS6 ile ilgili temel yenilikleri ve gelişmeleri öğrenebilirsiniz.

#video_6265#

:: Adobe CS6’nın yenilikleriyle ilgili görüşlerinizi burada paylaşabilirsiniz.

 

 

Fiber İnternet İle İndirme Süreleri

Bundan birkaç sene önce ADSL hizmetiyle yeni tanıştığımız dönemde 128 kbit hızla internete bağlanıyor ve işlerimizi hallediyorduk. Ardından 256, 512 derken 1 megabit hıza geldiğimizde internet gerçekten epey hızlanmıştı. Artık indirebildiğimiz filmlerin, müziklerin boyutu artmış, online oyunlarda daha akıcı oynar hale gelmiştik. Tabii bize hızlı geliyordu çünkü bugünden geriye baktığımızda aslında azıcık olan ihtiyacımızı karşılayabiliyormuşuz. 

Bugün internet demek artık neredeyse elektrik, su kadar bir evin olmazsa olmazlarından biri. İnternet bağlatmak lafını geçtik, artık internet hızımıza göre istediğimiz bağlantıyı seçtiğimiz döneme geldi. İşte bu noktada ihtiyacınıza göre internet konusunda fiber internet devreye giriyor.

İnternet artık evin her yerinde

İnternete bağlanan bir bilgisayarınız, televizyonunuz, oyun konsolunuz ve tabletiniz olduğunu düşünelim. Bilgisayar ile neler yapabileceğinizi zaten anlatmaya gerek yok. Televizyon ile internete bağlanıp Youtube, Facebook gibi uygulamaları kullanabilir, oyun konsolunuzla internet üzerinden başkalarıyla ya da arkadaşlarınızla oyun oynayabilir, tabletinizden de televizyon karşısındayken internette dolaşabilir, canlı müzik dinleyebilirsiniz. Bu noktadan baktığımızda evdeki birçok cihazın internete bağlanması gerektiğini görebiliyoruz. 

DSL tipindeki bir internetiniz olduğunu, örneğin 8 megabitlik bir internetiniz olduğunu düşünelim. Bu durumda birçok işi aynı anda yapabilirsiniz ancak birçok görevden vazgeçmeniz gerekecek. Örneğin bilgisayardan download yaparken konsoldan online oyun oynadığınızı, tabletten de müzik dinlediğinizi düşünelim. Elinizdeki bağlantının yükleme yani download hızı çok fazla olmayacağı için bilgisayardaki indirmeyi kapatmanız gerekebilir.

{pagebreak::2}

İsterseniz gelin fiber internetle önce tek tek, sonrasında da birçok cihazla internete girildiğinde nasıl bir hızla bağlanacağınızı aktaralım. Fiber internet paketlerinin artık en düşüğü 20 megabit (20Mbps) olduğu için biz de bunu baz alalım. Örneğin geçen aylarda çıkan Windows 8 Consumer Preview versiyonunu indirmek ve kurarak Windows 8’i ilk deneyenlerden olmak istiyorsunuz. 32 bitlik işlemci kullanıyorsanız Windows 8 32 bit’i Microsoft sunucularından 2.5 GB dosya ile indirebilirsiniz.

Yarım saatte işletim sistemi

2.5 GB demek 20 mbit’lik bir internet için hız değişimlerine bağlı olarak ortalama 25 dakika. Bu da neredeyse 40-45 dakika içerisinde Windows 8’i indirip DVD’ye yazmanız anlamına geliyor. Ya da başka bir değişle siz dışarı çıkıp DVD satın alıp gelene kadar Windows 8 evde inmiş olabilir. 64 bit’lik sürümünü indirmek isterseniz yaklaşık bir 10 dakika daha beklemeniz gerekecek. 


Windows 8 Consumer Preview’dan bir görüntü

20 Mbit internetin saniyede ortalama 2 MB indirme hızı bulunuyor. Sunuculara bağlı etkenlerle bunun bazen 1 MB’a kadar düştüğünü baz alsak bile küçük çaplı yazılımları indirmek sadece birkaç saniyenizi alıyor. Örneğin Google Chrome’u 19 saniyede, Firefox’u 15 saniyede, VLC Player’ı 10 saniyede, iTunes’u 30 saniyede indirebilirsiniz. Kurma işlemi indirme sürelerinden kat kat daha fazla. Hatta siz indirme linkine tıkladıktan sonra indirdiğiniz klasörü açana kadar dosyanız çoktan inmiş olacak.

Gelelim internetten bir şeyler izlemeye. Biliyorsunuz, internet hızlarının artışıyla doğru orantılı olarak internet üzerinden film ve televizyon izleme dönemi başladı. Hatta artık Digiturk bile yeni ürünüyle internet üzerinden eski kayıtların izlenmesini sağlıyor. İnternette de birçok canlı televizyon izleten siteler, sistemler, dizilerin geçmiş bölümleri, canlı maçlar bulunuyor. Ancak bunları kesintisiz izlemek için iyi bir internet çok önemli.

{pagebreak::3}

Bu noktada da devreye fiber internet giriyor. Hem de sadece kesintisiz izleyebilmeniz için değil, hem HD kalitesinde yayın izleyebilirken hem de internette halen dolaşmanızı sağlayacak kadar interneti size sağlayabiliyor. Popup pencerede canlı yayını kaliteli görüntüyle izlerken bir yandan da tarayıcınızda internette dolaşmaya devam edebilir, hatta YouTube’dan video bile izleyebilirsiniz. Peki internetten indirmek istersek nasıl olacak?

Film indirmek

O konuda da içiniz rahat olabilir. Diyelim ki bir siteden film satın aldınız ve hemen indirip izlemek istiyorsunuz. Eğer stream özelliği yoksa normal internette beklemeniz gerekebilir. Ancak fiber ile bekleme süreniz epey azalıyor. Örneğin 4.5 GB’lık DVD boyutundaki bir filmi 45 dakika içerisinde indirmeniz mümkün. İndirme linkini tıkladıktan sonra film için hazırlıkları yapmanız ile zaten filmin yarısı inmiş oluyor.


7.5 GB boyuta sahip Diablo 3 oyunu

Online oyunlar ve oyun indirmek

Oyun tarafında aslında üzerinde çok konuşulacak bir konu yok. Bırakın rahat oyun oynamayı, 24 kişilik bir Call of Duty oyununun host’u bile olabilirsiniz. Bu sayede sizin üzerinizden oyun oynayanlar da olası problemler yaşamazlar. Peki ya oyun indirme süreleri? Bu hafta başında Diablo 3 piyasaya çıktı. Kutulu olarak satılmasının yanı sıra dijital olarak da indirilebiliyor. 7.5 GB’lık kocaman bir dosyaya sahip. Normal şartlarda ürküten bir boyut olsa da fiber ile en fazla bir buçuk saatini alacaktır. O da arada hız değişimlerini hesaba katarak. Xbox 360 ya da PlayStation 3 üzerinden kablosuz oyun güncellemelerini yapmak da bir o kadar hızlı. 

Fiber internet ile Youtube videoları da sorun olmaktan çıkıyor. Videoyu açtığınız anda yüklemeye başlıyor. Eğer SD bir video izleyecekseniz video anında doluyor ancak HD 1080P izleyecekseniz siz izlerken yükleme çubuğu sizden oldukça ilerde gidiyor. İki türlüsünde de durma tuşuna basıp beklemenize gerek yok.

{pagebreak::4}

Aslında genel olarak bakıldığında belki sadece Diablo 3 gibi yüksek boyutlu bir oyunu indirmek 1 saati geçiyor. Onun dışında büyük filmler için yarım saat, genel programları indirmek ise bir dakikanın altında sürelerde gerçekleşiyor. Kısacası bütün işlerinizi 1 saatin altında gerçekleştirebildiğinizi söyleyebiliriz.

Yazının başında belirttiğim gibi bir de bunun çoklu kullanımı var. Yani konsoldan oyun oynarken bilgisayardan internete girmek ya da download yapmak gibi. Aslında burada da kabataslak interneti kullanım miktarına göre ikiye bölebiliriz. Örneğin konsoldan online oyun oynuyorsunuz, bilgiyasarda ise bir download var. Kabataslak bir hesapla hızı ikiye bölüm. 10 Megabit bilgisayara, diğer 10 megabit ise konsolunuza kalıyor. İkisi için de hız gayet yeterli. Bilgisayarda indirme hızınız saniyede 2 MB’dan 1 MB’a düşüyor ki bu bile ADSL’in herhangi bir hızından çok daha fazla.

Fiber internet, bekleme sürelerini çok daha indiren bir hizmet diyebiliriz. Özellikle günümüzün büyük bir kısmının beklemekle geçtiğini düşünürsek sayfaların açılmasını beklememek ya da indirdiğiniz dosyaları çok beklememek için fiber internet tam size göre.

Unutmadan hızların ve sürelerin hepsinin 20 Mbit’e göre olduğunu, daha üstü için hızı çarpmanızı söyleyelim. Yani 50 Mbit için 2.5 katı, 100 Mbit içinse 5 katı daha hızlı indirebileceksiniz. Yani Bir buçuk saatlik Diablo 3, 18-20 dakikaya kadar düşüyor.

Bu makaledeki bilgiler Turkcell Superonline’ın Fiber İnternet hizmeti kullanılarak derlenmiştir.

:: Fiber internet kullanıyor musunuz? Hızından memnun musunuz?

 

Metal Gear Rising’den Yeni Tanıtım Videosu

Metal Gear Solid: Rising adıyla duyurulan ve serinin hayranları tarafından biraz da olsa şaşkınlıkla karşılanan Metal Gear Rising, Konami‘nin yeni bir aksiyon oyunu denemesi olacak denebilir.

Saf aksiyon üzerine kurulu bir oynanışa sahip olması nedeniyle serinin diğer tüm oyunlarından bir anda ayrılan Metal Gear Rising‘in yeni bir tanıtım videosu da firma tarafından yayımlandı.

Make It Right sloganıyla yayımlanan video, hem Metal Gear Rising’in hazırlanışıyla ilgili görüntüler içeriyor hem de oynanış hakkında fikir sahibi olmanızı sağlıyor.

Sözü hiç uzatmayalım ve sizleri 2012 yılının son çeyreğinde konsollar için piyasaya sürülmesi beklenen Metal Gear Rising: Revengeance’ın yeni tanıtım videosu ile baş başa bırakalım.

İyi seyirler.

#video_1485#

:: Metal Gear Rising’in yeni videosunu nasıl buldunuz?

Facebook’un Kasası Dolmaya Başladı

Facebook’un halka arzı ve hisse alım satım işlemleri sonrasında belirlenecek olan değeri teknoloji gündemini uzunca bir süredir meşgul ediyordu. Beklenen an sonunda geldi ve ABD’de çoğunlukla teknoloji firmalarının işlem gördüğü NASDAQ’ın açılışı ile birlikte Facebook hisseleri de işlem görmeye başladı.

FB simgesi ile borsaya giriş yapacak olan Facebook, bilindiği üzere hisseleri için minimum değer olarak 38 doları belirtmişti. NASDAQ binasının üzerindeki, “NASDAQ’a Hoşgeldin Facebook 18 Mayıs 2012″ yazısı ile de bu tarihi olay duyuruluyor.

Facebook’un yapılacak işlemler sonrasında değerinin 100 milyar doları bulması bekleniyor. Dünya çapında 900 milyon kullanıcısı bulunan internet devinin hisse işlemleri sonrasında kasasına büyük miktarda bir para girmesi bekleniyor. Biz de Facebook’un borsadaki ilk gününü nasıl geçireceğini merakla bekliyoruz.

:: Facebook’un hisselerinin değeri sizce ne kadar artacak?

Twitter İngiltere’de 10 Milyona Ulaştı

Sosyal medya denildiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Twitter, Avrupa’da son derece yaygın olarak kullanılıyor. Açıklanan en son resmi rakamlara göre İngiltere’de 10 milyon Twitter kullanıcısı mevcut.

Yapılan açıklamaya göre İngiliz halkı, akıllı telefonlarından kopamayanlardan. 10 milyon İngiliz Twitter kullanıcısının %80’lik büyük bir kısmı, hesaplarını mobil bir cihazdan da aktif olarak kullanıyor. Bu oran dünyada sadece %55 olarak belirlenmiş.

  

2006 yılında kurulan Twitter’ın dünya çapında geldiği son nokta ise hayret uyandıracak cinsten. 140 milyon kullanıcısı bulunan Twitter’da bir günde 340 milyon adet tweet yayınlanıyor. Bakalım Twitter’ın bu büyümesi ne zamana kadar devam edecek.

:: Twitter’ın kullanıcı sayısı Facebook’u geçebilir mi?

Çocuklar Google için Doodle’ladı

Google’ın önemli günler için alışıldık logosunun tasarımını değiştirerek yaptığı ve geçtiğimiz yıl patentini aldığı Doodle’ları artık görmeye alıştık. Bu sefer Doodle’ları Google ekibi değil çocuklar hazırladı.

Google’ın her yıl düzenlediği Doodle for Google’a yine büyük bir ilgi oldu. Anaokulundan 12. sınıfa kadar bütün çocukların katılabildiği yarışmaya farklı ülkelerden Doodle’lar gönderildi.

  

114 bin çocuğun katıldığı yarışmada birinci “Pirate Times” konulu Doodle’ı çizen Dylan Hoffman oldu. Çizdiği resim ile Google’a adeta taş çıkaran Hoffman, 30.000 dolarlık burs kazanırken Google, öğrencinin okuluna da 50.000 dolarlık yardımda bulundu. Her eyaletten finale kalan 50 resim New York Public Library’de özel bir bölümde önümüzdeki 1 ay boyunca sergilenmeye hak kazandı.

:: Doodle tasarlayacak olsanız konusu ne olurdu?

Diablo 3 İnceleme

Diablo… İspanyolca ‘Şeytan’ anlamına gelen bu kelimenin 1996 yılının Ekim ayına kadar hiçbir önemi yoktu aslında bizler için. Fakat ekim ayına girdiğimizde, eğer PC ya da Macintosh sahibi olabilen şanslı kesimdenseniz, artık Diablo bizler için bambaşka bir anlam ifade etmeye başlamıştı.

10 yaşımdayken karşıma çıkan bu bitmap grafikli oyun, Hack&Slash türünü ortaya çıkarmayı başarmıştı. Karanlık yapısıyla oyuncuyu içine çeken bu şeytani yapım, küçük yaştaki oyuncular için uzun süreli bir gece uyuyamama sendromuna yol açmıştı.

Kolay kavranan bir oyun yapısı olması ve bu sayede ortaya çıkan yüksek oynanabilirliği sayesinde tüm dünyada bir anda efsane haline gelmişti. Blizzard’ın Blizzard olarak anılmasının en büyük sebeplerinden biri de Diablo’ydu.

Oyun o kadar popüler olmuştu ki, bilgisayar oyunları tarihinde görmeye hiç de alışkın olmadığımız bir sahneyi yaşamıştık. İlk kez bir oyuna, başka bir firma tarafından ek görev pakedi hazırlanıyordu. Sierra On-Line Entertainment, Diablo: Hellfire adlı ek görev paketini piyasaya sürmüştü.

{pagebreak::2}

Ardından geçen yaklaşık dört yıl boyunca yeni bir Diablo oyunu üzerinde çalışan fakat ser verip sır vermeyen Blizzard, 2000 yılına girdiğimizde önümüze Diablo 2’yi koyduğunda, bu kez kelimenin tam anlamıyla akan sular durmuştu oyuncular için.

Haftalarca hatta aylarca evlerine kapanıp, yaz tatili boyunca aralıksız Diablo 2 oynamasına rağmen (Diablo 2 yaz döneminde piyasaya sürülmüştü) hala okula gelmeyip sınıfta kalmayı göze alan lise arkadaşlarım vardı örneğin.

Sonra Blizzard’a bir sessizlik çöktü. 2000 yılından 2012 yılına kadar bizleri bekleten ve bu 12 yıllık bekleyişin 10 yılında yeni bir Diablo oyunundan en ufak bir ipucu bile vermeyen Blizzard, Diablo 3’ü duyurdu ve en sonunda büyük gün geldi çattı. Diablo 3, oyunseverlerin beğenisine sunuldu.

Aslına bakarsanız, betaya erişim hakkı kazanan kesimdeyseniz Diablo 3’ü bir süredir oynuyorsunuz demektir.

Betada yapılan son değişikliklerin haricinde ‘major’ olarak adlandırılabilecek hiçbir değişiklik içermeyen final sürümünü şu anda elimizde tutuyoruz ve bu yazıyı yazarken, ‘Yahu niye yazı yazıyorum ki gidip Diablo 3 oynamak varken?’ diye kendime sorup duruyorum. Yapacak bir şey yok, görev görevdir değil mi?

{pagebreak::3}

Diablo pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım

Öncelikle Diablo 3’ün konusunun Diablo 2’nin kaldığı yerden değil, bir süre sonrasında geçtiğini belirtmem gerekiyor. Nasıl olsa Spoiler sayılmayacağından dolayı Diablo 2’nin sonunda Diablo, Mephisto ve ek görev paketi Lord of Destrucion ile gelen Baal kardeşlerin üçünün de öldürülerek, ruh taşlarının yok edildiğini hatırlatmak istiyorum. Tyrael, Dünya Taşı’nı yok etmek için kılıcını savurduğunda taşla birlikte kendisi de ikiye ayrılmıştı hatırlarsanız.

Aradan geçen 20 yılda her şey artık unutulumaya yüz tutmuştur. İnsanlar normal gündelik hayatlarını sürdürürken bir anda cennet ile cehennem arasında büyük bir savaş başlar. İki tarafın kuvvetleri birbirlerine öylesine sert bir şekilde girerler ki, savaşın etkileri dünya üzerinde de hissedilmeye başlanır.

Sebepsiz ölümler ve açıklanamayan doğa üstü olaylar eski dostlarımızdan Deckard Cain’i şüpheye düşürür ve olayların derinliklerine inmek ister. Tristram’a gelen Cain, Tristram Katedrali yıkıntıları arasında ipuçları aramaya başlamıştır.

Bu süreçte savaş gittikçe kızışmıştır. Diablo’nun savaşı ölümlülerin dünyasına da sıçrar ve gökyüzünden bir meteor dünyaya çarpar. Bu aslında tek bir şeyin işaretidir, o da Diablo’nun yeniden yeryüzüne inmiş olması.

{pagebreak::4}

İşte böyle bir hikayeyle karşılıyor Diablo 3 bizleri. Anlatırken bile heyecanlandığımı belirtmem gerekiyor çünkü Blizzard’ın Dünya Taşı ve Ruh Taşları’nın yok edilmesinin ardından konuyu yeniden nasıl bağlayacağını merak ediyordum açıkcası. Oldukça iyi bir iş başardıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

Hikaye konusunda oldukça iyi bir iş çıkaran Blizzard, grafikler ve atmosfer konusunda da oldukça iyi bir iş çıkarmış ortaya. Aslına bakarsanız atmosfer, grafiklerden çok daha iyi durumda diyebilirim. Zaten ilk ortaya çıktığı andan itibaren büyük tepkiler alan grafikler, firmanın oyunun renk paletini değiştirmesiyle biraz daha iyi bir hal almıştı.

Beta süreci boyunca geliştirilmeye devam edilen grafikler, final sürümünde oldukça güzel bir hal almış aslında. Sonuçta Diablo 3 grafikleriyle öne çıkması gereken bir oyun değil bunu unutmamak gerekiyor.

Karanlık atmosferin oyunculara yaşatacağı hissiyat çok daha önemli ve Blizzard’da bunu çok iyi biliyor. Oyunda yolculuk ettiğiniz mekanlarda yerin dibine doğru daha da indikçe karanlıklaşan ortamlar, insanda klostofobi başlatabilecek düzeyde iyi hazırlanmış.

{pagebreak::5}

Bölüm tasarımları Diablo 2’de olduğu gibi her oyunda rastgele olarak çiziliyor ama haritalar aşağı yukarı aynı kalıyor tabii. Yine de neyin nerede olduğunu her yeni oyuna girdiğinizde karıştıracağınızın ve sanki yeniden bir oyun oynuyormuş hissi yaşayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim.

Atmosfer demişken oyunun seslerinden de bahsetmemek olmaz. Oldukça başarılı hazırlanan sesler sayesinde, iskeletlerle dövüşürken kemik gıcırtıları ve kırılma seslerinden tutun da dev böceklerin eklemlerinden çıkan iç gıcıklayıcı seslere kadar her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş.

Son sözlerime gelirken oyuna eklenen iki yeni sistemden bahsetmek istiyorum. Bunlardan birincisi Auction House adı altında açık artırma yöntemiyle eşyalarınızı sattığınız bölüm.

Eğer oyun içerisinde değerli ama işinize yaramayan eşyalar buluyorsanız, saklamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü Auction House’a girerek bu eşyaları satılığa çıkarabiliyor ve ister oyun içi, ister oyun dışı gerçek para kazanabiliyorsunuz.

Tabii oyun dışı gerçek para konusuna girdiğiniz anda Blizzard’ın gelirinizin yüzde 15’ine çökeceğini de hatırlatmadan geçmeyelim.

{pagebreak::6}

Diğer bir sistem ise Artisan sistemi. Bu da sahip olduğunuz Blacksmith yani demircinin sizinle beraber Act Act, şehir şehir dolaşıyor olması aslında. Sizinle birlikte hareket ettiği için Artisan’ı para karşılığında seviye atlatabiliyor ve bu sayede sizin için Magical ya da Rare eşyalar üretmesini sağlayabiliyorsunuz.

Sizlere tavsiyem, kesinlikle paranızı eşya satın almaya harcamamanız. Blacksmith’ı ve Jewcrafter’ı seviye atlatarak çok daha etkili eşyalar üretme şansına sahip oluyorsunuz açıkcası.

Jeweler adlı Artisan, Act 2’nin ortalarından sonra ilk Gem‘lerinizi bulmaya başladığınız anlarda sizin yanınıza dahil olacak ve emin olun ki bütün paranızı ona harcamanız çok daha mantıklı olacaktır.

Son olarak bir de oyuna eklenen boyama sisteminden bahsedelim. Sağda solda denk geleceğiniz NPC’lerin sattığı boyaları alarak üzerinizdeki eşyaların rengini özelleştirebiliyorsunuz. Oyuna keyif ve çeşitlilik kattığı bir gerçek ama Diablo 3‘ü çok renkli bulanlara daha da renkli geleceğinden uzak durmalarını salık veriyorum.

{pagebreak::7}

Hiç mi eksisi yok?

Tabii ki var. Diablo 3 bile olsa Blizzard’ın amatörce davrandığı yerler olmuş. Özellikle oyuncuların sürekli olarak karşılaştıkları “Error 37” ibaresi var ki, evlere şenlik. Yüksek meblağlar ödeyerek oynamak amacıyla aldığınız Diablo 3’ü böyle bir hata yüzünden oynayamamak çok acı verici bir durum.

Diyelim ki bu hatayı almayan şanslı kesimdensiniz. Eğer bu hatayı almıyorsanız da, akşam saatlerinde sunuculara bağlanamama şansına sahipsiniz. Zira aşırı yoğunluktan sunucular çok zorlanıyor gibi. Kapasitesini aşan sunucular yüzünden de birçok oyuncu oyunun dışında kalıyor maalesef.

Yapmanız gereken sabrederek beklemek. Bu da bana çok saçma geliyor
açıkcası. Single Player olarak oynamak istediğiniz oyunu bu şekilde
oynamanız bile engelleniyor.

{pagebreak::8}

Kopya koruması ya da karakter hilelerinin önüne geçmek amacıyla düşünülmüş olabilir ama en azından evimdeyken tek başıma gecikmesiz bir oyun oynamak benim en büyük hakkım değil mi?

   

Eğer sunuculara girseniz bile, bu kez de aşırı yoğunluktan gecikme ve lag problemleri ile karşılaşıyorsunuz. Açıkcası oyundan soğumanıza dahi yol açabilir çünkü bir anda takılan oyunda health barınızın boşaldığını ve ekranda kocaman puntoyla öldüğünüzü anlatan bir yazı görmek gerçekten can sıkıcı oluyor. Bir de üzerine eşyalarınız Durability kaybediyor.

Bunların dışında yapımın pek eksisi yok denebilir. Grafikler konusunda “fazla renkli” gibi tanımlamalar yapıldı belki ama ben kesinlikle renk konusunda bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum.

Eh tabii ki baktığımızda grafiklerin şu an içerisinde bulunduğumuz standartların biraz gerisinde olduğunu söylememek ayıp olacaktır.

{pagebreak::9}

Son sözler

ShiftDelete.Net’te Diablo 3’ün betası için yaptığım incelemede söylediklerimden çok farklı olmayan bir yapım olmuş Diablo 3. Betanın kendi içerisinde yaşadığı köklü değişiklikler, betadan final sürüme geçişte yaşanmamış denebilir rahatlıkla.

Bu yazıyı okuduğunuz günlerde muhtemelen milyonlarca insan Blizzard sunucuları üzerinden Diablo 3 dünyasına giriş yapmış ve harıl harıl karakterlerini geliştirmeye çalışıyor olacaklar.

En mantıklı hareketi yapıyor olacaklar çünkü karşımızda duran oyun Diablo 3. 12 yıllık bekleyişin ardından, tabii ki biraz fazla bekletse de, bu bekleyişe değdiğini rahatlıkla söyleyebiliyorum.

12 yılda içimizde büyüyen Diablo açlığı, 15 Mayıs 2012 tarihinde sona erdi. Bu tarihi bir kenara not etmenizi tavsiye ediyorum. Zira yeni bir Diablo oyununun uzun süre gelmeyeceğini tahmin etmek güç değil.

{pagebreak::10}

Tabii bu süreçte bir ya da daha fazla ek görev paketleri sunulacaktır oyunculara ama Diablo 4’ü beklemeye şimdiden başlarsanız, ancak torunlarınızla birlikte oynayabilrisiniz, benden söylemesi.

   

Hiç düşünmeden, en ufak tereddüt etmeden kesinlikle satın alıp oynanması gereken bir baş yapıt Diablo 3. Sözü daha da fazla uzatmanın anlamı yok aslında.

Alın elinize klavyenizi ve farenizi, doğru Diablo’yu çıktığı yere geri sokmaya gidiyoruz. İyi oyunlar dilerim.

9/10

Minimum Sistem Gereksinimleri:

Sistem – Windows® XP/Vista/7

İşlemci – Intel Pentium® D 2.8 GHz veya AMD Athlon™ 64 X2 4400+ ve üstü

Ekran Kartı – NVIDIA® GeForce® 7800 GT or ATI Radeon™ X1950 Pro ve üstü

Hafıza – 1 GB RAM (XP), 1.5 GB (Vista/7)

Hard Disk – 12 GB boş hafıza alanı

Artılar: Atmosfer ve bölüm tasarımları oldukça iyi. Oyuna eklenen yeni sistemler Diablo’ya yakışmış. PC oyunculuğuna yakışır bir oyun. Zorluk seviyeleri çok iyi ayarlanmış.

Eksiler: Grafikler çağın biraz gerisinde denebilir. Oyundan çıkarılan ‘stat’ sistemi, karakter optimizasyonu konusunu baltalıyor. Lag problemleri var. Sunucular yetersiz kalıyor. Blizzard sunucu ve oyuncu yönetimi konusunda sınıfta kaldı.

Bu oyunun multiplayer özelliklerini Turkcell Superonline fiber internet kullanarak test ettik. Oyunun tamamı internete bağlı olduğu için, internet bağlantısı büyük önem taşıyor. Fiber internet ile hiçbir sorun yaşamadan oyunu test edebildik.

:: Diablo 3’ü nasıl buldunuz?

 

Normal
0

21

false
false
false

TR
X-NONE
X-NONE

Diablo… İspanyolca ‘Şeytan’ anlamına gelen bu kelimenin 1996
yılının Ekim ayına kadar hiçbir önemi yoktu aslında bizler için. Fakat ekim
ayına girdiğimizde, eğer PC ya da Macintosh sahibi olabilen şanslı
kesimdenseniz, artık Diablo bizler için bambaşka bir anlam ifade etmey

Diablo… İspanyolca ‘Şeytan’ anlamına gelen bu kelimenin 1996 yılının Ekim ayına kadar hiçbir önemi yoktu aslında bizler için. Fakat ekim ayına girdiğimizde, eğer PC ya da Macintosh sahibi olabilen şanslı kesimdenseniz, artık Diablo bizler için bambaşka bir anlam ifade etmeye başlamıştı.

10 yaşımdayken karşıma çıkan bu bitmap grafikli oyun, Hack&Slash türünü ortaya çıkarmayı başarmıştı. Karanlık yapısıyla oyuncuyu içine çeken bu şeytani yapım, küçük yaştaki oyuncular için uzun süreli bir gece uyuyamama sendromuna yol açmıştı.

Kolay kavranan bir oyun yapısı olması ve bu sayede ortaya çıkan yüksek oynanabilirliği sayesinde tüm dünyada bir anda efsane haline gelmişti. Blizzard’ın Blizzard olarak anılmasının en büyük sebeplerinden biri de Diablo’ydu.

Oyun o kadar popüler olmuştu ki, bilgisayar oyunları tarihinde görmeye hiç de alışkın olmadığımız bir sahneyi yaşamıştık. İlk kez bir oyuna, başka bir firma tarafından ek görev pakedi hazırlanıyordu. Sierra On-Line Entertainment, Diablo: Hellfire adlı ek görev paketini piyasaya sürmüştü.

 

e
başlamıştı.

10 yaşımdayken karşıma çıkan bu bitmap grafikli oyun,
Hack&Slash türünü ortaya çıkarmayı başarmıştı. Karanlık yapısıyla oyuncuyu
içine çeken bu şeytani yapım, küçük yaştaki oyuncular için uzun süreli bir gece
uyuyamama sendromuna yol açmıştı.

Kolay kavranan bir oyun yapısı olması ve bu sayede ortaya
çıkan yüksek oynanabilirliği sayesinde tüm dünyada bir anda efsane haline
gelmişti. Blizzard’ın Blizzard olarak anılmasının en büyük sebeplerinden biri
de Diablo’ydu.

Oyun o kadar popüler olmuştu ki, bilgisayar oyunları
tarihinde görmeye hiç de alışkın olmadığımız bir sahneyi yaşamıştık. İlk kez
bir oyuna, başka bir firma tarafından ek görev pakedi hazırlanıyordu. Sierra
On-Line Entertainment, Diablo: Hellfire adlı ek görev paketini piyasaya
sürmüştü.

Angry Birds Heikki’nin Çıkış Tarihi Belli Oldu

1 milyar indirme barajını geçen Angry Birds ailesine yeni bir üye daha ekleniyor. Rovio, bugün Heikki adındaki yeni Angry Birds versiyonunun tanıtım sitesini yayına aldı.

Rovio, bir süredir Formula 1′in Finlandiyalı pilotlarından Heikki Kovalainen ile reklam kampanyası yürütüyordu. F1 pilotunun kaskındaki kızgın kuşlar, bu reklam kampanyasının görünen yüzü idi ama Rovio bizleri ters köşeye yatırmayı başardı.

Heiki‘nin F1 pistlerinde kullandığı Angry Birds‘lü kaskı, domuzlar tarafından çalınıyor. Bu kaskı bulmak ise bizim kızgın kuşlara düşüyor. Ve böylece yeni Angry Birds’ün seneryosu da ortaya çıkmış oluyor.

Resmi olarak 18 Haziran‘da çıkacak olan Angry Birds Heikki hakkında henüz şimdilik çok fazla bir detay bulunmuyor. Fakat Rovio’nun kısa bir süre içerisinde yeni paylaşılmar yapması bekleniyor.

Angry Birds Heikki‘nin resmi tanıtım sistesine buradan ulaşabilirsiniz.

:: Angry Birds’ün seneryosu gittikçe bozuluyor mu?

 

İnternetteki Yeni Tehdit : Sexting

İngiltere‘de çocuklara yönelik şiddeti bitirmeyi amaçlayan sivil toplum kuruluşu NSPCC tarafından yaptırılan araştırma, sexting adı verilen yönelime dikkat çekiyor.

Yapılan araştırmalara göre 18 yaş altı her 3 kızdan 1’i bu şekilde özel ve cinsel içerikli fotoğraflarını paylaşmaya zorlanıyor. İşin ilginç yanı bu gibi taleplerin tanımadıkları kişilerden değil yakın arkadaşları tarafından yapılması.

Hazırlanan rapor, bu gibi istenmeyen durumlarla karşılaşılmaması için kurumların daha fazla çalışması gerektiği ve gençleri özellikle yakınlarına da çok güvenmemeleri konusunda eğitilmelerini ön görüyor.

Raporu hazırlayan akademisyenlerden biri olan Profesör Rosalind Gill, bugüne kadar öğrencilere hep dışarıdan gelebilecek tehditlerin anlatıldığını, fakat artık tehditlerin sadece dış dünyadan gelmediğine dikkat çekti.

Arkadaşlar arasında giderek daha da karmaşık bir hal alan iletişimin bu konunun tartışılmasını zorlaştırdığını belirten Prof. Gill, buna yönelik bir bakış açısı geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

İnternet yüzünden pek çok genç çocuk intihar da ediyor. Daha önce özel fotoğraflarının yayınlandığını öğrenen pek çok genç kız çözüm olarak intiharı seçmişti.

:: Bu gibi sanal gelişmeler sizce ülkemizde de var mıdır?

 

Facebook 1 Trilyon Dolar Eder mi?

Facebook’un bugün gerçekleştireceği halka arz öncesinde farklı tartışmalar da gündemdeki yerini koruyor. En çok merak edilen sorulardan birisi olan Facebook’un değeri 100 milyar doları geçecek mi sorusunun cevabının olumlu olacağı artık herkes tarafından kabullenilmişken yepyeni bir soru daha gündeme geldi. Facebook, önümüzdeki yıllarda 1 trilyon dolar değere sahip ilk şirket olabilecek mi?

Teknoloji analiz uzmanı ve Enderle Group Başkanı Rob Enderle, bunun mümkün olduğunu söylüyor. Facebook, bilindiği üzere geçtiğimiz yıl 3.7 milyar dolar gelir elde etmeyi başarmıştı. Değerinin de halka arz sonrasında 100 milyar dolar olması bekleniyor. Bu demek oluyor ki yıllık gelirle değer arasında yaklaşık 27 katlık bir oran var. Yani teorik olarak Facebook’un 1 trilyon dolar değere ulaşabilmesi için 37 milyar dolar yıllık gelir sağlaması gerekiyor. Ancak Zynga ile imzaladıkları ve önümüzdeki yıllarda bitecek olan anlaşmadan sonra Facebook gelirlerini arttırmayı başarabilecek mi bunu şimdilik bilemiyoruz.

  

Facebook çalışanları her ne kadar şimdilik Facebook’un potansiyelinin ufak bir kısmını kullanıyor olduğunu söylese de şirketin değerinin yatırımcıları ikna kabiliyetine bağlı olduğu da biliniyor. Bu demek oluyor ki hisse satım işlemlerinden sonra şirketin hesaplanan değeri, gerçek değerini yansıtmayabilir. Enderle’ye göre bu da yatırımcıların dikkat etmesi gereken ve Facebook için de tehlikeli olan bir durum.

Her ne kadar matematiksel olarak Facebook’un istikrarlı büyümesi şirketi birkaç yıl sonra 1 trilyon dolar barajının diğer tarafına geçmesini sağlayacak olsa da birçok analize göre 2014 yılında Apple, ipi önce göğüsleyerek 1 trilyon dolar barajını aşan ilk firma olacak. Apple’ın hisse değerinin 1.000 dolara çıkması beklenirken bu ihtimal pek uzak gözükmüyor. Bakalım teknoloji dünyasının bu iki dev şirketi önümüzdeki yıllarda beklendiği gibi bu dudak uçuklatan sayıya ulaşabilecekler mi.

:: Sizce Facebook 1 trilyon dolar eder mi?

Nvidia LTE için Qualcomm’a Savaş Açtı

Qualcomm, işlemci üretiminin yanında grafik üniteleri, mobil veri teknolojileri ve wireless teknolojileri başta olmak üzere pek çok konuda çip tasarlayan ve üreten bir firma. Özellikle mobil veri teknolojilerinde elinde pek çok patenti bulunduran Qualcomm, LTE teknolojisini destekleyen en güncel işlemcilere sahip.

Başta ABD pazarı olmak üzere LTE teknolojili rakip bir işlemci olmadığı için Qualcomm bu konuda oldukça rahat. Nvidia başta olmak üzere pek çok mobil işlemci üreticisi de bu durumdan oldukça rahatsız. Çünkü ABD gibi büyük bir pazarda LTE çipleri bulunmuyor.

Nvidia geçtiğimiz zamanlarda Icera Technology‘i LTE çipleri geliştirmek için kullanmaya başlamıştı. Bundan sonraki çıkaracağı LTE teknolojilerini Icera adı altında da kullanabilir. Ayrıca Nvidia, LTE’li ürünler çıkarabilmek için IPWireless‘den 500 tane yeni patent aldı.

Nvidia‘nın planlarına göre önümüzdeki yılın ilk aylarında ya da 2012’nin sonlarına doğru LTE destekli Tegra 3 işlemcileri gelecek. Tegra 3 Plus olarak da adlandırılabilecek işlemciler Icera üzerinden LTE teknolojisi ile donatılacak.

:: Nvidia Tegra 3, LTE desteği kazansa dahi başarılı olabilir mi?